Etiket: Bilal Erdoğan

  • Erdoğan’ın korumasının verdiği suyu içmemesi gündemde: ‘Bu ihtimali göz ardı etmemek lazım’

    Erdoğan’ın korumasının verdiği suyu içmemesi gündemde: ‘Bu ihtimali göz ardı etmemek lazım’


    Gazeteci Murat Yetkin, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın kendi koruma müdürünün uzattığı suyu içmemesini köşesine taşıdı.

    Dün itibariyle kamuoyuna yansıyan görüntülerde koruma, Erdoğan’ın kendisini reddetmesi üzerine ne yapacağını şaşırıp bardağı oğlu Bilal Erdoğan‘a uzatmıştı. Bilal Erdoğan bardağı tekrar babasına uzatınca cumhurbaşkanı, bir kez daha suyu kimin uzattığına bakmış, çocuğunu görünce içmişti.

    Daha ciddi bir ihtimalin hesaba katılmak zorunda olduğunu dile getiren Yetkinreport.com yazarı, gelişmeyle ilgili önceki yıllardan bir hatırlatmada bulundu:

    “Geçmişte, polis ve yargı kadroları Fethullah Gülen şakirtlerine sonuna dek açılmışken, ne zaman hükümet Fethullahçıların fazla güçlenmemesi için bir hamleye niyetlense, Erdoğan’ın önüne hemen bir suikast girişiminin daha nasıl ustaca engellendiğine dair bir dosya koyulduğu, o hamlelerin böylece geciktirildiği de Ankara’da bilinir.

    Acaba bugün de belli gruplar kendi pozisyonları bozulmasın diye Erdoğan’ın iktidarı kaybetme endişesi üzerine suikast korkusu senaryoları ile gitmeye mi çalışıyor? Cumhurbaşkanının koruma müdürünün kendisine uzattığı suyu içmeyi geri çevirdiği ortamda, bu ihtimali de göz ardı etmemek lazım. Yanılıyor muyum?”

    Yazının tamamı. 

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İstanbul’da Süleymaniye Camisi’nin silüeti tartışması: ‘Saygısızlık sınır tanımıyor’

    İstanbul’da Süleymaniye Camisi’nin silüeti tartışması: ‘Saygısızlık sınır tanımıyor’


    İstanbul’un en önemli tarihi eserlerinden biri olan Süleymaniye Camisi’nin ön cephesine inşa edilen binanın eserin silüetini kapattığına dair tartışmalar karşısında İstanbul Mimarlar Odası Başkanı Esin Köymen “Saygısızlık sınır tanımıyor” diyerek tepki gösterdi.

    “İstanbul’un silüetine ihanet edildiğine dair bir söylem var ama bu önemli tarihi esere karşı umursamazlığın sürdüğünü görmek çok üzücü” diye konuştu ve bu durumun sona ermesi gerektiğini belirtti.

    Köymen kültürel işlerin siyasi araç haline geldiğine dikkat çekerek “Tarihi dokuyu korurken eğer bu bir cami ise hükümet yanlısınız, eğer bu bir Bizans mirası ise muhalifsiniz. Bu kutuplaşma evrensel koruma ilkelerini tanımıyor” sözleriyle serzenişte bulundu.

    İBB mühürledi, İlim Vakfı ‘karar siyasi’ dedi

    Bir süredir sosyal medyada tartışma konusu olan bina Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yönetim kurulu başkanı olduğu İlim Yayma Vakfı tarafından inşa ettiriliyor. Vakıf binayla ilgili yasa dışı bir durum olmadığını ve projenin Anıtlar Kurulu tarafından onaylandığını belirtiyor.

    Ancak İstanbul’un kültürel mirasına sahip çıkmayı hedef haline getirdiğini belirten İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu geçen hafta inşaat mühürlenmesi talimatını verdi.

    Bilgiyi sosyal medyada duyuran İmamoğlu “Süleymaniye Camii’nin silüetini bozan yurt inşaatının durdurulması için tanıdığımız süre doldu. İnşaat, ekiplerimiz tarafından mühürlendi. İstanbul’un tarihi ve manevi değerlerini korumada taviz vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Vakfın mütevelli heyet üyesi Nurettin Alan İBB’nin 16 metre yükselğe erişen inşaatı durdurarak konuyu siyasileştirdiği suçlamasında bulundu. Alan Süleymaniye’nin ruhuna aykırı bir hareket içinde olmadıklarını belirterek “Süleymaniye bizim ruhumuzdur, onu koruyacağız” dedi.

    İBB: Bina onaylanan projeden 6 metre yüksek inşa ediliyor

    İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ise binanın onaylanan projeden 6 metre daha yüksek inşa edildiğine dikkat çekti. 2016 ve 2022 yllarında aynı noktadan çekilen fotoğrafları kıyaslayarak “Süleymaniye’nin şiirsel kubbelerinden Boğaz’a bakanlar bu binanın orada olmadığını hatırlayacaktır” dedi.

    Konunun ideoloji ve siyasetle ilgisi olmadığının da altını çizen Polat sorunun yalnızca bu binadan ibaret olmadığını kaydetti. İBB’ye göre Süleymaniye semtindeki 525 tarihi yapıdan yalnızca 50’sinin ayakta duruyor. İBB sorunu AK Partili Fatih belediyesi ile diyalog içinde çözmek istediklerini belirtiyor.

    Osmanlı İmparatorluğu’nun yükseliş döneminde Mimar Sinan tarafından 1550-1557 yıllarında inşa edilen tarihi cami Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) dünya mirası listesinde yer alıyor. Yüzyıllardır nice yangın ve depreme karşı koyan binanın minareleri ve dev kubbesi Haliç ve Boğaz’ın eşsiz görüntüsünün br parçasını oluşturuyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Merkez Bankası neden bağımsız olmalı? Enflasyon ve TL üzerindeki etkisi nedir?

    Merkez Bankası neden bağımsız olmalı? Enflasyon ve TL üzerindeki etkisi nedir?


    Dolar ve Euro’nun rekor üstüne rekor kırdığı Türkiye’de herkes, Merkez Bankası’nın yarın vereceği faiz kararına odaklanmış durumda. Bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Faiz sebeptir, enflasyon neticedir. Bu yolda ben, faizi savunanla beraber olamam, olmam” diyerek Merkez Bankası üzerindeki baskısını artırdı.

    Türkiye’de resmi olarak bağımsız olması gereken Merkez Bankası Başkanı, dört yıllığına Cumhurbaşkanı kararı ile atanıyor. Ancak, para politikalarında baskı altında olan bu göreve, 2019’dan beri üç farklı kişi getirildi.

    Gelişmeler yurt içinde yakından takip edilirken uluslararası yatırımcılar da diğer yükselen ekonomilerden negatif anlamda ayrışan Türkiye ekonomisinin ne yöne ilerleyeceğini kestirmeye çalışıyor.

    Uzmanlar Merkez Bankası’nın yeni bir faiz indirimine gitmesinin beklendiği vurgularken, bunun Erdoğan’ı memnun edeceğinin fakat enflasyonu daha da tetikleyerek Türk Lirası’nın değer kaybının hızlanacağının altını çizdi.

    Peki merkez bankasının rolü nedir? Para politikalarında neden siyasi iradeden bağımsız olmalı? Cumhurbaşkanı Erdoğan neden ısrarla düşük faiz istiyor?

    Merkez bankasının görevi nedir?

    Merkez Bankası geçerli olduğu ülkelerde veya Avrupa Birliği gibi birliklerde para politikalarını belirleyen kuruluşların başında gelir. Bu kurum fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasını ve araçlarını seçiyor.

    Genelde siyasi etkileşimden uzak olan merkez bankası, bağımsız kararlarla para politikası üretiminde ve uygulamasında bulunur.

    Para piyasasındaki arz ve talep dengesini etkilemek üzere merkez bankasının kullanabileceği çeşitli para politikası araçları bulunuyor. Bunların arasında para basma, borç alma ve verme, faiz oranlarının belirlenmesi, açık piyasa ve döviz alım satım gibi işlemleri sayabiliriz.

    Genellikle, gelişmiş ekonomilerdeki merkez bankaların bu şekilde yapılandığı biliniyor. Ancak bazı ülkelerde merkez bankaları hükümetle ortak çalışabiliyor.

    Merkez bankası neden bağımsız olmalı?

    Ülke ekonomisindeki önemli rolü sebebiyle, merkez bankalarının bağımsız kurumlar olup olmaması gerektiği tartışılan ve özellikle Türkiye’de güncelliğini koruyan bir konu.

    Modern ekonomilerde, merkez bankasının bağımsızlığı fiyat istikrarı sağlamanın ön koşulu olarak görülüyor.

    Merkez bankasının bağımsızlığı ise iki önemli göstergeyle ölçülüyor:

    • Amaç Bağımsızlığı: Kurumun kendi politikalarını siyasi etkiden bağımsız olarak belirlemesi ve uygulaması
    • Araç Bağımsızlığı: Para politikası araçlarını siyasi müdahale olmadan serbestçe kullanabilmesi

    Ekonomistlerin büyük çoğunluğu paranın değerinin korunması için merkez bankasının siyasi iktidarın baskı ve müdahalesinden arınmış, tamamen bağımsız olması gerektiğini savunuyor. Ve ancak bu şekilde fiyat istikrarının sağlanabileceği düşünülüyor.

    Yapılan bazı ampirik çalışmalar da merkez bankası bağımsızlığı ve enflasyon arasında ters yönlü belirgin bir ilişki olduğunu gösteriyor (1992, Cukierman, Webb ve Neyaptı).

    Yüksek enflasyon sorunu yaşayan ekonomilerde, siyasi iktidardan bağımsız para politikaları geliştirmesi hem merkez bankasının inandırıcılığını artırmak hem de yatırımcılara güven sağlamak açısında önem arz ediyor.

    Merkez bankası ne zamandan beri bağımsız?

    Aslında merkez bankaların bağımsızlığı çok eskiye dayanmıyor.

    Birçok gelişmiş ülkede 80 ile 90’lı yıllarında merkez bankaları siyasi hükümeten bağımsız olarak kurumlaştı. Örneğin 1694 yılında kurulan İngiltere Merkez Bankası sadece 1997’de siyasi iradeden bağımsız bir kurum oldu.

    Merkez bankalarını bağımsız hale getirmenin ana gerekçesi, altın standardının terk edilmesi ve ABD’deki yüksek enflasyonun ardından para politikasında norm olan enflasyon hedeflemeli para politikalarının güvenilirliğini artırmaktı. 1970’lerde ve 1980’lerin başlarında, yüksek ve uçucu enflasyon ana ekonomik engel haline geldi ve çözüm, para politikasını münhasıran fiyat kontrolüne odaklamaktı.

    TCMB 2001’den beri bağımsız

    2001 reformlarıyla Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’na bir bağımsızlık alanı açılmıştı. Kemal Derviş döneminde yapılan reformların en önemli boyutlarından biriydi.

    Krizin ardından kurum yapısal bir değişikliğe girdi. Bu değişiklikler 25 Nisan 2001 tarihinde Merkez Bankası Kanunu’nda yapılan önemli değişikliklerle, kurumun bağımsızlığının arttırılması yönünde kurumun uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisinin belirleyeceği hükme bağlandı.

    ABD’de, FED faiz artırıma giderek ‘enflasyon tuzağından’ çıktı

    İkinci petrol şokunun yaşandığı dönemde (1978-1981) ABD Merkez Bankası’nın başkanlığını yürüten Paul Volcker, dünya tarihine enflasyonla savaşa damga vurdu.

    Volcker, 1981 yılında ABD’de enflasyon yüzde 13.3’ye çıktığında faizleri yüzde 10’lardan yüzde 20’lere yükseltti. Bu sert faiz hareketiyle ekonomi bir kez daha resesyona girdi. Ancak sıkı para politikasının sayesinde enflasyon 1983 yılında yüzde 3.2’e kadar indi.

    O dönemde özellikle inşaat ve tarım sektörlerine zarar verdiğinden dolayı Volcker kararı siyasiler ve halk tarafından çok eleştirilmişti.

    ABD ciddi bir ekonomik daralma yaşasa da FED’in politikası sayesinde kısa zamanda enflasyon tuzağından çıkmayı başarmıştı.

    Ancak merkez bankalarının gerçek bağımsızlığına itiraz edildiği de oluyor. Genelde hükümetlerin para politikalarına müdahale etmesi, uluslararası derecelendirme ve kredi kuruluşlarının risk algısı üzerinde negatif etki yaratıyor.

    Merkez bankası kötü para politikası uygular ve ülke ekonomisi bundan büyük ölçüde olumsuz etkilenirse, ne olur?

    Merkez bankasının bağımsızlığı demokratik kontrolün olmadığı anlamına gelmez. Her devlet kurumu gibi merkez bankasının da belirli bir yetki alanı var. Bunun alanı ise demokratik ülkelerde meclisler tarafından belirlenir.

    Yani merkez bankasının bağımsızlığı, devlet kurumlarından ve hükümetin ekonomi ve maliye politikalarından bağımsız hareket etmek anlamına gelmiyor. Merkez bankasının seçim gündemine bağlı kalmadan, uzun vadede olumlu sonuçlar elde edebilmek için bazen vatandaşın hoşuna gitmeyecek kararlar alması gerekiyor.

    Ayrıca ABD Merkez Bankası FED, Avrupa Merkez Bankası, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bütün kararlarını kamuoyuyla paylaşıyor.

    Merkez bankasının bağımsızlığının limitleri

    Uluslararası yatırım şirketi PIMCO’da danışmanlık yapan Joachim Fels, son yıllarda gelişmiş ülkelerdeki düşük enflasyonun göz önünde bulundurarak merkez bankasının bağımsızlığının limitlerine dikkat çekiyor.

    Fels için enflasyona karşı merkez bankaları yürüttüğü para politikalarının etkisi tartışılmaz hale gelse de, deflasyon yani genel olarak piyasada fiyatların belirli bir zaman aralığında sürekli düşüş göstermesi durumunda, merkez bankaları bağımsızlık ilkesinin negatif etkileri olabileceğini savunuyor.

    Fels’e göre para politikalarında şöyle bir asimetri çıkıyor: Merkez bankası enflasyonu dizginlemek için elinde araçları var ama çok düşük enflasyona karşı etkisini kaybediyor. Bu nedenle Japonya gibi deflasyonist ülkelerde merkez bankasının bağımsızlığı önemini yitiriyor.

    Japonya örneği

    Japon Başbakan Abe 2012’de seçimleri kazanınca, ilk iş olarak Asya Kalınma Bankası Başkanı Kroda’yı Merkez Bankası Başkanı olarak göreve atadı. Bu atamanın ardından yapılan ilk açıklamalarda, hedefin “Japon Yen’inin değersizleştirilmesi ve enflasyon artması için para basılması” olduğu söylendi.

    Nitekim son yıllarda Japonya’da 0 faiz ortamında, Japonya Merkez Bankası tahvil alarak piyasaya likidite veriyor ve bir yandan da yenin dolar karşısında değeri düşürülüyor. Ancak Japonya’nın problemi yüksek enflasyon değildi ve hedefi iç talebi artırarak enflasyon yaratmaktı.

    Erdoğan neden ısrarla düşük faiz istiyor?

    Son yıllarda TCMB’e üzerine faiz oranlarını aşağıya çekilmesi yönündeki hükümetin bir kanadı ile Cumhurbaşkanı taleplerini ısrarla sürdürüyor.

    Görevden alınmadan önce bazı Merkez Bankası yetkilileri faiz artırımıyla enflasyonu ve Türk Lirası’nın rekor değer kaybının önüne geçmeye çalıştı. Fakat, Erdoğan “ekonomik büyümeyi frenleyeceği” gerekçesiyle bunu katiyen istemiyor.

    Erdoğan faizlerin düşürülmesi ile bankaların piyasaya daha fazla kredi açarak ekonomiyi canlandıracağını, ihracatı ve istihdamı artıracağını düşünüyor. Ekonomistler ise şirketlerin yüksek döviz borcu nedeniyle değeri düşük Türk Lirası’nın ihracatı desteklemekte yetersiz olacağını savunuyor.

    Frankfurt Üniversitesi’nin iktisatçı ve merkez bankası uzmanı Volker Wieland göre, “Erdoğan’ın ekonomik büyümeyi gözetmesi yüksek enflasyona ve TL’nin değer kaybetmesine yol açıyor.”

    İsveç merkezli Handelsbankenan kıdemli ekonomisti Erik Meyersson “Türkiye’nin politikalarında kısa zamanda bir değişim görmezsek ülke 2018’den bu yana üçüncü kur krizine sürüklenecek gibi görünüyor,” ifadelerini kullandı.

    Goldman Sachs analistleri halihazırdaki para politikalarının sürdürülemez olduğunu ve faizlerin eninde sonunda yükseltilmesi gerekeceğini belirtiyor. Bankacılık devi faizlerin yıl sonuna kadar yüzde 15’e düşürüleceğini sonrasında da 2022’nin ikinci yarısında 300 baz puan artırılacağını tahmin ediyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • TÜGVA’ya yönelik ‘torpille kadrolaşma’ iddiaları hakkında kim ne dedi?

    TÜGVA’ya yönelik ‘torpille kadrolaşma’ iddiaları hakkında kim ne dedi?


    İstanbul merkezli bir gençlik ve öğrenci vakfı olarak kurulan kısa adı TÜGVA olan Türkiye Gençlik Vakfı’nın devlet içinde kadrolaşmaya gittiği iddia edildi.

    Kurucuları arasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da bulunduğu vakfın ‘ERP’ adlı bir sistem kullanarak kadro verilecek kişiler hakkında sicil listeleri oluşturduğu ve bu kişilerin ordu, emniyet ve diğer kamu kurumlarına yerleştirildiği ileri sürüldü.

    Gazeteci Metin Cihan’ın Twitter üzerinde paylaştığı belgelerdeki iddialarda TÜGVA’nın sistemde oluşturulmuş kadro listeleri görülebiliyor. Bu bilgilerin sadece kendisi ile paylaşılmadığını da düşündüğünü belirten gazeteci, vakfa usulsüz bina tahsisleri yapıldığını da ileri sürüyor.

    TÜGVA’dan önce yalanlama sonra ‘sızdırılmış’ açıklaması

    İddiaları kesin bir dille reddeden TÜGVA Başkanı Enes Eminoğlu, yine Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda belgelerin “sahte” olduğunu ve iddiaları mahkemeye taşıyacaklarını ifade etti.

    “Uğradığımız iftira ve haksızlıkların hesabını, hukuk karşısında soracağız” diyen Eminoğlu, “TÜGVA, sizin sahte belgelerinizle etiketlenemeyecek kadar güzide ve büyük bir teşkilattır” açıklamasında bulundu.

    Bu açıklamadan bir gün sonra Cüneyt Özdemir’incanlı yayınına katılan Eminoğlu, “Bir kere bu içeriden belgeleri almış bu adam, sızdırmış, yedek yapmış ve ifşa ediyor” dedi. Belgeler arasında doğru bilgiler olduğunu kabul eden Eminoğlu, “Yıllar sonra ifşa eden zihniyet, bunların taktiği ve uygulaması” değerlendirmesini yaptı.

    CHP: FETÖ tipi yapılanmalara devlette yer açıyorlar

    Muhalefet kanadı da iddialara tepki göstererek iktidara tepki gösterdi. CHP Grup Başkanvekili ve Sakarya Milletvekili Engin Özkoç, TBMM’de yaptığı konuşmada “FETÖ konusunda ders alınmadığını”nın altını çizerek “Yeni FETÖ tipi yapılanmalara devlette yer açıyorlar” dedi.

    Ayrıca CHP Mersin Milletvekili Alpay Antmen, iddialara ilişkin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanması istemiyle soru önergesi verdi.

    TÜGVA hakkında “paralel devlet” iddiaları

    TÜGVA’dan gelen yalanlamalar hakkında da yorum yapan gazeteci Cihan, “Bu yalanlama en çok TÜGVA ve tür(g)evlerinin çevresinde yer alan, onların cemaat yurtlarında kalan gençleri ilgilendirir. Dava şuuru demediler, savunmadılar. Paralel yapılanma suçunun farkındalar. Torpil sandığınız şey başınıza bela açabilir. Bunlara güvenmeyin” dedi.

    Cihan dün paylaştığı twitlerinde ERP sistemi üzerinde çok uzun bir listenin bulunduğunu belirtmiş ve bu listeden bir görsel paylaşmıştı. Yapılanma’nın TÜGVA’dan da ibaret olmadığının altını çizen gazeteci, “Vergiler de TÜGVA’ya gidiyor. belediyeler ve valilikler eliyle kamu kaynakları bu yapılanmaya aktarılıyor. “Mali destek raporu” başlıklı dosyada bunu çok net görebiliyoruz” dedi.

    TÜGVA gibi başka kurumlar da bulunduğunu da ileri süren Cihan, öğrenci yurtları konusunda yedi oluşumun bir araya geldiğini ve bir “liste” hazırlanarak “taleplerin” iletildiğini ardından da yurt binalarının “paylaşıldığını” söylüyor. Cihan mesajında, “Çocukları cemaat yurduna alırsın, tornadan geçirirsin, sonra asker polis kadrolarına gönderirsin. bilindik bir hikaye. yeni sezon. TÜGVA versiyon” diyerek konuyu yorumladı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kadrolaşma suçlamalarının hedefindeki TÜGVA’dan Türkiye genelinde cami önlerinde açıklama

    Kadrolaşma suçlamalarının hedefindeki TÜGVA’dan Türkiye genelinde cami önlerinde açıklama


    Hakkında son dönemde çıkan ‘torpille kadrolaşma’ ve ‘Gülen grubundan ele geçirilen binalara yerleşme’ gibi iddialarla gündeme gelen Türkiye Gençlik Vakfı’nın (TÜGVA) il temsilciliklerinden açıklamalar yapıldı. TÜGVA il başkanlarının sabah namazı çıkışı cami önlerinde yaptıkları açıklamalarda aynı metni okumaları ise dikkati çekti.

    İstanbul

    Suçlamaları ‘iftira’ olarak nitelendiren TÜGVA İstanbul İl Başkanı Emrullah Şanlan, “Bize kadrolaşma iftirası atanların kendilerinin elde ettikleri belediyelere soktukları liyakatsiz on binlerce kişiyi görüyoruz.” dedi.

    Taksim Camisinde kıldığı sabah namazı sonrası açıklama yapan Şanlan, “CHP Genel Başkanı, gözleri pırıl pırıl parlayan Türkiye’nin geleceği olan gençlerimize ‘lağım’ diyerek küfür etti, bu küfrünü kendisine misliyle iade ediyoruz, bize kadrolaşma iftirası atanların kendilerinin elde ettikleri belediyelere soktukları liyakatsiz on binlerce kişiyi görüyoruz, devlet içine sızmış FETÖ’cülere nasıl sahip çıktıklarını görüyoruz. Bizim vakıflarımıza ‘kamu kaynaklarından para verdiler’ iftirası atanların kendi yönettikleri belediyeler tarafından resmi evraklarla yalanlandığını görüyoruz.” ifadelerini kullandı.

    Edirne

    TÜGVA Edirne İl Temsilcisi Recep Peçe de, TÜGVA tarafından 81 ilde düzenlenen “Sabah namazında gençlerle buluşuyoruz” etkinliği kapsamında vakıf üyeleriyle Selimiye Camisi’nde sabah namazını kıldı. Peçe, namaz sonrası basın açıklaması yaptı. Kendilerine karşı organize bir iftira ve linç kampanyası başlatıldığını ileri süren Peçe, şunları kaydetti:

    “Sosyal medyada, yurt dışında desteklenen etki ajanı olan bazı kişiler tarafından sahte ve asılsız belgeler servis edilmiş, trol hesaplar ve fondaş medyanın desteğiyle gündeme taşınmıştır. Yetmemiş bir siyasi parti genel başkanı tarafından vakfımıza ve gençlerimize küfür edilmiştir. Bu küfrü sahibine iade ediyoruz. Hiçbir tehdidinden de korkmuyoruz.”

    Sakarya

    Orhan Gazi Camisi önünde açıklama yapan Sakarya İl Temsilcisi Murat Selim Deveci de, “Efendimizin izindeyiz, asla boyun eğmeyeceğiz.” dedi.

    Dernek üyelerine hakaret edildiğini iddia eden Deveci, “Tek gayesi, ülkemizin bugünü ve geleceği için çalışmak ve üretmek olan, binlerce yıllık vakıf geleneğine sadık güzide teşkilatımızı yıpratmak olan bu operasyon, bizi daha da güçlendirecek ve birlik beraberliğimizi pekiştirmekten başka hiçbir işe yaramayacaktır.” dedi.

    Deveci, ‘sosyal medya üzerinden oluşturulmaya çalışılan algılara, tüm şeffaflıkla yaptıkları açıklamaların dahi çarpıtılmasına ve manipülasyonlara karşı vakur ve erdemli duruşlarını koruduklarını ifade ederek, yalan ve iftira kampanyasına karşı hukuksal tüm girişimleri yaptıklarını’ dile getirdi.

    İzmir

    Son dönemde TÜGVA hakkında çıkan haberlere tepki gösteren İzmir Teşkilat Başkanı Kamber Eren Vardar, Bilal Saygılı Camisi’nde kılınan sabah namazının ardından açıklama yaptı.

    Vardar, “Bir yerlerden elde ettikleri yalan yanlış bilgilerle tamamen masa başında hazırlanmış asılsız ve sahte belgelerle sözde gazetecilerin, yurt dışında kaçak yaşayan etki ajanlarının, kimlerin fonladığı bilinen medya şirketlerinin bu sahte ve asılsız dosyalarla sosyal medya üzerinden oluşturmaya çalıştıkları algılara, tüm şeffaflığımızla yaptığımız açıklamaların dahi çarpıtılmasına ve manipülasyonlara karşı vakur ve erdemli duruşumuzu koruyor, hakkımızdaki yalan ve iftira kampanyasına karşı hukuksal tüm girişimleri yapıyoruz.” ifadesini kullandı.

    Bursa

    Bursa’da Ulu Cami’de bir araya gelen TÜGVA temsilcileri ve üyeleri, sabah namazının ardından basın açıklaması yaptı.

    TÜGVA Bursa İl Temsilci Vekili Murat Atlı, “Bir yerlerden elde ettikleri yalan yanlış bilgilerle tamamen masa başında hazırlanmış asılsız ve sahte belgelerle sözde gazetecilerin, yurt dışında kaçak yaşayan etki ajanlarının, kimlerin fonladığı bilinen medya şirketlerinin bu sahte ve asılsız dosyalarla sosyal medya üzerinden oluşturmaya çalıştıkları algılara, tüm şeffaflığımızla yaptığımız açıklamaların dahi çarpıtılmasına ve manipülasyonlara karşı vakur ve erdemli duruşumuzu koruyor hakkımızdaki yalan ve iftira kampanyasına karşı hukuksal tüm girişimleri yapıyoruz.” açıklamasında bulundu.

    TÜGVA’ya yönelik ‘torpille kadrolaşma’ iddiaları

    İstanbul merkezli bir gençlik ve öğrenci vakfı olarak kurulan Türkiye Gençlik Vakfı’nın (TÜGVA) devlet içinde kadrolaşmaya gittiği iddia ediliyor.

    Kurucuları arasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da bulunduğu vakfın ‘ERP’ adlı bir sistem kullanarak kadro verilecek kişiler hakkında sicil listeleri oluşturduğu ve bu kişilerin ordu, emniyet ve diğer kamu kurumlarına yerleştirildiği ileri sürülüyor.

    Gazeteci Metin Cihan’ın Twitter üzerinde paylaştığı belgelerdeki iddialarda TÜGVA’nın sistemde oluşturulmuş kadro listeleri görülebiliyor. Bu bilgilerin sadece kendisi ile paylaşılmadığını da düşündüğünü belirten gazeteci, vakfa usulsüz bina tahsisleri yapıldığını da ileri sürüyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***