Etiket: Alevi

  • Altı Alevi kurumundan Kemal Kılıçdaroğlu’na destek açıklaması

    Altı Alevi kurumundan Kemal Kılıçdaroğlu’na destek açıklaması


    Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu ve Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, yaptıkları ortak açıklamayla cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda Millet İttifakı’nın Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklediklerini duyurdu.

    Tüm seçmenlere Kılıçdaroğlu’nu destekleme çağrısı yapılan açıklamada, “Unutma 28 Mayıs’ta Türklerin, Kürtlerin, Alevilerin, Sünnilerin yani bu topraklarda varolmuş tüm halkların ve inançların, düşmanca değil dostça, nefret içinde değil sevgiyle bir arada yaşadığı bir ülke için oy kullanacağız..!” denildi.

    Alevi kurumlarının açıklamasının tamamı şöyle:

    ÜLKEMİZE, ÇOCUKLARIMIZA ve GELECEĞİMİZE HIZIR OLACAĞIZ.

    Hırsızlığa, yalana, talana,

    Katilleri affedenlere,

    Dini inançları sömürenlere,

    Alevi-Kürt-Ermeni düşmanlığı yapanlara,

    Yoksul halk çocuklarının ölümünden rant devşirenlere,

    Kadın düşmanlarına,

    Eğitimi ve çocuklarımızın geleceğini tarikatlara teslim edenlere,

    Doğayı yağmalayanlara,

    Siyasi, dini ve etnik linç kültürünü savunup, kendisi gibi olmayanları dışlayanlara,

    Çocuk tecavüzcülerini savunanlara,

    Kardeşi kardeşe kırdırıp oy peşinde koşan siyasetçilere karşı;

    KEMAL KILIÇTAROĞLU’NU DESTEKLİYORUZ

    Çünkü biz;

    Barış içinde, sevgiyle yaşayacağımız vatanımıza yani geleceğimize sahip çıkıyoruz..!

    Türkiye “Direnen Bir Demokrasi’ye” sahip çıkan, Otokrasiye teslim olmayı reddeden halkların ülkesidir.

    Yaygınlaşan ultra milliyetçiliğe, Siyasal İslamcılığa, Kürt, Alevi, mülteci düşmanlığına karşı toplumun direnen yarısına ve demokrasi kavgasına omuz vereceğiz.

    Unutma 28 Mayıs’ta Türklerin, Kürtlerin, Alevilerin, Sünnilerin yani bu topraklarda varolmuş tüm halkların ve inançların, düşmanca değil dostça, nefret içinde değil sevgiyle bir arada yaşadığı bir ülke için oy kullanacağız..!

    HIZIR AŞKINA AYAĞA KALKIN.!

    Haydi Canlar Kazanacağız, Haydi

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Alevi derneklerinden Erdoğan’a ‘tür’ tepkisi: Cumhurbaşkanı’ndan farklı bir türüz

    Alevi derneklerinden Erdoğan’a ‘tür’ tepkisi: Cumhurbaşkanı’ndan farklı bir türüz


    CHP lideri ve Kılıçdaroğlu’nu “Alevi” başlıklı videosu üzerinden hedef alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara’da yaptığı mitingde “Sana kim dedi, Alevi misin değil misin? Bizim Alevi’ye de saygımız var her türe saygımız var. Bunu söylemene ne gerek var” dedi. Bu sözlere Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe ve Garip Dede Dergahı Yönetim Kurulu Başkanı Celal Fırat’tan tepki geldi.

    Cumhuriyet TV’ye konuşan Erçe, Kılıçdaroğlu’nun kimliğini açıklamak zorunda bırakılmasını insan hakları ihlali olarak değerlendirdi. Kılıçdaroğlu’nun “Alevi” başlıklı videouyu çekmesini uzunca bir süredir miting meydanlarında kimliği üzerinden yapılan saldırıların sonucu olarak yorumlayan Erçe, “Aday olmasının önünde en büyük engel olarak sunulmuştur. Bu yaklaşımı esefle kınıyorum” dedi.

    “CUMHURBAŞKANI’NDAN FARKLI BİR TÜRÜZ”

    Erdoğan’ın Alevilerden “tür” diye bahsetmesine “Evet biz İnsan-ı Kâmil olma yolunda ilerleyen bir inanca sahibiz, biz 72 milleti aynı nazarda görmeyeni kendimizden saymayan bir inancız. Biz çocuk yaşta evlenmeyi caiz sayan bir inancı temsil etmiyoruz. Bu haliyle Sayın Cumhurbaşkanı’ndan farklı bir türüz” diye yanıt veren Erçe, Erdoğan’ın bu ifadeyi hakaret manasında söylediğini bildiklerini belirtti.

    Erçe, “Aleviliği inkar ediyorlar. İnkar etmekle de kalmıyorlar imha etmeye çalışıyorlar. Şimdi bunu asimile yoluyla yapmaya çalışıyorlar. Gün geliyor bizi folklorik bir topluluk olarak değerlendiriyorlar, gün geliyor bizi ayrı bir türmüş gibi değerlendiriliyor. Ama ben bu ülkede yeniden laik, demokratik bir Cumhuriyet rejiminin inşa edileceğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Demirtaş pası göğsünde yumuşatabilirdi ama…

    Demirtaş pası göğsünde yumuşatabilirdi ama…

    Tuhaf bir çağda yaşıyoruz; bir kesim, “wth” (What the Hell – O ne be), “omg” (Oh my God – Aman tanrım), “R yapmak” (geri adım atmak) gibi sözcük kalıplarını kullanıyor, bir başka kesim “zail” (ortadan kalkan), “amil” (etken, sebep), “feragat” (hakkından kendi isteğiyle vazgeçme) gibi eski dilin imkânlarına sığınıyor.

    Herkes bir şeyler söylüyor, ama çoğunluk kimseyi ya dinlemiyor ya da anlamıyor.

    Oysa dil, iletişim için gerekli bir araç. Dilin varlık amacı bu: Anlamak,  anlaşılmayı sağlamak.

    Ta 18’inci yüzyılda Fransız düşünür Compte de Buffon “Le style est l’homme meme” demiş; Ziya Paşa da bunu “Üslubu beyan, aynıyla insan” diye aktarmış dilimize…

    Niçin bunları eveleyip geveliyorum?

    Şundan: Dil kişinin aynasıdır. Seçtiğimiz sözcükler, oluşturduğumuz üslup bizi ele verir. Bazen özene bezene dilimizin altına, zihnimizin ardına sakladığımız şeyin bir ucunu dışarıda bırakıverir.

    Hal böyleyken, temel mahareti hitabet olan (olması gereken bu değil ama) at terbiyecilerinin (siyaset kelimesinin etimolojik köküne istinaden söylüyorum) bilhassa dile dikkat etmeleri gerekmez mi? Oysa onlar sık sık ‘azar’lamayı, boş zamanlarda da ‘tımar’ etmeyi tercih ediyorlar.

    Kendini ‘seyis’ sandıklarından olsa gerek, ‘ayar’ vermeyi görev sayıyorlar. Nasıl ki ata belli komutlarla belli eylemler yaptırılıyor, buna heves ediyorlar. Oysa at zaten evcilleşmiş ve çoğunluğu ‘terbiyeli’… Ama insan öyle mi?

    Özkan Ağtaş’ın Guernica’nın İzinde: İnsan, Hayvan ve Şiddet adlı pek hoş bir yazısı vardır. Ağtaş orada sorar: “İnsanda hayvanî olanı yönetme işine kendini adamış ve bundan daha yüce bir değer tanımıyor olan şeye halen siyaset dememiz mümkün müdür?”

    Bunu biraz düşünmek gerek.

    ***

    Ağır ağır ve adım adım ilerlemek istiyorum. Kullanılan dilin ve üslubun neye tekabül ettiğini görmek ve anlamak için…

    Kemal Kılıçdaroğlu, Çatalca’da. İBB’nin düzenlediği sığır süt yemi ve mazot dağıtımı programında.

    Sözü Hüda Par üzerinden Gaffar Okan’a getirip diyor ki:

    “Katillerle, teröristlerle iş tutanlar, bize ders vermeye kalkamazlar. Biz, Kuvayi Milliyeciyiz. Onlar Kuvayi Milliye’nin ne olduğunu da bilmezler. Biz her şeyi biliriz. Tarihimizi biliriz, geleceğimizi inşa etmek isteriz.”

    Oy getirir mi bu söylem, bilmiyorum. Ama bir huysuz olarak şu cümleye takılıyorum: “Biz her şeyi biliriz.”

    Yapmayınız n’olur… “Her şeyi bilmek mümkün olsaydı, ben bilirdim” diyesi geliyor insanın.

    Niçin böyle ‘boş’ bir iddianın arkasına saklanır bir siyasetçi? Sanki ‘bilme’nin bu ülkede, bu seçmende bir karşılığı varmış gibi.

    Kılıçdaroğlu, “Kürtler” başlıklı video mesajında, “3-5 oy için kardeşliğe kimsenin zarar vermesine asla ve asla izin vermeyeceğim.” diyor, o yumuşak üslubuyla.

    Oy getirir mi bu söylem, sahiden bilmiyorum.

    Bildiğim şu: Cümle ‘bozuk’…

    Ama ben bu bozukluğa değil, şuraya takılıyorum: “3-5 oy için…”

    Bunun ‘olur’u nedir?

    Kaç oy kardeşliğe zarar verilmesi için yeterlidir?

    ***

    Efendim, elbette anlıyorum; dil sürçer… Bazen yaşlılıktan, bazen yorgunluktan, bazen uykusuzluktan, ağızdan murat edilmeyen sözcükler, cümleler dökülebilir. Bunu anlarım.

    Anlamadığım şu: Dilin ne kadar önemli olduğunun unutulması. Hatta önemsenmemesi…

    Eğer kötücül bir niyetle okuma yapsaydım, Freud’un hayli bereketli kapısını aralar, oradan parafaksa (lapsus) uzanırdım. Zira Freud, dil sürçmelerini biraz farklı yorumluyor. Ona göre davranışlarımızın gerçek kaynağı bilinçaltı (bilinç dışı demek gerek aslında) ve bilinçaltı da kendini dilde gösteriyor.

    Daha doğru bir ifadeyle: Dil sürçmesi, bilinçaltında sakladığımız kelimelerin ağzımızdan fırlamasıdır. Öyle masum ve basit bir şey değildir yani.

    Bunu şu sebeple söylüyorum: Konuşma esnasında dili sürçüyorsa bir siyasetçinin, basın departmanı göreve çağrılmalı. Düzeltilmiş metinleri herkesten hızlı servis etmeli ki, bilinçaltındaki mesaj yaygınlık kazanmasın.

    Kılıçdaroğlu, iyi bir hatip (!) değil. Olmak zorunda da değil. Kendi yahut danışmanı konuşma metinleri yazabilir. O metni okur yahut ezberler. Olur biter.

    Herkes nasıl olsa övüyor şu sıralar Kılıçdaroğlu’nu. Nahoş şeyleri ben söyleyeyim bari…

    ***

    Güftesini Şafak Atayman’ın yazdığı bir Bilge Özgen bestesi vardır: Gökten yağmur değil sevgiler yağsın.

    Bir temenni olarak ne hoş… Ancak siyasi iklim o denli kirli ki, iktidarın belli bir kesime (ki en kaba haliyle ülke nüfusunun yarısı) boca ettiği nefret dili sayesinde, uyuşmuş gibiyiz. Gökten atkı yağsa, biri boynumuza dolanmaz karamsarlığıyla bekliyoruz son demimizi.

    Gökten sevgi değil ama, göğe yakın bir yerde duran Saray’dan küfür, hakaret yağıyor üzerimize.

    Gezi direnişindeki bazı yurttaşlara yönelik şu sıfatları unutmak mümkün mü: Çapulcu, sürtük, terörist…

    Erdoğan’ın küfür lugatı fevkalade zengin. Ettiği hakaretlerden bazıları şunlar: Geri zekâlı, haysiyet fukarası, sefil, zavallı, gafil, eşkıya, çürük, haysiyetsiz, onursuz, sanatçı müsveddesi, edep fukarası, ahlaksız, haysiyet celladı, kan emici…

    “Kızılay’ı çökerttiler, AFAD’ı çökerttiler” diyen Kılıçdaroğlu’na bir hitabı var ki, insan düşmanına söylemez: “Be ahlaksız, be namussuz, be adi!”

    İşin üzücü yanı, kendilerine ‘imansız’, ‘kitapsız’, ‘komünist’ diyen gazeteciler, medya çalışanları dahi sessiz.

    Oysa dil bulaşıcıdır. Bir kere cam fanus kırılırsa hapsedilen pislik, irin, virüs, halka halka yayılır etrafa. Ve bir zaman sonra ‘temiz’, ‘adil’, ‘saf’ bir şey kalmaz elimizde.

    Farkındasınız hiç kuşkusuz; tepkisiz kalınan her hakaretin, her küfrün ardından daha fazlasını, daha çirkinini, daha ağırını söylüyor. Halkın, medyanın sessizliğini bir tür onay olarak görüyor. Kabul edildiğini, içselleştirildiğini sanıyor.

    ***

    Öte yandan, birine komünist demenin hakaret sayıldığı belki de tek ülkeyiz.

    Komünizmden, ne tuhaftır ki, yıllarca ne olduğu bilinmeden korkuldu. Bir öcü gibi sunuldu daima. Bir öcü gibi de algılandı.

    Hiç kimse de sormadı: Komünizm ne vakit iktidar oldu bu ülkede? Dünyada hangi ülkenin rejimi gerçekten komünizm?

    Hiç unutmam, Ankara Basın Yayın’dayım. Okula üçüncülükle girmişim. Ayaklarım havada, başım bulutlarda giriyorum derslere.

    Siyaset Bilimi dersini Ahmet Taner Kışlalı veriyor. Kampüs tıklım tıklım. Merakla takip ediyoruz dersleri. Diğer zamanlarda kahvede kanlı king oynuyoruz.

    İlk vize sonrası Kışlalı tek tek isim okuyup sınavdan kaç beklediğini soruyor. Sıra bana gelince, hiç unutmam, mütevazı davranıp “70 bekliyorum.” demiştim.

    Oysa beklentim 100’dü. Kitabını yalayıp yutmuştum çünkü.

    “Otuz…” demişti bana. “Otur.”

    Tabii oturamamıştım yerime. Zil sonrası odasında bitmiştim. “Hocam…” demiştim. “Dipnotlarınıza kadar her şeyi yazdım. Önlü arkalı üç sayfa. Bana niye 30 verdiniz?”

    Yüzüme anlamlı anlamlı bakmıştı. “İyi de…” demişti, “Papağan da kendisine ezberletileni söylüyor. Sen üniversite öğrencisisin. Kendine ait bir fikrin yok mu?”

    İşte o an anlamıştım; üniversite öğrenciliği, sandığım şey değildi.

    ***

    Çok oylumlu, çok civcivli bir konu bu dil meselesi. Ancak hafifsenecek, göz yumulacak bir mesele de değil.

    Dil, her karışını savunduğumuz vatan toprağı kadar mukaddestir. Dilini kaybeden özgürlüğünü de kaybeder. Emperyalizm önce dilden sızar, sonra için için sömürür.

    Dili doğru kullanmak, iyi kullanmak gerekir.

    Lakin halkın idrak seviyesini, bilinç seviyesini de yukarı çekmeli. Mizahı, ironiyi anlamalı, tatmalı. Hazzını almalı.

    Ne ki sürekli kıymık yediğinden unutmuş vaziyette kaybettiği güzellikleri.

    Bu böyledir; maruz kalınan şey süreklilik arz edince bir alışkanlığa dönüşür ve insanlar alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçmezler. Ve bir kere ‘normal’i bu olunca da yukarı, çitin ötesine doğru kimse başını uzatmaz.

    Vaktiyle “Halk bunu istiyor, bunu seviyor!” diye ucuz, niteliksiz nice film arz edildi seyirciye. O dönem dağıtım kanalları sınırlıydı. Film ithalatı yasak yahut sınırlı.

    Ama görece özgürleşince, sınırlar hafifçe açılınca, görüldü ki, o halk, Tarkovski de seviyor, Bunuel de… Rus sinemasına da ilgili, Güney Kore sinemasına da… Sadece o vakte kadar böylesi lezzetlerin varlığından mahrumdu. Sofrasına konunca, birer kaşık aldı ve karar verdi neyin kendine göre olduğuna.

    Benzer süreç arabesk için de yaşandı. “Başka tür sevmez bizim halk” dendi. Acısızını servis ettiler ilkin. Sonra pop girdi devreye. Derken her türlü müzik.

    Gördük ki, rock seven de var, reggae seven de… Caz seven de var, türkü seven de…

    Demem o ki, alışkanlıklar fırsatlar sunuldukça değişir zamanla. Halkı bunca küçümseme, hakir görme, pek hayra alamet bir şey değil.

    Onu küfürlerle, hakaretlerle besleme de öyle.

    Lakin öyle bir hal almış ki bu, dildeki incelikler yalnız tabanda değil, tavanda da kaybolmuş.

    Soyadı benzerliğinden ötürü sık sık ‘başı belaya giren’ finans profesörü Özgür Demirtaş’a, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, akrabalık göndermeli bir yanıt verdi: “Niye böyle olduk amca oğlu? Sen özgürsün, ben rehineyim diye mi?”

    Dil ironik. Üslup hoş.

    Özgür Demirtaş, Marie-Curie Avrupa Araştırma Fonu’nu kazanan bir akademisyen. 2010 yılında ABD, İngiltere, Kanada ve İskoçya’da 10 milyonu aşkın öğrencinin değerlendirmeleri sonucunda, öğretim alanında 1 milyon profesör arasında ilk 20 içerisinde gösterilmiş biri. Sabancı Üniversitesi’nde Finans Kürsüsü Başkanlığı yapmış.

    Kendisine atılan bu pası göğsünde yumuşatabilir, aynı yahut benzer incelikle topun yönünü değiştirebilir, belki de kaleye dikine gidebilirdi.

    Peki, o ne yaptı?

    “Selahattin Demirtaş burada bir MİZAH fırsatı yakalayıp bu twiti atmış. Selahattin Demirtaş’ın bile dayanamayarak ESPRİ konusu yaptığı bu asılsız iddiadan hareketle bir kere daha hatırlatmak istiyorum: Benim hiçbir siyasetçiyle yakından veya uzaktan akrabalık bağım YOK.” yanıtını paylaşıyor sosyal medyada.

    Ne kadar düz, ne kadar höt bir davranış. Dilin imkânlarından yoksun. Yıllarca tek bir besin yemiş beynin tezahürü…

    Üzücü. Çok üzücü.

    Yalnız tek kolunu geliştirmiş bir vücutçu demek ki Özgür Demirtaş. Oysa itibar tüm uzuvlarında benzer gelişme olanadır.

    Nasıl ki hakaretlere halkın itiraz etmemesine kızıp köpürüyorsak, Özgür Demirtaş’ın yanıtına da kızıp köpürmeliyiz. Zira buralarda uç vere vere hayatın içine kadar sokulup kök salıyor tatsız tuzsuz, anlamsız, verimsiz, nahoş şeyler. Bu kökün meyvelerinden de yenir yutulur bir şey yeşermiyor ne yazık ki…

    Unutmayalım lütfen; bir dilin imkân ve sınırları, o dili kullanan toplumlardaki düşüncenin sınırlarını da belirler.

    BERKE KAYA
    21 Nisan 2023 GÖRÜŞ

    Kaynak: Kronos
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kılıçdaroğlu’nun videosu Soylu’yu panikletti: Alevi olduğunu neden şimdi söylüyor?

    Kılıçdaroğlu’nun videosu Soylu’yu panikletti: Alevi olduğunu neden şimdi söylüyor?


    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, CHP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Alevi’yim” açıklamasına yanıt verdi.

    Haber Global ekranlarında yayınlanan Başak Şengül ile Mesele Özel programının konuğu oldu. Burada gündeme dair değerlendirmelerde bulunan Soylu, şöyle konuştu: “Bugüne kadar söylememiş de neden şimdi söylüyor? Alevi Bektaşilikle ilgili bir alt yapı kurulacağı zaman birçok Cemevi temeli atıldı, Türkiye tarihinde ilk bunlar. Bu ülkede Ermeni kaymakam var, Caferi Valimiz var. Şu anda mevcut. Görevlerini rahatça yapıyorlar. Afgan Türkü Valimiz var. Alevi emniyet müdürleri, jandarmaları, genel müdürleri var.

    Bütün bunlar Türkiye’ye uzak bir durum değil ama bu alanı kendi arka bahçesi olarak değerlendirmek en önemli çıkış noktalarından bir tanesi. Alevi oy alamaz, toplum bunu sorgular diyen biz değiliz, bizim böyle derdimiz de yok. Buradan kendi adına bir mağduriyet oluşturmaya çalışıyor ancak biz bugünleri çoktan geçtik. Ben Kılıçdaroğlu’nun danışmanıyla çalışıyorum biliyorsunuz.”

    MİTİNGLERDE KILIÇDAROĞLU’NUN ALEVİ OLDUĞUNU VURGULADILAR

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, daha önce mitinglerde Kılıçdaroğlu’nun Alevi olduğunu sıkça ifade etmiş, bu konuşmaların bazılarında Kılıçdaroğlu’nun Alevi olduğunu söylemesi üzerine, Erdoğan’ı dinleyen kitle yuhalamıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Varto’da festival: Herkesin kendi rengiyle, diliyle, inancıyla yaşadığı dünya güzeldir

    Varto’da festival: Herkesin kendi rengiyle, diliyle, inancıyla yaşadığı dünya güzeldir


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Halk ozanı Şahsenem Akkaş toprağa verildi

    Halk ozanı Şahsenem Akkaş toprağa verildi


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Bilinmeyen sansür: Yaşar Kemal’in önsözü ‘Alevi Kürt olmaz’ diyen bürokratlara nasıl takıldı?

    Bilinmeyen sansür: Yaşar Kemal’in önsözü ‘Alevi Kürt olmaz’ diyen bürokratlara nasıl takıldı?


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Alevilik için fantastik çizgi film hazırlanıyor

    Alevilik için fantastik çizgi film hazırlanıyor


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 7 Alevi kurumundan ortak Hacı Bektaş anması açıklaması

    7 Alevi kurumundan ortak Hacı Bektaş anması açıklaması


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sivas Katliamı’nın 28. yılı: Madımak olayında neler yaşandı?

    Sivas Katliamı’nın 28. yılı: Madımak olayında neler yaşandı?


    Sivas’ta 2 Temmuz 1993 tarihinde yaşanan olayın üzerinden 28 yıl geçti. Yazar ve sanatçılardan oluşan 33 kişi Sivas’ta kaldığı otelde yakılarak öldürüldü. Olaylar sonucunda 2 otel görevlisi ile 2 gösterici de ölmüş ve toplamda 37 kişi yaşamını yitirmişti.

    2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’ta bulunan çoğunluğu Alevi ve sol görüşlü 51 kişilik grupta Aziz Nesin, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Asım Bezirci ve Nesimi Çimen gibi tanınmış isimler de bulunuyordu.

    Olay 28 yıl önce alevlerin kül ettiği otelin adıyla anılıyor: Madımak Katliamı

    Olay nasıl gerçekleşti?

    Radikal İslamcı kalabalık bir grup tarafından çıkarılan yangında kimi dumandan boğularak kimi de yanarak yaşamını yitirenlerin dışarı çıkmaları halinde linç edilmesi söz konusu olduğu için içeride sıkıştıkları biliniyor.

    Dört gün sürecek şenliklerde söyleşiler düzenleyecek, kitaplarını imzalatacak ve şarkılar söyleyecek olan grup sadece ilk gün etkinliklerini gerçekleştirebildi. Şenliğin ikinci günü olan ve Cuma gününe denk gelen 2 Temmuz’da namaz çıkışı toplanan bir grup etkinliğin yapıldığı alana yürümeye başladı.

    “Sivas laiklere mezar olacak” sloganlarıyla yapılan yürüyüş sırasında ‘Halk Ozanları’ heykeli yıkıldı ve yerde sürüklendi. Sayıları giderek artan gruba herhangi bir müdahale olmazken akşam saatlerine doğru kalabalık 15 bin kişiyi buldu. Binlerce kişi otelin önünde sloganlar eşliğinde binayı taşladı ve camlar kırıldı. Birkaç saat içinde otel önündeki araçlar ateşe verildi ve son olarak otelden de alevler yükselmeye başladı.

    Yangını söndürmek için zamanında müdahale etmeyen itfaiye de geldiğinde büyümüş olan alevleri kontrol altına almakta yetersiz kaldı. Dönemin siyasileri olayın münferit olduğu yönünde açıklamalar yapsa da uzun yıllar katliamın Özel Harp Dairesi tarafından planlandığı yönünde iddialar da dahil olmak üzere pek çok senaryo dile getirildi.

    Olay sonrası gelişmeler

    Elim olayın hemen ardından 35 kişi gözaltına alınmış, sonrasında gözaltı sayısı 190’a kadar çıkmıştı ancak 66 kişi serbest bırakıldı ve geri kalanlar “Laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışmak” suçuyla Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 1 yıl boyunca yargılandı. “Sivas davası” olarak tarihe geçen mahkeme sonucunda 22 sanık 15’er yıl, 3 sanık 10’ar yıl, 54 sanık 3’er yıl, 6 sanık 2’şer yıl hapisle cezalandırıldı. Yargılananlardan 37’si ise beraat etti.

    Takip eden yıllarda Yargıtay DGM kararını bozdu ve sanıklar yeniden yargılandı. 1998’de onaylanan yeni kararda 33 sanık idam, 14 sanık ise 15 yıla kadar değişen hapis cezalarına çarptırıldı ancak idam cezaları usul noksanlıkları nedeniyle bozuldu. Usul eksiklikleri giderildikten sonra 2000 yılında yeniden idam cezasına çarptırılan 33 sanık 2002’de idam cezasının kaldırılması ile müebbet hapse mahkum oldu.

    Sanık avukatlarından birçoğu muhafazakar sağ partilerde milletvekili ve bakanlık pozisyonlarına kadar yükseldi ve geçen zaman içerisinde gerçekleşen tahliyeler ile hapisteki kişi sayısı 33’e düştü.

    Sivas katliamının kilit isimlerinden 8 sanık ise 1997’deki bozma kararı sonrasında firar ederek kayıplara karıştı. Bunların içinde davanın bir numaralı sanığı Sivas Belediye Meclisi Üyesi Cafer Erçakmak da bulunuyor.

    2011 tarihinde Sivas’ta kalp krizi sonucu öldüğü ileri sürülen ve gizlice Yukarı Tekke Mezarlığına gömüldüğü söylenen Erçakmak hakkındaki dava, öldüğü için düşürüldü. Mağdurların avukatları DNA testi talep etti ve mezardaki kişinin yüzde 99.9 Erçakmak olduğu tespit edildi.

    Zaman aşımı

    Son olarak Sivas Davası 2014 yılında zaman aşımına uğradı ve tüm dava kapatıldı. Bu olay sonrası sivil toplum kuruluşlarının ve partilerin “insanlık suçlarında zaman aşımının kaldırılması” talebinde bulunması üzerine mahkeme başkanı, “İnsanlık suçunda zaman aşımı olmaz ama bu suçu işleyenler kamu görevlisi değil sivil oldukları için davanın düşmesine karar verilmiştir.” şeklinde açıklama yaptı.

    Karar üzerine dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ise, davanın zaman aşımına uğradığı ifadesini yanlış bulduğunu belirterek “Sadece 5 kişi ile ilgili zaman aşımı olmuştur. Müebbet hapis cezası ile içeride olan onlarca insan var. Burada hedef saptırılıyor. Tek taraflı bakmayı doğru bulmuyorum. Başka davalarda da zaman aşımı süreci işlemişti.” şeklinde açıklama yapmıştı.

    Madımak Oteli’ne ne oldu?

    Sivas katliamının ardından Madımak Oteli’nin alt katına bir kebapçı açılması tepkilere neden oldu ve bu tepkiler nedeniyle 2010 yılında kebapçı kapatılarak otel kamulaştırıldı. 2011 yılında ise bina ‘Sivas Bilim ve Kültür Merkezi’ haline getirildi.

    Hayatını kaybeden sanatçı, şair ve yazarlar

    Muhlis Akarsu – 45 yaşında, sanatçı

    Muhibe Akarsu – 45 yaşında, Muhlis Akarsu’nun eşi

    Gülender Akça – 25 yaşında

    Metin Altıok – 53 yaşında, şair, yazar, felsefeci

    Mehmet Atay – 25 yaşında, gazeteci, fotoğraf sanatçısı

    Sehergül Ateş – 30 yaşında

    Behçet Sefa Aysan – 44 yaşında, şair

    Erdal Ayrancı – 35 yaşında

    Asım Bezirci – 66 yaşında, araştırmacı, yazar

    Belkıs Çakır – 18 yaşında

    Serpil Canik – 19 yaşında

    Muammer Çiçek – 26 yaşında, aktör

    Nesimi Çimen – 62 yaşında, şair, sanatçı

    Carina Cuanna Thuijs – 23 yaşında, Hollandalı akademisyen

    Serkan Doğan – 19 yaşında

    Hasret Gültekin – 22 yaşında şair, sanatçı

    Murat Gündüz – 22 yaşında

    Gülsüm Karababa – 22 yaşında

    Uğur Kaynar – 37 yaşında, şair

    Asaf Koçak – 35 yaşında, karikatürist

    Koray Kaya – 12 yaşında

    Menekşe Kaya – 15 yaşında

    Handan Metin – 20 yaşında

    Sait Metin – 23 yaşında

    Huriye Özkan – 22 yaşında

    Yeşim Özkan – 20 yaşında

    Ahmet Özyurt – 21 yaşında

    Nurcan Şahin – 18 yaşında

    Özlem Şahin – 17 yaşında

    Asuman Sivri – 16 yaşında

    Yasemin Sivri – 19 yaşında

    Edibe Sulari – 40 yaşında, sanatçı

    İnci Türk – 22 yaşında