Etiket: Cari açık

  • Türkiye’de 12 aylık cari açık son 10 yılın zirvesine çıkarak 55,4 milyar dolar oldu

    Türkiye’de 12 aylık cari açık son 10 yılın zirvesine çıkarak 55,4 milyar dolar oldu


    Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan ödemeler dengesi verilerine göre, cari açık Şubat ayında beklentileri aşarak 8,78 milyar dolar oldu.

    Şubat ayında 12 aylık cari açık ise 55,4 milyar dolar oldu. Buna göre 12 aylık cari açık son 10 yılın zirve seviyesine ulaştı.

    TCMB verilerine göre 12 aylık cari açık 2012 yılı Ağustos ayından bu yana en yüksek seviyeye çıktı.

    Dış ticaret açığı şubatta 10 milyar doları geçti

    Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı şubatta 10 milyar 401 milyon dolar oldu. Bu dönemde, hizmetler dengesi kaynaklı girişler 2 milyar 334 milyon dolar, seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler de 1 milyar 652 milyon dolar olarak gerçekleşti.

    Birincil gelir dengesi kalemi şubatta 815 milyon dolar net çıkış, ikincil gelir dengesi kalemi ise 99 milyon dolar net giriş kaydetti.

    TCMB verilerine göre, şubatta doğrudan yatırımlar kaynaklı 505 milyon dolar ve portföy yatırımlarında 240 milyon dolarlık net giriş gerçekleşti.

    Şubatta doğrudan yatırımlardan kaynaklanan 505 milyon dolar ve portföy yatırımlarında 240 milyon dolarlık net giriş oldu.

    Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, şubatta yurt dışı yerleşikler, devlet iç borçlanma senetleri piyasasında 14 milyon dolarlık net alış, hisse senedi piyasasında ise 185 milyon dolarlık net satış gerçekleştirdi.

    Yurt dışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak, bankalar 1 milyar 158 milyon dolar net kullanım yaptı.

    Resmi rezervlerde şubatta 4 milyar 677 milyon dolarlık net azalış oldu

    Yurt içi bankaların yurt dışı muhabirlerindeki efektif ve mevduat varlıkları şubatta 80 milyon dolar net azalış kaydetti. Yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatları, yabancı para cinsinden 109 milyon dolar net azalış ve Türk lirası cinsinden 381 milyon dolar net artış olmak üzere toplam 272 milyon dolar yükseldi.

    Bu dönemde yurt dışından sağlanan kredilerle ilgili genel hükümet 222 milyon dolar net geri ödeme, bankalar ve diğer sektörler ise sırasıyla 1 milyar 124 milyon dolar ve 338 milyon dolar net kullanım gerçekleştirdi.

    Resmi rezervlerde şubatta 4 milyar 677 milyon dolarlık net azalış oldu

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • FT: Türkiye’nin ekonomik dayanıklılığı en büyük korkulara nasıl meydan okudu?

    FT: Türkiye’nin ekonomik dayanıklılığı en büyük korkulara nasıl meydan okudu?


    Dubai merkezli FIM Partnetrs yatırım şirketinde küresel gelişmekte olan pazarlar borç fonu yöneticisi olarak görev yapan Francecs Balcells, Türkiye gibi dolar borcu yüksek olan ekonomilerin bu kadar döviz kuru dalgalanmasında uzun zaman önce çökeceğini ancak Türkiye ekonomisinin hala ayakta durduğunu belirtti.

    Gazetede ‘Türkiye’nin ekonomik dayanıklılığı en büyük korkulara nasıl meydan okudu?’ başlığı ile kaleme alınan analizde yaşanan çalkantılı süreç incelendi.

    2011-2013 döneminde Türk lirasının dolar karşısında 2 lirayı bulması halinde ekonominin çökeceğine dair karamsar uyarıları hatırlatan Balcells, İngiltere merkezli Financial Times gazetesinde yazdığı makalede bu sınırın 3, 5 ve en son 13 liraya kadar çıkmasına rağmen ekonominin çökmediğine vurgu yaparak Türkiye ekonomisinin direncine dair sebepleri sıraladı.

    Türk ekonomisinin direncinin sebepleri

    Balcells’e göre birinci sebep bu yılın başlarına kadar Türk yetkililerin geçmişte olduğu gibi sermaye kaçışı ve para biriminde zayıflıkla karşı karşıya kalındığında yine faizleri gecikerek ve örtülü bir biçimde yükseltmesi. Ekonominin bu şekilde ani iniş ve çıkışla yönetilmesi sistemi bir süreliğine idare ediyor ve ekonomik aktörlere dengesiz bir ekonomi karşısında tampon oluşturma zamanı tanıyor. Dolar mevduatının birikmesi ve düşük düzeyli döviz borçları bankalara dolar fazlalığı sağlıyor ve böylece ucuz lira fonu alarak dolar ödünç vermeye ve kendileri için başka bir güvenlik mekanizması oluşturma süreci yaratıyor.

    Balcells’e göre bu direnci zaman içinde oluşturan yalnızca bankalar değil. Dolarizasyon ilerledikçe hanehalkları döviz yükümlülükleri olmadan dolar değerleri biriktirmeye devam etti. Bu bankaların hanehalklarına döviz cinsinden kredi vermeyi yasaklamasından kaynaklanıyor ve bu şekilde döviz risklerine karşı daha dirençli hale geliyor. Bu durum Balcells’e göre belki de düzenleyicilerin en büyük basireti.

    Bir diğer sebep ise ülkedeki kredi kaynak profilinin zaman içinde değişmesi. Değişken portföy akışı büyük ölçüde azaltıldı. Yabancılar yerel borç piyasasının yaklaşık yüzde 30’una sahipken bu rakam yüzde 5’e (mutlak değerlerle 3 milyar dolara) geriledi. Bu arada yerel halk ülkenin Euro devlet tahvillerinin neredeyse yüzde 50’sine sahip oldu.

    Bu Türkiye’yi sendikasyon kredi piyasası, ticaret finansı, iç kurumsal krediler gibi farklı dış kredi kaynaklarına bağımlı hale getirdi. Bu kaynaklar dış portföy yatırımcılara göre daha sabırlı ve daha uzun vadeye odaklı.

    Geçen zaman içinde ülkenin dış bilanço zincirinin en zayıf halkası olan Türk şirketlerin de borç düzeylerini bir şekilde azaltarak kısa vadeli döviz pozisyonu açısından pozitif bir ağ kurdu.

    Varolan sorunlar:

    Ancak yatırım uzmanına göre bazı sorunlar varlığını sürdürüyor. Bunların başında koordinasyon geliyor. Her ne kadar her sektör kağıt üzerinde yeterince likidite tamponuna sahip görünse de hepsi de birbirine göbekten bağlı. Bir sektörün kendi döviz değerlerini çekmesi bütün sistemde dalgalanma etkisi yaratabilir, çünkü o değerler bir başkasının bilançosunda bulunuyor.

    Buna karşın, Balcells’e göre ülke ağır adımlarla süregelen mevcut cari açığını, liranın çok büyük değer kaybı sayesinde ihracatı arttırıp ithalatı azaltarak fazla vermeye yöneldi. Ancak bunun başka bir ani iniş ve çıkış dönemi mi yoksa ekonominin dengelenmesi için politikaya dayalı olduğunu gösteren yapısal bir süreç mi olduğu henüz belirsiz. Üstelik bütün bu dirence rağmen şimdi de yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı ile dolarla satın alma gücünün kısıtlanması söz konusu.

    Yeni ekonomi modeli

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mart 2021’de geleneksel yaklaşımlı Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ı görevden almasının ve ekonomi aklına ters düşen faiz indirimlerinin öncesi ve sonrasının Türkiye ekonomisi açısından açık sonuçları olduğunun altını çizen Balcells’e göre geciktirilmiş faiz artışı içeren eski politika defteri şimdilik tamamen kapanmış görünüyor.

    Sistemdeki döviz dengesinin hala hükümetin kazalardan kurtulmak için kendini güvende hissetmeyeceği kadar zayıf durumda olduğunu belirten Balcells, yeni ekonomik modele ilişkin uyarıda bulunuyor. Balcells’e göre Ankara’nın övgüyle sunduğu yüksek tasarruf oranları ve ucuz para birimine dayalı “yeni ekonomik modeli” yüksek ve inatçı enflasyona karşı değerlendirilmeli ve hükümet talepte ortaya çıkan sancılı daralmayı kabul etmeli.

    Türkiye’nin bir dönem yabancı kredi kaynakları için çok cazip bir ülke olduğunu ancak durumun kötü yönde değiştiğini hatırlatan Balcells, yeni kredi kaynaklarının yerel halkla birlikte mevcut ekonomik düzene güvenip güvenemeyeceğinin soru işareti taşıdığını belirtiyor ve politikada yön değişmediği sürece hükümetin sınırları test ettiği yorumunu yapıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye’de ithalat-ihracat dengesi ne durumda, ithalata bağımlılık ne kadar?

    Türkiye’de ithalat-ihracat dengesi ne durumda, ithalata bağımlılık ne kadar?


    Türkiye’de Türk lirası değer kaybedip enflasyon artarken Covid-19 salgının ardından veriler ekonomik büyüme gösteriyor. Uzmanlar ise büyüme konusunda temkinli çünkü veriler 2020 yılı ile kıyası yansıtıyor. Peki, Türkiye’nin ithalat-ihracat dengesi ne durumda? Türkiye ihracatta ithal girdilere ne kadar bağımlı? Türkiye’de ihracatın ithalatı karşılama oranı son 30 senede nasıl değişti?

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre ihracat 2021 yılı Ocak-Kasım döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 33,8 artarak 203 milyar 94 milyon dolar; ithalat ise 23 artarak 242 milyar 443 milyon dolar olarak gerçekleşti. İhracatın ithalatı karşılama oranı Ocak-Kasım 2020 döneminde yüzde 77,3 iken bu oran Ocak-Kasım 2021 diliminde yüzde 83,8’e yükseldi.

    30 yıldan beri hep ticaret açığı var

    Türkiye’nin son 30 yılına baktığımızda hep ticaret açığı söz konusu. 1990’dan bu yana hep ithalat ihracattan fazla gerçekleşti. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 100 olduğu zaman ihracat ve ithalat eşit olduğundan ticaret açığı olmuyor. Bu oran düştükçe ticaret açığı da artıyor.

    1990 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 58 idi. 1994’te yüzde 78’e kadar çıkan oran 2000’li yılların başına kadar yüzde 50-60 civarında seyretti. 1990-2002 yıllarının ortalaması ise yüzde 62 oldu.

    İhracatın ithalatı karşılama oranı 2019’da yüzde 86’ya çıktı

    2003-2021 yılları kapsayan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) iktidarında ise ihracatın ithalatı karşılama oranı ortalama yüzde 68,7 gerçekleşti. 2011’de yüzde 56’ya kadar düşen oran 2019 yılında ise yüzde 86 ile son 30 yılın zirvesine çıktı. Covid-19 salgının başladığı 2020’de yüzde 77,3 olan İhracatın ithalatı karşılama oranı 2021’in ilk 11 ayında yüzde 83,8 gerçekleşti.

    İhracatta rekor yıl 2021: İlk kez 200 milyar doları aştı

    TÜİK hesaplamada özel ticaret sisteminden genel ticaret sistemine geçtiği için 2013 öncesi dönemle kıyas yapmak zor. Genel ticaret sistemi ile yapılan hesaplamaya göre 2013 ve sonrasında ihracatın en yüksek olduğu yıl 2021 olacak. Henüz aralık ayı verileri yansımamış olsa bile Ocak-Kasım döneminde ihracat 203 milyar 94 milyon Amerikan doları oldu. Böylece ihracat ilk kez 200 milyar doları aşmış oldu. Aralık verilerinin eklenmesiyle bu sayı daha da yükselecek. 2020 yılında ihracat 169,6 milyar dolarda kalmıştı.

    Ancak ithalat, ihracattan çok daha yüksek seviyelerde seyrediyor. Ocak-Kasım 2021 döneminde ithalat 242 milyar 440 milyon dolar oldu. 2013 sonrasına bakıldığında en yüksek ithalat miktarı 260 milyar 820 milyon dolar ile 2013’te gerçekleşmişti.

    Türkiye’nin ihracatında Almanya, ABD ve İngiltere zirvede

    Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ülkeler ise Batılı müttefikleri. Ocak-Kasım 2021 döneminde Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ülke yüzde 8,6 ile Almanya oldu. Bu ülkeyi yüzde 6,5 ile ABD ve yüzde 6,1 ile İngiltere izledi. İhracatın yüzde 5,1’i İtalya’ya gerçekleşirken komşu ülke Irak ise yüzde 4,9 oldu. Diğer bazı ülkelerin yüzdelik payları ise şöyle: İspanya 4,3; Fransa 4; Hollanda 3; İsrail 2,8; Rusya 2,6 ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 2,4.

    İthalatta Çin ve Rusya’ya bağımlılık

    İthalatta ise Çin ve Rusya’ya bağımlılık dikkat çekiyor. Ocak-Kasım 2021 döneminde ithalatın yüzde 12,5’i Çin’den; yüzde 10,4’ü ise Rusya’dan gerçekleşti. İthalatta Almanya’nın oranı yüzde 8,3; ABD ve İtalya’nın ise yüzde 4,2 oldu.

    Türkiye en çok ne ihraç ediyor?

    İhracatta fasıllara bakıldığında ise Türkiye en çok motorlu kara taşıtları ve parçalarını ihraç ediyor. Ocak-Kasım 2021 döneminde gerçekleşen ihracatın yüzde 11’i motorlu kara taşıtları faslında oldu. İkinci sırada yüzde 9,3 ile “kazanlar, makinalar, mekanik cihazlar ve aletler” yer alıyor. Demir ve çelik ise yüzde 7,5 ile üçüncü sırada. “Elektrikli makina ve cihazlar, ses kaydetme-verme, televizyon görüntü-ses kaydetme-verme cihazları ve bunların parçaları” ise yüzde 5,3 paya sahip.

    İthalatta başı mineral yakıt ve yağlar çekiyor

    Türkiye’nin ithalatında zirvede yüzde 21,4 ile “mineral yakıtlar, mineral yağlar ve bunların damıtılmasından elde edilen ürünler” yer alıyor. “Kazanlar, makinalar, mekanik cihazlar”ın payı ise yüzde 13,7. Demir ve çelik ise yüzde 12,2 ile üçüncü sırada.

    Hububat da ithalat listesinde

    Türkiye’nin ithalat listesinde eczacılık ürünleri yüzde 3,2 yer kaplarken hububat ürünleri yüzde 1,8 paya sahip. Tarım ülkesi Türkiye’nin ithalatında hububatın listeye girmesi dikkat çekiyor. Çiftçiler için çok önemli olan gübrelerin ithalattaki payı yüzde 0,9.

    İhracat ne kadar ithalata bağımlı?

    Türkiye’nin son yıllarda artarken bunun ithalata bağımlı olduğu yorumları da beraberinde geliyor. Üretim ve ihracat için ithal girdiler hayati role sahip. İhracatta ithalatın payı ise oldukça tartışmalı bir konu. En önemlisi bu oranı ithalat ve ihracat kadar tam olarak tespit etmek kolay değil. Uzmanlar çeşitli yöntemlerle bunu hesaplamaya çalışıyor. Ayrıca en güncel raporlar bile birkaç yıl öncesinin verilerini gösteriyor.

    OECD’ye göre bağımlılık yüzde 17

    Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) raporları en temel verilerden birisi olarak kabul ediliyor. OECD’nin ihracatta ithalatın payına dair son verileri 2016 yılına ait. Buna göre Türkiye’nin ihracatında ithal girdilerin payı yüzde 16,5. Türkiye bu alanda 37 ülke içinde 28. sırada yer alarak oldukça iyi durumda görünüyor. Zirvede yüzde 67 ile Lüksemburg var. En iyi durumda ise yüzde 9 ile ABD bulunuyor. Diğer bazı ülkelerde bu oran şöyle: İngiltere yüzde 15, Kanada yüzde 20, Almanya yüzde 20, Fransa yüzde 22, Güney Kore yüzde 30.

    Öte yandan OECD’ye göre Türkiye’de bu oran 2014 yılında yüzde 21,8 idi.

    Berat Albayrak: Almanya ve Fransa’dan daha iyi durumdayız

    Dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak Mayıs 2020’de Twitter hesabından yaptığı paylaşımda OECD verilerine işaret ederek Türkiye’nin ihracatının ithalata bağımlı olduğu yaklaşımının temelsiz olduğunu kaydetmişti. Albayrak şu yorumu yaptı: “İhracatımız ithalata bağımlı yaklaşımının temelsiz olduğu ortaya çıktı. OECD’nin ihracatın içindeki ithalat payı araştırmasına göre Türkiye yüzde 16,5 ile en iyi 20’de ve Almanya, Fransa, İtalya’dan iyi durumda. Yerlileştirme ve üretim desteklerimizle bu oranı daha da düşüreceğiz.”

    Merkez Bankası: İhracatta ithal girdilerin oranı yüzde 32 civarında

    Öte yandan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) uzmanlarına göre OECD’nin Türkiye hesaplaması eksik. Merkez Bankası’nın yayımladığı rapora göre hazırladığı rapora göre ihracatta ithal girdilerin oranı 2018 yılında yüzde 32 civarında gerçekleşti.

    TCMB’den Yasemin Erduman, Okan Eren ve Selçuk Gül’ün 2019 yılında bankanın websitesinde yayımladıkları rapor ve aynı kişilerin Central Bank Review (Merkez Bankası İncelemesi) dergisinde 2020 yılında yayımladıkları akademik makale Türkiye’nin üretim ve ihracatında ithal içeriğin rolünü ortaya koyuyor. TCMM raporuna göre 2002-2017 yılları arasında Türkiye’nin ihracatında ithal girdilerin payı ortalama yüzde 32 oldu. İthalatın üretimdeki payı ise aynı dönemde 18 oldu.

    TCMM uzmanları raporda ihracatta ithalatın payının; üretimde ithalatın payından yaklaşık yüzde 10 puan yüksek seyrettiğine dikkat çekiyor. Uzmanlara göre OECD’nin 2016 yılına dair Türkiye için açıkladığı yüzde 16,5’lik oran “üretimde ithalatı” yansıtmaya daha yakın bir açıklama.

    Üretim için Türkiye neleri ithal ediyor?

    TCMM uzmanlarına göre Türkiye’nin üretiminde ithal girdilerin payı ise 2002-2018 yılları arasında yüzde 18 oldu. Bu oran sektörlere göre değişiyor. Merkez Bankası’nın raporuna göre 2017 yılında motorlu taşıt üretiminde yaklaşık yüzde 48 oldu. Bu oran 2002 yılında yüzde 33 civarındaydı.

    Bilgisayar ve elektronik ürünlerinin üretiminde ithal girdilerin payı ise 2017 yılı itibariyle yüzde 55’i aşmış durumda. Temel metallerde ise ithalatın oranı yüzde 50’ye vardı.

    İthal girdilerin yüksek olması olumsuz bir tablo mu?

    Öte yandan, ithal girdilerin yüksek olmasının ne anlama geldiği konusunda da farklı bakış açıları mevcut. Merkez Bankası uzmanlarından Elif Özcan Tok, Orhun Sevinç ve Semih Tümen’in bankanın blog sayfasında yayımladıkları makaleye göre “ithal girdi kullanımının yüksek olması bütünüyle olumsuz bir durum değil”. Bu kişilere göre “bu konuda yapılan akademik çalışmalar ithal girdiye erişimin toplam verimliliği artırabildiğine ilişkin bulgular” da var. Semih Tümen 2021 yılında Merkez Bankası Başkan Yardımcılığına atanmış; kısa süre görevden alınmıştı.

    Cumhurbaşkanlığı’ndan “ithalatta bağımlığın azaltılması eylem planı”

    Öte yandan, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın 2018 yılında “İthalata Olan Bağımlılığın Azaltılması Programı Eylem Planı” açıkladığı ortaya çıktı. Cumhurbaşkanlığı’nın internet sitesindeki plana göre ara malı ithalatının GSYH içindeki payı 2000 yılındaki yüzde 13,6 seviyesinden 2011 yılında yüzde 22,4 seviyesine yükseldi. Plana göre “ara malı ithalatındaki bu artış eğilimi, istikrarlı ve sürdürülebilir büyüme için üretim sürecinde yurtiçi kaynakların daha etkin ve verimli kullanılmasının önemine işaret” ediyor.

    Eylem planının önerisi ise “yerli ve milliliğe” dikkat çekiyor: “Yurtiçinde üretilen ürünlerin standart ve kaliteleri ile teknoloji kapasitesinin yükseltilmesinin desteklenmesi; yurtiçinde üretilen özellikle ara mallarında kullanıcılar arasında bilgi ve farkındalık düzeyinin artırılması; kamu alımlarında yurtiçinde üretilen ve yerli girdileri kullanan nihai ürünlerin tercih edilmesi; yerli doğal kaynakların etkin kullanımı; atıkların ekonomiye kazandırılması ve enerji, ulaşım, iş gücü gibi üretim maliyetlerinin düşürülmesi yönünde tedbirler alınması gerekmektedir”

    DİR’e göre ihracatta ithalatın oranı yüzde 44

    Dahilde İşlem Rejimi (DİR) açısından dış ticarete bakıldığında ihracatta ithalatın payı 2018 yılında yüzde 44 idi. Asaf Savaş Akat’ın İktisat ve Toplum dergisindeki makaleye göre 2005-2018 yılları arasında bu oran yüzde 42’nin altına düşmedi; yüzde 49’un da üstüne çıkmadı. Ancak bu veriler fiili ticareti değil; izin belgeleri yansıtıyor.

    Dahilde İşlem Rejimi (DİR) nedir?

    Dahilde İşlem Rejimi (DİR), ithal girdi kullanan ihracatçıların vergi, harç, vs. maliyetlerini düşürmeyi ve işlerini kolaylaştırmayı amaçlayan bir teşvik mekanizması. DİR, Ticaret Bakanlığı’nın tanımıyla “Türkiye’nin ihraç ürünlerine dünya piyasalarında rekabet gücü kazandırmak ve ihraç ürünlerini çeşitlendirmek amacıyla, dünya piyasa fiyatlarından gümrük muafiyetli olarak, ticaret politikası önlemlerine tabi olmaksızın, ihraç ürünün üretimi için gerekli olan ve fiyat ve/veya kalite bakımından yurt içi piyasalardan temin edilemeyen, ham madde, yardımcı madde ve ambalaj malzemeleri ithalatına imkan veren bir gümrük rejimi”. Bu sistemde ihracatçı firma, ihracat ve ithalat miktarlarını belirterek önceden teşvik belgesi (izin) alıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***