Etiket: Bağlama

  • ‘Âşık halkın derdini alıp halka geri satar’

    ‘Âşık halkın derdini alıp halka geri satar’


    Selda MANDUZ


    KARS – Âşık Atacan Eprüzoğlu, 23 yaşında bir halk ozanı. Eprüzoğlu, 2010-2011 yıllarında 10 yaşlarındayken köylerine gelen âşıkları dinleyerek âşıklık geleneğine merak sardı. Çocukluğunda dedesinin getirdiği âşık Maksut Feryadi’nin ‘altın türküler’ albümünü dinlemesi âşık geleneğine olan ilgisini artırdı. Bu süreçte Murat Çobanoğlu, Sabri Şimşekoğlu gibi ustaların eserlerini incelemeye başladı. Henüz 12-13 yaşlarında yöresinin önemli halk âşıklarından Âşık Şenlik’i araştırmaya başladı. Âşık Arif Tellioğlu’nun meclislerinde bulunan Eprüzoğlu, âşık Maksut Feyadi’nin öğrencisi oldu. Kars yöresi âşıklarını araştırdıktan sonra Azerbaycan ve İran âşıklarını da keşfeden Eprüzoğlu, Tufarganlı Abbas, Âşık Ali Asker ve Mikayıl Azaflı gibi ustaların eserlerini dinleme fırsatı buldu.

    MAHLASI ANNESİNDEN

    İlk sazını 100 TL’ye alarak evde kendi kendine çalmaya başlayan Eprüzoğlu, meclislerde saz çalıp türkü söylemeye başladı. 2017 yılında annesini kaybetmesiyle âşıklık geleneğine daha da sarılan Eprüzoğlu, mahlasında da annesinin adı olan ‘Eprüz’ü kullanmaya başladı. En büyük desteği ailesinden aldığını ve bu yolda kararlılıkla ilerlemeye devam edeceğini belirten Atacan Eprüzoğlu ile âşıklık geleneğini konuştuk.

    ‘SÖZLERDEKİ MANA VE MANTIK BENİ ÇOK ETKİLEDİ’

    – Âşıklık geleneğinde sizi en çok ne etkiledi?

    Beni en çok etkileyen aşıkların söylediği eserlerin hepsinin bir hikayesi var. Hikaye dışında sözlerde mana, mantık beni çok etkiledi.

    Mesela bir üstad şöyle diyor:

    ‘Can alıcı cellat kimi bağırsan
    Sende insaf yoğtu ay gara gözlüm
    Demirsenmi öldürerem yazıktı
    O nece bağmağtı ay gara gözlüm
    Gara saçlarına tez düşüptü den
    Keşke düşmeyeydi ben öleydim men
    Yüzün ay parçası gaşlarım keman
    Kirpiklerin oğtu ay gara gözlüm
    Yorgun maral kimi baktın uzaktan
    Maksudu odlara saldın ne haktan
    Bir kıvılcım düştü çektiğim ahtan
    Vatanımı yağtı ay gara gözlüm’

    Bu sözlerdeki manalar ve anlatılış biçimi beni çok etkiledi. Hâlâ da hayranlıkla dinlerim.

    Zorlandığınız vazgeçtiğiniz dönemler oldu mu?

    Hiç vazgeçmedim, hep çok sevdim ve severek yaptım. Maddi anlamda çok zorlandığım dönemler oldu ama hiç başka iş düşünmedim. Hep bu gelenekte devam edip bir şeyler katmak istedim

    Ustanızı nasıl seçtiniz ya da usta mı sizi seçti?

    Âşıklık geleneği usta-çırak ilişkisine, hiyerarşisine dayanır. Kars’ta âşıklık yapmaya başladığım zaman bazı âşıklarla birlikte gezdim. Bunların başında Arif Tellioğlu var. Onunla meclislerinde bulundum. Usta çırak ilişkisinin faydalı olacağını biliyordum. Bir tanıdığım aracılığı ile âşık Maksut Feyadi’nin telefon numarasına ulaştım. Heyecandan üç gün arayamadım. Babam aradıktan sonra Maksut Hoca ile görüştüm. İstanbul’a taşınmamdaki en büyük etken Maksut Hoca’dır. Bana âşıklar otağında bir oda ayarladı ve bir dönem orada kaldım. 16- 17 yaşındaydım, maddi bir kazancım yoktu. Akşam yemeğimi gönderir öğlen, emeğimi getirir ve beni saatlerce çalıştırırdı. Birlikte çalıp söylerdik. Hâlâ devam eder usta çırak ilişkimiz. Birçok yere onun sayesinde gittim, tanındım.

    ‘GÜNDE ALTI SAAT SAZ ÇALIYORUM’

    Okula devam edebildiniz mi?

    Okula gittiğim zaman belli bir süre ders çalışıp sonra saz çalardım. Bazı günler sabahlara kadar sürerdi bu çalışmam. Hâlâ günde altı saat saz çalarım. Lise öyle geçti. Üniversitede pandemi benim işime geldi. Uzaktan eğitimin faydasını gören az kişiden biri oldum.

    – Ne zaman ‘ben artık âşık oldum’ dediniz?

    Diyemedim, diyebileceğimi de sanmıyorum. Şeref Taşlıova’ya aynı soruyu soruyorlar, ‘ben hiçbir zaman âşık olamadım’ yanıtını veriyor. Âşıklık geleneği dipsiz bir kuyu. Orayı ne kadar taşla doldurmaya çalışsanız da her geçen gün yeni şeyler öğreniyorsunuz. Âşıklık bir tecrübedir. Âşıklar 20-30 yaş arası sevgi şiiri yazarlar. 30- 40 yaş arası biraz hayatı öğrenip hayat hakkında eserler yazarlar. 55-60 yaşında öğüt veren eserler yazarlar. İşte bu vereceğimiz eserler tecrübeden gelir. Bu geleneğin sonu yok.

    ‘ÂŞIKLAR TOPLUMA ÖRNEK OLMALI’

    – Kendinizi yolun başında mı görüyorsunuz?

    Yolun başındayım ama 40 sene sonra sorsanız da ‘yolun başındayım’ diyebilirim. Çünkü o kadar ağır bir gelenek. Gelenek sadece saz çalmak, söz değildir. Giyim kuşamın, hitabetin, insanlarla ilişkilerin hepsi önemli ayrıntılardır. Âşıkların topluma örnek olması gerekir.

    – Âşıklık öncülük mü gerektirir?

    Eskiden iletişimin bu kadar yaygın olmadığı dönemlerde âşıklara dini, politik ve güncel sorular sorulurdu.
    Hep ön planda olan insanlar oldukları için daha dikkatli davranışlarıyla topluma örnek olmuşlar.

    ‘ÂŞIK GÜCÜNÜ SÖZÜNÜ HALKTAN ALIR’

    – Dinleyicilerinize nasıl ulaşıyorsunuz?

    Dinleyicilerimizle sosyal medya dışında konserlerle temas kuruyoruz. Âşıklar diğer sanatçılar gibi değildir. Onlar her yerde görülür. Çay evinde görür yanına gidersiniz, metroda otobüs durağında görürsünüz çünkü âşık halktan alır gücünü, sözünü. Sosyal medyayı da aktif kullanıyoruz çünkü yaşadığımız dönem bunu zorunlu kılıyor.

    – Gençlerin ilgisi ne durumda?

    Genç dinleyicilerimizin ilgileri beni çok mutlu ediyor. 16- 30 yaş arası gruptan çok fazla mesaj alıyoruz. Aktif dinleyiciler 45- 60 yaş aralığında olsa bile gençlerin ilgisi çok mutlu edici. 12-13 yaşında dinleyenler bile var. Çok heyecan verici.

    – Başka ülkelerden âşıkları takip ediyor musunuz?

    Azerbaycan eserlerini sosyal medyada araştırırken kısa kısa videolara denk geliyordum. Üniversitede yurtta aynı odada kaldığım arkadaşlarım Azerbaycanlı idi. Onlardan sabah 7-8.00 arası Azerbaycan’dan yayın yapan bir radyonun âşık çaldığını öğrendim, bana linkler gönderdiler. O zamanlar VPN ile giriliyordu. Radyodan bir çok esere ulaştım.

    -Azerbaycan ve İran âşıklarıyla temas kurabildiniz mi?

    Gürcistan’a gidebildim. Azerbaycan’a gitmedim ama âşıklarla tanıştım sosyal medyadan. İstanbul’da, Konya Âşıklar Bayramı’nda ve Sivas Âşıklar Bayramı’nda tanışma fırsatım oldu. Onlar bizi, biz de onları tanıyorduk. Bu da sosyal medyanın gücü sanırım. Onlar bizden biz onlardan faydalandık.

    ‘ŞİİRLERİM, MÜZİKLERİM ÖNCE USTAM AŞIK MAKSUT FERYADİ’NİN SÜZGECİNDEN GEÇER’

    – Sizden yaşça büyük deneyimli âşıklardan destek alıyor musunuz?

    Tek destek aldığım ustam Âşık Maksut Feryadi. Gelenekteki her şeyin yanıtını ondan alıyorum. Şiirlerimi, yaptığım müzikleri önce o dinler sonra paylaşırım. Neredeyse her şey onun süzgecinden geçer.

    – Ustanızın süzgecinden geçmeyen eserleriniz oluyor mu?

    Tabii olmaz mı. Süzgeçten geçmeyen eserlerin üzerine çalışıyor gerekli düzenlemeleri yapıp paylaşıyoruz. Örneğin bir garaça havası olsun, ki bunu yaşadık, mecliste söylemiştim onu söylerken sazımda biraz acele etmiştim. Ertesi Maksut abi ‘bu havayı böyle çalsan daha iyi olur’ dedi. Bu durumları hâlâ yaşıyoruz. Ustanın bunları söylemesi lazım. Eksik olduğumu düşündüğü eserleri birlikte dört-beş saat çalışırız. Bulduğum bir söz vardır kendime göre çok güzeldir ama ustanın süzgecinden geçmeyebilir. Usta, ‘burayı değiştirsen daha iyi olur’ gibi müdahalede bulunur.

    ‘ÂŞIKLIĞIN BELLİ BAŞLI KURALLARI VARDIR’

    -Leb değmez ve âşık atışması nedir bunlar anlatabilir misiniz?

    Âşık geleneğinde belli başlı kurallar vardır. Bir âşık öncelikle âşık havalarını bilmek zorunda. Şu anda 72 tane âşık havası var. İlk meclise kalktığı zaman hangi eserle başlaması gerektiğini bilmesi gerekir. Âşıklar meclise divanla başlar. Divan açılışı 15 heceli bir şiir kalıbıdır ve divanda usta eserleri söyleriz. Onun peşine tecnis, onu peşine garaçi havası gelir. Bu üçünü söyledikten sonra bizden istenen eserleri söyleriz. Bir âşık irticalen söylemek zorundadır. Zaten âşıklığın amacı budur. İrticalen eserler yani doğmaca eserler söylemesi lazım, leb değmez söylemesi lazım. Leb değmezin de belli başlı kuralları var. M, p v b harflerinin söylememesi gerekiyor. Heceleri vardır, baştan savma değildir. Karşındaki âşık sana sekiz heceli açıyorsa sen de sekiz heceyle cevap vermek zorundasın. Kafiye vardır işin içinde.

    – Âşıklar atışma öncesi hazırlık yapar mı?

    Hayır. Dinleyen verir eserin ayağını, kafiyesini ya da jüri verir. Önceden hazırlık yapalım diye bir şey yok. Âşıklar bayramında kuralar çekilir ve denk geldiğin âşıkla çıkarsın. Ya da der ki sen aç ayağı.

    – Atışma gelenekte önemli bir yer tutuyor değil mi?

    Çok önemlidir. Âşıkların atışmasına hepimiz şahidiz. Bazı sözler vardır taşlama, âşıklar birbirini taşlar. Usta çıraklarsa usta çıraklıkları devam eder. Abi kardeş isr abi kardeşlikleri devam eder.

    – Peki siz atışma ve Leb değmez yapıyor musunuz?

    Ben leb değmez de yapıyorum atışma da yapıyorum. Gelenekte var olan her şeyi yapıyorum.

    – Atışmada heyecan oluyor mu?

    Oluyor tabii. Sana kafiye açılır. Amaç onun üzerinde bir şey söylemek. Zaten söyleyemiyorsan o anki atışmayı rakibin kazanır. İrticalen de belli bir fren yoktur zaten artık yıllardır yaptığımız için bütün taşlar yerine oturuyor. Âşık halkın derdini alıp halka geri satar. Âşıklık böyledir.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘İyi bir öğrenci olursan bağlama iyi bir öğretmendir’

    ‘İyi bir öğrenci olursan bağlama iyi bir öğretmendir’


    Zelal Sahidenur SARİ


    VAN- Edremit ilçesinde, Van Gölü’nün mavi sularına karşı bir atölyede bağlama üreten 48 yaşındaki Köksal Bayram, bu işe 12-13 yaşlarında kendine ceviz ağacından bir bağlama yaparak başlamış. 25 yıldır bağlama yapan Köksal Bayram, Van’ın iki bağlama ustasından biri.

    Bayram, “Yaklaşık 25 yıldır bu işin içerisindeyim. İlk bağlamam pek bağlama gibi olmasa da sesleri tanımakla başladım bu işe. Ve o gün bugündür kişiye özel bağlama üretiyorum. Kişinin okuduğu sese göre bağlama üretmek benim işimin püf noktası” diye konuştu.

    BAĞLAMANIN İNCELİKLERİ…

    Atölyesinde özenle hazırladığı sayısız bağlama arasından sapını ceviz kabuklarıyla bezediği bir bağlamayı eline alan Bayram, sözleri Pir Sultan Abdal’a ait ‘Şu Yalan Dünyaya Geldim Giderim’ türküsü seslendirirken bağlamanın inceliklerini şöyle anlattı:

    “Bağlamanın yapım aşaması kişiye ve ustaya göre değişir. İncelikli bir iş aslında. Benim için en önemli olan şey kullandığım malzemelerin kuru olması.

    Bir bağlamanın sapını taktıktan sonra iki üç ay bekletiyorum. Herhangi bir çökme ve esneme yaşanmaması için. Genelde ağaç olarak teknede ardıç, kelebek ya da oyma dut kullanıyorum. Ama bana göre en önemli kısım ses tahtası. Onda da kullandığımız ladin kapağı Artvin-Borçka tarafından temin ediyoruz. Bu kapağın atış şekli bence teknenin sesini değiştiriyor. Sesi değiştiren tek faktör zaten kullandığın kapak”

    6b90e397-f6bb-4288-bb61-c3c9ec048f1f.jpeg

    ‘BAZEN BİR BAĞLAMAYI YAPMAK ALTI AY SÜRÜYOR’

    Bir bağlamayı yapmanın aylar sürdüğünü dile getiren Bayram, “Bazen bir bağlamayı yapmak için beş, altı ay uğraştığım oluyor. Hayatımızda bir sürü enstrüman var. Bana göre ilkel olan tek enstrüman bağlama. Çünkü her ustanın kendine göre bir ölçüsü var. Kendisine göre bir kapak atma şekli var. Hatta kendisine göre bir cila atma şekli var. Ondan dolayı ilkel. Mesela kemanda ya da gitarda öyle bir şey yok. Hepsinin bir standardı var” dedi.

    ‘MÜZİK BİR DİLDİR, YAŞAM ŞEKLİDİR’

    Bağlamanın bütün etnik müzikler açısından iyi bir eşlikçi olduğunu söyleyen Bayram, “Sen iyi bir öğrenci olursan bağlama iyi bir öğretmendir. Her şeyi öğrenebilirsin bağlamadan. Müzik bana göre bir yaşam şeklidir aslında, dildir, bir lisandır. Notaların içerisinde sana öğrettiği güzel bir çizgi var aslında. Nota deyip geçmeyelim. Bağlama öyle bir enstrüman ki adı bağlama geçer ama her şeyi çalar” diye konuştu.

    526d3250-a77b-4a61-bf32-5c09759717c6.jpeg

    ‘HER EVDE BİR ENSTÜRMAN OLMALI’

    Müziğin teşvik edilmesi ve gençlerin müziğe yönlendirilmesi gerektiğini dile getiren Bayram, “Aslında her evde muhakkak çalınmasa bile bir enstrüman olması lazım. İlk zamanlar çalmazsan, hoşuna gitmezse bile muhakkak bir gün eline alırsın enstrümanı. Gençler dışarıda, kahve köşelerinde veya başka yerlerde zaman geçireceklerine bana kalırsa evde herhangi bir enstrümanla uğraşmaları onlar için çok çok daha iyi” diye devam etti.

    ‘MAALESEF MÜZİKTE ÜRETİM YOK’

    Müzikal anlamda ciddi bir üretim eksikliği yaşandığını vurgulayan Köksal Bayram, şunları söyledi:

    “Müzik bir yaşam şeklidir aslında. Eskiden aşıklarımız vardı. Bu dönemde ne yazık ki yok. Bir yaşam şeklinden esinlenerek türkü yakarlarmış. Şimdi günümüze bakıyoruz maalesef üretim de yok. Eski türküleri bir şekilde batı harmonisiyle bize tekrar sunuyorlar. Bu doğru mu? Bir yandan doğru, en azından kültür bir şekilde yaşıyor. Maalesef ki üretimimiz yok. Her anlamda üretim yok. Tüketen bir toplum olduğumuz için üretmek şart.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***