Etiket: Basın özgürlüğü

  • Dünyada son yirmi yılda bin 700’e yakın gazeteci öldürüldü

    Dünyada son yirmi yılda bin 700’e yakın gazeteci öldürüldü


    Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) bugün yayımladığı raporda son yirmi yılda bin 688 gazetecinin öldürüldüğünü, 2003-2022 arasında yılda ortalama 80 muhabirin hayatını kaybettiğini açıkladı.

    RSF’ye göre gazeteciler için en tehlikeli ülkeler Irak ve Suriye.

    RSF’den yapılan açıklamada “Bu iki ülkede 20 yılda 578 muhabirin öldürülmesi, aynı tarihlerde öldürülen tüm gazetecilerin üçte birinden fazlasını oluşturuyor” denildi. 

    Sıralamanın başındaki diğer ülkeler 125 ölümle Meksika, 107 ölümle Filipinler, 93 ölümle Pakistan, 81 ölümle Afganistan ve 78 ölümle Somali.

    Raporun bulgularına göre 2012 ve 2013 seneleri “Suriye savaşı esnasında öldürülen 144 ve 142 gazeteci” ile son 20 yılın en “karanlık” yılları oldu.

    RSF, bu kanlı yılların ardından “kademeli bir durgunluk ve ardından 2019’dan itibaren daha düşük rakamların” rakamların geldiğini kaydetti.

    Ukrayna savaşının başlamasıyla öldürülen gazeteci sayısının yeniden artmaya başladığını belirten RFS, 2021’de 51 gazetecinin iş esnasında hayatını kaybettiğini, 2022’de bu sayının 58’e yükseldiğini açıkladı.

    Rapor, son 19 yılda 12 gazetecinin hayatını kaybettiği Ukrayna’da sadece Şubat-Aralık 2022 döneminde 8 gazetecinin öldürüldüğünü ortaya koydu. Bu nedenle, Ukrayna basın mensupları için Avrupanın ikinci en tehlikeli ülkesi oldu.

    Türkiye gazeteciler için Avrupa’nın 3. en tehlikeli yeri

    Avrupa’da ise 20 yılda 25 gazetecinin öldürüldüğü Rusya bu alanda ilk sırada yer aldı.

    STK basın açıklamasında “RSF’nin sık sık kınadığı gibi, Vladimir Putin iktidara geldiğinden beri basın özgürlüğüne yönelik aralarında ölümcül de olan sistematik saldırılar oldu. Bunlar arasında en sembolik olanı gazeteci Anna Politkovskaya’nın 7 Ekim 2006’da öldürülmesi” denildi.

    Türkiye 2003’den bu yana 9 ölümle gazeteciler için Avrupa’nın üçüncü en tehlikeli yeri olurken Fransa, 2015 Charlie Hebdo katliamında hayatını kaybeden 8 gazeteci nedeniyle dördüncü, Azerbaycan ise 6 ölümle beşinci sırada yer aldı.

    RSF, yolsuzluk ve organize suç konularını araştırdıkları için son 20 senede gazetecilerin ‘savaş olan bölgelerden’ çok ‘barış olan ülkelerde’ öldürüldüğüne dikkat çekti.

    RSF’ye göre Meksika, Brezilya, Kolombiya ve Honduras’da öldürülen gazeteciler 2022’de öldürülen toplam gazetecilerin neredeyse yarısını oluşturuyor ve bu nedenle Amerika kıtası “bugün medya için en tehlikeli yer”.

    RSF Genel Sekreteri Christophe Deloire “Rakamların arkasında haber toplamayı, gerçeği aramayı ve gazetecilik tutkularını hayatlarıyla ödeyen yetenekler var. Bu yıl sonu, onları anmak ve gazetecilerin çalıştığı ve haber hazırladığı her yerde güvenliklerine saygı gösterilmesi çağrısında bulunmak için bir fırsat” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ABD’nin düzenlediği Demokrasi Zirvesi Biden’ın konuşmasıyla tamamlandı

    ABD’nin düzenlediği Demokrasi Zirvesi Biden’ın konuşmasıyla tamamlandı


    ABD’nin ev sahipliğinde düzenlenen 2 günlük “Demokrasi Zirvesi”nin kapanış konuşmasını yapan ABD Başkanı Joe Biden, demokrasinin tüm dünyada tehdit altında olduğunu ve bununla ortak mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

    ABD’nin ev sahipliğinde çevrim içi düzenlenen ve dün başlayan “Demokrasi Zirvesi”, Biden’ın yaptığı konuşma ile sona erdi. Biden, konuşmasında demokrasinin tüm dünyada tehdit altında olduğunu belirterek bununla ortak mücadele edilmesi gerektiğini ve iki gün süren zirvede birçok tarafı bir araya getirdiklerini söyledi.

    Medya özgürlüğü, kadın ve kız çocuklarının statüsünün iyileştirilmesi ve insan haklarının güçlendirilmesinin şu anda demokrasilerin önceliği olması gerektiğine işaret eden Biden, “ABD, ülke içinde demokrasini güçlendirme ve tüm dünyada demokrasinin getirilerini kanıtlamak için küresel ortaklarıyla çalışma sözüne bağlıdır.” mesajı verdi.

    Biden, bu zirveden sonra tüm dünyada demokrasi konusunda kaydedilecek ilerlemenin değerlendirileceğini kaydederek “Gelecek, halkının potansiyelini silenlerin değil insan onurunu kucaklayanların, demir yumrukla halkını boğanların değil halkına nefes alma hürriyetini sağlayanların olacaktır.” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AB, medyanın özgürlük ve bağımsızlığını temel alan yasa tasarısında önceliklerini netleştirdi

    AB, medyanın özgürlük ve bağımsızlığını temel alan yasa tasarısında önceliklerini netleştirdi


    Avrupa Komisyonu, Avrupa Birliği (AB) çapında medya pazarının bütünlük ve bağımsızlığının korunması için önümüzdeki yıl sunacakları Medya Özgürlük Yasası’nın önceliklerini netleştirdi.

    Avrupa Haber Medya Forumu’nda konuşan komisyon üyesi Thierry Breton, Covid-19’un basın dünyasına etkileri, tüketici davranışlarındaki değişimler ve medyada çoğulculuk ve bağımsızlık gibi bir dizi sorunun çözümü için önerilerini bu yasa tasarısında sunacaklarını belirtti.

    Covid-19 pandemisinin haber dünyasında dijital medyayı güçlendirirken geleneksel medyayı olumsuz etkilediğini kaydeden Breton, ortaya çıkan bu eşitsiz durumun istihdam, kaliteli iş üretme kapasitesi ve demokrasinin geliştirilmesine de olumsuz yansıyacağına dikkat çekti.

    Tüketici davranışlarındaki bu değişimin dijital medyanın korunması ve gelir kaynaklarının çeşitlendirilip güçlendirilmesi için yeni ihtiyaçları gündeme taşıdığını kaydeden AB yetkilisi, akıllı ödeme duvarları, bağışlar ve tek seferlik ödeme gibi yenilikçi iş modellerini yasa tasarısında değerlendireceklerini bildirdi.

    Medyanın özgürlüğü ve bağımsızlığı vurgusu

    Medyanın çoğulculuğuna ve bağımsızlığına karşı hükümet müdahalelerinden kamu medyasının siyasallaştırılmasına veya medyada sermayenin belli grup ya da kişilerin elinde toplanmasına kadar farklı tehditler içerdiğine dikkat çeken Breton şu ifadeleri kullandı:

    “Medya birleşimi her ne kadar ticari direnci arttırması açısından hoş karşılansa da, özellikle sahiplerin ya da yönetim kurulu üyelerinin birden fazla sektörde aktif olmaları durumunda editoryal bağımsızlık için sorun oluşturabilmektedir. Mesela, bir gazeteci çalıştığı medyanın sahibinin yatırımının olduğu bir konuda nasıl özgür araştırma yapabilir? Gazeteciler tedbirli olmaya davet ediliyor ya da işten çıkarılıyor ise görüşlerin çoğulculuğu nasıl temin edilebilir?”

    Breton yeni yasada AB içinde de hükümet müdahalesinden uzak medya sahipliğinin ön plana alınacağının altını çizdi.

    Medyanın sınır ötesinde de bağımsızlığını korumasının önemine değinen Breton “Avrupa Medya Özgürlük Yasası bilgi dünyamızın daha güvenli olmasına da katkı verecek. Bu Avrupa’nın egemenlik sorunudur: her şey jeopolitik. Bilgi de buna bir istisna değil. Bilgi saldırgan yabancı aktörlerin müdahalesinin tipik bir örneğidir” diyerek bu konuda da adım atılacağını vurguladı.

    Avrupa Komisyonu yeni yasa tasarısı için önümüzdeki günlerde bir kamuoyu görüş alımı başlatarak bağımsızlığın korunması için gerekli koşullar, medya dünyasında iş yaparken karşılaşılan engeller ve demokrasinin hayati rolünü oynayabilmesi için yapılması gerekenlerle ilgili görüşleri değerlendirecek.

    Avrupa Komisyonu bahar aylarında basına daha fazla koruma sağlamak ve basın çalışanlarının işlerini yapabilmelerini güvence altına almak amacıyla bir yasa tasarısı için düğmeye basmıştı.

    “Avrupa basın odası” projesi

    Avrupa Komisyonu ayrıca 16 haber ajansını bir araya getiren yeni bir “Avrupa basın odası” geliştirilmesi için fon aktarılacağını kaydetti. Bu girişimin AB ilişkileriyle ilgili çalışan haber muhabirleri için bir merkez olması bekleniyor.

    Almanya’nın haber ajansı koordinasyonunda kurulması planlanan basın odasında Fransa, İtalya, Romanya, Avusturya, Belçika, Bulgaristan, İspanya, Bosna-hersek, Hırvatistan, Slovenya, Sırbistan ve Slovakya’nın haber ajanslarının katılacağı bildiriliyor.

    Konsorsiyum için ocak ayında, basın odası içinse önümüzdeki yaz aylarında çalışmaların başlaması bekleniyor. AB düzeyinde işbirliğini ve AB içindeki farklı dillerde haber teşvikini amaçlayan 1 milyon 760 bin euroluk bir bütçeye sahip.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Taliban, televizyon dizilerinde kadın oyuncuların oynadığı sahneleri yasakladı

    Taliban, televizyon dizilerinde kadın oyuncuların oynadığı sahneleri yasakladı


    Taliban, ülke genelinde yayın yapan televizyon kanallarına bir talimat göndererek kadın oyuncuların yer aldığı dizi ve tiyatro sahneleri ile İslami ilke ve Afgan yasalarına aykırı tüm film ve dizilerin yayınlanmasını yasakladı.

    İyiliğe Davet ve Kötülükten Sakındırma Bakanlığı (Emri bil Maruf), tüm televizyon kanallarına uyulması gereken yeni kurallar (dini kılavuz) gönderdi.

    Bu kurallara göre, televizyon kanallarındaki kadın sunuculardan İslami hicaba riayet etmesi istendi.

    Kadın oyuncuların yer aldığı tiyatro sahneleri ve pembe dizilerin yayınlanmasının durdurulması çağrısı yapıldı.

    Bireylere yönelik hakaret içeren programların yayından kaldırılması talep edildi.

    Kılavuza göre ayrıca peygamberler ve sahabelerin rolünün yer aldığı drama ve dizileri yayınlaması yasaklandı

    Örgüte bağlı bakanlık, ülkede hala bazı televizyon kanallarının İslam ilkeleri ve Afgan geleneklerine aykırı programlar yayınladığını öne sürdü.

    Afganistan’da yerel basın camiası, Taliban’ın “daha ılımlı olacağız” yönündeki açıklamalarına şüpheyle yaklaştığını belirtiyor.

    Taliban, iktidarda olduğu 1990’larda da Afganistan’da televizyon yayınını tamamen yasaklamıştı.

    Son 20 yıl içerisinde ülke genelinde 300’den fazla televizyon, radyo ve gazete yayına başlamıştı.

    Öte yandan Afganistan Özgür Gazeteciler Derneğine göre, Taliban’ın 15 Ağustos’ta başkent Kabil’i ele geçirmesinin ardından yaklaşık 200 basın kuruluşu faaliyetlerini durdurdu.

    Taliban’ın ülkenin kontrolünü ele almasından önce medya çalışanlarının yüzde 30’undan fazlasını kadınlar oluştururken şu an ise sadece birkaç kadın gazeteci görevini sürdürüyor.

    Örgütün ülkede hakim olmasının ardından yüzlerce medya çalışanı ülkeyi terk etti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Merkel’den Almanya’nın ‘Birleşme Günü’nde demokrasi ve basın özgürlüğü mesajı

    Merkel’den Almanya’nın ‘Birleşme Günü’nde demokrasi ve basın özgürlüğü mesajı


    Almanya Başbakanı Angela Merkel, ‘Alman Birliği’nin 31. yıl dönümü kutlamalarında demokrasi ve basın özgürlüğü mesajı verdi.

    Demokrasiye sürekli bağlılık çağrısında bulunan Merkel, “Demokrasi sadece orada değil. Onun için her gün tekrar tekrar birlikte çalışmalıyız.” dedi.

    Muhafazakar politikacı, Halle kentinde düzenlenen törende, “Demokrasi saldırı altında. Bugünlerde basın özgürlüğü gibi asil değerlere yönelik saldırıların arttığını görüyoruz. Yalan ve dezenformasyonla kin ve nefreti körükleyen bir kamuoyuna tanık oluyoruz.” ifadelerini kullandı.

    Şansölye olarak son halka hitaplarından birini yapan Merkel, ayrıca Doğu Avrupa’daki demokrasi hareketlerini ve Alman birleşmesi yolunda Batılı ortakların desteğini hatırlattı.

    Eski Doğu Almanya’dan gelen şansölye, geçen pazar günü sonuçsuz kalan seçimlerin ardından yeni bir federal hükümet kurulur kurulmaz Alman siyasetinin başındaki 16 yıllık görevini bırakacak.

    Almanya’da birlik günü kutlamaları pazar günü erken saatlerde Halle’de Hristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanlardan oluşan ortak bir dini törenle başladı.

    Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier ve Merkel, ülkenin bölündüğü Doğu Almanya’da bulunan St Paul Kilisesi’ndeki ayine katıldı. Ardından, 1685 yılında şehirde doğan besteciye ithaf edilen Georg Friedrich Handel Salonu’nda bir tören düzenlendi.

    St Paul Kilisesi, Ekim 1989’da Doğu Almanya’daki barışçıl devrimin buluşma yerlerinden biriydi ve bu bir yıldan kısa bir süre sonra, 3 Ekim 1990’da Almanya’nın birleşmesine yol açtı.

    Saksonya-Anhalt eyaletindeki Halle şehri, bu yıl Almanya’nın Birlik Günü kutlamalarına ev sahipliği yapıyor.

    Olaf Scholz: “Doğu-Batı eşitlensin”

    Şansölye olarak Merkel’in yerini almayı umut eden Sosyal Demokrat (SPD) politikacı Olaf Scholz, Doğu ve Batı’daki yaşam koşullarının daha da eşitlenmesi çağrısında bulundu.

    Scholz, yeniden birleşme kutlamaları öncesinde Twitter’da “Bugün tek ülkeyiz, ancak yapılacak çok şey var. Eşit maaşlara, emekli maaşlarına, bakış açılarına ihtiyacımız var. Bunu ancak ortak paydaya odaklanırsak yapabiliriz.” şeklinde yazdı.

    Kutlamalara başbakanlık görevi için Scholz ile yarışan Hıristiyan Demokratlar’dan (CDU) Armin Laschet de katıldı.

    Doğu-Batı Almanya’nın birleşmesinin tarihi

    İkinci Dünya Savaşı’nı kaybeden Almanya, işgal kuvvetleri ABD, Fransa, İngiltere ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) tarafından dörde bölündü.

    Daha sonra ABD, Fransa ve İngiltere’nin kendi yönetim birimlerini birleştirmesi sonucu 1949’da Federal Almanya Cumhuriyeti (Batı Almanya), doğuda da SSCB’nin etkisi altında bulunan ve sosyalist sisteme sahip Alman Demokratik Cumhuriyeti (Doğu Almanya) kuruldu.

    Doğu Alman yönetimi halkın Batı Almanya’ya gitmelerini engellemek amacıyla 1961’de daha sonra “Utanç Duvarı” olarak anılacak Berlin Duvarı’nı inşa etti.

    SSCB Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov’un 1980’lı yıllarda açıklık ve yeniden yapılanma politikasıyla Doğu Almanya, Macaristan ve Polonya gibi ülkelerin yer aldığı Doğu Bloku ülkelerinde reform süreci başladı.

    Doğu Almanya’da halkın rejime karşı sokağa çıkması sonucunda 1989’da “Utanç Duvarı” yıkıldı ve iki Almanya 3 Ekim 1990’da resmen birleşti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Von der Leyen casus yazılım Pegasus hakkında konuştu: Doğruysa, kabul edilemez bir durum

    Von der Leyen casus yazılım Pegasus hakkında konuştu: Doğruysa, kabul edilemez bir durum


    Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, İsrailli bir firmanın casus yazılımıyla bazı ülkelerin binlerce kişiyi takip ettiği iddiasını, “doğru olması halinde kabul edilemez” bulduğunu söyledi.

    Von der Leyen, Çekya ziyaretinde, İsrail’deki NSO Group adlı şirketin ürettiği “Pegasus” isimli casus yazılım aracılığıyla küresel çapta gazeteci, aktivist, avukat ve siyasilerin hedef alındığı, en az 10 hükümetin bu şirketin müşterisi olduğu iddiasıyla ilgili soruyu yanıtladı.

    Ursula Von der Leyen, “Şu ana kadar okuduğumuz kadarıyla bunun doğrulanması gerekir. Ama eğer durum buysa bu tamamen kabul edilemez” dedi.

    AB için basın özgürlüğünün önemine vurgu yapan von der Leyen, konuyla ilgili başka yorumda bulunmadı.

    Araştırma: Gazeteciler, siyasiler ve aktivistler casus yazılımla izleniyor

    İngiliz gazetesi Guardian’ın haberinde, 17 medya kuruluşu tarafından yürütülen araştırmada, NSO Group’a ait casus yazılımın, küresel çapta yaygın ve kötü amaçlar için kullanıldığı ileri sürüldü.

    Bahreyn, Kazakistan, Meksika, Fas, Azerbaycan, Ruanda, Suudi Arabistan, Macaristan, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olmak üzere en az 10 hükümetin NSO Group’un müşterisi olduğu iddia edildi. Casus yazılımın aktivist, gazeteci, avukat ve siyasileri hedef almak için hükümetlere satıldığı savunuldu.

    İddiaya göre, bir telefonu “gözetleme” cihazına dönüştürebilen bu casus yazılımla, kullanıcının bilgisi ve izni olmadan mikrofon, kamera, mesajlar, ses kayıtları ve rehber gibi çok sayıda uygulamaya erişim sağlanabiliyor.

    Ruanda, Fas, Hindistan ve Macaristan, 50 binden fazla telefon numarasının olduğu listede adı geçen kişilerin telefonlarını takip için Pegasus’u kullandıkları iddialarını yalanladı. Azerbaycan, Bahreyn, Kazakistan, Suudi Arabistan, Meksika ve BAE hükümetleri ise henüz iddialara yanıt vermedi. NSO Group da hakkındaki tüm suçlamaları reddetti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Basın meslek örgütlerinden polis şiddeti protestosu: ‘Nefes alamıyoruz’

    Basın meslek örgütlerinden polis şiddeti protestosu: ‘Nefes alamıyoruz’


    İstanbul’da cumartesi günü yapılan LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nü takip eden gazeteci Bülent Kılıç’ın gözaltına alındığı sırada boğazına basılarak polis şiddetine maruz kalması, meslek örgütleri tarafından İstanbul, Ankara ve İzmir’de protesto edildi.

    Çağdaş Gazeteciler Derneği, Türkiye Foto Muhabirler Derneği ve TGS gibi meslek örgütleri valilikler önünde toplandı. Eylemlerde “nefes alamıyoruz”, “özgür basın, özgür ülke”, “gazeteciliği boğamazsınız” pankartları taşındı ve basın açıklaması yapıldı.

    Eyleme katılan gazeteciler İstanbul Valiliği’ni çevreleyen demirlere kameralarını asarak tepkilerini gösterdi.

    Polis şiddetine maruz kalarak gözaltına alınan Bülent Kılıç, kendisine gösterilen dayanışmadan dolayı teşekkür etti ve gördüğü şiddetin sorumlularının ceza almasını istedi.

    İstanbul’daki LBGTİ+ Onur Yürüyüşü’nü görüntülediği sırada polis müdahalesi ile yere yatırılan ve boğazına bastırılan AFP muhabiri Bülent Kılıç olayla ilgili suç duyurusunda bulunmuştu.

    Polislere soruşturma

    Gazeteciler Sendikası, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’nın gazeteci Kılıç’a müdahale eden polislerle ilgili soruşturma açıldığını ilettiğini açıkladı. Sendikanın sosyal medya iletisinde şu ifadeler yer aldı:

    “İstanbul Valisi Sn. Ali Yerlikaya, üyemiz Bülent Kılıç’a saldıran polisler hakkında idari soruşturma başlatıldığını bize iletti. Bu adımı olumlu bulmakla birlikte caydırıcı cezalar beklediğimizi ve sürecin takipçisi olacağımızı ifade ettik.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • RSF, Erdoğan’ı ‘Basın Özgürlüğü Düşmanları’ listesinde gösterdi

    RSF, Erdoğan’ı ‘Basın Özgürlüğü Düşmanları’ listesinde gösterdi


    Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) organizasyonu 37 ismin bulunduğu ‘Basın Özgürlüğü Düşmanı Liderleri’ listesi yayınladı. RSF’nin raporunda Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da yer alıyor.

    Macaristan Başbaklanı Victor Orban ise bu listeye giren ilk Avrupa Birliği üyesi ülke lideri oldu.

    Pazartesi günü yayınlanan listedeki isimler RSF’in kriterlerine göre “basın özgürlüğünü acımasızca baskılamış ve ortadan kaldırmaya teşebbüs etmiş” kişiler.

    Listede yer alan diğer isimler şöyle:

    1. Abdel Fattah el Sisi – Mısır
    2. Aleksander Lukaşenko – Belarus
    3. Ali Hamaney – İran
    4. Beşar el Esad – Suriye
    5. Carrie Lam – Hong Kong
    6. Daniel Ortega – Nikaragua
    7. Emomali Rahman – Tacikistan
    8. Gotabaya Rajapaksa – Sri Lanka
    9. Kurbankulu Berdimuhammedov – Türkmenistan
    10. Hamed bin İsa el Kalifa – Bahreyn
    11. Hun Sen – Kamboçya
    12. İlham Aliyev – Azerbaycan
    13. İmran Khan – Pakistan
    14. İsmail Ömer Gülleh – Cibuti
    15. İssaiyas Afwerki – Eritre
    16. Jair Bolsonaro – Brezilya
    17. Kim Jong Un – Kuzey Kore
    18. Lee Hsien Loong – Singapur
    19. Miguel Diaz Canel – Küba
    20. Min Aung Hlaing – Myanmar
    21. Muhammed bin Salman * Suudi Arabistan
    22. Narendra Modi – Hindistan
    23. Phu Trong Nguyen – Vietnam
    24. Nicolas Maduro – Venezuela
    25. Paul Biya – Kamerun
    26. Paul Kagame – Ruanda
    27. Prayut Chan-o-Cha
    28. Ramazan Kadirov – Çeçenistan
    29. Recep Tayyip Erdoğan – Türkiye
    30. Rodrigo Duterte – Filipinler
    31. Salva Kiir – Güney Sudan
    32. Hasina Şeyk – Bangladeş
    33. Teodoro Obiang Nguema Mbasogo – Ekvatoral Gine
    34. Viktor Orban – Macaristan
    35. Vlademir Putin – Rusya
    36. Şi Jinping – Çin
    37. Yaveri Museveni – Uganda

    “Agresif demokrasi yöntemi ve tehditle karışık inkar”

    Listede bulunan her isme dair bir takım bilgilerin de yer aldığı raporda Erdoğan için şu ifadelere yer verildi:

    Medyanın itaatkar ve uysal olmasını ve övgüler yağdırmasını seviyor. ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ ve her türlü suistimale izin veren geniş terör yasası ile eleştirmenlerine zulmediyor. Çeşitli siyasi ve ekonomik araçlarla önde gelen medya gruplarının neredeyse tamamını (özellikle TV kanallarını) kontrol etmekte. Temmuz 2016’daki darbe girişimi ve olağanüstü hal uygulaması kendisine eşi görülmemiş sayıda gazeteciyi tutuklama ve 100’den fazla gazete, dergi, TV kanalı ve radyo istasyonunu kapatma fırsatı verdi. Anayasa mahkemesi, Bozulan iklim, gazetecilere yönelik şiddeti teşvik ediyor.

    Raporda, Erdoğan’ın sol görüşlü, Kürt hareketini destekleyen, Gülen taraftarı, seküler veya ulusalcı fark etmeden kendisine muhalif duran tüm kesimlerden gazeteci ve medya organını hedef aldığı belirtilerek, keyfi pasaport iptali, kısa süreli de olsa gazetecilerin gözaltına alınmaları ve internet sansürleri gibi örneklere yer veriliyor.

    Yöntem olarak ‘Agresif demokrasi’ adı verilen bir metodun kullanıldığı ve resmi söylem olarak da ‘Üstü örtülü tehdit ile karışık tamamen inkarcı’ bir tavır takınıldığı kaydediliyor.

  • Türkiye İnsan Hakları Raporu: Salgın, toplum üzerindeki baskıyı artırmak için fırsata dönüştürüldü

    Türkiye İnsan Hakları Raporu: Salgın, toplum üzerindeki baskıyı artırmak için fırsata dönüştürüldü


    Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) isimli sivil toplum kuruluşunun 2020 yılına ait Türkiye İnsan Hakları Raporu’nu yayınlandı.

    “2020 yılı, işkence ve diğer kötü muamele, kaçırılma ve zorla kaybetme açısından yoğun hak ihlallerinin tespit edildiği bir yıl oldu. Türkiye’de işkence ve kötü muamele gerçeğinin tespit edilenden çok daha yaygın ve sistematik olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.” denilen raporda, bu durumu gündeme getiren gazeteci, avukat ve insan hakları savuncularına adli soruşturma ve kovuşturmalar açıldığı kaydedildi.

    ‘2020’nin geçmiş yıllara kıyasla hak ve özgürlükler açısından olumlu gelişmelerin yaşandığı bir yıl olmadığının’ belirtildiği ve yoğun insan hakları ihlallerinin yaşandığının dile getirildiği raporda, “Siyasal iktidarın ekonomiden toplum sağlığına kadar ülkenin tüm meselelerini güvenlik sorunu haline getiren, toplumu kutuplaştıran, ülke içinde ve dışında şiddeti esas alan, bilhassa da Kürt sorununun ve uluslararası sorunların çözümünde çatışma ve savaşı tek yöntem haline getiren politikaları, yaşanan hak ihlallerinin temelinde yatan en önemli faktördür.” değerlendirmesinde bulunuldu.

    Raporda, siyasal iktidarın Covid-19 salgınını kendi açısından bir fırsata dönüştürdüğü belirtilerek şöyle denildi:

    “Salgını baskı ve kontrolü daha da artırmanın bir fırsatı haline getirmenin en açık örneği cezaevlerinde yaşanmaktadır. Salgın gerekçe gösterilerek cezaevlerinde mahpusların zaten kısıtlanmış olan hakları daha da kısıtlanarak yeni bir ‘normal’ yaratılmak istenmektedir. Salgın gerekçesiyle mahpusların aileleriyle görüşme hakkı tamamen ortadan kaldırılmış, avukat görüşmeleri kısıtlanmıştır. Buna karşın mahpusları gerçekten salgından koruyacak önlemlerin ise yeterince alınmadığı görülmektedir.”

    Raporda yer alan bazı tespitler ise şu şekilde:

    • 2020 yılında 23 ayrı olayda yargısız infaz, dur ihtarı, rastgele ateş açma, cinsel saldırı sonucu intihara sürükleme ve polis baskınları sonucu 3’ü çocuk 15 kişi yaşamını yitirdi, 3’ü çocuk 13 kişi yaralandı.
    • Askerlik hizmetini yaparken en az 23 kişi şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi ve en az 25 kişi yaralandı.
    • 2020 yılında en az 2427 işçi iş cinayeti sonucu yaşamını yitirdi. Bunların 68’i çocuk, 148’i kadın ve 101’i mülteci/sığınmacı/göçmen.
    • 2020 yılı içinde en az 284 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Şüpheli bir şekilde ölen veya intihar ettiği iddia edilen kadın sayısı en az 255. Aynı süre içinde öldürülen çocuk sayısı ise 26.
    • Geçen yıl tespit edilen 13 ırkçı saldırı sonucunda 3’ü çocuk toplam 7 kişi yaşamını yitirmiş, 1’i çocuk 8 kişi yaralandı.
    • 2020 yılı içinde tespit edilen en az 140 ayrı olayda en az 404 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalmış ve en az 86 kişi yaralanmıştır. Tespit edilen 139 olayın 22’si ev baskınları sırasında, 86’sı açık alanlarda ve 31’i resmi gözaltı merkezlerinde meydana gelmiştir.
    • 2020 yılında 10 kişinin kaçırıldığı ve aynı gün veya takip eden gün içinde serbest bırakıldığı tespit edildi. 10 olayda 5 kişinin tehdit, işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı, 6 kişinin ise ajanlık dayatmasına maruz kaldığı tespit edildi.
    • Zorla kaybetme niteliği taşıyan 2 olayda ise kaçırılan 1 kişiden halen haber alınamamaktadır. 8 Ağustos 2019 tarihinde Ankara’da kaçırılan Yusuf Bilge Tunç’tan 31 Aralık 2020 itibarıyla halen haber alınamamaktadır. Toplam 12 olayın hiçbiri ile ilgili etkin bir soruşturma yapılmadığı görülmektedir.
    • 2020 yılında 3 milletvekilinin vekillikleri, haklarındaki kesinleşmiş mahkeme kararlarına dayanarak düşürüldü ve söz konusu 3 milletvekili tutuklandı. 1 milletvekili saldırıya uğradı. Önceki dönemlerde milletvekilliği yapmış 6 siyasetçi gözaltına alındı, 1’i tutuklandı,
    • 41’i belediye eş başkanı, 2’si seçilmiş ancak KHK’lı oldukları için mazbataları verilmemiş belediye eş başkanı, 2’si belediye başkan yardımcısı, 54’ü belediye meclisi üyesi, 2’si il genel meclisi üyesi, 7’si muhtar olmak üzere yerel yönetimlere seçilmiş 108 kişi gözaltına alındı.
    • 2020 yılında siyasi partilerin üye ve yöneticisi olan en az 513 kişi gözaltına alındı, 141 kişi tutuklanırken 144 kişi adli kontrol, 3 kişi ev hapsi ve 1 kişi yurtdışı yasağı şartıyla serbest bırakıldı.
    • 2020 yılında dernek, vakıf, sendika ve meslek örgütleri ile çeşitli platformlar ve inisiyatiflerin üye ve yöneticisi olan en az 299 kişi gözaltına alındı, 90 kişi tutuklanırken 127 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
    • İnsan hakları savunucusu 25 kişi gözaltına alındı.
    • Lise ve üniversite öğrencileri ile çeşitli gençlik örgütleri tarafından yapılan basın açıklamaları ve protesto eylemlerine en az 10 kez polis tarafından müdahale edildi. Bu müdahalelerde en az 143 kişi işkence ve kötü muamele niteliğindeki uygulamalarla gözaltına alındı.
    • 506 kişi hakkında çeşitli toplantı ve gösterilere katıldıkları gerekçesiyle açılan davaların görülmesine devam edildi. Yargılanan 137 kişi toplam 253 yıl hapis cezası ile cezalandırıldı.
    • En az 72 basın çalışanı ve 1 yazar gözaltına alındı. 25 gazeteci tutuklandı, 17 gazeteci adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.
    • En az 239 gazeteci ve basın çalışanı, haklarında açılan 129 davada yargılandı. Sonuçlanan davalarda 41 gazeteci toplam 173 yıl 11 ay 7 gün hapis cezası ve 34 bin 160 TL para cezası ile cezalandırıldı. 32 gazeteci beraat etti, 5 dava düşürüldü. 32 gazeteci hakkında soruşturma başlatıldı.
    • 5 gazeteciye, 2 basın kuruluşuna, 1 ilde Gazeteciler Cemiyeti’ne ait araca saldırı düzenlendi. 3 gazeteciye saldırı girişiminde bulunuldu. 5 gazeteci ve 1 yazar tehdit edildi, 1 gazeteci kendilerini istihbaratçı olarak tanıtan kişilerce ajanlık dayatmasına maruz kaldı.
    • 1079 habere, 97 internet sitesine, 635 internet adresine, 10 sosyal medya hesabına ve 301 içeriğe erişim mahkeme kararlarıyla engellendi.
    • Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından 26 basın-yayın kuruluşuna 34 kez program durdurma ve idari yaptırım, 5 gün yayın durdurma ve 33 kez idari yaptırım cezaları verildi.
    • Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek en az 616 kişi gözaltına alındı. En az 147 kişi hakkında sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek soruşturma başlatıldı. Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek açılan 12 davada 5 kişi 20 yıl 4 gün hapis cezası ile cezalandırıldı.
    • “Cumhurbaşkanı’na hakaret” iddiasıyla 2020 yılında en az 24 kişi gözaltına alındı, 2 kişi tutuklandı.
    • Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) tarafından derlenen verilere göre 10 Ocak 2021 tarihi itibarıyla Türkiye’de cezaevlerinde 86 gazeteci tutulmaktadır.
    • 2020 yılında en 25 sanatçı ve yazar hakkında daha önceden açılmış olan davaların görülmesine devam edildi.
    • 15 Temmuz Darbe girişimi ile ilişkili soruşturmalar ve “FETÖ/PDY soruşturmaları” kapsamında 2020 yılı içinde toplam 6 bin 310 kişinin gözaltına alındı, 837 kişi tutuklandı.
    • İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 15 Temmuz 2020 tarihinde yaptığı açıklamada 15 Temmuz 2016 tarihinden bu yana, “FETÖ/PDY Soruşturmaları” kapsamında 282 bin 790 kişinin gözaltına alındığını ve bunlardan 94 bin 975’inin tutuklandığını belirtti. 15 Temmuz 2020 tarihi itibarıyla tutuklu kişi sayısı 25 bin 912, hakkında işlem yapılan kişi sayısı ise 597 bin 783 kişidir.

    Toplam 345 sayfalık raporda, “Siyasal iktidar koronavirüs salgınıyla mücadeleyi bir önleme ve halkın sağlığını koruma sorunu olarak değil de militarist bir zihniyetle bu süreci, erkini daha da merkezileştirme ve toplum üzerindeki baskı ve kontrolünü daha da artırmanın bir fırsatı haline getirdi. Yıl boyunca başta bilgi edinme hakkı, yaşam hakkı, kişi güvenliği ve işkence yasağı, ayrımcılık yasağı, sağlığa erişim hakkı, çalışma hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü, toplanma ve gösteri yapma özgürlüğü olmak üzere pek çok temel hak ve özgürlük yoğun bir şekilde ihlal edildi.” ifadeleri yer aldı.

  • Af Örgütü: Türkiye’de terör finansmanını önleme tedbirleri, sivil toplum üzerinde baskıyı artırıyor

    Af Örgütü: Türkiye’de terör finansmanını önleme tedbirleri, sivil toplum üzerinde baskıyı artırıyor


    Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı raporda, Türkiye’nin 2020 sonunda kabul ettiği ‘kitle imha silahlarıyla’ ilgili yasanın sivil toplum kuruluşlarını ‘baskı altına aldığı’ belirtiliyor.

    “Terörle mücadeleyi araçsallaştırmak: Türkiye, terörizmin finansmanı değerlendirmesini sivil toplumu hedef almak için kullanıyor” başlıklı rapora göre, anılan “kanun, örgütlenme ve ifade özgürlüğü haklarının yanı sıra uluslararası toplumun kabul ettiği adil yargılanma güvencelerini de ihlal eden yeni uygulamalar getiriyor.”

    Uluslararası Af Örgütü Avrupa Bölgesel Ofisi Direktörü Nils Muiznieks, “Yasa, halihazırda temelsiz terör suçlamalarıyla yargılanma ve mahkum edilme tehdidiyle karşı karşıya olan sivil toplum aktivistleri üzerindeki baskıyı artırma tehlikesi taşıyor” dedi.

    Rapor, Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) 21-25 Haziran 2021 tarihlerinde yapacağı yıllık değerlendirme toplantısı öncesinde yayımlandı.

    Açıklamada, Türkiye’nin Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin 2020 yılı sonunda çıkardığı “terörün finansmanını önleme tedbirleri için hazırladığı kanun”, “uluslararası çapta tehlikeli bir emsal oluşturuyor” ifadesi yer alıyor.

    “Terörle mücadele yasaları cephaneliğine eklendi”

    Muiznieks, açıklamasında “Terörle mücadele bahanesiyle baş döndürücü bir hızla getirilen bu tuhaf yasa, beş yıldan uzun süredir devam eden baskılar nedeniyle zaten sarsılmış durumda olan sivil toplum üzerindeki baskıyı daha da artırmayı amaçlayan ve bunu gizlemekten de geri durmayan bir girişimdir.Yeni yasa, Türkiye’nin, birçoğu devamlı olarak insan hakları savunucularını ve Uluslararası Af Örgütü’nün de aralarında bulunduğu sivil toplum örgütlerini hedef almak için kullanılan terörle mücadele yasaları cephaneliğine eklendi.” ifadelerini kullandı.

    Uluslararası Af Örgütü’nden yapılan açıklamada, “yeni yasadaki belirsizliklerin, yasayı, insan haklarını savunmaya ve geliştirmeye adanmış olanlar dahil sivil toplum örgütlerine karşı kötüye kullanılmaya açık hale getirdiği” savunuluyor.

    Açıklamada, “Türkiye’deki yeni yasa, terörün finansmanında rol oynama riski taşımayan kuruluşlar da dahil olmak üzere kar amacı gütmeyen tüm kuruluşları aynı derecede orantısız risk azaltma tedbirlerine maruz bırakıyor” denildi.

    Anılan “7262 sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun” 31 Aralık 2020’de TBMM’den geçmişti.

    Taner Kılıç ve Osman Kavala örneği

    Uluslarararası Af Örgütü, açıklamasında Taner Kılıç ve Osman Kavala örneklerini paylaştı: “Sivil toplumun önde gelen isimlerinden Osman Kavala’nın hâlâ tutuklu yargılanıyor olması ve Hak Savunucuları Davası’nda Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Onursal Başkanı Taner Kılıç ile diğer üç insan hakları savunucusunun mahkum edilmesi, Türkiye yetkililerinin sivil toplumu bastırma kararlılığını gösteren simgesel vakalardır. Bu vakalar, Türkiye’deki terörle mücadele yasalarının siyasi muhalifler, gazeteciler, insan hakları savunucuları ve sivil toplum örgütlerine karşı nasıl silah haline getirildiğini ortaya koyuyor.”

    “180’den fazla medya kuruluşu kapatıldı”

    Türkiye’de ifade ve örgütlenme özgürlüğü alanının ‘daraltıldığı’ belirtilen raporda, “2016-2018 arasındaki olağanüstü hal döneminde 1300’den fazla dernek ve vakıf ve 180’den fazla medya kuruluşu kararnamelerle, “terör” örgütleriyle açıkça belirtilmeyen bağlantıları gerekçe gösterilerek kalıcı olarak kapatıldı.” ifadelerine yer verildi.

    Gelecek hafta yapılacak FATF toplantısında, Ankara’ya karşı adım atılması çağrısı yapan Nils Muiznieks, “FATF toplantısı, bu istenmeyen sonuçları kabul etmekten fazlasını yapmalı ve bunları tersine çevirmek için somut adımlar atmalıdır. Bunun yapılmaması, Türkiye’de ve ötesinde sivil toplum açısından felakete yol açabilecek bir sorumluluktan kaçma eylemi olacaktır.” dedi.