Etiket: Boğaziçi Üniversitesi

  • Boğaziçililer Fen-Edebiyat Fakültesi önünde eylem yaptı: ‘Naci İnci ve yönetiminin aldığı hiçbir kararı tanımıyoruz’

    Boğaziçililer Fen-Edebiyat Fakültesi önünde eylem yaptı: ‘Naci İnci ve yönetiminin aldığı hiçbir kararı tanımıyoruz’



    Boğaziçi Üniversite kayyum yönetimi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin (İİBF) kapatılmasına gelen tepkilerin ardından geri adım attı. Ancak dünkü senatoda alınan karara göre Fen Edebiyat Fakültesi ‘Fen Fakültesi’ ve ‘İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi’ olarak ikiye bölünecek. Yönetim Bilimleri Fakültesi’nin de kapatılarak İİBF’ye dahil edilecek. Plan, oy çokluğuyla kabul edildi.

    Bugün Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğünden gelen e-maile göre Fen-Edebiyat Fakültesi’nin ikiye bölünmesi ve Yönetim Bilimleri Fakültesi’nin kapatılması kararı kesinleşmiş oldu.

    Gönderilen e-mailde “Fen -Edebiyat Fakültesi, iki fakülte olarak yeniden yapılandırılmıştır: Fen Fakültesi (School of Science) ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi (School of Humanities and Social Sciences). Böylece çalışma konusu ve metodolojisi birbirine benzer bölümlerin aynı fakülteler altında yer alması sağlanmıştır. Yönetim Bilimleri Fakültesinde yer alan Yönetim Bilişim Sistemleri, Uluslararası Ticaret ve Turizm İşletmeciliği bölümleri, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesine bağlanmıştır” denildi.

    FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ BİNASININ ÖNÜNDE EYLEM GERÇEKLEŞTİRİLDİ

    Boğaziçi Üniversitesi Öğrenci Temsilciliği Kurulu (ÖTK), “antidemokratik senato kararlarına karşı” Fen-Edebiyat Fakültesi önünde buluşma çağrısı yaptı. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, ÖTK’nin çağrısıyla Fen Edebiyat Fakültesinden İİBF’ye yürüyüş gerçekleştirdi. Öğrenciler, “Kayyum elini fakültemden çek”, “Üniversiteler bizimdir, bizimle örgütleşecek” sloganlarını attı.

    “ÜNİVERSİTEMİZ, BİLEŞENLER TAMAMEN DIŞLANARAK YÖNETİLİYOR; KARARLAR TEPEDEN İNME ŞEKİLDE ALINIYOR”

    Yürüyüşün ardından öğrenciler, Fen-Edebiyat Fakültesi önünde basın açıklaması yaptı. Yapılan basın açıklamasında, “Üniversitemiz 3 seneye yakın bir süredir üniversite bileşenleri tamamen dışlanarak kayyum rektör yönetimi tarafından yönetiliyor. Kararlar tepeden inme şekilde alınıyor. Çarşamba günü Senato toplantısında Fen-Edebiyat Fakültesi’nin ikiye bölünmesi kararı alındı. Bu karar üniversite bileşenlerine rağmen alındı. Akademik süreçlerin nasıl ilerleyeceği ya da lojistik sıkıntıların nasıl çözüleceğine dair hiçbir plan yok. Kayyum rektör yönetimi gönderdiği maille yalanlamış olsa da hukuk fakültesi kurulduğu günden beri hukuk binası olarak tanıtılan İİBF binasının hukuk fakültesine verilmesi, İİBF öğrencilerinin ise Hisar Kampüse gönderilmesi tehlikesi devam ediyor. Ancak bu karar okulun tüm öğrencilerini etkiliyor çünkü bir kez daha tek bir adamın ağzından çıkan sözün nasıl bir etkisi olduğunu gördük” denildi.

    “DÜNKÜ KALABALIĞIMIZIN, BUGÜNKÜ BİRLİKTELİĞİMİZİN SEBEBİ ÜNİVERSİTEMİZE SAHİP ÇIKMAMIZ”

    Talepleri gerçekleşene kadar demokratik üniversite mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini söyleyen öğrenciler, “Üniversitemizin itibarına zarar verenler, bizi kulüp odalarından çıkaranlar, yurtsuz bırakanlar, akademisyenlerimizi, sıra arkadaşlarımızı uzaklaştıranlar kayyum rektör Naci İnci ve yönetimidir. Üniversitelerimiz de fakültelerimiz de bizimdir. Üniversitesine sahip çıkan öğrenciler olarak bir kez daha tekrar ediyoruz. Naci İnci ve yönetiminin aldığı hiçbir kararı ne olursa olsun kabul etmiyoruz. Özgür, özerk, demokratik üniversite mücadelemizden vazgeçmiyoruz. Dünkü kalabalığımızın, bugünkü birlikteliğimizin sebebi Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin üniversitesine ve iradesine sahip çıkmasıdır” dedi.

    Eylemden sonra Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, Fen Edebiyat Fakültesi’nin kayyum rektör Naci İnci tarafından bölünmeye çalışılmasına karşı forum gerçekleştirdi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Boğaziçi’nde Murat Gülsoy’un üniversiteye girişi yasaklandı: “30 yıldır hocası olduğum…”

    Boğaziçi’nde Murat Gülsoy’un üniversiteye girişi yasaklandı: “30 yıldır hocası olduğum…”



    Boğaziçi Üniversitesi’nde Naci İnci’nin rektör olarak atanmasıyla birlikte, yıllarca üniversitede görev yapan akademisyenlerin kurumla ilişiği kesildi, kampüse girmeleri yasaklandı.

    Öğrenciler ve öğretim görevlileri tarafından “kayyum rektör” olarak anılan İnci’nin yeni hamlesi ise Murat Gülsoy’a karşı oldu.

    “30 YILDIR HOCASI OLDUĞUM ÜNİVERSİTEYE GİRİŞİM YASAKLANMIŞ”

    Yazar ve akademisyen Murat Gülsoy, görevli olduğu Boğaziçi Üniversitesi’ne girişinin yasaklandığını açıkladı.

    Gülsoy, 30 yıldır akademisyen olarak çalıştığı üniversiteye girişinin yasaklandığını söyledi.

    Murat Gülsoy, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:

    “An itibariyle 30 yıldır hocası olduğum Boğaziçi Üniversitesi’ne girişim yasaklanmış, kapıdan içeri alınmadım. Bir tutanakla belgelendi.”


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Barınma sorunu yaşayan öğrenciler “cemaat yurtlarına” mahkum ediliyor: “Bu yurtlarda kaldığınız sürece birey olmak yerine onların bir uzantısı oluyorsunuz”

    Barınma sorunu yaşayan öğrenciler “cemaat yurtlarına” mahkum ediliyor: “Bu yurtlarda kaldığınız sürece birey olmak yerine onların bir uzantısı oluyorsunuz”



    Türkiye’de pek çok öğrenci ekonomik kriz, artan ev kiraları, özel yurt ücretleri ve Kredi Yurtlar Kurumu (KYK) yurtlarının yetersiz kalmasından dolayı barınma sorunu yaşıyor.

    Gerçek Gündem’e konuşan üniversite öğrencileri fahiş kira fiyatları ve ekonomik nedenlerden dolayı barınma sorunuyla başa çıkmak zorunda kaldıklarını ve kalacak yer bulamadıklarını anlatıyor. Öğrenciler okulunu bile dondurmayı düşündüklerini söylüyor.

    “GERİYE KALAN SEÇENEKLER KYK VE CEMAAT YURTLARI”

    Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Nazlı Bayrak, Boğaziçi Üniversitesi’nde yurtsuz bırakılan öğrencilerden biri. Anne ve babasının asgari ücret aldığını söyleyen Bayrak, ekonomik nedenlerden dolayı eve çıkacak durumunun olmadığını ifade ediyor. Boğaziçi Üniversitesi’nin bulunduğu Rumelihisarüstü’nde kiralar 20 bin TL’den başlıyor.

    “Benim gibi binden fazla öğrenciyi yurtsuz bıraktılar. Okulumu dondurmayı bile düşünüyorum çünkü bu şartlarda ev tutmam imkansız. Geriye kalan seçenekler de KYK yurtları ya da cemaat yurtları” diye konuşan Bayrak, ortaokuldan üniversiteye kadar cemaat yurtlarında kaldığını söyledi.

    “BU YURTLARDA KALDIĞINIZ SÜRE BOYUNCA BİR BİREY OLMAK YERİNE ONLARIN BİR UZANTISI OLUYORSUNUZ”

    Bayrak, İzmir’de İmam Hatip Ortaokuluna başladığı yıl “cemaat yurtlarında” kaldı. Ailesinin isteğiyle henüz 10 yaşındayken cemaat yurtlarına gönderildiğini söyleyen Bayrak, üniversiteye başlayana kadar “Süleymancılar” diye anılan tarikatın “yurtlarında” kaldı. Bayrak, “cemaat yurtlarının” yaş fark etmeksiniz kalan herkeste bir şekilde travma oluşturduğunu söyledi ve ekledi:

    “Cemaat yurtları kesinlikle insani şartların sağlandığı barınma seçeneği değiller. Bu yurtlarda kaldığınız süre boyunca bir birey olmak yerine onların bir uzantısı oluyorsunuz ve sizi kendilerine benzetmek için her şeyi yapıyorlar.”

    “ANNEMLER BENİ YURDA BIRAKIP ÇIKTIKTAN SONRA HİSSETTİĞİM YALNIZLIĞI HAYATIM BOYUNCA HİÇBİR ZAMAN HİSSETMEDİM”

    Cemaat yurtlarında kalmaya başladığında ilkokul 4’üncü sınıfta olan Bayrak, ailesinin kendisini bu yurtlara zorla gönderdiğini söyledi. Bayrak, “Ailem bu yurtlarda kalmamı istiyordu. Annemler beni yurda bırakıp çıktıktan sonra hissettiğim yalnızlığı hayatım boyunca hiçbir zaman hissetmedim” diye konuştu.

    “BİR ODADA 20 KİŞİYLE BİRLİKTE KALIYORDUK”

    Boğaziçi öğrencisi Bayrak, kaldığı “cemaat yurtlarını” şöyle anlattı:

    “Aslında yurtlarda isteyerek kaldığımı sanıyordum ama işin içine girince her şey daha farklı olmaya başladı. Kaldığım yer 3 odalı bir evdi. Bir tane baş hoca vardı. Hocanın kendi odası vardı ama biz salon olarak kullanılan bir odada 20 kişiyle birlikte kalıyorduk. Yerlere yatak serip o odada uyuyorduk, sabahları da yataklarımızı toplayıp aynı yerde ders işliyorduk. Yemek vaktinde de yine aynı odada hep birlikte yemek yiyorduk. Gelen çocukların yaşları 10-16 arası değişiyordu. Babam benim de okula devam etmeyip medresede kalmam için çok uğraştı ama annemin mücadelesiyle okula devam ettim.”

    “ONLAR İÇİN ÇOCUKLARI MANİPÜLE ETMEK DAHA KOLAY”

    Ortaokuldan sonra liseyi de kız imam hatip lisesinde okuyan Bayrak, 18 yaşına kadar cemaat yurtlarında kaldığını söyledi. Bayrak, “Ailem liseden sonra beni bu yurtlara bir daha göndermediler. Zaten bu tarz yerlerde 18 yaşın üstünde neredeyse hiç kimse kalmıyor çünkü onlar için çocukları manipüle etmek çok daha kolay” dedi.

    “GECE YATARKEN BİLE BAŞIMIZI AÇMAMIZA İZİN VERMEZLERDİ”

    Yurt içerisinde uyulması gereken katı kuralların, katılımı zorunlu olan dini derslerin olduğunu söyleyen Bayrak, “İlk defa cemaat yurtlarında kaldığımda 11 yaşındaydım. Gece yatarken bile melekler saçımızı görmesin diye başımızı açmamıza izin vermezlerdi” diye konuştu.

    “AİLEM YÜZÜNDEN ÇOCUKLUĞUMUN TAMAMI CEMAAT YURTLARINDA GEÇTİ”

    İstanbul’da binlerce öğrenci gibi barınma sorunu yaşayan üniversite öğrencisi Emre* ise, bir yılı aşkın süredir çadırda kalıyor. Kalacak yer bulamadığı için parklarda, sokaklarda ve kütüphanelerde kalan Emre*, bu durumun nedeninin ailesinden kaynaklandığını söylüyor:

    “Ailem yüzünden çocukluğumun tamamı cemaat yurtlarında geçtiği için bir daha bu yurtlarda kalmak istemiyorum. Ev ve yurt fiyatları da çok yüksek. Aklıma çadır fikri geldi ve son paramı çadıra harcayıp uzun bir süre çadırda yaşadım.”

    Barınma sorunu yaşayan öğrenciler "cemaat yurtlarına" mahkum ediliyor: "Bu yurtlarda kaldığınız sürece birey olmak yerine onların bir uzantısı oluyorsunuz" - Resim : 4

    “BİR YILDAN UZUN SÜREDİR ÇADIRDA, PARKTA, BANKTA YAŞADIM”

    İki işte çalışan Emre*, kronik rahatsızlığından dolayı çadırda yaşamanın kendisini çok zorladığını söylüyor. Eylül ayında yani okullar başladığında kalacak yer bulması gerektiğini belirten Emre*, kendisi gibi binlerce öğrencinin özellikle İstanbul gibi fiyatların çok yüksek olduğu yerde barınma sorunu yaşadığını ifade ediyor:

    “Ailevi nedenlerden dolayı gidecek hiçbir yerim yoktu. Bir yerden sonra durumu kabullenmek zorunda kalıp barınmayla, maddiyatla ve rahatsızlığımla başa çıkmak zorunda kaldım. Bir yıldan uzun bir süre kütüphanelerde, banklarda, parklarda yani kısacası sokakta yaşadım.”

    *İsmi değiştirilmiştir.

    Barınma sorunu yaşayan öğrenciler "cemaat yurtlarına" mahkum ediliyor: "Bu yurtlarda kaldığınız sürece birey olmak yerine onların bir uzantısı oluyorsunuz" - Resim : 5

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kayyum kadrolaşmasında yeni aşama: Boğaziçi Üniversitesi’nde sıra işçilere geldi!

    Kayyum kadrolaşmasında yeni aşama: Boğaziçi Üniversitesi’nde sıra işçilere geldi!



    Boğaziçi Üniversitesi kayyum yönetiminin öğrencilere ve akademisyenlere yönelik baskılarının ardından sıra çalışanlara geldi. Üniversitesinin dört çalışanı, sendikalı olduğu ve yönetimin istediği sözleşmeyi imzalamadığı gerekçesiyle görev yerlerinden çok uzak olan Kilyos Kampüse sürüldü. 

    Boğaziçi Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı’na bağlı Sosyal Tesis İşletmesi’ne bağlı Kennedy Lodge Yemekhanesi’nde 16 yıl boyunca organizasyon şefi olan Seral Çakır ile üç arkadaşı, 29 Mart 2023’te tazminatsız ve bildirimsiz işten çıkarılmışlardı. İşten çıkarılan dört işçinin savunmaları bile alınmamıştı.

    Çakır ve üç arkadaşının tazminatsız işten çıkarılmasından 3 ay sonra, bu sefer de dört işçi sendikalı olduğu için görev yerlerinden sürüldü. Kayyum yönetim tarafından görev yerlerinden çok uzakta olan Kilyos Kampüse sürülen işçiler de 29 Mart’ta işten çıkarılan işçiler gibi DİSK’e bağlı olan DEV-TURİZM-İŞ Sendikasına üye. 

    “ARKADAŞLARIMIZ SENDİKALI OLDUĞU İÇİN SÜRÜLDÜ”

    Gerçek Gündem’e konuşan Boğaziçi’nin tazminatsız işten çıkarılan 16 yıllık eski çalışanı Seral Çakır, dört arkadaşının Kilyos’a sürüldüğünü söyledi. İddiaya göre, işçilerin Boğaziçi Üniversitesi Kilyos Kampüse sürülmesinin nedeni, işçilerin sendikalı olması ve kayyum yönetimin istediği sözleşmeyi imzalamamaları.

    Görev yerlerinden çok uzak olan Kilyos Kampüse sürülen işçiler yönetimin bir sonraki adımının kendilerini işten çıkarmak olduğunu düşünüyor. 

    Kilyos Kampüse sürülen sendikalı işçilerden üçünün görev yeri Hisar Kampüsü’ydü. Ancak 2013 yılından beri Boğaziçi Üniversitesi’nde çalışan antrenör ve iki resepsiyonist, Hisar Kampüsü’nden yaklaşık 30 kilometre uzakta olan Kilyos Kampüse ‘görevlendirildi.’ Resepsiyonistlerden biri Boğaziçi’nin 17 yıllık çalışanı.

    “YÖNETİMİN İŞÇİLERDEN İMZALAMASINI İSTEDİĞİ SÖZLEŞME BİR ‘KÖLELİK’ SÖZLEŞMESİ”

    Kayyum yönetim, işçilerin sendika sözleşmesini iptal ettirmek için yeni bir sözleşme hazırladı. Ancak işçiler, yönetimin istediği sözleşmeyi imzalamak istemeyince görev yerlerinden sürüldü.

    Çakır, sözleşmenin bir ‘kölelik’ sözleşmesi olduğunu ve çok ağır maddeler içerdiğini ifade etti.

    İşçilerin imzalamak istemediği sözleşmede yer alan maddelere göre, işçiler Boğaziçi’nin yurt içi ve yurt dışında bağlı olduğu yerlerde görevi ne olursa olsun çalışabilecek. Ayrıca yapılmak istenen sözleşmede çalışanlar kıdem tazminatlarında da hak kaybına uğruyorlar. Kayyum yönetiminin yaptığı sözleşmede sendika sözleşmesindeki zam oranlarının hiçbiri uygulanmıyor. Zam oranları tamamen işverenin inisiyatifine bağlanmak isteniyor.

    “SÜRÜLEN İŞÇİLER KİLYOS’TA HİÇBİR ŞEY YAPMIYORLAR ÇÜNKÜ ORADA İNSAN BİLE YOK”

    Kilyos Kampüse sürülen işçilerin yeni görev yerlerinde hiçbir şey yapmadıklarını belirten Çakır, “Arkadaşlarımız Kilyos Kampüste hiçbir şey yapmıyor çünkü burada öğrenci bile yok. Hiçbir faaliyet yok. Antrenör olan arkadaşımız spor salonunda sadece duruyor. Çünkü spor salonu kullanılmıyor. İnsanların bile olmadığı yerde oturuyorlar sadece” diye konuştu.

    “OTOBÜSE BİNMEK İÇİN 1 BUÇUK SAAT BEKLİYORLAR”

    Kilyos Kampüse sürülen işçilere servis hizmetinin de sağlanmadığını belirten Çakır, hafta sonu işçilerin mesai bittikten sonra otobüse binebilmek için 1 buçuk saat beklediklerini söyledi:

     “Arkadaşlarımızın evleri Kilyos’tan çok uzak. İkisi Rumeli Hisarüstü’nde, biri İstinye’de, diğeri ise Çeliktepe’de oturuyor. Hafta içi 8 buçukta gelmek zorundalar. Hafta sonu da otobüs saatleri sürekli değişiyor. Arkadaşlarımız saatler konusunda değişiklik yapılmasını istediğinde yönetim hiçbir şey yapamayacağını söylüyor. Tüm bu yapılanlar mobbing.”

    “OKULA YANDAŞLARI ALMAYA DEVAM EDİYORLAR, ESKİ ÇALIŞANLAR İSE YA İŞTEN ATILIYOR YA DA SÜRÜLÜYOR”

    29 Mart’ta üç arkadaşıyla birlikte işten çıkarılan Çakır, kendilerinin işten çıkarılmasıyla başlayan olayların Boğaziçi’nin diğer çalışanları için bir gözdağı ve yıldırma politikası olduğunu söylüyor.

    Çakır, “İşten çıkarmak için bu tip uygulamalara devam ediyorlar ve okulu işi bilmeyen kendi yandaşlarıyla dolduruyorlar. Okulun eski çalışanları ve işi bilenler de ya okuldan atılıyor ya da sürülüyor.” diye konuştu

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Mithat Alam Film Merkezi tehdit altında ama kıymet bilmez zihniyetle mücadele sürüyor

    Mithat Alam Film Merkezi tehdit altında ama kıymet bilmez zihniyetle mücadele sürüyor


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Tan Taşçı ‘Zor İşimiz Zor’ klibine Türkiye’yi sığdırdı

    Tan Taşçı ‘Zor İşimiz Zor’ klibine Türkiye’yi sığdırdı


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İstanbul emniyetinden çıplak arama iddialarına suç duyurusu

    İstanbul emniyetinden çıplak arama iddialarına suç duyurusu


    İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Boğaziçi Üniversitesi önündeki protestolara ilişkin gözaltına alınan bazı şüphelilerin “çıplak arama ve kötü muameleye maruz kaldıkları” yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirterek, asılsız iddialarda bulunan şahıslar hakkında suç duyurusunda bulunulacağını bildirdi.

    İstanbul Emniyet Müdürlüğünden yapılan açıklamada, 4 Ocak’ta Boğaziçi Üniversitesi giriş kapısı önünde yapılan gösteriler sırasında “2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet ve polise karşı mukavemet” gösterdiği tespit edilen şahıslara yönelik İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı talimatları doğrultusunda 5 ve 6 Ocak tarihlerinde düzenlenen iki ayrı operasyonda gözaltına alınan şüphelilerin adli kontrol şartıyla serbest bırakıldıkları hatırlatıldı.

    Gözaltı sırasında yapılan işlemlere ilişkin E. G, Y. Ö, Z. A. Ç, Ö. Ö. ve H.R.S. isimli şahıslar tarafından basın ve sosyal medya yoluyla “çıplak arama ve kötü muameleye maruz kalındığı” iddialarında bulunulduğuna işaret edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

    “Konuya ilişkin yapılan işlemlerin tetkiki ve yakalama/üst arama sırasındaki kamera kayıtları titizlikle incelenmiştir. Görüntülerden de anlaşılacağı üzere bütün şahıslarda olduğu gibi iddialarda bulunan şahısların da üst aramaları çok kısa sürelerde tamamlanmıştır. Bu kadar kısa süre içerisinde kıyafet çıkarılması ve tekrar giyilmesi kesinlikle mümkün değildir . İşlemler Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği 8. maddesi ile Emniyet Genel Müdürlüğü Nezarethane Talimatnamesi’nin 9. maddesinde belirtilen hususlara uygun şekilde gerçekleştirilmiştir. Asılsız ve mesnetsiz iddialarda bulunan şahıslar hakkında adli makamlara suç duyurusunda bulunulacaktır.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Avrupa üniversitelerinden kabul alan Boğaziçili öğrenciler: ‘Yasaklarla hakkımız gasp ediliyor’

    Avrupa üniversitelerinden kabul alan Boğaziçili öğrenciler: ‘Yasaklarla hakkımız gasp ediliyor’


    Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanan Prof. Dr. Melih Bulu’ya karşı protestolarda gözaltına alındıktan sonra adli kontrol şartı ile serbest bırakılan Ece Erten ve Beril Destan Zaman, haklarındaki adli kontrol şartı nedeniyle yurt dışında kazandıkları üniversitelere gidemiyor.

    Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Ece Erten, Paris Üniversitesi Dil Bölümü’ne burslu olarak kabul edildi. Ama yurt dışına çıkış yasağı ve her pazartesi karakola imza atma yükümlülüğü olduğundan 1 Eylül’de başlayacak eğitiminden mahrum kalacak.

    Pasaport dahi çıkaramadığını söyleyen Erten, bu duruma ilişkin avukatının ikinci kez yapmış olduğu itiraza da henüz bir cevap verilmediğini ifade ediyor.

    1 Şubat’ta Boğaziçi Üniversitesi’ndeki eylemlere katılıp, 52 saat gözaltında kaldıktan sonra adli kontrol şartı ile serbest kalan Ece Erten, mayıs ayından beri endişe içinde süreci beklediğini belirtiyor.

    Altı aydır delillerin toplanılmasına devam edilmesi ve iddianamenin hala hazır olmaması nedeniyle ikinci duruşmanın görülmediğine dikkat çeken Erten, mahkemelerin adli tatile girmesiyle sürecin daha da uzayacağını dile getiriyor.

    Paris Üniversitesi, Erten’in bir süre eğitimine çevrimiçi devam edebileceğini belirtmiş ancak kazanmış olduğu bursun okula gidememe halinde kesilmesi söz konusu. Erten, burssuz olarak eğitimine devam edemeyecek durumda olduğunu söylüyor. Maddi imkanları buna elvermiyor.

    Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Beril Destan Zaman da Avrupa’nın en eski üniversitelerinden biri olarak bilinen Siena Üniversitesi Avrupa Çalışmaları Bölümü’nden kabul aldı.

    Fakat o da hakkındaki adli kontrol şartı nedeniyle İtalya’ya gidemiyor. Siena Üniversitesi kaydına onay verdi ama vize başvuru dosyası İstanbul Başkonsolosluğunda bekliyor.

    Ortada bir iddianamenin olmaması nedeniyle özgürlüklerinin kısıtlandığını ifade eden Zaman, yurt dışına çıkış yasağı ve karakola imza yükümlülüğü şartıyla kendisi ile benzer durumda olan bir çok öğrencinin eğitim hakkının gasp edildiğini dile getiriyor.

    Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Beril Destan Zaman demokratik ve barışçıl gösteri haklarını kullandıkları için gelinen noktayı garipsiyor. Gösteri hakkının bir suç olmadığını ve sırf bu yüzden haklarında tutuklanma istenmesini şaşırtıcı buluyor.

    Ece Erten ve Beril Destan Zaman’ın Türkiye’de herhangi bir üniversiteye başvuruları yok.

    Aynı zamanda bir LGBTİ+ birey olan Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Ece Erten, artan nefret söylemlerinden dolayı da can güvenliği endişesi taşıyor. Bu nedenle eğitiminin geri kalanını yurt dışında sürdürmek istiyor.

    Beril Destan Zaman’ın yurt dışında okumak istemesinin ise iki nedeni var; farklı ülkelere ve kültürlere olan merakı ve “Türkiye’de akademide bilim üretmenin giderek zorlaşması”.

  • Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Melih Bulu kararname ile görevinden alındı

    Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Melih Bulu kararname ile görevinden alındı


    Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Melih Bulu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile görevinden alındı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, uzun süredir öğrenciler ve akademisyenler tarafından protesto edilen Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Melih Bulu’yu kararname ile görevinden aldı. Bulu’nun yerine herhangi bir atama gerçekleşmedi.

    Melih Bulu 2 Ocak 2021’de Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü görevine getirilmişti.

    Rektörün seçimle belirlenmesini isteyen öğrenci ve akademisyenlerin gösterilerinde çok sayıda kişi gözaltına alınmıştı.

    En son, gözaltına alınan öğrenciler, euronews’e yaptıkları açıklamada, Avrupa üniversitelerinden aldıkları burslara rağmen, haklarındaki yurt dışına çıkma yasağı nedeniyle gidemedikleri ve eğitim haklarının gasp edildiğini dile getirmişti.

    Ortada bir iddianamenin olmaması nedeniyle özgürlüklerinin kısıtlandığını ifade eden öğrenciler, yurt dışına çıkış yasağı ve karakola imza yükümlülüğü şartıyla kendileriyle ile benzer durumda olan bir çok öğrencinin eğitim hakkının gasp edildiğine dikkat çekmişti.

    Akademisyen Feyzi Erçin: Protestolara destek verdiğim için cezalandırıldım

    Boğaziçi Üniversitesi’nde aylardır süren eylemlere destek veren bazı akademisyenlerin Melih Bulu tarafından görevden uzaklaştırıldıkları iddia edilmişti.

    O akademisyenlerden biri Boğaziçi Üniversitesi’ndeki rektör protestolarına ilk günlerden beri destek veren Feyzi Erçin.

    8 yıldır yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak Batı Dilleri ve Edebiyatları bölümünde sinema ve müzik dersleri veren Erçin’e yeni dönemde ders verilmemişti.

    Erçin, euronews’e verdiği demeçte, “Boğaziçi Üniversitesi’ndeki rektör protestolarına verdiğim destek nedeniyle sinema ve müzik üzerine olan derslerim cezalandırıldı.” demişti.

    Melih Bulu kimdir?

    15 Ağustos 1970, Kırıkkale doğumlu Prof. Dr Melih Bulu, İstinye Üniversitesi kurucu rektörlüğünü yaptı. Daha sonra Haliç Üniversitesi’nde bir yıla yakın rektörlük yaptı ve ardından 2 Ocak’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Boğaiçi Üniversitesi’ne atandı.

    Orta Doğu Teknik Üniversitesi mühendislik fakültesinden mezun olan Bulu, yüksek lisans ve doktorasını Boğaziçi Üniversitesi işletme bölümünde tamamladı.

    2009 yılında AK Parti’den İstanbul 1. bölge milletvekilliği için aday adayı olan Melih Bulu, bu yüzden tepki almıştı.

    Bulu, atamasının “siyasi” olduğuna yönelik eleştirilere “Siyasete CHP’de başladım” sözleriyle cevap vermişti:

    “Ben siyasete hep bir akademisyen gözlüğü ile bakan birisiyim. Aslında şimdi söyleyeceklerim birçok insanı şaşırtacak, ben siyasete ODTÜ’de okurken CHP’de başladım. Bunlar da biliniyor ama görünmüyor. Beni hep AK Partili olarak yansıtıyorlar”

  • Boğaziçi Üniversite’sinde eylemlere destek veren akademisyenler görevden mi uzaklaştırılıyor?

    Boğaziçi Üniversite’sinde eylemlere destek veren akademisyenler görevden mi uzaklaştırılıyor?


    Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanan Prof. Dr. Melih Bulu’ya karşı eylemler 150 günü aşkın bir süredir devam ediyor.

    Sadece öğrenciler değil, akademisyenler de ‘Kabul Etmiyoruz’, ‘Vazgeçmiyoruz’ sloganı ile rektörlük binasına sırtını dönüyor.

    Eylemler devam ederken, üniversitede uzun yıllar ders veren bazı akademisyenlerin sözleşmelerinin yenilenmeyerek görevlerine son verilmesi tepki çekiyor.

    O akademisyenlerden biri Boğaziçi Üniversitesi’ndeki rektör protestolarına ilk günlerden beri destek veren Feyzi Erçin.

    8 yıldır yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak Batı Dilleri ve Edebiyatları bölümünde sinema ve müzik dersleri veren Erçin yeni dönemde olmayacak.

    Halihazırda derslerine devam eden Erçin, bu uzaklaştırmayı Boğaziçi Üniversitesi’ndeki rektör protestolarına verdiği desteğe bağlıyor.

    ‘’En başından beri temelde yapılmış olan bu atama hukuka aykırı. Ama sadece hukuka değil, liyakata ve teamüle de aykırı. Ve yapılan atama Boğaziçi Üniversitesi’nin taşıdığı akademik özgürlük ve değerlere aykırı. İki tane yeni fakülte açılmasından tutun da seçilmiş dekanların yerine başka dekanların atanmasına kadar… Dolayısıyla demokratik bir geleneğe ve hakka sahip çıkmak için sırtımızı dönüyoruz. Benim vermiş olduğum destek çok barışçıl yapılan bir eyleme. Ayrıca hukukçu kimliğim nedeniyle göz altına alınan öğrencilere hukuki destek de verdim. Bu manevi açıdan herkese vermek zorunda olduğum bir destek. Hepsini birleştirdiğim zaman da sinema ve müzik üzerine olan bir seçmeli dersin dahi cezalandırılmasını çok aydınlatıcı olduğunu düşünüyor ve soru işaretlerini giderici buluyorum. Benim okulumla aramda geri dönüşü olmayan bir bağ var. Ders veremeyecek olsam da kendimi bir Boğaziçili görüyorum. Geri döneceğime de inanıyorum bunun için hukuki adımlar atmayı düşünüyorum.’’

    Feyzi Erçin üniversitede verdiği derslerin öğrenciler tarafından oldukça ilgi gördüğünü şöyle anlatıyor:

    ‘’Hala derslerime devam ediyorum. Biz seçmeli ders veren hocaların statüsü biraz farklı, dönemlik veya senelik olarak derslerimiz teyit ediliyor. Ama hocalar dersleri açtıkları müddetçe dersler genelde devamlı olarak açılıyor. Ben dört farklı ders veriyorum. Öğrencilerin severek aldığı dersler. Nitekim bu seneki sınıflarımdan birinde yüzden diğerinde de iki yüzden fazla öğrenci vardı. Ders için yapılan başvurular da bu rakamın çok çok üstündeydi. Şu anda da derslerimi vermeye devam ediyorum. Ama bana yapılan yaz dönemi için vermek istediğim dersin açılmaması oldu. Buna dair verilen gerekçeye bakınca da sonbahar döneminde de derslerimin açılmayacağı hissini verdi.’’

    ‘’Ortalama notu yüksek bir hocaya ders verdirilmemesi biraz komik oluyor’’

    Erçin’e sunulan gerekçede notlandırmayı adaletli yapmadığı için derslerinin Boğaziçi Üniversitesi standartlarında olmadığı belirtildi.

    ‘’Atanmış olan rektörün atadığı yardımcı kişi bir fizik hocası. Ona göre ben notlandırmayı adaletli bir şekilde yapmadığım için dersim Boğaziçi Üniversitesi standartlarında değil. Bir hocanın yeterliliğini ve adil notlandırma yapıp yapmadığını bölümü takdir eder. O sebeple bölüm dışarısından birisinin bu değerlendirmeyi yapması yanlış. Bugüne kadar yapılan yanlışlar o kadar kasıtlı ki, bu durum çok şaşırtmıyor. Çünkü diğer yanlışlarının bir parçası. Ama üniversitede, tıpkı bu bütün idari makam ve pozisyonlara atanan diğerleri gibi yetersiz ve bilgisiz kişiler tarafından idare edilmeye başlandığı için bilgi eksiklikleri var. Çünkü salgın döneminde getirilen geçme kalma sistemindeki bazı değişiklikler ile öğrenciler düşük not alma olasılığı olan derslerden kurtuldular. Bunlardan sadece geçmek suretiyle ilerlediler ya da bıraktılar. Bu nedenle notlarda daha fazla bir artış oldu. Benim daha öncesinde de vermiş olduğum not ortalamam akademi ile gayet uyumlu. Salgın döneminde not ortalamamın yükselmiş olmasının bu matematiksel açıklamanın yanı sıra insani bir yanı da olduğunu düşünüyorum. Bu zorlukların içinde öğrenci arkadaşlarımızın gösterdiği çaba takdire şayan. Bir de dersi seviyorlar ve iyi yapıyorlar ödevlerini. İyi not almalarında eleştirilecek bir şey yok. Bütün bunları bir yana bırakınca da ortalama notu yüksek bir hocaya ders verdirilmemesi biraz komik oluyor. Eleştirirsiniz, uyarırsınız, niye diye sorabilirsiniz ama bir daha ders vermesin dediğinizde kendinizi ele vermiş oluyorsunuz.’’

    ”Aynı fikirde olmadıkları hocaları derslerden uzaklaştırma bir şekilde başladı”

    Dersi açılmayan bazı akademisyenlerin durumlarının farklı olmakla birlikte genel olarak hocaları denetleme ve aynı fikirde olmadıkları hocaları derslerden uzaklaştırmanın bir şekilde başladığının altını çiziyor Erçin. Son olarak ders vermesi engellenen 21 yıldır Boğaziçi Üniversitesi’nde görevli olan Ecmel Ayral oldu.

    CHP’li Karabıyık: “Akademik özgürlükte 175 ülke arasında 170. sıradayız”

    Konuyla CHP Eğitim Politikalarından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyık yaptığı açıklamada Gelinen noktada, tek suçu üniversitelerine sahip çıkmak ve bir kayyum rektör istemediğini söylemek olan akademisyenlerin görevine son veriliyor. Yapılan atamalar liyakate göre değil partiye sadakate göre yapılıyor. Yapılan atamalarda bilimsel bir hedef değil siyasi bir hedef gözetiliyor” dedi.

    ‘’Her ne kadar yönetmeliklere uygun görülse de bu süreçte yaşananlar etik değil. Türkiye’nin Dünya’ya örnek nitelikteki başlıca üniversitelerinden olan Boğaziçi Üniversitesi’nin akademisyen ve öğrencileri, üniversitenin iç barışını bozacak dayatmalara karşı mücadelelerini sürdürüyor. Son yıllarda akademik özgürlükleri en fazla azalan 6 ülke arasında ne yazık ki Türkiye de bulunuyor. AKP iktidarında hiçbir dönemde çok yüksek olmayan Türkiye’deki akademik özgürlükler, 2020 yılı itibariyle 1980 darbesi sonrasındaki seviyesi (100 üzerinden 5) ile benzer bir seviyeye düştü. Türkiye maalesef, 2020 yılında en düşük not olan “E” alan ülkeler arasında. Dünyadaki en yüksek akademik özgürlük endeksinin 100 üzerinden 97,2 olduğu sıralamada Türkiye 100 üzerinden 6,4 ile net bir şekilde sınıfta kaldı. Akademik özgürlükte 175 ülke arasında 170. sıradayız.’’