Etiket: Çevre krizi

  • Rapor: Hava kirliliği Avrupa’da her yıl bin 200’den fazla çocuk ve gencin ölümüne neden oluyor

    Rapor: Hava kirliliği Avrupa’da her yıl bin 200’den fazla çocuk ve gencin ölümüne neden oluyor


    Avrupa Çevre Ajansı (AÇA), hava kirliliğinin Avrupa’da her yıl bin 200’den fazla 18 yaş altı çocuk ve gencin ölümüne neden olduğunu bildirdi. 

    Kurumun yayınladığı raporda, kirliliğin yaşamın ilerleyen dönemlerinde hastalık riskini de önemli ölçüde arttırdığı kaydedildi. 

    Raporda, birçok Avrupa ülkesindeki temel hava kirleticilerinin seviyesinin Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği sınırların üzerinde kaldığı uyarısı yapıldı. 

    Orta Doğu Avrupa ve İtalya bu durumdan özellikle ciddi şekilde etkilenen yerlerin başında geliyor. 

    Gençler hava kirliliğine karşı neden bu kadar savunmasız?

    Vücutları ve bağışıklık sistemleri hala gelişmekte olduğu için çocukların ve ergenlerin hava kirliliğine karşı  savunmasız olduğu biliniyor. 

    Kısa vadede nitrojen dioksit ve ozona, uzun vadede ise PM 2.5 olarak da bilinen ince partikül maddelere maruz kalmak çocukların akciğer fonksiyonlarını ve gelişimlerini etkiliyor. 

    Bu durum, Avrupa’daki gençlerin yüzde dokuzunu etkileyen astım da dahil olmak üzere solunum ve kardiyovasküler hastalıklara yol açıyor. 

    Hamilelik sırasında hava kirliliğine maruz kalmak, düşük doğum ağırlığı ve erken doğum gibi durumlara neden oluyor. 

    Rapor, 32 üyeli AÇA’da İngiltere, İsviçre ve Ukrayna’yı içermiyor. 2021 yılında hava kirliliğinin 311 bin genel ölüme neden olduğu tahmin ediliyor.

    Hava kirliliğine bağlı erken ölümlerin en yaygın nedenleri, kalp hastalığı ve inme olup, bunları akciğer hastalıkları ve akciğer kanseri takip ediyor. 

    Avrupa’da hava kirliliği ne kadar kötü?

    Rapora göre, 2021 yılında AB’nin kentsel nüfusunun yüzde 90’ından fazlası zararlı seviyelerde hava kirliliğine maruz kaldı. 

    İnsan sağlığına en çok zarar veren kirletici olan PM 2.5’e maruz kalma oranı yüzde 97 ile ilk sırada. İnce partikül madde felç, kanser ve solunum yolu hastalıklarının önde gelen nedenlerinden biri olarak biliniyor. 

    Veriler PM 2.5 seviyelerinin en kötü olduğu bölgelerin Orta Doğu Avrupa ve İtalya olduğunu gösteriyor. 

    Bunun başlıca nedeni evlerde ve sanayide kömür gibi katı yakıtların yakılması gösteriliyor. 

    ‘Çok kötü’ hava kalitesine sahip bölgeler arasında Polonya’daki Piotrkow Trybunalski ve Nowy Sacz, Hırvatistan’daki Slavonski Brod ve İtalya’daki Cremona yer alıyor. 

    Ozon ve nitrojen dioksit seviyeleri tüm ülkelerde DSÖ kılavuzlarını aşıyor. En yüksek ozon seviyeleri Akdeniz bölgesi ve orta Avrupa’da görüldü.

    Portekiz’deki Faro ve İsveç’teki Umea ve Uppsala, en düşük ortalama PM 2.5 seviyeleri ile en temiz Avrupa şehirleri olarak sıralandı.

    Hava kirliliğinden kaynaklanan zararları nasıl azaltabiliriz?

    AB Yeşil Mutabakatının bir parçası olan Sıfır Kirlilik Eylem Planı, blok genelinde emisyonları sınırlandırmayı ve hava kirliliğini azaltmayı amaçlıyor. 

    Plan, 2030 yılına kadar PM 2.5 kaynaklı ölümlerin sayısını 2005 seviyelerine kıyasla yüzde 55 oranında düşürmeyi hedefliyor.

    Okulların çevresindeki hava kalitesinin iyileştirilmesinin çocuklara verilen zararın azaltılmasına yardımcı olması bekleniyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun danışmanı olan ABD’li ekonomist Jeremy Rifkin kimdir?

    CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun danışmanı olan ABD’li ekonomist Jeremy Rifkin kimdir?


    ABD’li ekonomist, yazar, sosyal teorisyen, siyasi danışman ve çevre aktivisti Jeremy Rifkin’in Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanı olduğu bildirildi.

    CHP, 2023 ortalarında yapılacak seçimler öncesi mevcut iktidara ekonomi ve hukuk konularında sert eleştiriler yöneltiyor.

    Bununla birlikte Rifkin’le el sıkışıldığı CHP’den henüz resmi olarak teyit edilmiş değil. 

    Peki kariyerinde Avrupa Birliği ve Çin hükümetlerinin yanı sıra eski Almanya Başbakanı Angela Merkel’e “Üçüncü Sanayi Devrimi”nin uygulanması konusunda danışmanlık yapan Jeremy Rifkin kimdir? 

    Bilimsel ve teknolojik değişimlerin ekonomi, işgücü, toplum ve çevre üzerindeki etkileri ile ilgili 20’den fazla kitap yazan Rifkin’in kaleme aldığı eserler dünya genelinde 35’dile çevrildi ve genellikle en çok satanlar listesinde yer aldı. 

    Yazılarında “ilerleme çağından” sonra “dayanıklılık çağına” geçilmesini öneriyor ve  yeşil enerjinin öneminin altını çiziyor. 

    Rifkin, dünyanın önde gelen yenilenebilir enerji şirketleri, elektrik iletim şirketleri, inşaat şirketleri, mimarlık firmaları, bilişim ve elektronik şirketleri ile taşımacılık ve lojistik şirketlerinden oluşan “TIR Consulting” isimli danışmanlık şirketinin başkanlığını yürütüyor. 

    Kendi oluşturduğu küresel ekonomik kalkınma ekibi, Collaborative Commons ve Third Industrial Revolution (Üçüncü Sanayi Devrimi) için IoT (Nesnelerin İnterneti / fiziksel nesnelerin birbirleriyle veya daha büyük sistemlerle bağlantılı olduğu iletişim ağı) altyapısını geliştirmek için şehirler, bölgeler ve ulusal hükümetlerle birlikte çalışıyor. 

    Aynı zamanda ABD’nin Maryland eyaletine bağlı Bethesda kenti merkezli Ekonomik Eğilimler Vakfı’nın (FOET) kurucu başkanı. 

    Vakıf, küresel ekonomiye dahil olan yeni teknolojilerin ekonomik, çevresel, sosyo kültürel etkilerini inceliyor. 

    Jeremy Rifken son on yıldır Avrupa Birliği’ne ekonomi, iklim değişikliği ve enerji güvenliği alanlarında danışmanlık hizmeti veriyor. 

    Ayrıca AB Komisyonu, Avrupa Parlamentosu ve birçok AB ve Asya ülkesinin devlet başkanına danışmanlık yapıyor. 

    Avrupa Birliği’nin (Akıllı Avrupa olarak adlandırılan) küresel ekonomik kriz, enerji güvenliği ve iklim değişikliği üçlü sorununu ele alan Üçüncü Sanayi Devrimi uzun vadeli ekonomik sürdürülebilirlik planının baş mimarı olarak biliniyor. 

    1945 doğumlu Jeremy Rifkin, euronews’e daha önce verdiği bir mülakatta, Üçüncü Sanayi Devrimi’nden bahsetmiş ve bunu beş başlıkta topladığını söylemişti. “Şu anda fosil yakıtları kullanarak inşaa ettiğimiz 200 yıllık bir sanayi devriminin faturasını ödüyoruz.” diyen Rifkin, AB açısından bu beş başlığı şu şekilde sıralamıştı:

    • İlk temel ayak Avrupa Birliği’nin 2020’ye kadar ihtiyacının yüzde 20’sini yenilenebilir enerjiden karşılaması
    • İkinci ayak ekonominin yeniden canlandırılması 
    • Üçüncü ayak enerjiyi depolamak
    • Dördüncü ayak internet devrimi ile enerji devriminin kesiştiği nokta. İnternet sayesinde bir ağ kurarak enerjinin dağıtılması sağlanacak
    • Beşinci ve son ayak ise ulaştırma

    Rifkin, 1995 yılından bu yana Pennsylvania Üniversitesi Wharton School Yönetici Eğitim Programı’nda kürsüsü bulunuyor.

    Okul, CEO’lar ile üst düzey yöneticilere ticari faaliyetlerini sürdürülebilir ekonomilere dönüştürme konusunda eğitim veriyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • BM: Çevre kirliliği, Covid-19’dan daha fazla can kaybına yol açıyor

    BM: Çevre kirliliği, Covid-19’dan daha fazla can kaybına yol açıyor


    Birleşmiş Milletler (BM) Çevre Programı yayımladığı son raporda, ülkelerin ve şirketlerin yarattığı çevre kirliliği nedeniyle bir yılda yaşanan can kaybı sayısının Covid-19 kaynaklı ölümlerden daha fazla olduğunu bildirdi. Bazı zehirli kimyasalları yasaklamak için “acil ve büyük çaplı eylem” çağrısında bulundu.

    Raporun yazarlarından BM Özel Raportörü David Boyd, Covid-19’la mücadelenin başlamasından bu yana küresel çevre kirliliği risklerinin yönetiminin başarısız kaldığını belirtti.

    Boyd, Covid-19’un şimdiye kadar 5,9 milyon can kaybına yol açarken haşere ilacı, plastik ve elektronik atıkların sebep olduğu çevre kirliliğinin her yıl en az 9 milyon kişinin erken ölümüne sebebiyet verdiğini, çevre kirliliğinin Covid-19’dan daha ölümcül olduğunu kaydetti.

    Covid-19’la mücadelenin çevre kirliliği gündemini ikinci plana atmaması gerektiğini vurgulayan Boyd, teflon tencere gibi ev ürünlerinde kullanılan ve kansere yol açan polifloroalkil ve perfloroalkilin gibi hammaddelerin kullanımının yasaklanması gerektiğini belirtti.

    Boyd, “Kirlilik, temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevre hakkının yaygın şekilde ihlal edilmesine neden oluyor” dedi.

    Ayrıca raporda genelde nükleer test bölgelerini tanımlamak için kullanılan “kurban bölgeleri” teriminin iklim değişikliği nedeniyle yaşanamaz hale gelen, aşırı derecede kirlenmiş herhangi bir yeri kapsayacak şekilde genişletildiği dikkat çekti. Bu alanların temizlenmesini ve aşırı durumlarda, kirlilikten etkilenen çoğu yoksul, marjinal ve yerli toplulukların bu bölgeleri terk etmesinin sağlanması talep edildi.

    BM Çevre Programı’nın çevre kirliliğine dair raporu, BM İnsan Hakları Konseyinin gelecek ay Nairobi’deki toplantılarında masaya yatırılacak.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Black Friday alışverişleri ‘380 bin ton’ karbon salımına neden oluyor | Araştırma

    Black Friday alışverişleri ‘380 bin ton’ karbon salımına neden oluyor | Araştırma


    Black Friday…İnternet üzerinden ya da günlük hayatta alışverişin en çok yapıldığı güne Amerikalılar bu ismi veriyor.

    Araştırmalar, Black Friday nedeniyle atmosfere normalden 385 bin ton karbondioksit gazının salındığını gösteriyor.

    Kara Cuma aslında Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Şükran günü olan kasımın dördüncü perşembesini takip eden cuma gününü ifade ediyor ve 1952’den bu yana Noel alışveriş sezonunun ilk günü kabul edilerek indirimler başlıyor.

    Geçtiğimiz yıl yani 2020 Kasım’ında Kara Cuma haftasında yapılan alışverişler bir önceki seneye göre yüzde 22 oranında arttı. ABD’de başlayan bu tüketim çılgınlığı elbette internet kullanımının da artmasıyla birlikte tüm dünya ülkelerine yayıldı.

    Kimileri internet sitelerinin indirimleri için ekran karşısında dakikaları sayarken, kimi insanlar da mağazalarda akın ediyor. Bazı müşterilerin indirimleri ürünleri satın alabilmek için birbirlerine fiziksel şiddet uyguladığını görmek artık sıradan bir olay.

    Kara Cuma faturası

    “Kara Cuma aşırı üretim, tüketim ve stoklamaya sebep oluyor”

    Birçok sivil toplum örgütü (STK), Kara Cuma ve benzeri alışveriş kampanyalarını reddederek aşırı tüketime karşı kampanyalar yürütüyor.

    Bu sivil toplum örgütlerinden en büyüğü İngiltere’de 2013’te kurulan Fashion Revolution (FR) adlı kuruluş.

    FR’nin kurucusu Cary Somers, Kara Cuma haftasının endüstriyi aşırı derecede üretime sürüklediğini, bu malların hızlı bir şekilde satılabilmesi için de aşırı tüketimin körüklendiğini belirtiyor.

    “Büyük indirim kültürü marka ve firmaları aşırı üretim ve stok yapmaya itiyor. Bu firmalar Black Friday ya da benzeri indirim kampanyalarıyla bu stoğu kolayca eritebileceklerini biliyor. Potansiyeli olan her tüketiciyi boş geçmemek için türlü türlü yöntemlere başvuruluyor.” diyor Cary Somers.

    Normalde satılamayan teknolojisi eskimiş ya da eski moda ürünlerin stoklardan eritilebilmesi için büyük çapta indirimler yapılıyor. Firmalar söz konusu ürünleri indirimlerle de eritemeyince bağış yapma ya da çöpe atma gibi eylemlere başvuruyor.

    Geçtiğimiz günlerde Şili’de bulunan Atacama Çölü’ne atılan ikinci el ve satılamayan tekstil ürünlerinin sebep olduğu büyük kirlilik basına ve sosyal medya hesaplarına yansımıştı.

    Kara Cuma döneminde aşırı üretim, tüketim, endüstri ürünlerinin sevkıyatı, kargo uçakları, kargo gemileri, üretim esanasında kullanılan kimyasallar, üretimde kullanılan enerji, fosil yakıt kullanımı, mağazaların uzun süre açık kalması sebebiyle kullandığı elektrik ve sayılabilecek daha birçok nedenden ötürü ortaya çıkan emisyon oranıysa oldukça korkutucu boyutlarda.

    Money.co.uk’in araştırmasına göre 2021’in Kara Cuma haftasında açığa çıkacak karbondioksit oranı tam olarak 386.243 ton. Yani dünyanın en büyük hayvanı olan mavi balinalardan 3 bin 679 tanesini bir araya getirsek, bu sera gazı ağırlığa eş değer olduğunu görüyoruz.

    “İnsanlar alışveriş yaparken artık daha duyarlı”

    Uzmanlar, Kara Cuma döneminde indirimlerin yüzde 10 oranında daha az yapılmasının, dünya genelinde açığa çıkan karbon salımını yüzde 11 oranında düşürdüğünü hesapladı.

    Money.co.uk verilerine göre tüketiciler Covid-19 pandemisinin ve iklim değişikliğinin beklenmedik doğa olaylarına sebebiyet vermesinden dolayı alışveriş yaparken son 12 ayda daha duyarlı davrandı.

    Birleşik Krallık’ta her 4 kişiden biri çevrimiçi olarak (internet üzerinden) bir şeyler satın alırken bu eylemin çevreye olan etkisini de düşündü. Geçen seneye göre bu durum, yüzde 88 oranında artış gösterdi.

    Z kuşağı çevreye karşı en duyarlı yaş grubu

    Anketlere bakıldığında Z kuşağının (1998 ile 2012 arasında doğan kişiler) çevreye karşı en duyarlı grup olduğu görülüyor. Bu genç kuşak çevreye daha az karbon salımı olması için ortalama 10.54 euro daha fazla harcayabileceğini açıkladı.

    Money.co.uk’in finans uzmanlarından Salman Haqqi, bazı ülkelerde insanların çevreye karşı daha duyarlı davranmaya başladığını ancak bunun için çok daha fazlasının yapılması gerektiğini belirtiyor.

    Royal Mail ya da UPS gibi posta ve kargo şirketleri çevreye karşı daha az karbon salımı yaymak amacıyla filolarındaki fosil yakıtlı araçları, elektrikli araçlarla değiştirmeye başladı. Ancak dünyadaki elektrik üretiminin yüzde 71’inin kömür ve benzeri fosil yakıtlardan elde edildiği gerçeği, tüketiciler için aslında elektrikli arabaların şu an için “kötünün iyisi” bir seçenek olduğunu gösteriyor.

    İngiltere’de tüketicilerin yüzde 60.45’i sıradan bir kargo şirketi kullanan internet sitelerinden alışveriş yapmamayı tercih ettiğini belirtiyor.

    2006’dan bu yana sadece ABD’de Kara Cuma haftasındaki alışveriş çılgınlıklarında 10 ölüm ve 111 yaralanma vakası rapor edildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • COP26 İklim Konferansı’nın ana gündemi, küresel sıcaklık artışının 1,5 dereceyle sınırlandırılması

    COP26 İklim Konferansı’nın ana gündemi, küresel sıcaklık artışının 1,5 dereceyle sınırlandırılması


    İskoçya’da yapılacak 26’ncı BM İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP26), küresel sıcaklık artışının sanayi devri öncesine oranla 1,5 derece ile sınırlandırılmasına odaklanılacak.

    Dünya liderlerini iklim değişikliğiyle mücadele için her yıl bir araya getiren COP’un bu sene 26’ncısı yapılacak.

    Konferanslarda, liderler, 1992 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) uyarınca “tehlikeli iklim değişikliğini önlemek” ve küresel olarak adil bir şekilde sera gazı emisyonlarını azaltmanın yolları üzerinde duruyor, yeni hedefler belirliyor.

    Yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle bir yıl ertelenen konferans, 31 Ekim-12 Kasım’da Glasgow kentinde düzenlenecek.

    120’den fazla dünya lideri, konferansın ilk birkaç gününde bir araya gelecek. Liderler daha sonra ayrılarak yerlerini müzakereleri yapacak başta çevre bakanları olmak üzere üst düzey yetkililere bırakacak.

    Yaklaşık 25 bin kişinin katılması beklenen konferansta görüşmelerin 12 Kasım Cuma günü saat 18.00’de sona ermesi planlansa da geçmiş deneyimler, müzakerelerin cumartesiye ve pazara kadar uzayacağını gösteriyor.

    Küresel sıcaklık artışının 1,5 dereceyle sınırlandırılması hedefleniyor

    Bu seneki konferans, ağırlıklı olarak küresel sıcaklık artışının sınırlandırılmasına odaklanıyor. Bu konuda dönüm noktası olarak kabul edilen 2015 Paris İklim Anlaşması’nda ülkeler küresel sıcaklık artışını, sanayi devrimi öncesine oranla 2 derecenin “çok altında” tutmayı taahhüt ederken, bunu 1,5 derece ile sınırlandırmak için çaba göstereceklerini bildirdi.

    Bağlayıcı olan bu hedeflere ulaşmak için ülkeler, yakın gelecekte sera gazı emisyonunu azaltmak veya sıfırlamak için bağlayıcı olmayan ulusal hedefler üzerinde de anlaştı.

    Ancak bu ulusal hedeflerin, Paris İklim Anlaşması’ndaki sıcaklık hedeflerini tutturmak için yeterli olmayacağı hatta 3 derece veya daha fazla ısınmanın görüleceği belirlendi. Bunun üzerine Fransa’nın talebiyle 5 yılda bir yeni taahhütlerle masaya geri dönülmesini öngören bir mekanizma oluşturuldu. Bu 5 yıl, 31 Aralık 2020’de dolsa da salgın nedeniyle konu görüşülemedi.

    Yeni sözler verilmesi isteniyor

    Şimdi tüm ülkelerden, 1,5 derece hedefine uygun olarak ulusal hedeflerler belirlemeleri isteniyor. Bilim insanları, dünyanın 1,5 derece hedef için emisyonların 2030 yılına kadar 2010 seviyelerine kıyasla yüzde 45 azaltılması ve ardından da 2050’ye kadar net sıfır emisyona düşürülmesi gerektiğini tahmin ediyor.

    BM, eski veya revize edilen ulusal hedeflerin hala yetersiz olduğunu, hedeflerin, gerekli yüzde 45’lik kesintiden çok emisyonlarda yüzde 16’lık bir artışla sonuçlanacağı konusunda uyarıda bulundu.

    – Gözler Çin, Brezilya, Suudi Arabistan, Rusya ve Avustralya’da

    Emisyonda ülke olarak en büyük payı olan Çin’in lideri Şi Cinping’in Glasgow’a gelmesi beklenmiyor. Ancak buna rağmen Çin’in taahhütte bulunabileceği değerlendiriliyor.

    Şi, 2020’de Çin’in 2060 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşacağı sözü verse de analistler, Pekin’in uygulamalarının sıcaklığın 1,5 dereceyi aşmasına yol açabileceğini belirtiyor.

    Çin’in yanı sıra Suudi Arabistan, Rusya ve Avustralya dahil büyük fosil yakıt üreticileri de taahhütlerini güçlendirmeyi reddediyor. Brezilya ise hala Amazon ormanlarını kesmeyi sürdürüyor.

    Sıcaklık artışının etkisi

    Paris İklim Anlaşması’nın parçası olan ve 1,5 derecelik bir sıcaklık artışının gezegen için ne anlama geleceğini yakından incelemekle görevlendirilen Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli, 1,5 derece ile 2 derece arasındaki farkın büyük hasarlara yol açabileceğini belirledi.

    Buna göre, 1,5 derecelik artış; deniz seviyelerinin yükselmesi, mercan resiflerinin zarar görmesi ve sıcak hava dalgaları, kuraklıklar, seller, daha şiddetli fırtınalar ve diğer aşırı hava koşullarında artışa neden olsa da 2 derecelik artıştan çok daha az etkili olacak.

    Mevcut durumda sıcaklıklar halihazırda sanayi öncesi seviyelerin yaklaşık 1,1-1,2 derece üzerinde seyrediyor ve sera gazı emisyonları da artış eğiliminde.

    2020’de Kovid-19 kaynaklı karantinalar sırasında karbondioksit üretimi düşse de ekonomilerin toparlanmasıyla tekrar yükseldi. 1,5 derece hedefi için küresel emisyonların her yıl yüzde 7 azalması gerekiyor.

    Neler yapılması gerekiyor

    1,5 derece hedefi için karbondioksit ve diğer sera gazlarının 2050’ye kadar emisyonunun durdurulması şart. Bu noktada fosil yakıtların yakılması, metan gazı oluşturan tarım ve hayvancılık, ağaçların kesilmesi ve bazı endüstriyel işlemler gündeme geliyor.

    Geniş karbon depoları görevi gören ormanlar, turbalıklar ve sulak alanların çoğaltılması önlemler arasında sıralanıyor.

    Zirvede, 1,5 derece hedefinin yanı sıra yoksul ülkelere iklim konusundaki hedeflere ulaşmaları için yardım edilmesini öngören iklim finansmanı, kömürün aşamalı olarak kullanımına son verilmesi ve doğaya dayalı çözümler de masada olacak.

    Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadelede öncü rol üstlenme sözü veriyor

    Ekim başında Paris İklim Anlaşması’nı onaylayan Türkiye, 2053 net sıfır hedefine giden yol haritasını belirleyebilmek amacıyla 2022’nin başlarında kapsayıcı bir İklim Şurası oluşturacak.

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığının adı “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı” olarak değiştiren Türkiye; enerji, tarım, sanayi, ulaşım, ekonominin her sektöründe, iklim gündemiyle uyumlu güçlü politikalar uygulamaya ve küresel iklim eyleminde öncü bir rol üstlenme sözü veriyor.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da eylülde BM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, tedbir alınmadığı takdirde 1,5 derece hedefinin çok da mümkün olmayacağına işaret ederek “Bunun için öncelikle ve en çok da iklim değişikliğine yol açan sorunların ortaya çıkmasında tarihi sorumluluğu olan ülkelerin elini taşın altına koyması şarttır.” ifadesini kullanmıştı.

    “Dünya 5’ten büyüktür” tespitini, iklim değişikliği hususunda da tekrarladıklarını söyleyen Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulunmuştu:

    “Tabiata, havamıza, suyumuza, toprağımıza, yeryüzüne kim en çok zararı verdiyse, doğal kaynakları kim vahşice sömürdüyse, iklim değişikliğiyle mücadeleye en büyük katkıyı da onlar yapmalıdır. Geçmişten farklı olarak bu defa kimsenin, ‘Ben güçlüyüm, fatura ödemem’ deme hakkı yoktur. Çünkü iklim değişikliği, insanoğluna oldukça adil davranıyor. Avrupalı-Asyalı, Amerikalı-Afrikalı, zengin-fakir farkı dinlemeden herkese aynı muameleyi yapıyor.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • COP26 Zirvesi’ne Shell ve BP gibi petrol şirketlerinin sponsor olması yasakladı

    COP26 Zirvesi’ne Shell ve BP gibi petrol şirketlerinin sponsor olması yasakladı


    İskoçya’nın Glaskow şehrinde düzenlenecek 2021 Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı’na (COP26) “Big Oil” olarak bilinen dev petrol şirketlerinin sponsor olmak istediği ancak yetkililerin bunu kalıcı olarak yasakladığı kaydedildi.

    Çevre aktivistleri ve sivil toplum örgütleri (STK) uzun yıllardır iklimle alakalı uluslararası organizasyonlara petrol şirketlerinin sponsor olmasını protesto ediyordu.

    31 Ekim’de başlayacak ve 12 gün sürecek zirveye bir haftadan az bir süre kalırken, COP26 ile alakalı bazı kulis haberleri de gün yüzüne çıktı.

    Çevre aktivistleri ve sivil toplum örgütlerinin baskıları sonucu COP26 Zirvesi’ne sponsor olmak isteyen ve Big Oil olarak bilinen BP, Chevron, Eni, ExxonMobil, Shell, Total ve Conoco Phillips adlı uluslararası dev petrol şirketlerinin bu tarz eylemlerden yasaklandığı, zira bu şirketlerin “sıfır emisyon” hedeflerinin gerçeği yansıtmadığı ve öngörülen hedeflerden oldukça uzakta oldukları kaydedildi.

    Petrol şirketleri bu tarz konferanslarda yaptıkları sunumlarda kendilerini masum gösterdikleri ve bugüne kadar çevreye zarar verici eylemlerinden aklandıkları gerekçesiyle aktivistlerin büyük tepkisini çekiyordu.

    Bu kapsamda İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenecek BM İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP26) karbon salınımını azalması oldukça zor olan 7 farklı endüstriden 300’ü aşkın lider bir araya gelerek çözüm yöntemlerini tartışacak.

    ‘Big Oil’ şirketleri neden COP26’ya sponsor olma peşinde?

    Fosil yakıtların kullanımının durması yönünde çalışmalar yapan Culture Unstained örgütü, 2020 yılında Equinor, Shell ve BP’nin COP26’ya sponsor olmak için başvuruda bulunduğunu açıkladı.

    Bu şirketler aynı zamanda COP26’nın düzenleneceği Birleşik Krallık’ta hükümetle birlikte çalışmalar yapmak istedi.

    İfşa edilen bir elektronik postada Equinor şirketinin doğrudan COP26 yöneticilerine sponsorluk anlaşması için ne kadar para istedikleri, ne yapılacağı, zirvede şirketin konumunun ne olacağı gibi sorular yönelttiği öne sürüldü.

    İklim aktivistleriyse tüm bu çabaları fosil yakıt şirketilerinin bir oyunu olduğu görüşünde birleşiyor. Zira söz konusu petrol şirketlerinin çevresel sorumluluğa sahip olduğu imajını verip farklı yönde hareket etmelerine “green washing” deniyor. STK’lar bu şirketlerin COP26 gibi organizasyonlara sponsor olarak çevre kirliliğine karşı bugüne kadar yaptıkları olumsuz etkiyi kapatma çabası içerisinde olduğunu ifade ediyor.

    Rakamlara bakıldığı zaman aktivistlerin haklı olduğunu söylemek mümkün. Örneğin İngiliz-Hollanda ortaklığındaki çok uluslu petrol şirketi Shell reklam bütçesinin yüzde 80’ini “green washing” kampanyalarına harcarken, yatırımlarının yüzde 80’ise hala fosil yakıt merkezli projelere aktarıyor.

    Petrol şirketleri artık uluslararası çevre toplantılarına davet edilmiyor

    Culture Unstained örgütünün baskıları sonuç verdi ve petrol şirketleri COP26’da sponsor olarak yer alamayacak. Culture Unstained daha önce de COP26 ev sahibi ülkesi Birleşik Krallık hükümetine de baskı yaparak konu hakkındaki çekincelerini dile getirmişti.

    İngiltere’de bazı devlet memurları, COP26 öncesi Polonya’daki İngiliz Büyükelçiliği’nde düzenlenen çevre konulu etkinlikte Shell firmasının “sıfır emisyon” hedeflerinden uzakta olduğu konusunda uyarıda bulunmuştu.

    Bunun üzerine COP yetkilileri harekete geçti tüm çalışanlarla yapılan görüşmede, “BP’nin zirvede yer alarak şirkete ait yöneticilerin “çevre, iklim ve sürdürülebilir enerji” gibi konularda konuşma yapmasının doğru olmayacağı” görüşü benimsendi ve çevreyi kirleten firmalar COP26’dan çıkarıldı.

    Daha önce de Shell’in CEO’su Ben van Beurden, prestijli TED Gerisayım Zirvesi’ne şirketin çağırılmadığını duyurmuştu.

    “Petrol şirketlerinin COP müzakerelerinden dışlanması büyük bir adım”

    Culture Unstained Başkan Yardımcısı aktivist Dr. Chris Garrard, BM tarafından düzenlenen iklim müzakerelerinde petrol şirketlerine önemli platformlar verildiğini belirterek, bu şirketlerin iklim konusunda büyük çaba sarf ettiğini söylediklerini ancak aksi yönde hareket ettiklerini ifade etti.

    Petrol şirketlerinin artık COP müzakerelerine katılamayacak olmasının büyük bir adım olduğunu söyleyen Garrard,”COP26 organizatörleri bu firmaları dışlayarak petrol endüstrisinin “sıfır emisyon” iddialarının gerçeği yansıtmadığını kabul etmiş oldu. Ayrıca Paris İklim Anlaşması’nın (COP21) 1.5 santigrat derece hedeflerini baltaladığını da kabul ettiler.” diye konuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Tesla’nın Berlin’deki tartışmalı dev fabrikası ‘Giga Fest’ ile resmi açılışını yaptı

    Tesla’nın Berlin’deki tartışmalı dev fabrikası ‘Giga Fest’ ile resmi açılışını yaptı


    Elekrikli otomobil devi Tesla, Almanya’nın başkenti Berlin yakınlarında kurduğu fabrikada bir gün sürecek açılış partisi düzenledi.

    Yerel saatle sabah 10 sularında başlayan ve sosyal medyada ‘Giga Party’ olarak lanse edilen etkinliğe Tesla İcra Kurulu Başkanı (CEO) Elon Musk da katılacak.

    Gece yarısına kadar sürecek açılış partisinde müzik grupları, DJ’ler ve eğlence içerikli diğer aktiviteler organize edildi. Katılımcılar ücretsiz vegan yemek ve içecek büfelerinden istedikleri kadar yararlanabilecek.

    Tesla’nın CEO’su Elon Musk etkinlikle ilgili Twitter hesabından Almanca bir mesaj paylaşarak,” Bugün, Giga Berlin-Brandenburg’da eğlenceli bir parti var.” ifadelerine yer verdi.

    Etkinliğe binlerce kişi katılırken, civarda yaşayan bölge halkına öncelik verildi. Tesla, davetliler listesiyle ilgili geçtiğimiz hafta öncelikli bir liste yayımlamıştı.

    Ancak çevre aktivistlerinin Tesla’nın dev araç fabrikasının açılış partisinde bir eylem gerçekleştirmesi bekleniyor. Sosyal medya üzerinde paylaşılan mesajlarda sivil toplum örgütleri, Alman halkını “çevre ve ağaç katliamına ve aşırı su tüketimine” sebebiyet verdiklerini öne sürdükleri dev fabrikanın açılışını protesto etmeye davet etti.

    Paylaşılan mesajlarda, “Gelin siyasiler tarafından onay verilen bu çevre katliamını durdurmak için sokaklara inelim.” ifadeleri yer aldı. Fabrikanın yapım aşaması geçtiğimiz sene kış uykusundaki yılan, kertenkele ve diğer vahşi hayvanları rahatsız edeceği gerekçesiyle geçici süreliğine durdurulmuştu.

    Özellikle Green League çevre örgütü, Tesla’nın fabrika kurulumu için devletten çok hızlı bir şekilde onay aldığını belirterek, şirketin diğer firmalarla aynı prosedüre tabi tutulması gerektiğine dikkati çekiyor.

    Tesla, Berlin’de yılda 500 bin araç üretmeyi hedefliyor

    Grünheide’de fabrika kurararak 2021’in son çeyreğinde üretime başlamayı planlayan Tesla, bölgede sanayi alanı olarak düşünülen, ancak bir bölümü ormanlık olan bir arazi satın almıştı. Ancak çevre aktivistlerinin itirazları sonrası, 91 dönümlük ormanlık arazide ağaç kesimi 2020 Şubat’ında geçici olarak durdurulmuş ancak Berlin-Brandenburg Yüksek İdare Mahkemesi daha sonraki kararında ağaç kesimine onay vermişti.

    Tesla, Almanya’nın Brandenburg eyaletinde Berlin yakınlarındaki Grünheide’de inşaatına 2019’da başlanan tesisinde yılda 500 bin elektrikli otomobil üretmeyi planlıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye’de 2021’de yanan ormanlık alan miktarı geçen yıllara göre yüzde 755 arttı

    Türkiye’de 2021’de yanan ormanlık alan miktarı geçen yıllara göre yüzde 755 arttı


    Dünyanın en soğuk bölgelerinden Sibirya’dan, Akdeniz kıyılarına kadar, pek çok noktada çıkan orman yangınları bu yılın ilk 8 ayında, geçen yıllara göre çok daha fazla alanı küle çevirdi.

    Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi (EFFIS) verileri, orman yangınlarının yok ettiği alan miktarında 2021’in olağanüstü boyutta yıkıcı yıl olduğunu gösteriyor.

    Türkiye’de 2008 ila 2020’de her yıl ortalama 20 bin 760 hektarlık alan yanarken, bu miktar son 8 ayda yüzde 755 arttı. 2021’in ocak ile ağustos ayları arasında kül olan ormanlık alan 177 bin 476 hektara ulaştı.

    Türkiye’de bu yıl kaç orman yangını çıktı, önceki yılların verileri nasıldı?

    Türkiye’de 2008 ila 2020’de, her yıl ağustos ayına gelindiğinde çıkan orman yangını sayısı ortalama 59 olarak kayıtlara geçti; bu sayı 2021’de 159’a çıktı.

    EFFIS’in rakamlarına göre 12 yıllık geçmişte her yıl ortalama 129 kez alevlerle mücadele edildi. Bu yıl, bu rakam temmuz ayında aşıldı.

    Türkiye yangın sayısı

    İtalya ve Yunanistan’da orman yangını sayısı ve yanan alanlarda benzer tablo

    İtalya’da geçtiğimiz 12 yıllık sürede her ağustos ayına gelindiğinde ortalama 29 bin 805 hektarlık alan küle döndü. Bu yıl yanan alan miktarı ise yüzde 300 civarında arttı.

    İtalya’da 2021’de 118 bin 873 hektarlık alan alevlere teslim oldu.

    Türkiye ve İtalya’da olduğu gibi son haftalarda orman yangınlarıyla boğuşan Yunanistan’ın kaybı ise yüzde 1073 ile çok daha fazla.

    2008-2020 arasında her yıl ağustos ayına gelindiğinde yangınlarda kaybedilen alan miktarı ortalama 9 bin 919 hektar olarak kayıtlara geçti.

    Bu sene ise yanan alan miktarı 116 bin 365 olarak tespit edildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye’deki yangın uçakları: Akdeniz ülkelerinin kaç yangın söndürme uçağı var?

    Türkiye’deki yangın uçakları: Akdeniz ülkelerinin kaç yangın söndürme uçağı var?


    Türkiye’nin kaç yangın söndürme uçağı olduğu ve bunların akıbetine ilişkin birbiriyle tutarsız açıklamalar ve çelişkili bilgiler mevcut.

    Türkiye’nin tek havadan yangın söndürme uçak filosuna sahip olduğunu belirten Gökçen Havacılık envanterinde, 2009 yılında alınmış 9 adet CL-215 Bombardier yangın söndürme uçağı olduğu belirtiliyor.

    Oysa 2019 yılında Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Türkiye’nin elinde orman yangınlarıyla mücadele edecek bir uçak filosunun bulunmadığını açıklamış, Türk Hava Kurumu’nun elindeki CL-215 model 6 uçak olduğunu ve bunların üçünün faal olmadığı belirtmişti.

    THK: 3 yangın söndürme uçağı, 15 helikopter ve 2 yangın söndürme helikopteri

    Türkiye’de yangın söndürme uçağı ile ilgili haberlerin ardından bir açıklama yayımlayan Türk Hava Kurumu, “Şu anda Manavgat dahil ülkemizin çeşitli bölgelerinde 3 adet Beriev BE-200. 10 bin litre kapasiteli amfibik yangın söndürme uçağı, 15 adet Mİ-8 2.500 litre kapasiteli genel maksat helikopteri, 2 adet genel maksat yangın söndürme CH-47 Chinook 7,500 litre kapasiteli helikopterler olmak üzere toplam 20 aracımız Manavgat’taki orman yangınları dahil, ülkemizin her bölgesinde devam eden yangınlara ara vermeden müdahale etmektedir.” denildi.

    Akdeniz ülkelerinde durum ne?

    Peki, Türkiye gibi Akdeniz’e kıyısı olan ve sıcak havaların da etkisiyle sık sık orman yangınlarıyla karşı karşıya kalan diğer ülkelerde durum nasıl? AirMed&Rescue Dergisi’ne göre her yıl Avrupa’da 816 binin üzerinde havadan yangın söndürme sortisi gerçekleşiyor.

    Akdeniz ülkelerine baktığımızda ise tablo şu şekilde:

    Yunanistan

    Yunanistan bölgenin en geniş yangın söndürme uçak filolarından birine sahip.

    Canadair-Bombardier CL-215 Scooper ve CL-415 Superscooper uçaklarından oluşan filo her ne kadar biraz yaşlı olsa da 13 CL-215 ile 7 CL-415’den oluşan 20 uçaklık filo faal olarak kullanılıyor. Canadair filosunda daha önce 22 uçak vardı ancak 2 CL-415 kaza yaptı.

    Canadair CL-415 12 saniye içinde 6 tona kadar su alma kapasitesine sahip. 1.400 km uçuş menzili bulunan uçakların su alabilmek için 1.5 km’lik bir su pistine ihtiyaçları var.

    Yunanistan’ın elinde ayrıca 18 adet Polonya yapımı Pezetel tipi yangın söndürme uçağı da bulunuyor. 1983’ten bu yana kullanılan bu küçük uçaklar özellikle yeni model Canadair CL-415’lerin gelmesinin ardından günümüzde devriye/kontrol görevlerine verilmiş durumda. Yakıt tanklarına yapılan modifikasyonlar ile 2,5 saatlik uçuş süreleri 4,5 saate çıkarılmış.

    Fransa

    Fransa Sivil Savunma bünyesinde yer alan yangın söndürme uçaklarının sayısı 29. Bunların içinde 12 adet Canadair CL415, 10 adet Grumman S-2 Tracker, 4 adet Dash-8 Q400 ve 3 adet Beechcraft King Air 200 var.

    Filonun en eski uçakları olan ve 2019 yılı ağustos ayında yangın söndürme çalışmaları sırasında düşerek bir pilotun ölümüne neden olan Tracker’lar yerini 2020’de Dash model uçaklara bıraktı.

    O dönem Fransa 6 adet daha Dash alacağını duyurdu. Yeni nesil yangın söndürme uçağı olarak tanıtılan Dash, 10 ton su taşıma kapasitesine sahip.

    Beechcraft model uçaklar ise daha çok devriye görevleri için kullanılıyor.

    Bunların yanı sıra Fransa’nın ayrıca anakarasındaki ve denizaşırı Korsika topraklarındaki 22 üssünde faaliyet gösteren 40 adet EC145 helikopterden oluşan bir filosu bulunuyor. Filonun diğer arama kurtarma ve acil tıbbi müdahale görevleri arasında, gerektiğinde havadan yangınlara mücadele görevi de var.

    İspanya

    Akdeniz ikliminin de etkisiyle sık sık orman yangınlarıyla mücadele eden İspanya’nın elinde 17 uçaktan oluşan bir Canadair filosu bulunuyor (14 CL-215 ve 3 CL-415).

    İspanya’da yangın söndürme uçakları hava kuvvetlerinin bünyesinde görev yapıyor.

    Bunun yanı sıra Babcock adlı uluslararası bir firma İspanya’ya yangınlarda önemli destek sunuyor. İtalya’ya da aynı şekilde hizmet veren firmanın İspanya’da çeşitli türlerde 57 adet yangınla mücadele hava aracı bulunuyor.

    İtalya

    İtalya’nın yangın söndürme filosunda 16 CL-415 ile 3 CL-215’ten oluşan 19 uçaklık bir Canadair ağırlığı dikkat çekiyor.

    Babcock şirketinin yangınla mücadele için İtalya’da 100’ün üzerinde farklı türde hava aracı mevcut. Bunun içinde küçük, orta ve büyük boyutlarda helikopterler ve uçaklar var.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Dünya Limit Aşım Günü: ‘2021 kaynaklarını tükettik, 2022’den borç alıyoruz’

    Dünya Limit Aşım Günü: ‘2021 kaynaklarını tükettik, 2022’den borç alıyoruz’


    Bugün insanlığın, dünyanın bize sunduğu bir yıllık doğal kaynakları tükettiği gün olan Dünya Limit Aşım Günü. Küresel Ayak İzi Ağı’nın verilerine göre, 29 Temmuz itibarıyla, dünyanın bir yıl içinde yenilenebilme kapasitesinden fazlasını tüketmeye başlayacağız.

    Bu tarih, doğanın insana 2021 boyunca kullanması için sunduğu kaynakları, ilk 7 ayda tükettiğimiz ve yılın geri kalanında 2022’nin kaynaklarından borç alacağımız anlamına geliyor.

    Dünya Limit Aşım Günü, 2020 yılında pandemi kısıtlamalarının etkisiyle 22 Ağustos olarak belirlenmişti. Ancak bu iyileşme kısa ömürlü oldu. 2021’de yıllık karbon ayak izimiz geçen seneye göre yüzde 6,6 artarken, Limit Aşım Günü 2019 yılındaki tarihine geri geldi. Bu gerilemede Amazon ormanlarının kaybındaki ani artış ve küresel orman biyokapasitesindeki yüzde 0,5’lik düşüş de etkili oldu.

    “1.7 Dünyamız varmış gibi tüketiyoruz”

    Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın Türkiye ofisi, Dünya Limit Aşım Günü için yayınladığı basın açıklamasında “İnsanlık bugün gezegen üzerindeki ekosistemlerin yenileyebileceğinden yüzde 74 daha fazla kaynak kullanıyor. Bir başka deyişle 1.7 Dünyamız varmış gibi tüketiyoruz.” ifadelerini kullandı.

    “Tarihi ileri çekmek bizim elimizde”

    Küresel Ayak İzi Ağı hesaplamalarına göre bireylerin alabileceği önlemlerden biri otomobil kullanımını azaltmak. Motorlu araç kaynaklı karbon ayak izi yüzde 50 azaltılıp, otomobillerle kat edilen mesafenin üçte biri toplu taşıma araçlarıyla ve kalanı yürüyerek veya bisikletle kat edilirse Dünya Limit Aşım Günü 13 gün ötelenebilir.

    Gıda tüketirken de bilinçli davranıp israfın önüne geçilirse ve tüm dünyada gıda israfı yarı yarıya azaltılırsa bu tarih 13 gün ileri kaydırılabilir.

    Rapora göre kaybedilen ormanları geri kazanmak da bu gidişatı yavaşlatabilir. 350 milyon hektarlık alanı tekrar ağaçlandırmak Dünya Limit Aşım Günü tarihini 8 gün ileri kaydırabilir.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***