The Beatles’ın 30 Ocak 1969 tarihinde Apple Corps Savile Row binasının çatısında verdiği son konseri, Amerika ve İngiltere’deki seçili IMAX sinema salonlarında gösterime girecek. Play Tuşu‘nda yer alan haberde 30 Ocak 1969 tarihinde gerçekleşen konser, müzik tarihine geçmiş en önemli olaylardan biri olarak hala hafızalarımızda yer ediyor. Grubun son albümü Let It Be’nin yayınlanmasından birkaç ay önce gerçekleşen 42 dakikalık doğaçlama etkinlik The Beatles üyelerinin polis kuvvetleri tarafından yaka paça götürülmesiyle sonuçlanmıştı.
Albümden Get Back, Don’t Let Me Down ve Dig a Pony gibi şarkıların ilk defa canlı çalındığı konserin görüntüleri geçtiğimiz ay Disney+’ta gösterime giren Peter Jackson imzalı The Beatles belgeseli “The Beatles: Get Back”te yüksek kaliteli versiyonuyla izleyicilerle buluştu.
Belgeselde yer alan 1 saatlik görüntüler, konserin 53. yılına özel olarak 30 Ocak günü IMAX kalitesiyle seçili sinema salonlarında da gösterilecek. Belgesel, sinema gösteriminin ardından 11-13 Şubat tarihleri arasında global gösterimini yapacak.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
Göç İzleme Derneği, “Dönüşü olmayan mekandan yola çıkanların öyküsü” ve “Demans” adlı belgeselinin gösterimini Şişli’de bulunan Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdi. Belgesel, birçok sivil toplum örgütleri, parti yöneticileri, yazar ve birçok vatandaşın katılımıyla izlendi.
Göç İzleme Derneği Eşbaşkanı Kamile Kendal, göçle gelen milyonların yerinden yurdundan edilerek, göç etmeye zorlandığını söyledi. Kendal, derneklerinin, yurtlarından göç etmek zorunda kalanların derneği olduğunu ifade etti. Kendal, “Halen göçün etkileri devam ediyor. Göçle ilgili yaşanan ekonomik psikolojik, sosyolojik sorunları birebir yaşayan Kürdistan halkı, hala onun etkisinde. Hepimiz birbirimize baktığımızda hepimizi bir göçmen olduğumuzu da biliyoruz. Göç olgusuna hiçbirimiz yabancı değiliz” dedi.
Yönetmen Renas Yıldız tarafından yapılan “Demans” belgeseli, Batman’da 12 bin yıllık tarihi olan ve birçok uygarlığa beşiklik etmiş Hasankeyf’in, 2020 yılın da sular altında kaldıktan sonra 199 yerleşim yerinin suların altında bırakılmasıyla birlikte, on binlerce insanı zorla yerinden göç ettirilmesi konu alınıyor. Belgeselde evleri ve tarihleri sular altında bırakılan insanlarla yapılan röportajlar yer alıyor.
Belgeselin sonunda Dengbej dinletisi yapıldı.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
Kürt yönetmen Helkawt Mustafa’nın çektiği “Saddam Hüseyin’in saklanması” adlı belgesel 2022 yılının ilk aylarında gösterime girecek. Mustafa, belgeselinde,50 yaşındaki Alla Namık’ın 2003 yılında Irak’ın her yerinde aranan Saddam Hüseyin’i 8 ay boyunca evinin bahçesine kazdığı çukurda saklama hikayesi yer alıyor.
Daha önce çok sayıda medya kuruluşu ile görüşen Namık, görüntüsünü ve kimliğini saklamıştı. Alla Namık’ı 2010 yılının başlarında “gizli kaynaklar üzerinden ulaştığı bir politikacının yardımıyla” bulduğunu belirten Helkawt Mustafa, “Kendisine şart koştum; ya konuyla ilgili hiçbir şey söylemesin ya da bütün olayları herhangi bir filtre olmadan olduğu gibi anlatsın” ifadelerini kullandı.
Rûdaw’a konuşan Helkawt Mustafa, Alla Namık’ı yaklaşık bir yıl boyunca kendisini belgesel çekimleri için ikna etmeye çalıştığını, belgeselin çekimlerinin çok zor ve bir o kadar da engellerle dolu geçtiğini, bu nedenle ancak 10 yılda bitirebildiğini de kaydetti.
Mustafa, Namık’ın can güvenliğinden dolayı belgeselin çekildiği yeri belirtmek istemediğini belirterek, “Bu filim Saddam Hüseyin’in her şeyi olan bir adamın öyküsüdür. Saddam özel hayatı ile ilgili olarak da kendisine bir şeyler anlatmış. Bu adam Saddam’ın şoförü, koruması, berberi, doktoru ve aynı zamanda arkadaşıydı” ifadelerini kullandı.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
Belgesel sinemacı ve Boğaziçi Üniversitesi akademisyeni Can Candan’ın “Duvarlar / Mauern/ Walls” (2000) adlı belgeseli, Almanya’nın birleşmesinin otuz birinci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen iki farklı etkinlik kapsamında yirmi bir yıl sonra tekrar Almanya’da gösterilecek.
Candan’ın ABD’de öğrenciyken 1989 yılında bir gazetenin iç sayfalarından birinde çıkan “Berlin’deki Türkiyeliler artan ırkçılıktan endişe duyuyor” haberinden yola çıkarak çekmeye karar verdiği ve Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ikinci yılında Almanya’nın birleşmesinin Berlin’de yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin gündelik hayatları üzerindeki etkilerini anlatan “Duvarlar / Mauern / Walls” adlı ilk uzun metraj belgeseli, 3 Ekim Pazar günü Almanya’nın birleşmesinin otuz birinci yıldönümünde, Berlin’deki Maxim Gorki Tiyatrosu’nda düzenlenen ‘Duvarlar 3.0’ isimli etkinlikte gösterilecek. Film gösteriminin ardından Can Candan ile bir söyleşi de gerçekleşecek.
21 yıldır Almanya’daki Türkiye kökenli göçmenlerin sesini çoğaltmaya devam eden “Duvarlar/ Mauern/ Walls”, Almanya’nın birleşmesinin otuz birinci yıldönümü etkinlikleri dahilinde, açılışı 16 Eylül’de gerçekleşen ve 7 Kasım’a dek sürecek “… oder kann das weg? Fallstudien zur Nachwende” (…yoksa bu geçebilir mi? Yeniden Birleşmeye Dair Vaka Çalışmaları) başlıklı sergi kapsamında Ekim sonunda seyirci ile buluşacak.
Yurtdışı prömiyeri bundan yirmi bir yıl önce Almanya’da gerçekleşen “Duvarlar / Mauern / Walls”, Almanya’daki tüm okulların filmlere erişimini sağlayan Bundeszentrale für politische Bildung/bpb (Federal Yurttaşlık Eğitimi Ajansı) koleksiyonuna, Köln’de bulunan DOMID (Almanya’da Göç Dokümantasyon Merkezi ve Müzesi) arşivine de dahil edildi.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
ARTI GERÇEK- HDP’nin milletvekilliği düşürülen eski Diyarbakır Miletvekilli Nursel Aydoğan, yerlerine AKP iktidarının kayyım atadığı Diyarbakır Eski Belediye Başkanları Fırat Anlı ve Zülküf Karatekin ‘Mahpus yada Sürgün’ isimli belgeselinde bir araya geldiler. Belgeselin ilk gösterimi Cuma akşamı Köln’de KulturBunker’da yapılacak.
Belgeselin prodüktörlerinden Adil Demirci Artı Gerçek’e belgesel için “Aylarca süren emeğin ardından ‘Mahpus yada Sürgün’ isimli belgesel çalışmamızı bitirdik. Belgeselimizi 10 Eylül Cuma akşamı Köln’de gösterime sokacağız. HDP Eski Milletvekilli Nursel Aydoğan, Diyarbakır Eski Belediye Başkanları Fırat Anlı ve Zülküf Karatekin ile kayyım sürecini, HDP’ye yönelik baskıları ve sürgün yolunu konuştuk” dedi.
NURSEL AYDOĞAN: MUTLAKA KAZANACAĞIZ
Bizim ülkemizde Demokrasi, eşitlik,özgürlük, barış,kadın özgürlüğü, emek mücadelesi yürütenler için gözaltı, işkence, cezaevi, sürgün geçmişten günümüze rehabilite etme, korkutma, sindirme, mücadeleden uzaklaştırmak için en çok denenen yöntemler olmuştur. Elbetteki faili belli bir cinayete kurban gitmediyseniz kendinizi şanslı sayabilirsiniz.
Bu mücadeleyi sürdürenler olarak benim payıma da HDP milletvekiliylen ve üstelik dokunulmazlık zırhımın olduğu cezaevi ve sürgün düştü.
Ama biz faşizmin amacına ulaşmasına izin vermeyeceğiz! Mücadele edenler için nerde olunduğu önemli değildir. Her nerede olursak olalım inandığımız değerler doğrultusunda mücadele etmeye devam edeceğiz. Er yada geç faşizm kaybedecek biz kazanacak, çok sevdiğimiz ve eşit ve özgür yaşamın mücadelesini verdiğimiz güzel ülkemize tekrar döneceğiz. Sürgünde yaşamını yitiren Yılmaz Güney’in dediği gibi “Mutlaka Kazanacağız”.
FIRAT ANLI: BİR GÜN ŞEHİRLERİMİZE DÖNECEĞİMİZDEN EMİN OLARAK YOLA DEVAM EDİYORUZ
Bir kaç yıl önce onbinlerce göçmeni barındıran bir şehrin evsahipliğinden politik bir mülteciye dönüşmek bizim coğrafyamızın, aslında genel olarak tüm dünyanın hazin bir gerçeği.
Geride kalanlara saygı ve minnet daima yoldaşlık edecek bizlere. Burada yeni yol arkadaşları edinerek mücadeleye katılmak bir teselli belki. Şairin dediği gibi ‘başka bir şehir’ bulamayacağımızı bilerek hepimiz ayakta kalmaya ve bir gün şehirlerimize döneceğimizden emin olarak yola devam ediyoruz.
Belgesel katılımcıların kendi anadillerinde Türkçe, Kurmanci ve Zazaca çekildi. Ayrıca Almanca altyazı ile izleyici ile buluşacak.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
Formula 1 efsanesi Michael Schumacher’in hayatını konu alan Netflix belgeselinin ilk fragmanı yayınlandı.
Gelmiş geçmiş en iyi Formula 1 pilotlarından biri olarak gösterilen Alman Formula 1 pilotu Michael Schumacher’ın hayatını konu alan Netflix belgeselinin ilk fragmanı yayınlandı. Schumacher’ın ailesinin de desteğiyle yapılan “Schumacher” adlı belgesel, Alman pilotun karting pistlerinden Formula 1’in zirvesine yükselişini anlatacak.
“Schumacher” belgeseli, pilotun eşi Corinna, erkek kardeşi Ralf Schumacher, bu yıl Formula 1’de Haas takımıyla ilk çıkışını yapan oğlu Mick Schumacher ve kızı Gina ile röportajlar içeriyor. Belgeselde ayrıca Formula 1 pilotları ve eski dünya şampiyonları Sebastian Vettel, Mika Häkkinen ve Damon Hill’in yanı sıra eski Formula 1 CEO’su Bernie Ecclestone da yer alıyor.
Formula 1 kariyeri boyunca 91 Grand Prix zaferi ve 7 dünya şampiyonluğu elde eden Schumacher’ın belgeseli, Schumacher’ın 30 yıl önce Formula 1’e girdiği tarih olan 15 Eylül’de yayınlanacak.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
İsteyen herkese resim çizmeyi öğretebileceği sloganıyla yola çıkan Bob Ross, TRT’de yayınlanan “Resim Sevinci” programına 1983’de başladı. Türkiye’de, TRT’de yayınlanan programıyla tanınan Ross’un hayat hikâyesini anlatacak olan “Bob Ross: Küçük Mutlu Ağaçların Arasında Gizlenen İhanet ve Hırs” adlı belgesel, Netflix’te yayınlanacak. 25 Ağustos’ta izleyicilerle buluşacak olan belgeselden ilk tanıtım yayınlandı.
Joshua Rofe’nin yönettiği belgeselin yapımcılığını ise komedyen Melissa McCarthy, Ben Falcone, Divya D’Souza ve Steven Berger üstleniyor.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
Muğla’nın Yatağan ilçesinde bulunan 5 bin yıllık Antik Stratonikeia Kenti’nin dünyaya tanıtılması için Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteği ile belgesel filmi çekilmeye başlandı. Dünyanın en büyük mermer antik kentlerinden birisi olarak tanımlanan antik kentin tanıtım belgeselinde, Ertuğrul Karslıoğlu yönetmen olarak görev aldı.
Belgeselin ilk gününde, Ay’ın Dünya’ya en yakın konumda olduğu ‘Süper Çiçek Kanlı Ay’ sahnesinin çekimi yapıldı. Stratonikeia antik kentinde 1763 yılında yaşanan depreme kadar yaklaşık 120 bin kişinin yaşadığı, deprem sonrası yaşayanların kenti terk ettiği bildirildi. Türkiye’de yaşamın sürdüğü ender antik kentlerden biri olma özelliğini de taşıyan Stratonikeia’ya son yıllarda ilginin giderek arttığına dikkat çekildi.
5 BİN YILLIK KENTTE YENİDEN YAŞAMI DİZAYN EDECEĞİZ
Antik kentin belgesel çekimlerine başlayan Ertuğrul Karslıoğlu, Stratonikeia’nın bir tarih ve kültür kenti olduğunu söyledi. Karslıoğlu şöyle konuştu:
“Buradaki belgesel çekiminin amacı Stratonikeia’nın yaşayan bir tarih ve kültür kenti olduğunu vurgulamaktır. Bu kent hala yaşıyor. Yani 5 bin yıllık bir tarihi süreci var. Kültürler üst üste birikmiş buraya. Burada hala yaşayan, bugünün insanları var. Deprem zorlamış. Birtakım nedenlerle birkaç defa taşınmış ama asla o yaşanabilirliğini hiç kaybetmemiş. Hatta büyük bir dönüş söz konusu olacaktır yakında. Antik kentte göç yeniden başladı. Turizm için zaten inanılmaz bir yer. Onun için büyük bir keyifle, büyük bir mutlulukla belgesel çekimini gerçekleştiriyoruz. Çekimleri ekim ayında tamamlayacağız.” (ANKA)
Gökçeada’ya 1970 yılında dönüştürülen İmroz Adası’nın nasıl Rumsuzlaştırılmaya çalışıldığı, 2015 yılında “Hatırlamak ve Anlatmak için Şehre BAK” projesi kapsamında kısa bir belgesele dönüştürüldü. Yönetmenliğini Murat Yüksel, Onur Tekin ve Zehra Güzel’in yaptığı belgesel, 2016 yılında Tarih Vakfı tarafından da gösterildi.
Yönetmenlerin Youtube kanalında yeniden izlenime açtığı IMBPO? (İmroz) Belgeseli, adada uygulanan milliyetçi politikaları tanıkların anlatımıyla işliyor. Belgeselin yönetmeni Murat Yüksel ile İmroz Adası’nın hikayesini konuştuk.
Yüksel, Gökçeada’ya dönüştürülen adaya ilişkin bazı bilgileri olmasına rağmen hikâyenin içine girdikçe belgesel fikrinin geliştiğini ve tarihsel araştırmalar içerisine girdiklerini anlattı.
İMROZ’DAN GÖKÇEADA’YA
İmroz’un Gökçeada’ya dönüştürülme sürecinin Osmanlı döneminde başladığını anlatan Yüksel, şöyle devam etti: “Osmanlı döneminin dağılma döneminde, adada Müslüman nüfusunda artış yaşandığı görülüyor. Sonrasında ise Osmanlı Devleti’nin İmroz’a dair gerçekleştirdiği hazin politikalar, 1940’lı yıllarda başlayıp 1970’li yıllarda ‘Gökçeada’ya dönüştürülmesiyle sonuçlanan bazı acı olaylar yaşanıyor. 1942 yılında yayınlanan ‘Varlık Vergisi’ ile birlikte gayri Müslim vatandaşlarında malına göz konulmuştu. İlerleyen zaman diliminde 6-7 Eylül olayları ve İmroz’da 1964 yılında Dereköy’de bir hapishane yapılması. Bu hapishaneye, Türkiye’de ne kadar azılı suça ve idama mahkum edilmiş insan varsa getirildi. Adaya cezaevi yapılmasının sebebi elbette yine politikti yani amaç İmroz’dan Rumları kovmaktı.”
‘İZLER SİLİNMEYE ÇALIŞILDI’
Yüzlerce yıl dostça birlikte yaşayanların ulus devlet anlayışına kurban gittiği bir hikâyenin de İmroz Adası’nda yaşandığını anlatan Yüksel, “Burada şunu bir kez daha öğrenmiş oluyoruz ki; İmroz’a uygulanan her bir politika, milliyetçi görüş doğrultusunda gerçekleştiğidir. Anadolu’nun kadim, bereketli topraklarında dostça yaşayan insanlar, ne yazık ki geçtiğimiz yüz yıl içinde milliyetçi düşünceye kurban edilerek, izleri tamamen coğrafyadan silinmeye çalışılmıştır” dedi. (MA)