Etiket: Barış Terkoğlu

  • Bakanlıkta alıkonma, tehdit, işten kovulma…

    Bakanlıkta alıkonma, tehdit, işten kovulma…


    Artı Gerçek – Sağlık verilerinin tutulduğu e-Nabız uygulamasının Katar’a satıldığının ifşa edilmesi ile ilgili dava sürecinde, Sağlık Bakanlığı danışmanlarının gördüğü baskı da ifşa oldu.

    e-Nabız sistemini ilk tasarlayan şirket olan Bilbest isimli firma, daha sonra sistemi sürdüren Tiga isimli şirketten, “e-Nabız uygulamasını Katar’a kendi mülkiyetindeymiş gibi satması” nedeniyle şikâyetçi olmuştu. Bilbest, bu nedenle bakanlığı da suçluyordu. Tiga’nın Sağlık Bakanı Yardımcısı Şuayip Birinci’ye yakın olduğu iddia edilirken, süreç sırasında yaşananlar Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu’nun bugünkü yazısıyla ortaya çıktı.

    ‘MESAJI SİLMEYİNCE İŞİNE SON VERİLDİ’

    Terkoğlu, “İki şirketin hesaplaşması sırasında bir şey oldu” diyerek şu bilgileri verdi:

    “Bakanlığın uluslararası projelerinde danışmanlık yapan Umut Elmas, Tiga aleyhinde bir sosyal medya mesajı paylaştı. Önce mesajı silmesi istendi, yapmayınca bakanlıktaki işine son verildi.

    Bakan yardımcısı Birinci, yakınlık iddialarını doğrularcasına, Elmas’ın da aralarında olduğu bakanlık danışmanları ve Bilbest hakkında, “ihaleye fesat ve rüşvet” iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Savcılık da bu suç duyurusunu davaya dönüştürdü.”

    ‘İFŞAAT NEDENİYLE İNTİKAM ALINDI’

    Yazıya göre, “Sağlık Bakanlığı’ndaki davalar savaşı” sonucunda, danışmanlar hakkında beraat kararı verildi. “Gerekçeli karar önümde duruyor” diyen Terkoğlu şöyle yazdı:

    “Ankara 33. Ağır Ceza Mahkemesi, geçen mayıs ayında, sağlık bakan yardımcısının şikâyetiyle başlayan davada, danışmanlar hakkında beraat kararı vermiş. İşin ilginci, sanıklar, e-Nabız uygulamasının Katar’a satılmasının deşifre edilmesi nedeniyle kendilerinden intikam alındığını, bu nedenle de haklarında böyle bir kumpas davası açıldığını söylemiş. Mahkeme de beraat kararında bu ifadelere yer vermişti.”

    Öte yandan, Sağlık Bakanlığı’nın birçok uluslararası projesinde de görev almış olan Elmas, beraat etmesine rağmen yaşananların ardından Türkiye’yi terk etti. İtalya’da bir üniversitede kıdemli uzman olarak çalışmaya başlayan Elmas, Terkoğlu ile söyleşisinde şunları anlattı:

    ‘ŞİRKET, AKP GENÇLİK KOLLARI MKYK ÜYESİNE AİT’

    “2022 yılı içerisinde e-Nabız projesinin eski AKP gençlik kolları MKYK üyesi ve Ar-Ge başkanı olan Adem Ali Yılmaz’a ait TİGA isimli şirket tarafından Katar’a 100 Milyon dolar civarında bir bedelle satıldığını öğrendim. Ben de 6 Ağustos 2022 tarihinde şirketi sorgulayan bir tweet paylaştım.

    Bakan yardımcısı Şuayip Birinci tarafından Türkiye’de iş yapamamakla, hatta ‘ekmek dahi yedirmemekle’ tehdit edilerek tweeti kaldırmam söylendi. Ben de kaldırmayıp istifa ettim. En yakın çalışma arkadaşım Filiz Gül de aynı tehdide maruz kalarak istifasını verdi. Benim ihtarnamemi dikkate almayan bakanlık, tweetimi gerekçe göstererek kontratımı feshetti. Aynı şekilde Filiz için de ihtarnameyi dikkate almayıp bakanlığa ait bilgisayarı gerekçe göstererek zimmet suçlaması yönelttiler.”

    ÇALIŞAN BAKANLIKTA ALIKONULDU

    “16 Eylül 2022 gecesi koordinatörü olduğum birimin çalışanı İlkay Kaynak, bakanlık binasında bir gece boyunca alıkonuldu. Psikolojik işkenceye maruz kaldı ve kişisel verileri zorla ele geçirildi. İlkay da bu olay üzerine bakanlığa bu alıkonulma hadisesini içeren bir ihtarname göndererek istifasını verdi. Benimle aynı ekipte olan Ozan Beyhan da gıyabında aynı tehditlere maruz kaldığı için istifa etti.”

    Terkoğlu, mahkemenin gerekçeli kararında da Kaynak’ın bu anlatımlarının şu şekilde yer aldığını yazdı: “16 Eylül 2022 akşamı 17.30’dan 17 Eylül 2022 sabahı 06.30-06.45 civarına kadar 12 saati aşkın süre bakanlıkta alıkonuldum. Elektronik eşyalarım incelendi.”

    Bu olayın ardından danışmanların “siz görürsünüz” denilerek aleyhlerinde savcılığa dilekçe verildiği, savcılığın dört bakanlık çalışanını sabaha karşı gözaltına aldığı, dört gün gözaltı ve 50 gün ev hapsinin ardından yargılanıp beraat ettikleri belirtildi.

    BİRİ HATAY’DA DEPREMDE ÖLDÜ

    “Gözaltı, ev hapsi, sosyal medyadan bakanlık bağlantılı olduğu belli olan hesaplardan tehdit, sağlık şirketlerine “Bu adamlarla çalışırsanız bozuşuruz” uyarıları yetmemiş…” diyen Terkoğlu, “İşsiz bırakılan Ozan Beyhan isimli çalışan, Ankara’dan ayrılıp Hatay’daki baba evine yerleşmek zorunda kalmış. Burada da deprem nedeniyle hayatını kaybetmiş” bilgisini de verdi. (Kaynak)

    ***Kaynak: Artı Gerçek***
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Üç hilalin gölgesindeki suç örgütü! “Büyüdükçe özgüvenle suç işleyen bir organizasyon”

    Üç hilalin gölgesindeki suç örgütü! “Büyüdükçe özgüvenle suç işleyen bir organizasyon”


    31 Mart seçimlerinde Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde seçimi CHP’nin kazanmasının ardından MHP’nin itirazıyla seçim iptal edilmiş, ilçede seçim kurulu kararına göre 2 Haziran’da tekrar sandık kurulmuştu. Yenilenen seçim sonrası CHP’li aday Deniz Yağan 6 bin 783 oy, MHP’nin adayı Menduh Uzunoğlu ise 6 bin 494 oy almıştı. İlçenin CHP’li Meclis Üyesi Şerafettin Bahadır’ın, seçim sonrası oynadığı “Topal” adı verilen oyun havası, halk arasında lakabı “Topal Menduh” olan Menduh Uzunluoğlu’na gönderme olarak yorumlanmıştı.

    TOPAL MENDUH İNTİKAM MI ALDI?

    Bu gelişmelerin ardından CHP’li Bahadır, defalarca özür dilemesine rağmen geçtiğimiz günlerde kızının yanında arabası durduruldu. Önce darp edilen Bahadır’a daha sonra silahlı saldırı düzenlendi. Ağır yaralanan Bahadır’a akşam saatlerinde kızının yanında silahlı saldırı düzenleyen kişilerin Pınarbaşı’nın eski belediye başkanı MHP’li Menduh Uzunluoğlu’nun kardeşi Ejder Uzunluoğlu ile yeğeni Mehmet olduğu belirtilmişti. Uzunluoğlu’nun kardeşi Ejder ve yeğeni Mehmet hakkında darp ve silahlı yaralama suçundan Pınarbaşı Sulh Ceza Mahkemesi’nce tutuklama kararı verildi.

    Gazeteci Barış Terkoğlu, katıldığı televizyon programında söylediği sözler nedeniyle MHP’nin radarına takılmıştı. Terkoğlu kendisini hedef gösteren MHP ve Ülkü Ocakları’nın karanlık geçmişini köşe yazısında yazdı. Terkoğlu, Sinan Ateş cinayetinin aydınlatılması için asla geri adım atmayacağının altını çizdi.

    Terkoğlu yazısında şunları söyledi:

    Ortadaki tablo bize iki ihtimalden birini gösteriyor. Ya elleriyle kurt işareti yapan, sarkık bıyıklı, üç hilalli cinler ve periler sürekli mekân basıyor, insan dövüyor, adam kurşunluyor ve nihayetinde öldürüyor. Ya da Cumhur İttifakı’yla iktidara ortak olan, bu sayede yargıda, poliste, bürokraside serpilen MHP ve Ülkü Ocakları’nın içinde; büyüdükçe özgüvenle suç işleyen bir organizasyon oturuyor. Korkanlar birinci ihtimali aklına yatkın bulsa da ben ikinci ihtimale inanıyorum! Haliyle mesele Sinan Ateş ya da Şerafettin Bahadır değil. Devletin üç hilalin gölgesindeki mafyaya teslim edilip edilmeyeceği!

    Montaigne’in dediği gibi, acı çekmekten korkan korkunun acısını çeker. Hem acılardan hem korkulardan inancımızla ve cesaretimizle kurtulacağız!

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Barış Terkoğlu: Seçimlerde hem İsmailağa, hem Menzil yenildi

    Barış Terkoğlu: Seçimlerde hem İsmailağa, hem Menzil yenildi



    Cumhuriyet Gazetesi yazarı Barış Terkoğlu, köşe yazısında cemaatlerin siyasete ve 31 Mart yerel seçimlerine etkisini yazdı.

    Cemaatlerin devletin desteğini alabilmek için iktidara yakın olma çabasından bahseden Terkoğlu, İsmailağa ve Menzil cemaatlerini mercek altına aldığı yazısında, “31 Mart bir başka kırılmaya da işaret ediyor. İstanbul ve Adıyaman dahil, cemaatlerin etkili olduğunu iddia ettiği havzaları açık farkla muhalefet kazandı. 31 Mart seçimlerdeki yenilgi sadece AKP’ye değil, müritlerini siyasete pazarlayan tarikatlara da tokat oldu!” dedi.

    31 Mart’a giderken hem İsmailağa hem de Menzil cemaatinde şeyhlerin ölümünün cemaatlerin içine karışıklığa neden olduğu kaydeden Terkoğlu’nun “Menzil de yenildi İsmailağa da” başlıklı köşe yazısının ilgili bölümü şöyle:

    “Menzil şeyhi, dokuz halife bırakmıştı. Altısı hayattaydı. Üçü şeyhin çocuğuydu. Öyle ki bütün İslam ümmetini birleştireceği söyleyen cemaatçiler, Menzil köyünde üç kardeşin üç ayrı camisinde üç ayrı namaz kıldırdı. Kurumlar adlarıyla, binalarıyla ayrıştı. Ama sürecin şimdilik galibi, Erdoğan’ın ve medyasının desteğiyle, ölen şeyhin büyük oğlu Saki Erol oldu.

    İsmalağa’daki ise iki yıl önce ölen şeyhin ardından ertelenmiş bir kavgaydı. Cemaat içinden güçlü bir lider çıkaramayınca, mezardaki Mahmut Hoca’ya rabıta devam ettirilmişti. Cübbeli Ahmet, resmi açıklamayla aforoz edildi. Tarikat, AKP desteğiyle, Mahmut Hoca’nın dünürü Hasan Efendi’nin liderliğine geçti.

    31 Mart’a giderken hem Menzil’deki hem İsmailağa’daki kavgada kazananı siyaset belirledi. Erdoğan, seçimden bir gün önce, Hasan Kılıç’ı ziyaret ederek açıkça tarafını belli etti. İşin ilginci kenara itilenler de tasfiye olmamak için “en Erdoğancı benim” pozisyonu aldı. O kadar ki Cübbeli Ahmet, AKP-MHP’ye oy vermeyenlerin günahkâr olacağına dair fetva bile verdi.

    Tarikatların liderliklerine artık Erdoğan karar veriyor. Erdoğan’ın elini tuttuğu lider olurken ötekiler lanetlenmemek için Erdoğan’ın ceketinden tutmaya devam ediyor.

    “Allah için” diyerek mal, kadro, mürit biriktiren cemaatler; güçlerini her seçim iktidara pazarlıyor

    31 Mart bir başka kırılmaya da işaret ediyor. İstanbul ve Adıyaman dahil, cemaatlerin etkili olduğunu iddia ettiği havzaları açık farkla muhalefet kazandı. 31 Mart seçimlerdeki yenilgi sadece AKP’ye değil, müritlerini siyasete pazarlayan tarikatlara da tokat oldu!

    Demokrasi akıllandığı gün, din tüccarları da ortada kalmayacak.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Yargıda rüşvet belgeleri saçılmaya devam ediyor: ‘Ben değil asıl onlar rüşvetçi’ | Cumhurbaşkanı ve ailesine küfürler havada uçuşmuş

    Yargıda rüşvet belgeleri saçılmaya devam ediyor: ‘Ben değil asıl onlar rüşvetçi’ | Cumhurbaşkanı ve ailesine küfürler havada uçuşmuş



    Türkiye’de yargıda her geçen gün yeni bir rüşvet iddiası ortaya çıkarken, gazeteci Barış Terkoğlu, Dilan Polat dosyasının savcısı G.K.’nin ilgili makamlara sunduğu iddia edilen Whatsapp yazışmalarını anlattı.

    Terkoğlu, yazısının ilk satırlarında “Herkesin kendi işini savcıyla ve hakimle gördüğü bu kara düzende mesele sadece adaletin itibarsızlaşması değil. Sistemde herkesin herkesle kavgası var. Bir yanda ülkücüler, bir yanda Hakyol, bir yanda İstanbul grubu. Bir yanda bakan bir yanda bakan yardımcıları. Bir yanda Çağlayan Adliyesi bir yanda Anadolu Adliyesi” ifadelerini kullandı.

    ‘BEN DEĞİL ASIL ONLAR RÜŞVETÇİ’

    Terkoğlu, G.K.’nin sunduğu iddia edilen belgeleri, “İlk kez duyacağınız” diyerek anlatırken, “İlk kez duyacağınız bu belge ise belli ki Savcı G.K. kaynaklı. Daha önce bahsettiğim soruşturmalardan birinde, işadamı M.A.’dan rüşvet almakla suçlanan Savcı G.K., işadamı M.A. dosyasındaki bazı WhatsApp konuşmalarını devletin ilgili birimlerine sunmuş. Bu konuşmalara dayanarak özetle “ben değil asıl onlar rüşvetçi” demiş” diye yazdı.

    Terkoğlu yazışmalarda geçen ifadelerden bazılarını ile şöyle aktardı:

    “Görüşeyim çözülür istenilen parayı versin yeter ki”, “Abi ne Fetösü ne başka bir şey çözemeyecekleri iş yok, sen biliyorsun, parayı yeter ki koysun”, “gönderdin mi emaneti kardeş”, “yukarısı bende sen parayı gönder yeter ki, her türlü bağlarım en tepeye ulaşırım gerekirse, hepsi aç”, “senin içişleriyle bağın var mı hala, çok sevdiğim T. Abi var Emniyet’in araç işlerini yapmak istiyorlar, S.’nin akrabası yapıyor demişler ama yapan da akraba filan değil yukardan bağlantı kurarsan alırsın diyorlar”, “sen getir, para ve kadın varsa sorun yok, direkt görüşüyorum ben S. ile, işlerimizi de bitirtiyoruz sen getir işi”, “500’e kadar bağlarım, mahkeme işi bende, bu paralara dosya çözülmez normalde, hele böyle dosyalar”, “halloldu, elden teslim ettim, 180 verdim, 170 de iş bitiminden sonra”, “Ben hallettireceğim, görüştüm Ş. Abi’yle de Ankara’yla da, parada anlaşırsak çözecekler”, “diğer işle alakalı S. ile görüştüm ben para transferini Perşembe günü yapacaklarmış 4.5 milyon”…

    ERDOĞAN’A VE AİLESİNE KÜFÜRLER

    Görüşmeler 2020-2022 aralığında. İçinde Cumhurbaşkanı ve ailesi dahil bazı kritik isimlere yönelik küfürlerin havada uçuştuğu konuşmalarda rüşvetler, ihaleler, dosya kapatmaların bedelleri konuşuluyor.”

    Yazının tamamı için…

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Gazeteci Payzın’ı hedef alan Özdağ’a Payzın ve Terkoğlu’ndan yanıt

    Gazeteci Payzın’ı hedef alan Özdağ’a Payzın ve Terkoğlu’ndan yanıt



    Halk TV’de Şirin Payzın, Seyhan Avşar ve Barış Terkoğlu’nun sunduğu “Sözüm Var” programında Payzın’ın Suriyeli mültecilerle ilgili sözlerine tepki gösteren Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’a Payzın ve Terkoğlu’ndan yanıt geldi. Yayından bir videonun bağlamından koparılarak kesildiğini söyleyen gazeteciler, programın bütününde, kamuoyuna “Hazine arazilerinin Suriyelilere verilmesi” olarak yansıyan projenin eleştirildiğini söyledi.

    ÖZDAĞ: BURASI KAN İLE BEDELİ ÖDENMİŞ VATAN TOPRAĞI, PAYZIN AİLESİNİN ÇİFTLİĞİ DEĞİL

    Şirin Payzın’ın programda söylediği, “Mesele aslında şu. Rapora da bakınca, tarımda çalışmaları öngörülüyor. Özellikle Ege Bölgesi’nde tarımda çalışan artık maalesef işçi bulmak çok zor. Ekonomik şartlar nedeniyle çiftçinin durumu zaten çok zor. Dolayısıyla aslında Türkiye’ye gelen Suriyeli göçmenlerin, mültecilerin bir program çerçevesinde entegrasyonlarının sağlanması, entegre olmaları, Türkiye’nin kültürüne, diline, adetlerine, yaşam biçimine alışmalarının daha küçükten itibaren sağlanması çok önemli. Bütün Batı ülkeleri bunu yapıyor. Eğitimlerinin Türkçe olması vs.” ifadelerine tepki gösteren Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, şu paylaşımı yaptı:

    “Şirin Payzın hep Türkiye düşmanlarının yanında olmuştur. Türk halkına karşı Türk halkının düşmanlarını haklı ve makul göstermeye çalışmıştır. PKK’nın gönüllü propagandisti gibi çalışmıştır. Şimdi Türk vatanının Suriyelilere peşkeş çekilmesini makul göstermeye çalışıyor. Burası kan ile bedeli ödenmiş vatan toprağı. Payzın ailesinin çiftliği değil. Doğrusu mide bulandırıcı. Şirin Payzın 1895 İstanbul doğumlu olsaydı sizce Ankara’da Mustafa Kemal’in yanında mı olurdu yoksa İstanbul’da İngiliz işgal komutanlığının basın sözcüsü mü olurdu?”

    ŞİRİN PAYZIN: YAYININ BÜTÜNÜ İZLENİRSE NE ANLATTIĞIMIZ ANLAŞILIR

    Özdağ’a yanıt veren gazeteci Şirin Payzın, “Dinlediğini anlamadan hakaret yağdırmak da bu kadar olur .. Bu üsluba cevap vermem normalde .. Ama Barış Terkoğlu ve Seyhan Avşar ile hazırladığımız yayının sorumluluğu gereği yazıyorum .. İYİ Parti’nin verdiği soru önergesini biz taşıdık ekrana .. Kürşat Zorlu’yu da davet ettik ayrıca .. Bizden başka konuşan yok .. Yayının bütünü izlenirse ne anlatıyoruz anlaşılır.. Hiç birimizin ağzından Suriyelilere arsa satılsın lafı çıkmadı !!!!.. Tam tersi BM ‘nin raporunun içeriğini anlattık .. böyle bir proje mi var diye sorgulayan biziz.. Yayının sonunda Reyhanlı ‘yı örnek vererek demografi değişikliği ve Suriyeli savaşçılara nasıl alan açıldığını da anlatan benim .. Son 1 yıldır da ben ısrarla anlatıyorum .. Bu nedenle iktidar tarafından hedef gösterildim . İktidarın trol düzeyinde herkes eşitlendiği için terbiye sınırlarını zorlayarak konuşmanın da sınırı olmuyor bir yerde.. Bu arada ben gazeteciyim herkesle röportaj yaparım .. Röportaj yaptığım kişiyi destekliyorum anlamına gelmez..Kimsenin propagandasını yapmam .. Hiç bir siyasetçiyi ve partiyi özel olarak sevmem .. Öyle ki zamanında sizi bile yayınıma davet etmişliğim vardır .. Vatan sevgimi de kimseyle tartışmam.” ifadelerini kullandı.

    TERKOĞLU: YAYIN AKŞAMINDAN İTİBAREN PROGRAMIN GENELİ HAKKINDA BİR ALGI YARATILMAYA ÇALIŞILDI

    Payzın’a destek veren gazeteci Barış Terkoğlu ise “Programın bütününde, kamuoyuna “Hazine arazilerinin Suriyelilere verilmesi” olarak yansıyan proje eleştirildi. Davet edilenlerden biri projeyi eleştiren İYİ Partili siyasetçiydi, katılamadı. Bir bölümde @siring sözü edilen BM raporunu okuduğunu sötleyerek raporda yazanları aktardı. Devamında o da Hatay başta olmak üzere demografinin değişim riskine dikkat çekti. O raporun içeriğini anlattığı kısım kesilerek yayın akşamından itibaren programın geneli hakkında bir algı yaratılmaya çalışıldı. Meselenin şöyle bir yanı da var… @siring daha önce bu görüşleri nedeniyle bir başka trol operasyonunun hedefi olduğunda onu @umitozdag savunmuştu.” diye yazdı ve Özdağ’ın geçmiş tweetlerinden birini paylaştı.

    Kaynak: Gerçek Gündem


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AKP’nin kentsel dönüşüm hikayesi… Murat Kurum’un ‘hırsız diye çağırılan’ tanıdığı kim?

    AKP’nin kentsel dönüşüm hikayesi… Murat Kurum’un ‘hırsız diye çağırılan’ tanıdığı kim?



    AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum olarak açıklanırken, TOKİ mağdurları Kurum’u her yakaladıklarında, tamamlanmayan projeleri, yaşanan sorunları anlatırken, gazeteci Barış Terkoğlu, Kurum’un ‘hırsız diye çağırılan’ tanıdığını anlattı.

    AKP'nin kentsel dönüşüm hikayesi... Murat Kurum'un 'hırsız diye çağırılan' tanıdığı kim? - Resim : 1

    İstanbul Kadıköy’ün Fikirtepe semtinde mağdur yurttaşların yaptığı eylemi hatırlatan Terkoğlu, “6 Şubat’ta Fikirtepe’de ellerinde pankartlarla buluşmuşlardı. “Yeter artık, 3 sene dediler 10 sene oldu” yazıyordu. “Hırsız Haldız” diye bağırıyorlardı. Kastettikleri AKP Kurucusu Müteahhit Macit Haldız’dı. Yanındaki pankartta ise “Çevre ve Şehircilik Bakanı sözünü tut” yazıyordu. İşaret ettikleri Murat Kurum’dan başkası değildi” diye yazdı.

    Terkoğlu yazısının devamında şu bilgileri paylaştı:

    Emlak Konut’un, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın, TOKİ’nin tabelalarının görüldüğü yarım kalmış inşaatların önünde toplanmış açıklamalarını okumuşlardı. Enkaz altındakiler gibi “sesimizi duyan var mı” diye sesleniyorlardı. Zira ortada ne kendilerine destek olacak bir muhalefet partisi ne de açıklamalarını dinleyecek bir basın mensubu vardı. Gittiğim marketin manav bölümündeki emekçi amca, “sorsan Fikirtepe’de evim var ama yıllardır kiracıyım” diye mağduriyetini anlatmasa benim de haberim olmayacaktı.

    11 YILDIR BİTMEDİ

    Fikirtepe, bir zamanlar Kadıköy’ün kenar mahallesiyken, yıllar içinde şehrin göbeğinde kalmıştı. Bu kıymetli bölge müteahhitlerin ağzını sulandırıyordu. 2005 yılında “özel dönüşüm alanı”, 2007’de “kentsel dönüşüm alanı” ilan edildi. Sonrasında etrafına göre oldukça avantajlı sayılabilecek planlar hazırlandı. CHP’li diye Kadıköy Belediyesi’ne bölge hakkında tek mesele bile danışılmadı, tek yetki verilmedi. Küçük sanmayın, 4 bin 500 adet parselden oluşan, toplamda 1 milyon 300 bin metrekarelik bir alandı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ve TOKİ’nin öncülüğünde projeler başlarken, mahalle vatandaşlara hayal satan müteahhitlerle doldu. İmzalar atıldı, binalar yıkıldı. Fikirtepe uzun ve karanlık bir harabeye döndü. Sonuç ise tam bir fiyaskoydu. Yıkılıp da yapılamayan, yarım kalan bölgeler… Bitse de tapusunu alamayan ev sahipleri… İflas eden müteahhitler… Ödenemeyen kiralar…

    İşte Haldız İnşaat’ın yaptığı binalar da yarım kalanların arasında. 2 bin aile, müteahhit evimizi bitirse de otursak diye 11 yıldır bekliyor. Gelgelelim, AKP kurucusu Macit Haldız, “yapamıyorum” diyor. Bir eksiğini gördüğü yoksul vatandaşın tepesine çöken devlet ise kredi yağdırdığı müteahhitler karşısında eli kolu bağlı bekliyor.

    DEFALARCA VERİLEN SÖZLER ASLA YERİNE GETİRİLMEDİ

    Fikirtepe mağdurlarıyla konuştuğunu belirten Terkoğlu, AKP’li Cumhurbaikanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı döneminde Murat Kurum’un, AKP’nin Kadıköy Belediye Başkan adayı Veli Arslan’ın defalarca inşaatların tamamlanacağına söz vermesine rağmen yurttaşların 11 yıldır mağdur edildiğini anlattı.

    Terkoğlu, “Sorsanız, “mağdur eden biz değiliz müteahhit” diyorlar. Oysa o müteahhitler için çıkardıkları yasaları, yaptıkları planları, vatandaşa çağrıları unutuyorlar. “Fikirtepe’de başardık” diyen Murat Kurum’a bir öneri… Fikirtepe sokaklarında dolaşıp duvar yazılarına baksın, “Bakanım sözünüzde durun”, “seçimlerde görüşmek üzere” yazanları gözleriyle görecek” dedi.

    PARASINI VERDİ TAPULARI ALAMADI

    Terkoğlu, dükkan ve dairelerin parasını ödemesine rağmen tapu alamayanlarında bulunduğu mağduriyet olaylarını anlatmaya şöyle devam etti:

    “Kurum, Anadolu Adliyesi’ne Fikirtepe merkezli kaç dava olduğunu sorsun, rakama kendisi bile şaşıracak.

    Bir tanesi önümde duruyor. Şikayetçi bölümünde Enes Karpuz yazıyor. Karpuz AKP’li. 2014 yılında, parasını vererek, Emay İnşaat’tan topraktan 10 dükkan 3 daire aldığını söylüyor. Elinde iki tarafın da imzaladığı sözleşme, parayı verirken yanında olan tanık da var. Gelgelelim anlattığına göre müteahhit inşaat bitince tapu devrini yapmamış. Olay mahkemeye taşınmış. Bilirkişi raporu da Karpuz’un lehine çıkmış. Gelgelelim müteahhit para almadığını, sözleşmeyi baskı altında imzaladığını söylemiş. Karar, şikayetçi olan Karpuz’un lehine çıkarken şirketin talebiyle hakim değişmiş. Yeni hakim bu kez müteahhit lehine karar vermiş. Dosya hem temyize gitmiş, hem de hakim HSK’ya şikayet edilmiş. İşin ilginci, bu süreçte anlaşmazlık Cumhurbaşkanlığı’na kadar taşınmış. “Bir dükkana işini çözeriz” diyen çeşitli arabulucular çıkmış.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • F-16 satışında gözden kaçan ayrıntılar: ‘Savunma projeleri gecikti’

    F-16 satışında gözden kaçan ayrıntılar: ‘Savunma projeleri gecikti’



    CHP’de Milli Savunma Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olan emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu, savunma sanayinde geciken adımlar nedeniyle yaşanan tehlikelere dikkat çekti. Bağcıoğlu, bu nedenle Türkiye’nin çevresindeki ülkeler karşısında gerilediğine dikkat çekti.

    Bağcıoğlu, “2002 yılından bugüne kadar sadece 30 adet F-16 muharip uçağının Hava Kuvvetlerimiz envanterine alınabildiğini, bunun haricinde 20 yılı aşkın bir süreden hiçbir şey yapılmadığını üzülerek belirtmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı. ABD’nin Türkiye’ye 40 adet F-16 verirken Yunanistan’a da 40 adet F-35 verme yoluna gittiğini hatırlatan Bağcıoğlu, “Bu durum Türk-Yunan dengesinde Hava Kuvvetleri muharip yetenekleri yönüyle aranın Yunanistan lehine açılmasına neden olmuştur” dedi.

    Bağcıoğlu, ABD’nin Türkiye’ye verdiği fiyatın da yüksek olduğunu söyledi. Bağcıoğlu, savunma sanayi projelerinin siyasallaşma nedeniyle doğru bir şekilde önceliklendirilemediğini de söyledi. Bu nedenle geciken Milli Muharip Uçak gibi projelere dikkat çekti.

    “20 YILDIR BİR ŞEY YAPILMADI”

    İşte CHP Milli Savunma Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu’nun Cumhuriyet’ten Barış Terkoğlu’na yaptığı açıklamalar:

    – Türkiye’nin ABD’den beklediği F-16 satışına onay geldi. ABD, aynı anda Yunanistan’a F-35 satacak. Sizce Türk Hava Kuvvetleri komşularıyla karşılaştırıldığında geride mi kalıyor?

    Bulunduğumuz coğrafyada, her türlü kriz çok kısa ikaz süresi içerisinde bölgesel çatışmaya dönüşme riski taşımaktadır. Hatta bölgemizdeki krizler yayılma, genellikle de küresel güvenlik ortamını da tehdit etme potansiyeline sahip olabilmektedir. İsrail’in Filistin’e yönelik katliama varan askerî harekâtının küresel barış ve güvenlik ortamına olumsuz etkileri bu manada örnek gösterilebilir.

    İçinde bulunduğumuz coğrafyada konvansiyonel ve uzun süreli bir harbin yanı sıra; özellikle hava harekâtı ile baskın tarzı başlatılan daha sonra uluslararası kamuoyunun bitirilmesi yönünde müdahale ettiği, kısa süreli çatışmaların yaşanabileceği de daima göz önünde bulundurulmalıdır.

    Bu çerçevede; Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasının ve güvenliğinin sağlanması ancak caydırıcılığın sürekli idame edilebilmesini ve güncel tehdit durumunu da dikkate alarak mevcut kısıtlı kaynaklarımızın, vizyoner ve ön alıcı bir yaklaşımla belirlenen gerçek harekât ihtiyaçlarımızı karşılamaya tahsis edilmesini gerektiriyor.

    Son dönemde; çevremizdeki devletler özellikle hava kuvvetleri bağlamında sahip oldukları yeteneklerini dikkat çekici bir şekilde geliştirme gayreti içerisindedir.

    Bölgemizde askeri tehdit değerlendirmeleri yönüyle Türkiye açısından dikkatle takip edilmesi gereken iki devletten biri olan İsrail F-35 ve F-15 muharip uçak tedariki ile ve diğer bir devlet olan Yunanistan ise Rafale ve şimdi F-35 muharip uçak tedariki girişimleri ile muharip hava filolarını büyütüyorlar, yeni ve modern muharip uçaklarla donatıyorlar. Bu devletlere ilave olarak, ekonomik güçlükler yaşamasına rağmen Mısır’ın da hava kuvvetlerini geliştirme gayretlerinin en üst seviyede olduğunu görüyoruz.

    Durum bu kadar açık ve ciddi iken; Türk Hava Kuvvetleri’nin giderek daralan ve yaşlanan muharip uçak envanteriyle ilgili nihai çözüm olarak kabul ettiğimiz Kaan Milli Muharip Uçak Projesi de geç başlatılmasının yanı sıra arzu edilen hızda ilerleme göstermekten uzaktır.

    Ayrıca; çevre devletlerin muharip hava filolarını modernize etme, envanterlerine yeni nesil muharip uçakları katma gayretleri süratle devam ederken, 2002 yılından bugüne kadar sadece 30 adet F-16 muharip uçağının Hava Kuvvetlerimiz envanterine alınabildiğini, bunun haricinde 20 yılı aşkın bir süreden hiçbir şey yapılmadığını üzülerek belirtmemiz gerekiyor.

    F-16 satışında gözden kaçan ayrıntılar: 'Savunma projeleri gecikti' - Resim : 1

    SAVUNMA PROJELERİ GECİKTİ

    – Türkiye’nin yerli ve İHA ve SİHA’ları var. Milli Muharip Uçak projesi var. Bunlar hava kuvvetleri için sorunu ortadan kaldırmaz mı?

    Muharip uçakların yerini İnsansız Hava Araçlarının ve Milli İnsansız Uçak Sistemlerinin alacağı, insanlı uçaklara ihtiyaç kalmayacağı değerlendirmesi kısa-orta vadede mümkün olmayacak bir yaklaşımdır. Bunun ideali; gelişmiş tüm dünya silahlı kuvvetlerinde olduğu gibi gerek gemiden gerekse karaya konuşlu olarak insansız sistemlerle, insanlı muharip uçakların müştereken kullanılmasıdır. Bu iki unsur birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısıdır. İnsansız sistemlerde (Kızılelma, Anka-3) kısa zamanda çok büyük ilerleme kaydettiğimiz aşikâr iken, milli muharip uçak konusunda bu kadar geç kalmamız izahtan varestedir.

    Milli Muharip uçak geliştirme projemizi diğer ana ve kritik projelerle mukayese etmek gerekirse; Deniz Kuvvetleri Komutanlığı milli gemi projeleri 1990’larda konsept geliştirme ile başlamış, akamete uğrayan proje 20’inci Deniz Kuvvetleri Komutanı merhum oramiral Özden Örnek’in büyük çabaları ile son tahlilde rayına oturtulabilmiş ve 2009 yılından itibaren muharip gemiler envantere girmeye başlamıştır. Bu vizyoner politika ile ülkemizde araba yapılamadığı bir dönemde önce milli korvete, daha sonra ise milli fırkateyne sahip olunabilmiştir.

    SAVUNMA PROJELERİ UNUTULDU MU

    – Eski asker yeni siyasetçi olarak bu konuda iktidara söylemek istediğiniz başka bir şey var mı?

    Sonuç olarak; kamuoyunun merakla beklediği aşağıdaki soruları da gündeme getirmek istiyorum:

    MMU KAAN projesi gibi önemli bir proje ağırdan alınarak tehdidin çok yüksek olduğu bir coğrafyada hem bekamız tehlikeye atıldı hem de başka seçenek kalmadığı için yapılan tedarik anlaşmaları ile milli egemenliğimiz ipotek altına alındı. Neden MMU KAAN projesine daha erken başlanmadı ve 2010’lar beklendi?

    Neden 2006/2007 yıllarında yol haritası hazırlanan ve bir ivme sağlanmış olan milli hava savunma sistemine ağırlık verilmedi, S-400 alındı siyasi ve askeri yaptırımlara neden olundu, harekât bağımsızlığımız tehlikeye atıldı?

    Günümüzde, örneğin Aden Körfezi’nde yaşanan gelişmeler de dikkate alındığında neden 25-30 yıldır TF-2000 Türk Hava Savunma Muhribi projesi başlatılmadı?

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AKP – MHP gerilimi: ‘Kriz seçim sonrasına ertelenmiş görünüyor’; ‘Herkes sanki biraz ‘son kavgaya’ hazırlanıyor’

    AKP – MHP gerilimi: ‘Kriz seçim sonrasına ertelenmiş görünüyor’; ‘Herkes sanki biraz ‘son kavgaya’ hazırlanıyor’



    AKP ve MHP‘nin öncülüğünü üstlendiği Cumhur İttifakı içerisindeki güç mücadelesinin Kulp kriziyle birlikte örtülü olmaktan çıkıp kamuoyu önünde görünür hale geldiği belirtiliyor.

    Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde Kaymakam Burak Akeller, cuma namazını kılmak için Bahçelievler Camisi’ne gitti; ancak imam M.K. hutbeyi okurken sehven atlama yaptı. Duruma tepki gösteren kaymakamın imamı hutbe okuduğu mikrofonla darbettiği iddia edilirken, Akeller ise bunun gerçeği yansıtmadığını, yalnızca bağırdığını açıkladı.

    İmama, AKP’ye yakınlığıyla bilinen örgütü Diyanet-Sen ve Memur-Sen sahip çıktı. Cami önünde açıklama yapan sendika, “Sözde devlet ve millet menfaatine yapılıyor denilen ama gerçekte terör örgüt ve odaklarının ekmeğine yağ süren eylem ve söylemlerin oluşturduğu tahribat” diyerek MHP’ye göndermede bulundu.

    Bunun üzerine ülkücü mülkiyeliler, sosyal medya hesaplarında hem imamı hem de Memur-Sen’i hedef aldı. Kaymakamlar, valiler, vali yardımcıları, MHP’li siyasetçilerle birlikte kaymakam Akeller için destek mesajları yağdırdı.

    Gazeteciler Barış Terkoğlu ve İsmail Saymaz, yaşananlarla ilgili değerlendirmelerini köşelerinde paylaştı.

    AKP - MHP gerilimi: 'Kriz seçim sonrasına ertelenmiş görünüyor'; 'Herkes sanki biraz 'son kavgaya' hazırlanıyor' - Resim : 1

    ‘İMAMLA KAYMAKAMIN KAVGASI, İSLAMCILARLA MİLLİYETÇİLERİN KAPIŞMASINA DÖNEBİLİR’

    Sözcü yazarı İsmail Saymaz, genç kaymakamlar üzerindeki MHP elinin, İçişleri Bakanlığı bünyesindeki milliyetçi ve ülkücü yoğunlaşmayı ortaya koyduğu görüşünü dile getirdi.

    “Milliyetçiler takıyyeyi din bellemiş İslamcılardan farklı olarak, devleti sahiplenen ideolojik tutumlarını dışa vurmaktan çekinmiyorlar. Kulp Olayı’nda görüldüğü üzere topluca tavır alabiliyor ve meydan okuyabiliyorlar” diyen Saymaz, şöyle devam etti:

    “Tuzla Piyade Okulu’nda 10 Kasım’da Atatürk’ün fotoğrafını asmayanlara müdahale edenlerin de ülkücü teğmenler olduğunu işitmiştim. Takip eden günlerde Bahçeli, bu askerlere sahip çıkmaktan geri durmadı.

    Ayrıca AK Partililerin Şeyh Sait övgüsü Bahçeli’nin ‘Hınıslı Sait vatan hainidir’ çıkışıyla bıçak gibi kesilivermişti. O gün bugündür Şeyh Sait’in adını anan yok. Kulp Olayı Cumhur’daki ilişkilerin kırılganlığını dışa vuruyor.

    AK Parti ve MHP arasındaki gerilimin bir ayağında Kürt sorunu, diğer ayağında Sinan Ateş soruşturması var. İktidar Sinan Ateş’teki tutuklamalarla MHP’ye bıçağın ucunu göstermiyor değil. Ancak gerilim 31 Mart sonrasına ötelenmiş görünüyor.

    AK Parti 31 Mart sonrası Anayasa’yı değiştirmek için DEM’in oyuna ihtiyaç duyduğunda Cumhur İttifakı’ndaki örtülü gerilim açık bir çatışma halini alabilir. İşte, o gün… Kulp’taki bir camide imamla kaymakamın kavgası İslamcılarla milliyetçilerin kapışmasına dönebilir.”

    Yazının tamamı.

    ‘HERKES SANKİ BİRAZ ‘SON KAVGAYA’ HAZIRLANIYOR’

    Cumhuriyet yazarı Barış Terkoğlu da AKP’li siyasetçilerin MHP’nin devletteki kadroları ile kendilerini destekleyen memurlar arasındaki savaşı sessizlikle izlediğine dikkati çekti.

    ” DEVA ve Gelecek partililer bile konuşurken onlar sustu. Tıpkı AYM ile Yargıtay arasındaki krizdeki gibi” ifadesini kullanan gazeteci, şunları kaydetti:

    “Bir tarafta İslamcı memurlar öte yanda Ülkücü mülkiye. Bir tarafta Memur-Sen öte yanda Kamu-Sen. Bir tarafta seçim öncesinde ‘bölgenin hassasiyetleri’ diyen iktidarın İslamcıları, öte yanda ‘Ya devlet başa kuzgun ya leşe’ diyen iktidar ortakları. Bir tarafta atamalarda ilk üyeliğine bakılan ve bu sayede büyüdükçe oteller bile açan kamu sendikası; öte yanda yargıyı, istihbaratı, Emniyeti ve mülkiyeyi kontrol eden Ülkücü kadrolar.

    Kulp’taki olay, AYM-Yargıtay krizi gibi belirginleşen devlet içindeki fay hatlarının daha da görünmesini sağladı. Şimdilik seçim sonrasına ertelenmesi beklenen Kulp krizi, teşbihte hata olmaz, 17-25 Aralık öncesindeki karşı karşıya gelişleri hatırlatıyor. Herkes sanki biraz ‘son kavgaya’ hazırlanıyor.”

    Yazının tamamı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Adnan Oktar davasında tecavüzcüleri aklayan yargı mensupları yargılanacak: ‘Halan görev yapmaya devam ediyorlar’

    Adnan Oktar davasında tecavüzcüleri aklayan yargı mensupları yargılanacak: ‘Halan görev yapmaya devam ediyorlar’



    Adnan Oktar davasında, Oktar ve müritleri başta 152 bin yıl olmak üzere ceza almasının ardından, geçmişte Oktar’ın müritleri lehine karar veren yargı mensupları hakkındaki HSK raporu ortaya çıktı.

    Gazeteci Barış Terkoğlu, Cumhuriyet’teki “Tecavüzün üstünü örtenler yargılanacak” başlıklı yazısında Adnan Oktar Yapılanması’nı yargıda kurtarmak için çalışan yargı mensuplarını konu aldı.
    “Hatırlayın; Oktarcılar, başta cinsel istismar olmak üzere çeşitli suçlardan toplamda 152 bin yıl ceza almıştı. Derken, dosya, temyiz için, İstanbul Bölge Adliyesi 1. Ceza Dairesi’ne gelmişti. Mahkeme üyeleri Reyhan Yaman, Derya Bayburtluoğlu, Ahmet Mahnaoğlu; cinsel saldırıları incelemiş, özetle “rızaları var” diyerek kararı esastan bozmuştu. Üç hakim; küçük bir kızın aşık edilerek örgüte getirildiği, ardından baskıyla, silah göstererek, aynı odaya doluşmuş çıplak adamların zoruyla ya da özel görüntü şantajıyla anal ve oral sekse zorlandığı cinsel saldırı eylemi olan turnike sistematiğini yok saymıştı! Yetmemiş, 68 örgüt üyesi için tahliye kararı vermiş, haklarındaki yurtdışı yasağını ve mallarındaki tedbiri kaldırmış, hatta operasyon günü polise ateş açtıkları silahın bile iadesi kararını vermişti” ifadelerini kullanan Terkoğlu, yazısının devamında Oktarcılar’ın kurtuluş ‘hikayesini’ şöyle aktardı:

    “’(…) Yargılama sırasında tahliye edilmiş olan sanıklardan Ferhunde Eda Babuna ve Meltem Daban’ın, örgütün ‘Hukuk Grubu Başkanlığı’ görevini devralan Firari Şüpheli Fatih Kılıç’ın bilgi ve katkısı dâhilinde, 1. Ceza Dairesi Başkanı Reyhan Yaman’a ve dolayısıyla dosyayı incelemekte olan heyete ulaşma çabalarında bulundukları ve bu kapsamda; adı geçen sanıkların yargı camiasından ‘komşu’ kod ismini verdikleri ve ilgili heyete ulaşma gayesiyle sosyal ilişkiler kurdukları kişiler vasıtasıyla…’

    Kısacası Oktar grubunun tahliye olan elemanları, ilişkilerini kullanarak, mahkeme heyetine ulaşmış. Kendilerini kurtaracak mahkeme kararını adeta kendileri yazarak hakimlere vermiş.

    Rapordan bazı detaylar vereyim…

    Eski Başsavcı Hadi Salihoğlu ve ilgili dairenin savcısı Ali Parlar’ın Oktarcılarla organik ilişkisi, Salihoğlu’nun geçmişte Oktarcılar aleyhindeki dosyaları kapattığı resmen ortaya çıkmış. İncelenen HTS kayıtlarından Ali Parlar, Önder Yaman ve Hadi Salihoğlu’nun karar aşamasında örgüt sanıkları ve avukatları ile telefon trafiği yaptıkları görülmüş. Mübaşir Tanık G.Ü., verdiği ifadede, kararın mahkeme dışında yazılıp getirildiğini ikrar eder şekilde konuşmuş. Mahkemenin daha önce verdiği 4100 kararı inceleyen müfettişler, ilk kez delil incelemeden, duruşma açmadan, kimseyi dinlemeden böyle bir karar verdiğini tespit etmiş. Mahkemenin operasyon sabahı polise açılan ateş için “uyku sersemi” kararı vermesi, silahı da iade etme kararı almasının hukukta görülmemiş bir uygulama olduğu sonucuna varılmış. Örgüt üyelerinin serbest bırakarak yurt dışı yasaklarının kaldırılması sonucu 8 sanığın kaçtığını ve 3 sanığın yurt dışına firar ettiğini not etmiş. Mahkemenin karar dışında bırakılan kıdemli üyesi, kararı veren üç hakime, şaşkınlıkla, “hep sanık lehine düşünmüşsünüz, mağdur dosyada hiç yok gibi davranmışsınız, ahlaklı bir sanık avukatı bile sizin yazdığınızı yazmamıştır” demiş. Küçücük kızların ifadeleri tek tek incelenmiş, anal ve oral yolla başlayan toplu tecavüz eylemlerine “rızası var” kararı vermek için, hakimlerin cımbızlama yaptığı, dosyada olmayan delilleri kullandığı görülmüş. Öyle ki itirafçıların kabul ettiği suçları bile yok sayılmış. En önemlisi, tam da karar sürecinde, sözü edilen yargı mensuplarının, kendileri ve yakınları üzerinden, olağandışı zenginleştikleri tespit edilmiş.

    YARGIYA YARGILAMA KARARI

    Sonuç olarak…

    Mahkeme heyetindeki hakimler Reyhan Yaman, Derya Bayburtluoğlu, Ahmet Mahnaoğlu ve bu süreçte emekli olsa da eski Başsavcı Hadi Salihoğlu hakkında meslekten çıkarma cezası, Ali Parlar ve Önder Yaman hakkında yer değiştirme cezası verilmesi sonucuna ulaşılmış. Ayrıca söz konusu yargı mensuplarının Adnan Oktar Yapılanması’na destek faaliyetleri nedeniyle yargılanmasına karar verilmiş. Üç HSK müfettişinin titiz çalışması, bu hafta Yargıtay’a gönderilecek ve yargı mensupları önümüzdeki günlerde yargı önüne çıkacak. İşin tuhaf tarafı, bu kadar tespite rağmen, bahsi geçen yargı mensupları, halen Bakırköy’de ya da Bölge Mahkemesi’nde görev yapmaya devam ediyor.

    Ben mi? Eski Başsavcı Hadi Salihoğlu, yargı içindeki Oktar yapılanmasını ele alan 4 köşe yazımı ve bir haberimi, ifadesini alan HSK üyelerine şikayet etmiş. Tabiri caizse, yazılarıma erişim engeli aldırarak, mahkemeden tekzip kararı çıkararak, hakkımda dava açtırarak beni “sürüm sürüm süründürdüğünü” anlatarak kendini savunmuş. HSK müfettişleri her şeyi incelediklerinde yazdıklarımın doğru olduğu, hatta eksiği bile olduğu sonucuna varmış. Avukatımla görüştüm, önümüzdeki günlerde, somut gerçeğe rağmen Salihoğlu lehine karar alan, yazılarımı engelleyip hakkımda dava açan yargı mensupları hakkında şikayetçi olacağım.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ülke tarihine kara leke… İlk kez bir CHP Genel Başkanı sanık sandalyesine oturacak

    Ülke tarihine kara leke… İlk kez bir CHP Genel Başkanı sanık sandalyesine oturacak



    Seçimlerin geride kalmasının ardından milletvekilliği sona eren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığı da sona erdi.

    Gazeteci Barış Terkoğlu, Cumhuriyet’teki ‘Sanık: Kemal Kılıçcaroğlu’ başlıklı yazısında, ‘Olur mu olmaz mı derken olmayacak oldu…’ ifadelerini kullanarak, çıkardığı listede Kılıçdaroğlu hakkında toplamda 110 yıla varan dava potansiyeli taşıyan dosyanın olduğunu söyledi.

    Tarihte ilk kez bir CHP genel başkanının sanık olarak mahkemeye çağırıldığını vurgulayan Terkoğlu, konuya ilişkin şunları yazdı:

    “’Sanık: Kemal Kılıçdaroğlu’ yazan tebligat, üç gün önce, 11 Eylül’de gönderildi. Buna göre CHP liderinin yargılaması, 7 Mart 2024’te İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlayacak. CHP lideri Kılıçdaroğlu, dokunulmazlık zırhı olmadan hâkim huzurunda savunma yapacak. İlk yargılamada yapılan suçlama ise ‘kamu görevlisine alenen hakaret’

    Savcı, Kılıçdaroğlu’nun 1 yıl 2 ay ile 2 yıl 4 ay arası hapsini istiyor. Talepleri arasında elbette siyasi yasak da var.

    Terkoğlu, Kılıçdaroğlu’nun yargılanma nedeninin ise 9 yıl önce 9 yıl önce, 26 Kasım 2014’te, Beşiktaş Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde, CHP İstanbul bölge toplantısı sırasında kullandığı ifadeler olduğunu belirtti.

    Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında defalarca ‘hırsız’ ifadesi nedeniyle eski Bakan Erdoğan Bayraktar’ın şikayetçi olduğunu aktaran Terkoğlu, yazısının devamında şunları söyledi:

    KILIÇDAROĞLU MUTLU OLDU

    “Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik’e tebligatı nasıl karşıladıklarını sordum:

    “Dava açıldığı bilgisini genel başkana arz ettiğim sırada mutlu olduğuna tanık oldum. Davaya konu olan olguların tamamının ispatlanması talimatını verdi. İspat hakkı, Türk Ceza Kanunu’nun ve anayasanın verdiği bir hak. Yolsuzluk eleştirilerinin haklı dayanaklarını delil olarak mahkemeye sunacağız, 17-25 Aralık sürecindeki tapelerle ilgili bilirkişi incelemesi talebimiz var. Zaten eski Bakan Erdoğan Bayraktar’ın da ispat hususuna karşı çıkmayacağı dava dosyasında beyan olarak var. Dolayısıyla mahkemenin delilleri toplayacak olması, ses kayıtları hakkında bilirkişi incelemesi yapmak zorunda olması bizi mutlu etti. Bu dava yoluyla, 17-25 Aralık dönemindeki tüm yolsuzlukları ispat etme şansına sahip olacağız.”

    CHP liderlik kavgası yaşarken tarihte ilk kez bir CHP genel başkanı, hâkim karşısına çağrılıyor. Demokrasinin gövdesini oluşturan ana muhalefetin lideri, iktidarın yolsuzluğunu eleştirdiği için yargılanacak. Ancak darbe dönemlerinde görülen olay, Türkiye’nin demokrasi tarihine leke olarak geçecek.

    CHP, Özel-İmamoğlu mu Kılıçdaroğlu mu diye tartışıp birbirini yiyedursun… Paramparça olmuş demokrasinin kırıntıları da avucumuzun içinden kayıp gidiyor. Muhalefet etmenin fiilen yasaklandığı düzene demokrasi denemeyeceği açık değil mi?

    Siz kavganızı doğru seçmezseniz kavganız sizi seçer. Cezanız biraz da budur.”

    BAYRAKTAR ŞİKAYETİNİ GERİ ÇEKECEK AMA…

    Terkoğlu, yazısının yayınlanmasının ardından da Halk TV’de açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu hakkında şikayette bulunan eski Bakan Erdoğan Bayraktar’ın bir politikacı aracılığı ile ulaştığını ve davadan şikayetini geri çekeceğini söylediğini belirtti. Ancak, Bayraktar’ın avukatının şikayet geri çekilse bile kamu görevlisine hakaret davası olduğundan yargılamanın devam edeceğini söylediğini aktardı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***