Etiket: Anayasa Mahkemesi (AYM)

  • TİP’ten Can Atalay açıklaması: Yargı darbesine karşı kitlesel bir şekilde mücadele edeceğiz

    TİP’ten Can Atalay açıklaması: Yargı darbesine karşı kitlesel bir şekilde mücadele edeceğiz



    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay milletvekili Can Atalay hakkında verilen Anayasa Mahkemesi (AYM) kararının Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından uygulanmamasının ardından bir açıklama daha yaptı. TİP’ten yapılan açıklamada “Yargı darbesine karşı tüm ülke sathında kararlıkla ve kitlesel şekilde mücadele edeceğiz” ifadelerine yer verildi.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) ve Parti Meclisi (PM), Gezi davasında 18 yıl hapis cezasına mahkum edilen Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında AYM’nin ikinci kez verdiği hak ihlali kararının da yerine getirilmemesi hakkında açıklama yaptı.

    TİP’in MYK ve PM toplantılarında alınan kararlar 4 maddede paylaşılırken TBMM Genel Kurulu’nun acilen toplanması, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütlerinin yer alacağı bir demokrasi kürsüsü oluşturulması gibi faaliyetler için harekete geçileceği bildirildi.

    4 MADDELİK AÇIKLAMA

    TİP’in yayımladığı açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

    “1- Türkiye İşçi Partisi, halk iradesinin yok sayılmasını, Anayasa’nın açık hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının tanınmamasını, halkın vekillerinin veya siyasi görüşleri nedeniyle yurttaşlarımızın tutsak edilmesini kabul etmeyecektir. Zorbaca uygulamalar normalleştirilemez, Türkiye’nin bir diktatörlüğe dönüşmesine seyirci kalınamaz, kalmayacağız. Yargı darbesine karşı tüm ülke sathında kararlıkla ve kitlesel şekilde mücadele edeceğiz.

    2- Tüm muhalefet güçlerinin ve yurttaşlarımızın, siyasi parti, demokratik kitle örgütleri ve hukuk örgütlerinin Anayasa darbesine dur demek üzere, Adalet ve Özgürlük talebiyle bir araya geleceği ortak bir demokrasi kürsüsünün yaratılması için çalışmalar başlatılmıştır.

    3- TBMM Genel Kurulu’nun en kısa sürede, Anayasa darbesine karşı olağanüstü toplantıya çağrılması için muhalefet partileri ve Meclis Başkanlığı ile temasa geçilmiştir.

    4- Anayasa’yı ayaklar altına almaya cüret eden Yargıtay üyeleri, onları bu darbeci eylemlerinde teşvik eden Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulunulacaktır.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AYM’nin tüm yetkileri hedef alındı: Yargıtay’ın Can Atalay kararında ‘MHP’ kokusu, hatalı Pakistan örneği

    AYM’nin tüm yetkileri hedef alındı: Yargıtay’ın Can Atalay kararında ‘MHP’ kokusu, hatalı Pakistan örneği



    SERBEST GÖRÜŞ – Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği ikinci hak ihlali kararına rağmen Gezi davasından tutuklu olan TİP Milletvekili Can Atalay’ı tahliye etmedi. Anayasal zorunluluğa rağmen Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımayan Yargıtay, Meclis’e de yazı yazarak, Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi çağrısı yaptı.

    Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 37 sayfalık kararında hangi hakimlerin karar verdiği ve imzaları yer almadı. Ancak kararın bazı satırları MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’ın konuşmalarını hatırlattı. Yıldız, uzun süredir Anayasa Mahkemesi’ni hedef alıyor ve gerekirse kapatılmasını savunuyor. Yargıtay’ın söz konusu dairesinde de MHP’ye yakın isimlerin görev yaptığı sıklıkla dile getirildi.

    YARGITAY MHP’Lİ İSİMLERDEN ETKİLENMİŞ!

    Yargıtay’ın kararında, AYM’nin bireysel başvuru kararlarını Resmi Gazete’de yayımlama yetkisini kullanması eleştirildi ve “Bu durum, Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’dan almadığı bir yetki ile yargı kurumlarının üzerinde bir süper temyiz merci olarak vesayet makamı haline gelmesini sağlamaktadır” denildi.

    Kararda şu satırlar yer aldı:

    “Anayasa Mahkemesi tarafından önüne gelen başvurular arasında sübjektif nitelikte sonuç doğurması gereken bireysel başvurular sonucunda verilen kararların, Resmi Gazete’de yayımlanma zorunluluğu mevcut değildir. Bu zorunluluk söz konusu olmadığı halde, Anayasa Mahkemesi’nin yasal yetkilerini aşarak ve hukuki değerden yoksun şekilde bireysel başvurular sonucunda verdiği bazı kararların Resmi Gazete’de yayımlanması ile Anayasa Mahkemesi kararlarının objektif etkisine sığınılmakta, bu kararlar denetimden yoksun kalmakta ve bu durum, Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’dan almadığı bir yetki ile yargı kurumlarının üzerinde bir süper temyiz merci olarak vesayet makamı haline gelmesini sağlamaktadır.”

    FETİ YILDIZ 3 YIL ÖNCEDEN “GEREKÇE” VERMİŞ

    MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız da 15 Ekim 2020’de yaptığı açıklamada Anayasa Mahkemesi’ni eleştirilmiş onu “süper temyiz merci gibi davranmakla” suçlamıştı.

    Yıldız’ın 3 yıl önceki açıklamasında şunlar yer almıştı:

    “AYM, bireysel başvuru kabulü için gerekli şart olan bariz kanuna aykırılık veya keyfi uygulama şartlarını göz ardı ederek kendini süper temyiz mahkemesi konumuna getiremez. Yani AYM, Yargıtay üstünde denetim mahkemesi değildir.”

    YARGITAY’DAN MESAJ GİBİ “PAKİSTAN” ÖRNEĞİ

    Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Can Atalay kararında adeta hükümete Anayasa Mahkemesi’nin “kötü özelliklerini” anlattı.

    Pakistan’da yaşananları “aktaran” Yargıtay, şunları kaydetti:

    “Anayasa Mahkemesi’nin, Anayasa hükümlerini işlevsiz hale getiren kararlarının denetlenemeyeceğinin ileri sürülmesi ve sınırsız yetkilerle donatılması, bazı büyük tehlikeleri de bünyesinde barındırmaktadır.

    Örneğin, 2022 yılında Pakistan’da Meclis’te çoğunluğu ele geçiren muhalefet tarafından güvensizlik oylaması yapılarak, seçilmiş ve meşru Başbakan Imran Han değiştirilmek istenmiş; bunun üzerine siyaseti dizayn etme çabasının bir ürünü olarak Pakistan Anayasa Mahkemesi, Başbakan Imran Han tarafından alınan Meclis’in feshi ve erken seçim kararını yok saymak suretiyle güvensizlik oylamasının yapılmasına karar vermiştir. Siyasi krize neden olan bu karar sonucu yapılan güvensizlik oylamasında Imran Han, Pakistan’da görevden alınan ilk Başbakan olmuştur. Böylece Pakistan’da Meclis çoğunluğunu ele geçiren muhalefetin, Anayasa Mahkemesi kararı sayesinde yaptığı güvensizlik oylaması ile Imran Han’ın başbakanlığı düşürülmüştür.”

    Yargıtay 3. Ceza Dairesi, kararındaki bu bölümle AYM’nin yetkilerini kullanmasını siyasi iktidara karşı bir tehdit olarak sunmaya çalışırken, Türkiye’de 2017’de yapılan başkanlık sistemi değişikliğiyle güvenoyu uygulamasının yürürlükten kaldırıldığı görmezden gelindi.

    YARGITAY’DAN AYM’YE “TERÖR” SUÇLAMASI

    Yargıtay kararında AYM’ye “terör” suçlamasında da bulundu. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin kararında AYM’nin kararını “terör örgütlerinin söylemleri ile uyum göstermiştir” ifadeleriyle suçladı.

    Kararda şu satırlar yer aldı:

    “Mevcut sorun, herhangi bir şekilde denetlenmemenin kendisine tanıdığı yasal boşluğu kullanan Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa hükümlerini uygulanamaz hale getirmesinden kaynaklanmaktadır. Tüm bu nedenlerle görevli olduğu konusunda tartışma bulunmayan, mer-i mevzuat hükümleri ve genel hukuk ilkeleri çerçevesinde oluşturduğu içtihatlarla terör örgütlerinin de hedefi haline gelen Dairemizin, Anayasa Mahkemesi tarafından 21.12.2023 tarihli Şerafettin Can Atalay başvurusu yönünden verilen hak ihlali kararının 54. paragrafında; “Anayasa’nın 142. maddesinin amir hükmüne ve Anayasa’nın 37. maddesinde yer alan tabii hakim ilkesine” açıkça aykırı hareket ettiği belirtilerek; yine Dairemizin, derece mahkemelerinin kararlarını denetleyen bir üst temyiz mahkemesi olduğunu görmezden gelmek suretiyle sanki sonradan oluşturulan bir mahkeme olarak göstermesi, terör örgütlerinin söylemleri ile uyum göstermiştir.”

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Cumhur İttifakı, muhalefeti ikna etmeye çalışacak: Hedef, Anayasa’nın 14’üncü maddesi!

    Cumhur İttifakı, muhalefeti ikna etmeye çalışacak: Hedef, Anayasa’nın 14’üncü maddesi!



    Sözcü yazarı İsmail Saymaz, Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay kararına uyulmamasını eleştirdiği bugünkü yazısında, Cumhur İttifakı’nın AYM planının “muhalefeti ikna edip Anayasa’nın 14. Maddesi’ni değiştirmek” olduğunu söyledi.

    Saymaz, yazısının devamında “Cumhur İttifakı Yargıtay 3. Ceza Dairesi, AYM’nin kararını uygulamayacak. Cumhur İttifakı, Atalay’ın milletvekilliğini düşürmek için hamle yapacak. Atalay’ın tahliye edilmesi engellenecek. Cumhur, muhalefeti ikna edebilirse Anayasa’nın 14. Maddesi’ni değiştirmeyi planlıyor. Türk Ceza Kanunu’ndaki hangi suçların terör suçu kabul edileceği 14. Madde’ye yazılacak. AYM’nin bireysel başvuruda yeniden yargılamaya ve tahliyeye karar verme yetkisinin elinden alınması amaçlanıyor. AYM, yalnızca tazminata hükmedebilecek” ifadelerini kullandı ve 400 oy şartını hatırlattı.

    ANAYASA’NIN 14’ÜNCÜ MADDESİ NE DİYOR?

    Cumhur İttifakı’nın değiştirmeyi hedeflediği Anayasa’nın 14’üncü maddesi şöyle:

    Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.

    Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.

    Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AYM kararının ikinci kez uygulanmamasının ardından Can Atalay cezaevinden mesaj gönderdi: ‘Ortak tutum almak tarihsel sorumluluk’

    AYM kararının ikinci kez uygulanmamasının ardından Can Atalay cezaevinden mesaj gönderdi: ‘Ortak tutum almak tarihsel sorumluluk’



    CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Gezi Parkı davası tutuklularını İstanbul Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde ziyaret etti. Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay, Çakırözer aracılığıyla “Ortada bir devlet krizi var ve bu devlet krizinin çözülmesi iktidarıyla, muhalefetiyle memlekete karşı sorumluluk duyan herkesin sorumluluğudur. Bir kırılma anındayız. Zaten yoğun bakımda olan, demokrasimizden yana olan, hukuk düzeninin zerresine sahip çıkmak isteyen tüm politik ve toplumsal kesimlerin ayrı ayrı ama mutlaka ortak tutum alması tarihsel bir sorumluluktur” mesajını iletti.

    CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Gezi Parkı davası kapsamında tutuklanan TİP Hatay Milletvekili Can Atalay, iş insanı Osman Kavala ile şehir plancısı Tayfun Kahraman’ı İstanbul’un Silivri ilçesindeki Marmara Cezaevi’nde ziyaret etti.

    Ziyareti sonrası cezaevi önünde açıklama yapan Çakırözer, “Hatay Milletvekili Can Atalay, seçilmesinden bu yana 7 ay geçmesine rağmen Silivri Cezaevi’nde tutuluyor. Anayasa Mahkemesi iki kez karar aldı hak ihlali olduğu yönünde. Maalesef Can Atalay, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelip görevine başlayabilmiş değil. Bugün kendisiyle görüştüm. Dün Anayasa Mahkemesi’nin kararı sonrasında mahkeme onunla ilgili kararı Yargıtay’a gönderdi” dedi.

    ATALAY: BİR KIRILMA ANINDAYIZ

    Can Atalay da Çakırözer aracılığıyla “Ortada bir devlet krizi var ve bu devlet krizinin çözülmesi iktidarıyla, muhalefetiyle memlekete karşı sorumluluk duyan herkesin sorumluluğudur. Bir kırılma anındayız. Zaten yoğun bakımda olan, demokrasimizden yana olan, hukuk düzeninin zerresine sahip çıkmak isteyen tüm politik ve toplumsal kesimlerin ayrı ayrı ama mutlaka ortak tutum alması tarihsel bir sorumluluktur” çağrısını yaptı.

    KAHRAMAN: BİR ARADALIKTAN BAHSETTİĞİMİZ ORTAMA İHTİYACIMIZ VAR

    CHP’li Çakırözer, Tayfun Kahraman’ın mesajını da okudu. Buna göre, Kahraman, “2024’te artık birbirimize daha güvenli bakabildiğimiz ve anlayabildiğimiz bir yıl olmasını diliyorum yeni yılın. Artık kutuplaşmalardan değil, haksızlıklardan ve hukuksuzluklardan değil; bir aradalığımızdan bahsettiğimiz bir ortama çok ihtiyacımız var. Umarım 2024’te bu ortamı hep birlikte yaratacağız” dedi.

    ÇAKIRÖZER: TÜRKİYE BU AYIPTAN KURTULMALI

    Utku Çakırözer, daha sonra sözlerini şöyle tamamladı:

    “Osman Kavala 7’nci yılına cezaevinde girdi. Yeni yıla cezaevinde girmek zorunda bırakılan bir başka isim. Onun da Can Atalay’ın da Tayfun Kahraman’ın da yeni yıldan en büyük beklentileri adalet ve özgürlük. Türkiye’nin artık milletvekilini cezaevinde tutan, aydınını, yetişmiş insanını cezaevinde haksız hukuksuz tutan ülke olma ayıbından kurtulması gerekiyor. Gezi davasından suç yaratma, Gezi’yi kriminalize etme arayışlarından artık vazgeçilmesi gerekir. Türkiye bu ayıptan kurtulmalı. Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman bir an önce özgürlüklerine kavuşmalıdır. Her şeyden önce seçilmiş Milletvekili Can Atalay, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelerek görevine başlamalıdır.”

    Çakırözer, daha sonra Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne de giderek yine Gezi tutukluları belgeselci Mine Özerden ile film yapımcısı Çiğdem Mater’i de ziyaret etti.

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ahmet Davutoğlu’ndan Can Atalay açıklaması: Tüm siyasi ve aydınları ortak tavır sergilemeye çağırdı

    Ahmet Davutoğlu’ndan Can Atalay açıklaması: Tüm siyasi ve aydınları ortak tavır sergilemeye çağırdı



    İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin hakkında verdiği ikinci ihlal kararını, ilk ihlal kararında olduğu gibi yine Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne gönderdi. Kamuoyundan mahkemenin kararına tepkiler çığ gibi büyürken, bir tepki de Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu’ndan geldi.

    Davutoğlu, “Can Atalay’ın dosyasının Anayasa Mahkemesi’nin ikinci hak ihlali kararından sonra yeniden Yargıtay’a sevk edilmesi yüksek yargı kurumları arasındaki devlet krizinin yeniden tırmandırılması demektir. Adalet inatlaşma üzerine değil insan haklarına dayalı objektif hukuk kuralları üzerine inşa edilir. Bireysel başvuru hakkı başta olmak üzere insan haklarını teminat altına alan hukuk süreçlerinin korunması en öncelikli hedef olmalıdır. İnsan hakları ile ilgili uzun on yıllar süren mücadelelerle elde ettiğimiz kazanımlarımızın kaybedilmesi riski karşısında bütün siyasileri ve aydınları ortak tavır sergilemeye davet ediyorum” açıklamasını yaptı.

    SİYASİLERİ VE AYDINLARI ORTAK TAVIR SERGİLEMEYE DAVET ETTİ

    Davutoğlu açıklamasında şunları söyledi:

    “Can Atalay’ın dosyasının Anayasa Mahkemesi’nin ikinci hak ihlali kararından sonra yeniden Yargıtay’a sevk edilmesi yüksek yargı kurumları arasındaki devlet krizinin yeniden tırmandırılması demektir. Anayasa ve kanunlar Anayasa Mahkemesi kararını yerine getirme yükümlülüğü altında olan kamu makamlarına ve somut olayda İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine dosyayı farklı bir yargı merciine gönderme yetkisi vermediği gibi herhangi bir yargısal makama Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını tartışma yetkisi de vermemektedir. Adalet inatlaşma üzerine değil insan haklarına dayalı objektif hukuk kuralları üzerine inşa edilir. Bireysel başvuru hakkı başta olmak üzere insan haklarını teminat altına alan hukuk süreçlerinin korunması en öncelikli hedef olmalıdır. İnsan hakları ile ilgili uzun on yıllar süren mücadelelerle elde ettiğimiz kazanımlarımızın kaybedilmesi riski karşısında bütün siyasileri ve aydınları ortak tavır sergilemeye davet ediyorum.”

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AYM’den adını “B” olarak değiştirmek isteyen kişi hakkında karar

    AYM’den adını “B” olarak değiştirmek isteyen kişi hakkında karar



    Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre Haluk Y, çevresinde “B” olarak tanındığını belirterek, isminin bu şekilde değiştirilmesi talebiyle dava açtı. Mahkeme, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü ile Türk Dil Kurumuna görüş sormasının ardından B’nin isim olarak değil, mahlas olarak kullanılabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verdi.

    Bunun üzerine Haluk Y, çevresinde “B” olarak tanındığını, nüfusa kayıtlı ismini kullanmadığını, bu farklılığın iş hayatına olumsuz yansıdığını ileri sürerek, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu.

    Başvuruyu görüşen Yüksek Mahkeme, Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verdi.

    KARARIN GEREKÇESİNDEN

    Anayasa Mahkemesinin kararında, isimler üzerinde belirli şartlarda değişikliklerin, özel hayatın bir parçası olan kimliğin belirlenmesi açısından gereklilik olduğu ifade edildi.

    Kamunun üstün yararının söz konusu olduğu istisnai durumlarda isim değişikliğine ilişkin taleplerin kabul edilmemesinin makul karşılanabileceğine işaret edilen kararda, ancak bu gibi hallerde kamu makamlarının buna ilişkin yeterli gerekçe sunmaları gerektiği vurgulandı.

    Kararda, yerel mahkemenin ilgili kurumlardan tek harfli ismin kullanıma uygun olup olmadığını sorduğu, bu şekilde bir kullanımın kamu düzenini zedeleyeceği tespiti karşısında da değişim talebini reddettiği ifade edildi.

    Başvurudan önceki yasal süreçte kamusal makamların takdir yetkisini keyfi şekilde kullanmadığı, kamunun üstün yararının varlığı çerçevesinde tedbirler aldığı aktarılan kararda, şunlara yer verildi:

    “Başvurucunun kültürüne göre bir ismi edinmesi engellenmemekte, yalnızca tek harflik bir ismi almasının kamu yararına aykırı olduğu belirlenerek buna sınırlama getirilmektedir. Bu sebeple başvurucunun hak ve menfaatleri ile kamusal yarar arasında adil bir dengenin kurulduğu belirlendiğinden anılan müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.”

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Mahkeme, AYM’nin tahliye kararına uymamakta direniyor; Kadıgil: Bunun adı korkaklık

    Mahkeme, AYM’nin tahliye kararına uymamakta direniyor; Kadıgil: Bunun adı korkaklık



    Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararını açıklamasının ardından gözler günlerdir bir türlü tahliye kararı vermeyen 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne çevrildi.

    Günlerdir avukatlar, Çağlayan Adliyesi’nde nöbet tutarken, mahkeme heyeti sessiz sedasız karar vermeden adliyeyi terk ediyor. Bugün AYM’nin kararı sonrası Çağlayan’da bekleyen avukatlar, partililer hala karar verilmemesine tepki gösteriyor.

    TİP İstanbul Milletvekili avukat Sera Kadıgil de bugün adliyede kararın çıkmasını bekleyen kalabalığın arasında. 13’üncü ağır ceza mahkemesi heyetinin kalemiyle görüşen avukat ekibinde yer alan Kadıgil, “Hala içerideler arkadaşlar. Kendilerini kapatmışlar. 13’üncü Ağır Ceza’da oturan iki tane hakim Anayasa Mahkemesi kararına rağmen arkamdaki koridorda özel güvenlikleri de önüne koymuşlar, 8 saattir kendilerini odaya kapattılar. Kalemin de bir bilgisi yok. Bizim de bir bilgimiz yok. 5 günün üstüne 24 saattir hürriyeti tahdit suçu işlemeye 13’üncü ağır ceza mahkemesi üyeleri korkakça devam ediyor. Bunun adı korkaklıktır. Bunun başka hiçbir adı yok. İnsan biraz utanır. Ben avukat olarak utanç içerisindeyim” diyerek tepki gösterdi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Gerekçeli karar mahkemeye ulaştı: Can Atalay kararının bugün çıkması bekleniyor

    Gerekçeli karar mahkemeye ulaştı: Can Atalay kararının bugün çıkması bekleniyor



    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) TİP milletvekili Can Atalay hakkında ikinci kez verdiği hak ihlali kararı Resmi Gazete’de yayımlandı. Gerekçeli kararın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin eline ulaştığı bildirildi.

    Mahkemenin Atalay kararını bugün vermesi bekleniyor.

    AYM, YARGITAY’IN KARARININ TÜRK HUKUKUNDA OLMADIĞINI SÖYLEDİ

    AYM yayımladığı karar metninde, “Mahkeme, usul hukukunda kendisine verilmemiş bir yetkiyi kullanarak ihlal kararının gereğini yerine getirmekten kaçınmış ve dosyayı Yargıtay 3. Ceza Dairesine göndermiştir. Daire de ‘Anayasa Mahkemesi kararına uyulmamasına’ şeklinde Türk hukukunda bulunmayan bir karar vermiştir” ifadelerini kullanmıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AYM’den Can Atalay açıklaması: Yargıtay’ın yetkisi yok, Anayasa’ya aykırı hareket etti

    AYM’den Can Atalay açıklaması: Yargıtay’ın yetkisi yok, Anayasa’ya aykırı hareket etti



    Anayasa Mahkemesi (AYM), TİP Hatay Mİlletvekili Can Atalay’ın tahliye edilmemesine ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Açıklamada “Yargıtay 3. Ceza Dairesi “Anayasa Mahkemesi kararına uyulmamasına” şeklinde Türk hukukunda bulunmayan bir karar vermiştir” diyen AYM, “Sonuç olarak ilk derece mahkemesinin yetkisi dâhilindeki bir dosyayı Yargıtay’a göndermesiyle başlayan, Yargıtay’ın da Anayasa hükümlerini gözardı ederek verdiği bir kararla şekillenen süreç Anayasa’nın sözüne açıkça aykırılık oluşturmuş ve neticede başvurucunun bireysel başvuru hakkı, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline yol açmıştır” yorumunu yaptı.

    ‘TAKDİR YETKİSİ YOK, İSTİSNA DA YOK’

    “Anayasa Mahkemesinin İhlal Kararının Uygulanmaması Nedeniyle Bireysel Başvuru Hakkının İhlal Edilmesi” başlıklı açıklamanın tam metni şöyle:

    “Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 21/12/2023 tarihinde, Şerafettin Can Atalay (3) (B. No: 2023/99744) başvurusunda Anayasa’nın 148. maddesinde güvence altına alınan bireysel başvuru hakkı ile Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ve Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

    OLAYLAR

    Kamuoyunda Gezi Parkı Davası olarak bilinen ceza davasının sanıklarından olan başvurucu, milletvekili seçilmesi nedeniyle yasama dokunulmazlığına sahip olduğunu belirterek Yargıtaydan durma kararı verilmesini ve tahliye edilmesini talep etmiştir. Başvurucunun bu talebi, işin esası bilahare incelenmek üzere reddedilmiştir. Başvurucunun bireysel başvuruda bulunması üzerine Anayasa Mahkemesi, başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. İhlal kararı kendisine gönderilen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (ilk derece mahkemesi), kararına ilişkin herhangi bir kanun yolu zikretmeyerek başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararının Yargıtayca onanmasını gerekçe göstermek suretiyle dosyayı Yargıtay 3. Ceza Dairesine göndermiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Yargıtay 3. Ceza Dairesine başvurucunun yasama dokunulmazlığından faydalanamayacağı yolunda bir mütalaa vermiş; söz konusu mütalaa başvurucuya tebliğ edilmemiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi “Anayasa Mahkemesi kararına uyulmamasına” şeklinde Türk hukukunda bulunmayan bir karar vermiştir. Başvurucunun bu karara yönelik itirazını inceleyen ilgili daire ise karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir.

    İDDİALAR

    Başvurucu, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle bireysel başvuru hakkı ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının; mahkûmiyet hükmünün infazına devam edilmesi nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

    MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ

    Somut olayda Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereği yerine getirilmemiştir. Anayasa Mahkemesi kararlarının yerine getirilmemesi, Anayasa’nın 153. maddesinin altıncı fıkrasında Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı hükmü ile çatışan bir durumdur. Kararlarının bağlayıcılığına ilişkin bu hüküm Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru kapsamında ihlal edildiğine karar verilen anayasal hak ve özgürlükler için de geçerli olan ek bir güvencedir. Öte yandan yeniden yargılama dosyası görevi ve yetkisi olmayan bir mahkemece görülerek Anayasa’nın 142. maddesinin amir hükmüne ve Anayasa’nın 37. maddesinde yer alan tabii hâkim ilkesine açıkça aykırı hareket edilmiştir.

    Anayasa’nın 148. maddesinde, şartlarını yerine getiren herkese Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma hakkı verilmiştir. Hiç kuşkusuz Anayasa Mahkemesi kararlarının etkili bir şekilde uygulanması bireysel başvuru hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararların ihlal kararında tespit edildiği şekliyle icra edilmemesi de etkili başvuru hakkının özel bir türü olan bireysel başvuru hakkının açık ve ağır bir şekilde ihlali anlamına gelmektedir. Bireysel başvuru kararlarının uygulanmaması Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmayı anlamsız hâle getirecektir. Nitekim tam da bu sebeplerle Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasında Anayasa Mahkemesi kararlarına uyma ve bu kararları değiştirmeksizin yerine getirme hususunda yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarına herhangi bir takdir yetkisi tanınmamış veya bu konuda bir istisnaya da yer verilmemiştir.

    Öte yandan somut başvuruya konu yargılamada Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesini ilgili mahkeme olarak belirlediği için Yargıtayın 6216 sayılı Kanun kapsamında yeniden yargılama yetki ve görevi bulunmamaktadır. İhlal kararının gönderildiği ilk derece mahkemesi ise Anayasa Mahkemesinin kararı uyarınca önüne gelen dosyada yeniden yargılamayla ilgili görevini yerine getirmemiş; başvurucunun anayasal haklarını da gözeten bir yargılama yapmamıştır.

    Kamu gücünün eylem, işlem ve ihmallerinin Anayasa’ya uygunluğunu kesin ve bağlayıcı olarak karara bağlama yetkisi münhasıran Anayasa Mahkemesine aittir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru yoluyla bir temel hak ve özgürlüğün ihlal edildiğine karar verdiğinde herhangi bir merciin bu kararın Anayasa’ya veya kanuna uygun olup olmadığını inceleme ve denetleme yetkisi bulunmamaktadır.

    Anayasa ve kanunlar Anayasa Mahkemesi kararını yerine getirme yükümlülüğü altında olan kamu makamlarına ve somut olayda ilk derece mahkemesine dosyayı farklı bir yargı merciine gönderme yetkisi vermediği gibi herhangi bir yargısal makamı da Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını tartışma konusunda yetkilendirmemiştir. Anayasa Mahkemesi kararının bağlayıcılığı, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenleri kapsadığı gibi ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak merciin belirlenmesini de kapsar. Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmasının reddedilmesi ve hukukun emrettiği yöntemler izlenerek ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmaması Anayasa’nın 153. maddesinin sözüyle açıkça çelişen, anayasa koyucunun iradesine aykırı bir yorum ve uygulama olmuştur.

    Sonuç olarak ilk derece mahkemesinin yetkisi dâhilindeki bir dosyayı Yargıtaya göndermesiyle başlayan, Yargıtayın da Anayasa hükümlerini gözardı ederek verdiği bir kararla şekillenen süreç Anayasa’nın sözüne açıkça aykırılık oluşturmuş ve neticede başvurucunun bireysel başvuru hakkı, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline yol açmıştır.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Eski AYM Başkanı Haşim Kılıç: Bir vesayeti kaldırırken bir başka vesayetin fırtınasına uğradık

    Eski AYM Başkanı Haşim Kılıç: Bir vesayeti kaldırırken bir başka vesayetin fırtınasına uğradık



    Demokraside Birlik Vakfı, Ankara Gençlik Parkı Kültür Merkezi’nde “Türkiye’nin İkinci Yüzyılında Tam Demokrasi Hedefi ve Yeni Anayasa’dan Beklentiler” başlıklı panel düzenledi.

    Panelde konuşmacı olan eski Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Haşim Kılıç, 2010’daki anayasa değişikliği için “Bir vesayeti kaldırırken bir başka vesayetin fırtınasına uğradık” ifadelerini kullandı.

    Mahkemelerin yorum hakkını doğru kullanmadığını belirten Kılıç, “Biz tutukluluk konusunu bile cezalandırma aracı olarak kullandık, yasada yazmasına rağmen keyfi yorumlarımızla, insanları tutuklayarak hapishanelerde bekletmek durumunda kaldık. Bir anayasa var, bir de anayasanın uygulanması ve yorumu var. Bir hukuk devleti var, hukuk devletinin uygulanması ve yorumu var. Sorunumuz ne Anayasa, ne de yasalarımızdır. Bunu uygulayan ve yorumlayan insanlarımızdır. Yargı erkine verilmiş olan yorum hakkı maalesef isabetli kullanılmıyor” dedi.

    “Türkiye’de üç tane kurum var: Anayasa Mahkemesi, Hakimler Savcılar Kurulu, Yüksek Seçim Kurulu. Bu üç kurumun tarafsız ve bağımsız olmasını temin etmedikçe sorunlarımızdan asla kurtulamayız” diyen Haşim Kılıç’ın konuşmasından başlıklar şöyle:

    ‘BİR VESAYETİ KALDIRIRKEN BİR BAŞKA VESAYETİN FIRTINASINA UĞRADIK’

    “Cumhuriyet’in kurulduğu günden beri -ki ben 2010 anayasa değişikliğini Türkiye için bir dönüm noktası olarak görüyorum- 2010 anayasa değişikliği Türkiye’nin makas değiştirdiği yıldır, çok önemli bir değişikliktir. Bu değişiklikte yargı vesayeti ile askeri vesayetin ortadan kaldırılması konusunda ciddi adımlar atılmış ve o konuda da başarılı olunmuştur. Ancak bir vesayeti kaldırırken bir başka vesayetin fırtınasına uğradık.

    Bugün terör örgütü olarak anılan cemaatin yapılanması ve onun ele geçirilmesi daha sonra da mevcut siyasi partinin iktidarı ele geçirilmesi sonunda bu vesayet bitmiş değil, bu vesayet devam ediyor. Geriye doğru gittiğiniz zaman Türkiye iki konuda çok ciddi sıkıntı çekmiş: Birisi ifade özgürlüğü, diğeri de din ve vicdan özgürlüğü ve sorunlarımız bu eksende hep doğmuş.”

    ‘NE DEMOKRASİNİN NE LAİKLİĞİN NE DE HUKUK DEVLETİNİN İÇİNİ YETERİNCE DOLDURDUK’

    “1961 Anayasası’nda Cumhuriyet’in nitelikleri belirtilmiş; demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak nitelendirilmiştir. Ancak bu kavramların içleri doldurulması gereken kurum tarafından evrensel hukuk değerlerine uygun olarak doldurulmadığından dolayı maalesef bu sorunları yaşayarak geldik. İfade özgürlüğünün içerisine basın özgürlüğünü de örgütlenme, toplantı, gösteri yürüyüşü özgürlüğünü de katabilirsiniz. Din ve vicdan özgürlüğü konusunda da tarihi hatalar yapılarak belli bir noktaya kadar geldi ve bugün bazı konularda şikayet ediyorsak, bazı konuları eleştiriyorsak, mutlu değilsek bu laiklik konusunun içinin evrensel anlamda doldurulamadığındandır.

    Biz ne demokrasinin ne laikliğin ne de hukuk devletinin ne de sosyal devletin içini yeterince doldurduk. Bunu yapması gereken Anayasa Mahkemesi’ydi. Anayasa Mahkemesi yorum hakkı olan, anayasayı yorumlayan ve ‘Anayasa Mahkemesi ne diyorsa anayasa odur’ olan bir kurum bizim için. Ama bunların içi doldurulamadı.”

    ‘CUMHURBAŞKANINA HAKARET SORUŞTURMALARI SİLAH OLARAK KULLANILDI’

    “Bugün cumhurbaşkanlığı sisteminden rahatsız olan varsa ki rahatsızlık da var ve tepki varsa bu tepkinin altında bu tarihi gerçekler vardır. İfade özgürlüğüyle ilgili biliyorsunuz, bir zamanlar 141, 142, 163. madde silahlarıyla insanlar tarandı, hapishanelerde yer kalmamıştı ve her ne hikmetse bizim yargımız ya da siyasetçilerimiz bu konuda çok kabiliyetli, mutlaka bir şey buluyoruz. Rahmetli Turgut Özal 141, 142, 163’ü kaldırdı, arkasından bu sefer 299. madde çıktı.

    Bugün cumhurbaşkanına hakaretten yüz binlerce dosya soruşturma açıldı ve bu soruşturmanın bir bölümü kovuşturmayla sonuçlandı, o kovuşturmaların sonunda da 25 ile 30 bin arasında insan mahkum oldu. Bu nedir biliyor musunuz? Bu bir yerleri koruma adına cezalandırmak için bir silah olarak kullanma aracıdır. Bugün, biliyorsunuz 312. madde terörle mücadeleyle ilgili, ciddi anlamda yorumlar yapılarak mahkemelerimiz kararlar veriyorlar. 10 sene önce bir tweet attı diye insanlar yargılandı ve hapishanelere düştü. Bugün hapishanelerimizde 300 binin üzerinde insan var.”

    ‘YARGI ERKİNİN YORUM HAKKI İSABETLİ KULLANILMIYOR’
    “Biz tutukluluk konusunu bile cezalandırma aracı olarak kullandık, yasada yazmasına rağmen keyfi yorumlarımızla, insanları tutuklayarak hapishanelerde bekletmek durumunda kaldık. Bir anayasa var, bir de anayasanın uygulanması ve yorumu var. Bir laiklik var, laikliğin uygulanması ve yorumlanması var. Bir hukuk devleti var, hukuk devletinin uygulanması ve yorumu var. Şimdi soruyorum, bunların hangisi suçlu? Bugün sorunumuz ne Anayasa, bence ne de yasalarımızdır. Bunu uygulayan ve yorumlayan insanlarımızdır. Yargı erkine verilmiş olan yorum hakkı maalesef isabetli kullanılmıyor. Kullanılmadığı için de bu sorunların ülkede bıraktığı yakıcı ve yıkıcı etkilerini maalesef çözemiyoruz, çözemedik.”

    ‘ORTADA DARBE ANAYASASI VAR MI?’

    “Anayasa’nın 177 maddesi var, 177 maddenin 121 maddesi değişmiş. Yaklaşık 51 maddesi ikinci ve üçüncü kez değişmiş. Bunun 34 maddesi AK Parti öncesinde değişmiş, AK Parti iktidarıyla birlikte de 79 madde değişmiş. Şimdi söyler misiniz, ortada bir darbe anayasası var mı? Dolayısıyla bugün çektiğimiz sıkıntıların altına baktığımız zaman o yapılan değişikliklerden kaynaklanıyor. Eğer Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinin 12’sini cumhurbaşkanı seçiyor, 3 tanesini Meclis seçiyor ve Meclis’te de çoğunluğunuz varsa eğer 15’ini de aynı irade seçmiş dersek yanlış yapmış olur muyuz? Hakimler Savcılar Kurulu’nun 13 üyesi var, 6’sını cumhurbaşkanır, 7’sini parlamento seçiyor. Bu parlamentodaki seçimlerin mevcut iktidar tarafından yönetildiği, onların iradesiyle seçildiği konusunda bir endişemiz var mı?”

    ‘BU ÜÇ KURUMUN BAĞIMSIZ OLMASINI TEMİN ETMEDİKÇE SORUNLARIMIZDAN KURTULAMAYIZ’

    “Türkiye’de üç tane kurum var. Birisi Anayasa Mahkemesi, birisi Hakimler Savcılar Kurulu, birisi de Yüksek Seçim Kurulu’dur. Bu üç kurumun tarafsız ve bağımsız olmasını temin etmedikçe biz bu sorunlarımızdan asla kurtulamayız. Eğer yargıda böyle bir sorun varsa bunun ekonomiye olan yansımaları, sosyal hayata olan yansımalarını da düşündüğünüzde bunun temelinde yatan tek şey hukuk güvenliğinin yaratılamamasıdır. Hukuk güvenliğini yaratamadığımız için de bugün para politikalarıyla, mali politikalarla dövizi indiriyoruz faizi çıkarıyoruz, faizi indiriyoruz dövizi çıkarıyoruz ve ekonomiye ihya etmeye çalışıyoruz. Bunlar yapay tedbirler, gerçek tedbir bağımsız ve tarafsız herkesin rahatlıkla kanatlarının altına sığınacağı bir yargıyı teşekkül ettirmektir.” (

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***