Artı Gerçek – Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, son 10 yılda artan antidepresan kullanımına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Antidepresan kullanımının her yıl bir önceki yıla göre kaygı verici bir şekilde arttığını kaydeden Bulut, 2014 yılında 39 milyon 134 bin 225 kutu olan antidepresan kullanımının geçtiğimiz yıl 65 milyon 591 bin 252 kutuya yükseldiğini söyledi.
2024 yılında bir önceki yıla göre 139 bin 421 kutu artışla 65 milyon 591 bin 252 kutu antidepresan kullanımı gerçekleştiğini belirten Bulut, değer bazında ise yüzde 55 büyüme ile 5 milyar 35 milyon TL’ye ulaştığına dikkat çekti. Bulut, “2023 yılında antidepresanlara ödenen para 3 milyar 240 milyon 451 bin 675 lirayken 2024 yılında yüzde 55 artışla 5 milyar 35 milyon 588 bin 132 liraya çıktı” ifadelerini kullandı.
Yıllara göre antidepresan kullanımı
‘EKONOMİK KRİZ VATANDAŞIN RUH SAĞLIĞINI BOZDU’
“Ekonomik kriz, hayat pahalılığı ve devasa işsizliğin yanı sıra emekçiye ve emekliye reva görülen sefalet ücretleri, gelecekle ilgili belirsizlikler vatandaşın ruh sağlığını bozdu” diyen Bulut, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye, mutsuz insanlar ülkesine döndü. Çarşı, pazar ateş pahası; diğer yandan kira, faturalar ve mutfak masrafları el yakıyor. Emekli, 14 bin 491 lira sefalet ücretiyle, emekçi 22 bin 104 lira sefalet ücretiyle ‘nasıl geçineceğim’ diye kara kara düşünüyor. İktidar, gençlerin hayallerini çaldı. Gençler hayal kuracağı yerde ‘nasıl iş bulabilirim’ diye düşünüyor.”
Ülkedeki ekonomik göstergelere bakıldığında antidepresan kullanımındaki artışın sürpriz olmadığın kaydeden Bulut, şöyle devam etti:
“Vatandaşların, bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları 4 trilyon 15 milyar liraya yükseldi. Varlık yönetim şirketleri ile TOKİ’ye olan taksitli konut kredisi borçlarıyla birlikte toplam borç 4 trilyon 147 milyar liraya çıktı. İcra dairelerinde derdest bulunan toplam dosya sayısı 22 milyon 295 bine yükseldi. Derdest dosya sayısı son bir yılda net olarak 880 bin adet arttı. Resmi rakamlara göre işsiz sayısı 3 milyon 72 bin olsa da gerçek işsiz sayısı 11 milyon 477 bin kişiye yükseldi. Sadece 2024 yılında en az 1 milyon 661 bin 329 kişi işini kaybetti. Her gün 4.551 kişi işsiz kaldı. Sadece 798 bin 981 kişiye aslanın ağzında olan işsizlik ödeneği bağlandı. İşsiz kalan vatandaş, ekonomik krizde herhangi bir gelirden yoksun bir şekilde kaderine terk edildi.”
***Kaynak: Artı Gerçek*** ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
İSTANBUL – Türkiye’de antidepresan kullanımı son yıllarda hızla yaygınlaşıyor. Sağlık Bakanlığı’nın 2021 araştırması, antidepresan kullanımının önceki yıllara göre yüzde 53 oranında, OECD (Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Örgütü) Türkiye tablosunda ise son 11 yılda yüzde 60,55 oranında arttığını gösteriyor. Uzmanlara göre ekonomik zorluklar, kentleşme, yoğun iş temposu gibi faktörler ruh sağlığını olumsuz etkiliyor. Antidepresan kullanımının yaygınlaşması, arkadaş tavsiyesi ya da çeşitli medya platformlarından edinilen bilgilerle antidepresan kullanımı sorununu da beraberinde getirirken uzmanlar bu artışın arkasında sosyoekonomik koşullar ve sağlık sistemindeki olumsuzluklar da etkili olduğuna dikkat çekti.
Süleyman Demirel Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülin Özdamar ve Eczacı Cem Kılınç ile bu artışın nedenleri, reçetesiz ilaç temini ve arkadaş tavsiyesi ile ilgili konuştuk.
ANTİDEPRESAN KULLANIMINDAKİ ARTIŞ VE NEDENLERİ
Türkiye’de antidepresan kullanımındaki artışın birçok nedeni olduğunu belirten Doç. Dr. Gülin Özdamar, bu durumu ekonomik zorluklar, yoğun iş temposu ve sosyal destek ağlarının zayıflaması gibi nedenlerle açıkladı. Sosyal medya kullanımının artmasıyla başkaları ile sürekli kendini kıyaslamanın da yetersizlik algısına sebep olduğuna dikkat çeken Özdamar, bunun depresyon, kaygı bozukluğu gibi ruhsal hastalıklara yol açabileceğini ifade etti.
Öte yandan Özdamar, ruhsal hastalıklarla ilgili farkındalığın artması, sorunlar hakkında konuşmanın daha kabul edilebilir hale gelmesi, insanların yardım arama konusunda daha açık olmaları, ruh sağlığı hizmetlerine erişimin artması hastalıkların teşhis edilmesini ve tedavisini kolaylaştırarak antidepresan kullanımındaki artışa katkı sunduğunu söyledi.
‘BİLİNÇSİZ ANTİDEPRESAN KULLANIMI CİDDİ SAĞLIK SORUNLARINA YOL AÇABİLİYOR’
Arkadaş tavsiyesi ya da çeşitli medya platformlarından edinilen bilgilerle kişilerin antidepresan kullanımına başlamasına değinen Gülin Özdamar, bu durumun ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğine dikkat çekti.
Antidepresan ilaçlarının psikiyatristler ve bazı branşlardaki uzman hekimler tarafından reçetelendirilebileceğini ve ülkemizde reçetesiz olarak eczanelerden temin edilmemesi gerektiğini belirten Özdamar, şunları kaydetti:
“Maalesef son dönemlerde sık karşılaştığımız sorunlardan biri de arkadaş tavsiyesi ya da çeşitli medya platformlarından edinilen bilgilerle antidepresan kullanımına başlamak. Bu durum ciddi sağlık sonuçlarına yol açabilmektedir. Doktor kontrolü dışında bir başkasından temin edilen antidepresanlar olumsuz sonuçlara yol açabilir. Örneğin depresyon anksiyete benzeri yakınmaları nedeniyle kendi kendine tanı koyup tedaviye başlayan hastalarda doğru tanı konulmadan tedaviye başlanmasına yol açabilir. Bu durum altta yatan başka sağlık sorunu varlığında durumun daha da kötüleşmesine neden olabilir. Ayrıca ilacın kullanım talimatlarına uyulmama ve yanlış doz kullanımı ilacın yeterli etki göstermemesine ya da yan etki riskinin artmasına yol açabilir. Kişinin kendi kendine ilaç başlaması kullandığı diğer ilaçlarla antidepresanların etkileşimini göz ardı etmesine neden olabilir. Kimi durumlarda ilaç etkileşimleri beklenmedik ve tehlikeli ciddi yan etkileri ortaya çıkarabilir.”
BİREYLER KOLAY VE HIZLI ÇÖZÜM ARAMA EĞİLİMİNDE
Doktor kontrolü dışında antidepresan kullanmanın sebepleri arasında ruh sağlığı sorunlarının ciddiyetinin anlaşılmaması olduğunu söyleyen Gülin Özdamar, bireylerde kolay ve hızlı çözümler arama eğilimi olduğuna da dikkat çekti. Sağlık sistemindeki aksaklıklara da değinen Gülin Özdamar, “Sağlık hizmetlerine erişim zorluğu ve maliyeti, ruh sağlığı sorunlarına dair toplumsal stigma gibi etkenler bulunuyor. Bu sebepler, kişilerin profesyonel yardım almaktan çekinmelerine neden oluyor” dedi.
‘REÇETESİZ İLAÇ ALMA TALEBİ BÜYÜK KENTLERDE FARKLI BİR HAL ALDI’
Eczacı Cem Kılınç, reçetesiz ilaç satmanın yasak olduğu bilgisini paylaşarak İl Sağlık Müdürlüğü’nün antibiyotik ve antidepresanın bilinçsiz kullanımı üzerine eczanelere gönderdiği uyarı yazılarından söz etti. Kılıç, bireylerin reçetesiz ilaç alma taleplerinin taşra ve büyük kentlerde değişkenlik gösterdiğini ifade ederek, eczacıların yaşadığı şiddete dikkat çekti ve şunları söyledi:
“Biz eczacıların teşhis koyma gibi bir yetkinliğimiz, yeterliliğimiz ve sorumluluğumuz yok. Taşrada görev yapıyorum. Burada kimse gelip bizlerden reçetesiz antidepresan almaya çalışmıyor ve temin de edemez. Burada eczacının söylediği birey tarafından da dikkate alınıyor. Fakat bu durum büyük kentlerde daha farklı bir hal aldı. Yaygınlığına bakılacak olursa da denetlemede yetersizliğinin olduğunu da söyleyebiliriz. Ülkemizde sağlık okur yazarlığı da oldukça düşük. Bir de ‘influencer’ diye bir sorunumuz var maalesef ve sosyal medya kanallarından ilaç önerebiliyorlar. Antidepresanların bir kısmı internetteki alışveriş sitelerinde bile satılabiliyor.”
‘DEVLET HASTANELERİNDE RANDEVU BULUNMUYOR, ÖZELE DE GÜÇ YETMİYOR’
Bilinçsiz antidepresan kullanımını eczacılar ve hastalar açısından ele alan Cem Kılınç, sağlık sistemindeki aksaklıklara ve ekonomik krize dikkat çekti. Devlet hastanelerinde randevu bulamayan ve özel hastanelerdeki muayene ücretini ödemeye ekonomik gücü yetmeyen kişilerin bu yola başvurduğunu şu sözlerle ifade etti:
“Bu sorunun nedenlerine baktığımızda sanırım yine karşımıza sağlık sistemindeki sorunlar çıkacak çünkü insanlar çoğunlukla randevu bulamıyor. Randevu alamadığı için ya da özel hastanede bir psikiyatriste görünecek bir kimsenin bir seansa iki bin TL vermeye gücü yetmiyor. Doğalında böyle bir zafiyet oluşuyor. Buralar sağaltılsa biraz da olsa düzelmeler yaşanabilir.”
Cem Kılınç
UZUN VADEDE DAHA BÜYÜK SORUNLARA YOL AÇABİLİR
Antidepresanların kullanımı önerilerde bulunan Gülin Özdamar, sürecin psikiyatrik muayene ve değerlendirmenin ardından hekimin reçetelendirmesiyle ilerlemesi gerektiğini söyledi. Depresyon veya anksiyete belirtileri gözlemlendiğinde, bir psikiyatriste başvurulması gerektiğini belirten Özdamar, “Psikiyatrist, ilaç tedavisinin yanı sıra psikoterapi ve yaşam tarzı değişiklikleri gibi bütüncül yaklaşımlar da önerebilir. Kendi kendine ilaç kullanımı, uzun vadede daha büyük sorunlara yol açabilir. Doğru tanı ve tedavi, sağlığı korumanın ve iyileştirmenin en güvenli yoludur” ifadelerini kullandı. (ARTI GERÇEK)
***Kaynak: Artı Gerçek*** ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
Tüm dünyayı saran Covid-19 salgını ruh sağlığını da etkiliyor. Birçok insan salgın sonrası antidepresan kullanmaya başladı. Covid-19 salgını ile birlikte çeşitli faktörlerin de ruh sağlığını etkilediğini belirten Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Doçent Dr. Koray Başar “İşini kaybeden, ayrımcılığa maruz kalan insanlarda antidepresan kullanımı yaygınlaşıyor. Stresle ilişkili ruhsal belirtilerde artış var. Depresyon, anksiyete gibi ruhsal bozukluklar, uyku ve dikkat bozuklukları arttı. Çalışma, eğitim, barınma gibi zorlukların da ruhsal etkileri oldu. Bu kadar kriz yaşanırken insanların stresli olması, kendi başına hastalık değil ama bu durum kontrol edilemeyecek düzeye gelirse, o zaman hastalık ortaya çıkıyor” dedi.
Sözcü’de yer alan habere göre Başar şunları ifade etti:
Neredeyse 2 yıla yaklaşan Covid-19 salgını, sağlık çalışanlarını da tükenme riskiyle karşı karşıya bıraktı. Ön cephede savaştıkları için hastalanma riskini yaşadılar. 500 civarında sağlık çalışanını kaybettik Hem bu tempoyla çalışmak hem de maddi-manevi karşılığını alamamak, ciddi zorluklara neden oldu. Sağlık çalışanları ruhsal açıdan da toplumun diğer kesimlerinden daha çok etkilendiler.
SAĞLIK ÇALIŞANLARI VE PSİKİYATRİSTLER KAMUDAN AYRILIYOR
Avrupa’da en düşük psikiyatr sayısına sahip ülkeyiz. Önümüzdeki yıllarda ruh sağlığına erişimle ilgili daha büyük zorluklar yaşayacağız, sağlık çalışanları ve psikiyatristler kamudan ayrılıyor. Bu da devlet eliyle verilen ruh sağlığı hizmetine erişimde büyük zorluklar yaşayacağımız anlamına geliyor. Türkiye, psikiyatri yatak kapasitesi açısından da çok dezavantajlı bir ülke… Toplum ruh sağlığı merkezleri de salgın döneminde eski düzenlerinde çalışamaz hale geldiler.
10 DAKİKADA OLMAZ
Poliklinikte daha çok hasta görünmesini sağlamak için hastalara verilen randevu sürelerinin daraltılması yani bir psikiyatri muayenesinin 5-10 dakika içinde yapılmasının beklenmesi nitelikli uygulamanın da önüne geçiyor. Hem ruh sağlığı bozulabilecek olan kişilere uygulanacak koruyucu hizmetlerin, hem de tedavide aksamalara neden oluyor. Önümüzdeki yıllarda ruh sağlığı hizmetleriyle ilgili yaşanan aksamanın etkilerini göreceğiz.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
İstanbul Tıp Fakültesi, 5 bin Coronavirus (Covid-19) hastası üzerindeki 1 yıllık çalışmasını tamamladı. Birinci yılın sonunda orta yaşlı erkeklerde ‘bellekte zayıflama ve konsantrasyon güçlüğünün ön plana çıktığı’; orta yaş üstü kadınlarda ise ‘saç dökülmesinin giderek arttığı’ tespit edildi.
İstanbul Tıp Fakültesi’nde 28 Nisan 2020’de Covid-19 Hastaları İzlem Merkezi açıldı. Merkezde yapılan tespitlerin 1 yıllık sonuçları açıklandı. 1 yılda Coronavirus’e yakalanmış ve atlatmış 5 bin hasta üzerinde çalışma yapıldı. Hastalar 1’inci, 3’üncü, 6’ncı, 9’uncu ve 12’nci aylarda gün gün izlendi.
5 bin hastayı takip ettiklerini söyleyen Covid-19 Hastaları İzlem Merkezi Sorumlusu Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Köse, “Bu merkez, Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyor. Covid-19 Hastaları İzlem Merkezi’nin açılmasının nedeni ise, Covid-19’un tutmadığı organ ya da sistemin neredeyse olmaması. Yine Covid-19 geçiren hastaların, hastalığı atlattıktan sonra birçok sıkıntı yaşayacağını düşündük. Merkez açıldıktan bu yana 5 bin hastayı takip ettik. Hastaları hastaneden çıktıktan sonra bir, üç, altı, dokuz ve 12’oniknci aylarında takip ettik. Bir seneyi tamamlayan hastalarımız oldu. Hastaları göğüs, enfeksiyon, psikiyatri ve beslenme uzmanları ile değerlendirdik” diye konuştu.
Dr. Köse, sözlerine şu şekilde devam etti: “Covid-19 geçiren hastalarda fiziksel ve psikolojik semptomlar vardı. İlk zamanlarda halsizlik, nefes darlığı, göğüste konforsuzluk ve öksürük gibi şikayetleri görüyorduk. Ancak artık eklem, kas ve baş ağrıları, sersemlik hissi, saç dökülmesi, anksiyete, depresyon, post travmatik stres bozukluğu ve bellekte zayıflama gibi semptomları görüyoruz.”
UNUTKANLIK VE SAÇ DÖKÜLMESİ
12’nci ayın sonunda kadınlarda ve erkeklerde farklı semptomlar görüldüğünü belirten Dr. Köse, “Birinci yılın sonunda orta yaşlı erkeklerde bellekte zayıflama ve konsantrasyon güçlüğünün ön plana çıktığını görüyoruz. Durum hastaların yaşam konforu ve iş hayatını oldukça etkiliyor. Yine onikinci ayın sonunda orta yaş üstü kadınlarda saç dökülmesinin giderek arttığını tespit ettik. Kadınlar için saç dökülmesi üçüncü aydan sonra başlayıp, yüzde bir ya da iki oranında görüyoruz. Erkeklerde ise bellekte zayıflama ve konsantrasyon güçlüğünü görülme oranı yüzde 10’a kadar çıkabiliyor” diye konuştu.
ANTİDEPRESAN KULLANIMI
12’nci aydan sonra Covid-19 geçiren hastalarda psikolojik etkilerin devam ettiğini vurgulayan Dr. Köse, “Bu süreçte hastalara hatırı sayılır düzeyde antidepresan başladık. Antidepresanı kestiğimiz zaman hastaların ev ve iş hayatlarında ciddi etkilenmeler oluyor. Psikolojik semptomlar fiziksel semptomlara göre daha ön planda” ifadelerini kullandı.
‘COVID-19’UN TUTMADIĞI ORGAN VE SİSTEM YOK’
Covid-19’un en çok kalbi tuttuğunu söyleyen Dr. Köse, “Bizlerin Covid-19 hastalarında en çok gördüğü kalp enzimi ve kalp yetmezliğiydi. Yine bu süreçte Covid-19’un pankreası tutup diyabeti bozduğunu gözlemledik. Yine kilo kaybı yaşayan ve beslenmesi bozulan hastalar oldukça oldu. Hal bu olunca bizler de birinci yılın sonunda hastaları branşlara dağıtık. Aynı zamanda Covid-19 sonrası ortaya çıkan bu ısrarcı semptomlar, Covid-19’u şiddetli geçiren hastalarda daha çok görüldüğünü fark etik. Mesela diyabet hastalarında Covid-19 sonrası daha ısrarcı semptomlar görmeye başladık. Covid-19’un tutmadığı organ ve sistem yok, onlardan biri Covid-19 ürogenital sistemi de tutuyor. Bu durum ilerleyen dönemlerde bir kısırlığa neden olabilir mi? diye bizleri şüphelendiriyor. İleride daha fazla tüp bebek merkezleri artacak mı? sorusu bizler için merak konusu” dedi. (DHA)