Etiket: akademisyen

  • Akademisyen maaşları açlık sınırı ve asgari ücrete göre nasıl değişti?

    Akademisyen maaşları açlık sınırı ve asgari ücrete göre nasıl değişti?


    Memurlara seyyanen zamla birlikte akademisyen maaşlarında da iyileşme olacak. Ancak araştırma görevlisinin zamlı maaşı hala yoksulluk sınırının altında. Profesör asgari ücretin sadece 4,2 katı maaş alacak. Bu oran 2013 yılından bu yana en düşük ikinci değer.

    Türkiye’de akademisyenler son yıllarda büyük bir geçim sıkıntısı yaşadıklarından şikâyet ediyor. Sosyal medyada örgütlenen akademisyenler sesini duyurmaya çalışıyor. Hükümetin 2023 ikinci yarısı için memurlara enflasyon oranının yanı sıra seyyanen 8 bin lira zam yapması akademisyenlerin gelirlerini de iyileştirecek. Ancak akademisyen maaşlarının açlık sınırı, yoksulluk sınırı ve asgari ücrete oranına bakıldığında bu büyük zamma rağmen durum hiç de parlak değil.

    Araştırma görevlisinin zamlı maaşı hala yoksulluk sınırının altında. Profesör asgari ücretin sadece 4,2 katı maaş alacak. Bu oran 2013 yılından bu yana en düşük ikinci değer. 2022’nin ikinci yarısında bu oran 4,7 idi.

    Peki, akademisyen maaşları asgari ücrete, açlık sınırı ve yoksulluk sınırına göre son 10 senede nasıl değişti? Araştırma görevlisinin maaşı yoksulluk sınırını geçiyor mu?

    Akademisyen maaşı verileri Anadolu Ajansı’nın her sene ocak ve temmuz aylarında yayımladığı haberlerden derlendi. Açlık ve yoksulluk sınırı verileri ise Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonunun (TÜRK-İŞ) tarafından açıklanıyor.

    Profesör maaşının asgari ücrete oranı: Zamma rağmen en düşük ikinci dönem

    Hükümet asgari ücrete son yıllarda yüksek oranda zamlar yaptı. 2023 ikinci yarısında aylık net asgari ücret üç sene öncesine göre beşe (tam oran 4,9) katlandı. 2013’ün ilk yarısında 1/4 kıdemdeki profesör maaşının asgari ücrete oranı 6,3 idi. Bu oran 2014’un ikinci yarısında ise 6,6 kat idi. Profesör maaşının asgari ücrete oranı 2023 ilk yarısında 3,9’a kadar düştü.

    Seyyanen zamla birlikte profesör maaşı 48 bin 124 lira olacak ve bu oran 4,2’ye yükselecek.

    Seyyanen zamma rağmen bu oran 2013 başından bu yana en düşük ikinci değer. 10 yıldaki değişim profesör maaşının asgari ücret karşısında hızla değer kaybettiğini açıkça ortaya koyuyor.

    7/1 kıdem araştırma görevlisinin maaşı 31 bin 763 lira oldu. Araştırma görevlisinin asgari ücrete oranı ise 2,8 olacak. Bu oran 2014’ün aynı döneminde 3,9 seviyesindeydi.

    Profesör maaşı yoksulluk sınırının altına düşmüştü

    2023’ün nisan, mayıs ve haziran aylarında 1/4 kıdem profesör maaşı yoksulluk sınırının altına düşmüştü. Bu dönemde profesör maaşı 31 bin 896 TL idi. Nisan 2023’ten itibaren yoksulluk sınırı bu maaştan fazla olmaya başlamıştı.

    Açlık ve yoksulluk sınırlarının 6 aylık ortalaması ile o dönemki maaşlar kıyas edildiğinde ise şu sonuç ortaya çıkıyor: Profesör maaşının yoksulluk sınırına oranı bire kadar düşmüştü. Bu demek profesör maaşı ve yoksulluk sınırı eşitlenmişti.

    Henüz 2023’ün ikinci yarısındaki yoksulluk sınırı açıklanmadı. Yeni zamlı maaşın haziran ayındaki yoksulluk sınırına oranı 1,4’e kadar çıktı. Ancak 6 aylık ortalama artan enflasyonla birlikte yükselecek. Bu oran da düşecek.

    Zamlardan önce profesör maaşının açlık sınırına oranı 3,3’e kadar gerilemişti. Bu oran önceki yıllarda 5’in üstüne çıkmıştı.

    Zamma rağmen araştırma görevlisi maaşı yoksulluk sınırının altında

    7/1 kıdem araştırma görevlisinin yoksulluk sınırına oranı 2023’ün ilk yarısında 0,6’ya kadar düşmüştü. Bu ne demek? Araştırma görevlisi yoksulluk sınırının yarısından az fazla maaş alıyordu. 0,6 2013’ten bu yana en düşük oran oldu. Şimdi bu oran 0,94’e çıktı ancak yoksulluk sınırı altı ay boyunca güncellenecek.

    Araştırma görevlisi maaşı yoksulluk sınırını hiç aşmadı

    2013 başından bu yana “asistan” olarak bilinen araştırma görevlisi maaşı yoksulluk sınırının üstüne hiç çıkmadı.

    Araştırma görevlisi maaşının açlık sınırına oranı ise 2023 ilk yarısında 1,97 oldu. Yani, araştırma görevlisi açlık sınırının iki katı bile maaş alamadı. Şimdi geçici oran 3’ün üzerine çıktı ancak bu hesap Haziran 2023 verisine dayanıyor. Gerçek oran yılın ikinci yarısındaki oranla anlaşılacak.

    Açlık sınırı nedir?

    TÜRK-İŞ’in açlık sınırı “Ankara’da 4 kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı” olarak tanımlanıyor. Buna konut, giyim, faturalar, eğitim, sağlık ve ulaşım gibi diğer giderler dahil değil. Yoksulluk sınırı ise aylık gıda harcamasının yanı sıra konut (kira, elektrik, su, yakıt), giyim, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutar olarak ölçülüyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Akademisyen maaşları enflasyon karşısında nasıl eridi? Profesör maaşı asgari ücretin 4 katı bile yok

    Akademisyen maaşları enflasyon karşısında nasıl eridi? Profesör maaşı asgari ücretin 4 katı bile yok


    Türkiye’de son dönemde hızla artan enflasyon halkın büyük bir bölümünün alım gücünü sarstı. Bunlardan birisi de akademisyenler. Akademisyen maaşları enflasyon karşısında hızla değer kaybediyor. 10 sene önce asgari ücretin 6,6 katı olan profesör maaşı 3,8 katına düşmüş durumda. Akademisyenler sosyal medyada #Akademisyenlergeçinemiyor etiketiyle seslerini duyurmaya çalışıyor.

    Peki, profesör ve araştırma görevlilerinin maaşları son 10 senede nasıl değişti? Akademisyen maaşları asgari ücretin kaç katıydı, kaça düştü? Akademisyenlerin satın alabildikleri gıda miktarı son yıllarda nasıl geriledi?

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile gıda fiyat endeksi akademisyen maaşlarının enflasyon karşısında ezildiğini ortaya koyuyor.

    Yukarıdaki grafiğin gösterdiği gibi akademisyen maaşı, enflasyon ve gıda enflasyonu Ocak 2021’de 100’e eşitleniyor. Bundan sonra maaşlara gelen zam ve artan enflasyon doğrultusunda çizgiler değişiyor. Maaşlar her sene ocak ve temmuz aylarında artıyor. TÜFE ve gıda enflasyonu ise her ay artış gösteriyor.

    Haziran 2021’de akademisyen maaşları hala 100 birimde iken gıda enflasyonu 106 birim olmuş durumda. Yani maaş değişmezken 100 liraya alınan gıda 106 liraya yükselmiş durumda.

    Gıda enflasyonu o kadar güçlü seyrediyor ki maaşlara gelen zamlara rağmen maaş endeksi bu süre boyunca hiçbir zaman gıda fiyat endeksinin üzerine çıkamıyor.

    TÜFE bu süre boyunca büyük oranda akademisyenin aleyhine işliyor.

    Akademisyen maaşı ile satın alınabilen gıda miktarındaki değişim durumu daha net gösteriyor.

    Akademisyen maaşı ile gıda fiyat endeksini Ocak 2020’de 100’e eşitliyoruz. Bu durumda akademisyen maaşı ile 100 birim gıda satın alınabiliyor. Enflasyonla birlikte bu miktar biraz düşmeye başlıyor. Temmuz 2020’de gelen zamlardan sonra akademisyenler üç ay boyunca sırasıyla 102, 102 ve 101 birim gıda satın alabiliyorlar. Yani alım güçleri bu üç ay boyunca artmış durumda.

    Ancak Eylül 2020’den bu yana bu miktar hiçbir zaman 100’ün üstüne çıkmıyor. Haziran 2022’de akademisyenler sadece 66 birim gıda satın alabiliyor. Her sene ocak ve temmuz aylarında maaşlarına zam gelmesine rağmen Ocak 2020’ye göre her zaman çok daha az gıda satın alabiliyorlar.

    Bu süre zarfında profesör ve araştırma görevlilerinin maaşlarına aynı oranda zam geldiği için hesaplamalar bu iki seviye için de geçerli.

    Öte yandan akademisyen maaşları ile kira ve bilgisayar enflasyonunu da karşılaştırmak durumu ortaya koyabilirdi. Ancak TÜİK’in enflasyon sepetinde bilgisayar yer almıyor. TÜİK’e göre 2004 başından bu yana kira ücretlerinde yıllık artış oranı ise 2022 ortasına kadar yüzde 25’i aşmadı. Aralık 2022’de kirada yıllık artış oranı TÜİK’e göre sadece yüzde 47 idi. Kiralık ilanları ise bundan çok daha yüksek artışa işaret ediyor.

    Akademisyen maaş ile asgari ücret arasındaki fark eriyor

    10 sene önce profesörün maaşı kaç asgari ücret ediyor, bugün ne durumda? Temmuz 2014’te bir profesör (1/4 kıdem) asgari ücretin 6,3 katı maaş alırken bu oran Temmuz 2014’te 6,6’ye kadar çıkıyor. Ancak bu oran giderek düşüyor. Ocak 2023’te bir profesör asgari ücretlinin sadece 3,8 katı maaş alabiliyor.

    Akademisyenler sosyal medyada seslerini duyurmaya çalışıyor

    Artan kira ve gıda fiyatları akademisyenleri de oldukça zorluyor. Türkiye’nin değerli üniversitelerinin başında gelen Boğaziçi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Sema Dumanlı ekim ayındaki paylaşımında kira fiyatlarına şöyle isyan etmişti:

    “Biliyorum herkesin derdi dert ama akademisyen maaşlarını ve büyük şehir farkını konuşmaya takribi ne zaman sıra gelir? Ben daha fazla dayanamayacağım gibi. Gördüğünüz ilan Boğaziçi Üni etrafında 30 yıllık 2+1 daire ilanı. Bordro ise Boğaziçi doçenti bordrosu.”

    Dumanlı bir aylık maaşı ile üniversiteye yakın eski sıradan bir bina bile ev tutamıyor.

    Sosyal medyada diğer bazı yorumlar ise şöyle:

    • “Bazı kreşlerin fiyatları maaşımız kadar. İşten çıkıp evde çocuk bakmayı düşünen akademisyen arkadaşlarımız var. Biz bunu haketmiyoruz.”
    • “Ülkedeki pahalılık herkes gibi akademisyenlerin de belini büktü. Araştırma yapmayı, konferanslara katılmayı bırak mevcut maaşlarla temel ihtiyaçlarımızı karşılayamaz olduk”
    • “Bilim ciddi maddi imkan gerektiriyor. Evet, bunu devlet sağlamalı. Ama onu geçtik. Kendi başımıza bir şeyler yapalım dedik yıllarca, ama artık geçinemiyoruz. Bir akademisyen ev alamıyor bu ülkede. Araba alamıyor. Yazık.”
    • “Kitap alamayan, evsiz kalmaktan korkan bir akademisyen nasıl yayın yapabilir? En temel ihtiyaçlarımızı karşılarken zorlanıyoruz. Bu trajikomik ücretleri kabul etmiyoruz, hakkımızı istiyoruz”
    • “Akademisyenler olarak, ekonomik kaygılar yaşamadan öğrenci yetiştirmek, bilimsel çalışmalar yapmak istiyoruz. Akademisyen maaşlarında iyileşme şart.”
    • “Yoksulluk sınırının altında maaş alan ülkenin en yüksek eğitim seviyesindeki Akademisyenler maalesef sahipsiz. Kendi kurumları zaten haklarını savunmazken sosyal medyayla seslerini duyurmaya çalışıyorlar”
    • “Mesleği gereği gece gündüz çalışan bir akademisyen bir aylık maaşıyla doğru düzgün bi bilgisayar alamıyor!!”

    Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu eleştirileri dikkate alarak akademisyen maaşlarının iyileştirileceği vaadinde bulundu:

    Akademisyen olmak için kaç sene okumak gerek?

    Üniversitede öğretim görevlisi olabilmek için en az 22 sene eğitim görmek gerekiyor. Uygulamada bu neredeyse en az 25 sene demek. 8 yıl temel eğitim, 4 sene lise ve 4 sene üniversite eğitimi 16 sene yapıyor. En az 2 sene yüksek lisans ve 4 sene doktora eklediğinde 22 sene yapıyor. Ancak dil öğrenimi için hazırlık okumanız durumunda bir sene daha eklemek gerekiyor. Doktora da çoğu zaman 4 sene değil, daha uzun sürüyor. Doktorayı tamamladıktan sonra hemen iş bulabilmek veya atabilmek hiç de kolay değil.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Geçinemeyen akademisyenler anlatıyor: ‘Geçim kaygısı akademik üretimin önüne geçti’

    Geçinemeyen akademisyenler anlatıyor: ‘Geçim kaygısı akademik üretimin önüne geçti’


    Türkiye’de derinleşen ekonomik kriz toplumun her kesimini etkilerken, akademisyenler de durumdan nasibini aldı. Bir süredir sosyal medya üzerinden kampanya yürüten çok sayıda akademisyen #AkademikZam etiketiyle seslerini duyurmaya çalışarak zam talebinde bulunuyor.

    euronews’e konuşan akademisyenler kira, fatura ve barınma gibi temel ihtiyaçların günden güne yaşamlarını ciddi şekilde etkilemeye başladığını dile getiriyor. Geçim sıkıntısının akademik ve bilimsel üretime nasıl engel teşkil ettiğini ise günlük yaşamlarında karşılaştıkları sorunlarla anlatıyorlar. 

    Öğretim Görevlisi Dr. Zeynep Ardıç kira, fatura ve gıda fiyatlarındaki ciddi artışın son iki yıldır yaşamını etkilediğinden bahsediyor.

    Üç sene önce kiraladığı evin kira ve aidatının toplamı maaşının üçte birine denk gelirken, şimdi maaşının İstanbul Kartal’da bir ev kirası ve aidatını karşılamaya yeterli olmadığını söylüyor.

    Evsiz kalma kaygısının akademik üretimini olumsuz etkilediğini dile getiren Dr. Zeynep Ardıç, en son ne zaman bir kitapçıya uğradığını hatırlamıyor:

    ‘’Eskiden alanımdaki kitaplara bakar beğendiklerimi alırdım, yeni yayınları takip etmeye çalışırdım. Arkadaşlarımla arada bir dışarı çıkar yemek yerdim. Bazen kütüphane yerine bir kahve alıp bir kafede çalışabilirdim. Ancak şu anki maaşımla bunların hiçbirini gönül rahatlığıyla yapamıyorum. Her şeyin fiyatını hesaplamam gerekiyor. Dışarıda bir yemeğe gitmek, hatta kahve içmek bile lüks haline geldi. En son ne zaman bir kitapçıya girip kitap aldığımı bile hatırlamıyorum. Çünkü internetten tüm siteleri karşılaştırıp en ucuzunu almak zorunda hissediyorum’’

    “11 bilimsel kitap mevcut maaşımın yüzde 15’ine denk geliyor”

    Araştırma Görevlisi Ömer Orbay Çetin de artık akademik kariyerine yatırım yapamıyor. 2021 Temmuz ayında verilen yaklaşık %8,5’lik zam sonrası Araştırma Görevlisi maaşı 6.994 TL’den 7.500 TL’ye yükseldi ancak bu alım gücüne yansımadı:

    ‘’2021 Kasım ayında kendi alanım olan muhasebe ile ilgili tek siparişte 11 adet bilimsel kitap almıştım ve toplam ödediğim tutar 370 TL idi. Bu tutar o ayki maaşımın yüzde 5’ine denk geliyordu. Şu an aynı 11 bilimsel kitap yaklaşık olarak 2.700 TL ve mevcut maaşımın yüzde 15’ine denk geliyor. Gündelik yaşamdan örnek ise, X markasından aldığım bir kaban fiyatı 2022 Ocak ayında maaşımın yüzde 10’una denk gelirken, aynı markanın aynı ürünü 2023 Nisan ayı itibariyle mevcut maaşımın yüzde 35’ine denk gelmekte.’’

    Araştırma Görevlisi Sümeyye Erkalan Coşkunsu’nun durumu da diğer akademisyenlerle benzer. Akademik çalışmaları için basılı kaynak satın alırken önce kredi kartı ekstresine bakıyor.

    Ve satın alıp almamaya öyle karar veriyor. Her ne kadar akademik çalışmalarını sürdürmek için bazı kaynaklara kütüphaneden erişim sağlasa da bunun yeterli olmadığını sözlerine ekliyor. 

    Bu durumun ise motivasyonunu kırdığını ve akademik çalışmalara odaklanmada sorun yarattığını dile getiriyor:

    ‘”Şu an geldiğimiz noktada, kendi görev yaptığım fakülte için ifade etmem gerekirse idarecilerimiz kaynak erişimimizin nispeten artması için bazı veri tabanlarına üyelik sağlıyorlar ancak bu konuda da maalesef maddi kaynak yetersizliği sebebiyle erişmemiz gereken veri tabanları arasından tercihte bulunup bazılarını seçenekler arasından elememiz gerekiyor. Halihazırda kalitesizlik henüz yoksa da bu şekilde devam etmesi durumunda özellikle akademisyenlerin geçim kaygısı sebebiyle bilimsel faaliyetlere odaklanamaması sonucunda kalitenin düşeceği yadsınamaz bir gerçek olarak karşımızda.’’

    Öğretim Görevlisi Dr. Zeynep Ardıç da ekonomik zorlukların yarattığı stres ve motivasyon eksikliğinden dem vuruyor. Sürekli geçim derdi ve gelecek kaygısıyla meşgul olduklarından akademik üretimde bulunamadığına dikkat çekiyor:

    ‘’Meselenin psikolojik boyutu da çok önemli. Son dönemde haberlerde belediye işçilerine yapılan zamları görüyoruz ve maaşlarımızın bu miktarlar yanında ne kadar düşük kaldığını fark ediyoruz. İşçilerin maaşlarıyla hiçbir problemimiz yok, bu ekonomik şartlarda çok daha fazlasını hak ediyorlar. Ancak işçi maaşlarından bile düşük maaşlar alıyor olmak akademisyenler açısından motivasyon kırıcı olmaktadır. 3-5 sene öncesine kadar yakın maaşlar almakta olduğumuz doktor ve hakim maaşlarıyla akademisyen maaşları arasında ciddi bir fark oluştu ve akademisyenler bir anlamda yoksulluğa mahkum edildi. Bu yüzden akademisyen maaşlarına seyyanen zam yapılması gerekiyor.’’

    Akademisyenlerin güncel akademik gelişmeleri takip etmek için en yararlandıkları ulusal ve uluslararası konferanslara katılmaları da giderek zorlaşıyor. 

    Araştırma Görevlisi Ömer Orbay Çetin artık yurt dışı konferanslarını takip edemediklerini hatta yurt içi konferanslara bile katılmanın zorlaştığını söylüyor:

    ‘’2021 yılında en azından ulusal kongrelere katılmak ve birkaç gün konaklamak mümkünken, bugün itibariyle en yakın şehirdeki ulusal bir kongreye katılmak için neredeyse maaşımın 3’te 1’ini kullanmak zorundayım. Barınma, beslenme ve giyinme gibi temel ihtiyaçları karşıladıktan sonra ne yazık ki böyle bir imkan kalmıyor. Uluslararası bir kongreye katılmak ise imkansız. O kadar imkansız ki uzun süredir hayal dahi etmiyorum. Aldığım kitap sayısı yarı yarıya düşmüş durumda. Alanımla ilgili özellikle takip etmek istediğim uluslararası dergi veya web sitelerine üye olabilme ihtimalim yok. Yurt içinde alanımla ilgili çeşitli eğitimler alabilme imkanım da yok. Ne yazık ki bir bilim insanı olarak kendimi sürekli güncellemem ve donanımımı artırmam gerekirken, bunların hiçbirini yapamıyorum. Bu ve benzeri durumlar, akademik bir söylemle ifade etmek gerekirse sadece yerli literatürde sıkışıp kalmaya ve evrenselleşememeye sebep oluyor.‘’

    Çetin, akademisyenlerin geçim derdinde olması ve bu kaygının giderilmemesi halinde ileriki süreçlerde akademik üretimin derinden etkileneceği görüşünde:

    ‘’YÖK’ün paylaştığı verilere göre dünya genelinde ilk 500’de yer alan üniversite sayımız artık sıfır. Yine YÖK tarafından paylaşılan verilere göre akademisyenler için en üst seviye yayınların yapıldığı Q1 ve Q2 dergilerinde yayınlanan makale sayılarında düşüş var. Ayrıca yine çeşitli haberlerde özel sektör iş verenlerinin, lisans mezunlarının donanımlı olmamasından da yakındığı durumlar var. Akademisyenlerin alım gücünün düşmesi ve temel ihtiyaçlarını karşılamada dahi zorlanmasıyla başlayan süreç, aynı akademisyenlerin öğreticilik yaptığı lisans ve lisansüstü öğrencilerin mezuniyetleri sonrasındaki niteliklerini düşmesine neden olacak kadar çeşitli negatif sonuçlar doğurmaya devam edecek.’’

    Öğretim Görevlisi Dr. Zeynep Ardıç ise akademisyen maaşlarından ötürü hiçbir başarılı öğrencinin akademiye yönelmeyeceğinin altını çiziyor. 

    Özel sektör ya da yurtdışında normal maaşlarla düzgün bir hayat sürmek varken akademisyen olup yoksulluk sınırının çok altında maaşlarla çalışmanın hiç bir öğrenciye cazip gelmeyeceği fikrinde:

    ‘’Halihazırda akademisyen olan pek çok insan da akademiyi terk edip başka mesleklere, özellikle de özel sektöre yönelecektir. Bu da akademinin kalitesini ciddi bir biçimde etkileyecektir. Ki bu etki görülmeye başlandı. Yakın zamanda Prof. Dr. Ufuk Akçiğit hocanın yaptığı araştırma Türkiye’nin en başarılı ve üretken akademisyenlerinin yurt dışına gittiğini ve bu rakamın 12 bin civarında olduğunu göstermiştir. Akademik çalışmaların desteklenmemesi ve akademisyen maaşlarının bu denli düşük olması beyin göçünü arttıracaktır. Zaten akademinin yapısal sorunları verimliliğinin önünde ciddi bir engel teşkil ediyor. Özellikle mobbing akademisyenlerin motivasyonunu ve üretkenliğini çok olumsuz yönde etkiliyor. Buna bir de ekonomik sıkıntılar eklendiğinde kalitesizlik ve verimsizliğin artması kaçınılmaz olacaktır.’’

    ”Ekonomik sıkıntılar beyin göçüne ciddi bir ivme kazandıracaktır”

    Peki bu durum akademik bir göç yaratır mı sorusuna öğretim görevlisi Dr. Zeynep Ardıç, akademik göçün öncelerde başladığını fakat ekonomik sıkıntılarda beyin göçünün ivme kazanacağı kanaatinde.

    Yetişmiş insan kaynağının önemine dikkat çeken Ardıç, akademisyenlerin bilim üretebilmesi için geçim sıkıntısından kurtarılması gerektiğini vurguluyor:

    ‘’Bu göçün aslında çok önceden başladığını biliyoruz ama ekonomik sıkıntılar bu beyin göçüne ciddi bir ivme kazandıracaktır. Bir akademisyenin yetişmesi uzun bir süreç ve emek gerektirir ve bunun bir karşılığı olması gerekir. Maaşların belirlenmesinde de bu yönde adaletli ve hakkaniyetli bir yaklaşım gereklidir. Eğitimine bu kadar emek ve zaman harcayan insanların adil bir maaş almaması akademisyenleri akademiye küstürüyor ve özel sektöre ya da yurtdışına gitmeye yöneltiyor. Bu da ülkenin geleceğini çok olumsuz etkiliyor.‘’

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ülkü Ocakları’nın saldırdığı akademisyene, üniversite yönetiminden “kınama” cezası

    Ülkü Ocakları’nın saldırdığı akademisyene, üniversite yönetiminden “kınama” cezası


    Amasya Üniversitesi’nde Ülkü Ocakları üyesi olduğu iddia edilen bir grup tarafından saldırıya uğrayan Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Girayalp Karakuş’a üniversite yönetimi tarafından kınama cezası verildi.

    Fen edebiyat fakültesi dekanlığı tarafından Karakuş’a gönderilen yazıda, “‘Taşıdığı sıfatın gerektirdiği özen yükümlülüğüne aykırı, genel ahlak ve edep dışı tutum ve davranışlarda bulunmak’ suçunun karşılığı olan kınama cezası ile cezalandırılmanıza karar verilmiştir” ifadeleri yer aldı.

    BIÇAKLA SALDIRIYA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU

    Cumhuriyet’ten Cengiz Karagöz’ün haberine göre, 10 Haziran’da Ülkü Ocakları üyeleri olduğu iddia edilen grup Dr. Karakuş’a saldırmış, saldırı sırasında bıçak çeken bir saldırgan çevre sakinlerinin müdahalesiyle engellenmişti.

    Olayın ardından saldırganlar, Karakuş hakkında “kendilerini darp ettiği” gerekçesiyle şikâyetçi oldu. Olayı takiben üniversitede açılan soruşturmada, saldırgan dört öğrenci hakkında bir ay uzaklaştırma cezası verildi.

    Saldırgan öğrencilerden birine görüntülerde tespit edilememesi, bir başka öğrenciye ise saldırıda bulunduğu tespit edildiği halde öğrenim süreci boyunca hiçbir disiplin cezası almamış olması gerekçe gösterilerek herhangi bir ceza verilmedi. Ayrıca saldırganlar sosyal medyadan Karakuş hakkında hakaret içeren paylaşımlar yaptı.

    Karakuş, konuyla ilgili suç duyurusunda bulundu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Şair, yazar, akademisyen Salih Bolat vefat etti

    Şair, yazar, akademisyen Salih Bolat vefat etti


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Boğaziçi Üniversite’sinde eylemlere destek veren akademisyenler görevden mi uzaklaştırılıyor?

    Boğaziçi Üniversite’sinde eylemlere destek veren akademisyenler görevden mi uzaklaştırılıyor?


    Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanan Prof. Dr. Melih Bulu’ya karşı eylemler 150 günü aşkın bir süredir devam ediyor.

    Sadece öğrenciler değil, akademisyenler de ‘Kabul Etmiyoruz’, ‘Vazgeçmiyoruz’ sloganı ile rektörlük binasına sırtını dönüyor.

    Eylemler devam ederken, üniversitede uzun yıllar ders veren bazı akademisyenlerin sözleşmelerinin yenilenmeyerek görevlerine son verilmesi tepki çekiyor.

    O akademisyenlerden biri Boğaziçi Üniversitesi’ndeki rektör protestolarına ilk günlerden beri destek veren Feyzi Erçin.

    8 yıldır yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak Batı Dilleri ve Edebiyatları bölümünde sinema ve müzik dersleri veren Erçin yeni dönemde olmayacak.

    Halihazırda derslerine devam eden Erçin, bu uzaklaştırmayı Boğaziçi Üniversitesi’ndeki rektör protestolarına verdiği desteğe bağlıyor.

    ‘’En başından beri temelde yapılmış olan bu atama hukuka aykırı. Ama sadece hukuka değil, liyakata ve teamüle de aykırı. Ve yapılan atama Boğaziçi Üniversitesi’nin taşıdığı akademik özgürlük ve değerlere aykırı. İki tane yeni fakülte açılmasından tutun da seçilmiş dekanların yerine başka dekanların atanmasına kadar… Dolayısıyla demokratik bir geleneğe ve hakka sahip çıkmak için sırtımızı dönüyoruz. Benim vermiş olduğum destek çok barışçıl yapılan bir eyleme. Ayrıca hukukçu kimliğim nedeniyle göz altına alınan öğrencilere hukuki destek de verdim. Bu manevi açıdan herkese vermek zorunda olduğum bir destek. Hepsini birleştirdiğim zaman da sinema ve müzik üzerine olan bir seçmeli dersin dahi cezalandırılmasını çok aydınlatıcı olduğunu düşünüyor ve soru işaretlerini giderici buluyorum. Benim okulumla aramda geri dönüşü olmayan bir bağ var. Ders veremeyecek olsam da kendimi bir Boğaziçili görüyorum. Geri döneceğime de inanıyorum bunun için hukuki adımlar atmayı düşünüyorum.’’

    Feyzi Erçin üniversitede verdiği derslerin öğrenciler tarafından oldukça ilgi gördüğünü şöyle anlatıyor:

    ‘’Hala derslerime devam ediyorum. Biz seçmeli ders veren hocaların statüsü biraz farklı, dönemlik veya senelik olarak derslerimiz teyit ediliyor. Ama hocalar dersleri açtıkları müddetçe dersler genelde devamlı olarak açılıyor. Ben dört farklı ders veriyorum. Öğrencilerin severek aldığı dersler. Nitekim bu seneki sınıflarımdan birinde yüzden diğerinde de iki yüzden fazla öğrenci vardı. Ders için yapılan başvurular da bu rakamın çok çok üstündeydi. Şu anda da derslerimi vermeye devam ediyorum. Ama bana yapılan yaz dönemi için vermek istediğim dersin açılmaması oldu. Buna dair verilen gerekçeye bakınca da sonbahar döneminde de derslerimin açılmayacağı hissini verdi.’’

    ‘’Ortalama notu yüksek bir hocaya ders verdirilmemesi biraz komik oluyor’’

    Erçin’e sunulan gerekçede notlandırmayı adaletli yapmadığı için derslerinin Boğaziçi Üniversitesi standartlarında olmadığı belirtildi.

    ‘’Atanmış olan rektörün atadığı yardımcı kişi bir fizik hocası. Ona göre ben notlandırmayı adaletli bir şekilde yapmadığım için dersim Boğaziçi Üniversitesi standartlarında değil. Bir hocanın yeterliliğini ve adil notlandırma yapıp yapmadığını bölümü takdir eder. O sebeple bölüm dışarısından birisinin bu değerlendirmeyi yapması yanlış. Bugüne kadar yapılan yanlışlar o kadar kasıtlı ki, bu durum çok şaşırtmıyor. Çünkü diğer yanlışlarının bir parçası. Ama üniversitede, tıpkı bu bütün idari makam ve pozisyonlara atanan diğerleri gibi yetersiz ve bilgisiz kişiler tarafından idare edilmeye başlandığı için bilgi eksiklikleri var. Çünkü salgın döneminde getirilen geçme kalma sistemindeki bazı değişiklikler ile öğrenciler düşük not alma olasılığı olan derslerden kurtuldular. Bunlardan sadece geçmek suretiyle ilerlediler ya da bıraktılar. Bu nedenle notlarda daha fazla bir artış oldu. Benim daha öncesinde de vermiş olduğum not ortalamam akademi ile gayet uyumlu. Salgın döneminde not ortalamamın yükselmiş olmasının bu matematiksel açıklamanın yanı sıra insani bir yanı da olduğunu düşünüyorum. Bu zorlukların içinde öğrenci arkadaşlarımızın gösterdiği çaba takdire şayan. Bir de dersi seviyorlar ve iyi yapıyorlar ödevlerini. İyi not almalarında eleştirilecek bir şey yok. Bütün bunları bir yana bırakınca da ortalama notu yüksek bir hocaya ders verdirilmemesi biraz komik oluyor. Eleştirirsiniz, uyarırsınız, niye diye sorabilirsiniz ama bir daha ders vermesin dediğinizde kendinizi ele vermiş oluyorsunuz.’’

    ”Aynı fikirde olmadıkları hocaları derslerden uzaklaştırma bir şekilde başladı”

    Dersi açılmayan bazı akademisyenlerin durumlarının farklı olmakla birlikte genel olarak hocaları denetleme ve aynı fikirde olmadıkları hocaları derslerden uzaklaştırmanın bir şekilde başladığının altını çiziyor Erçin. Son olarak ders vermesi engellenen 21 yıldır Boğaziçi Üniversitesi’nde görevli olan Ecmel Ayral oldu.

    CHP’li Karabıyık: “Akademik özgürlükte 175 ülke arasında 170. sıradayız”

    Konuyla CHP Eğitim Politikalarından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyık yaptığı açıklamada Gelinen noktada, tek suçu üniversitelerine sahip çıkmak ve bir kayyum rektör istemediğini söylemek olan akademisyenlerin görevine son veriliyor. Yapılan atamalar liyakate göre değil partiye sadakate göre yapılıyor. Yapılan atamalarda bilimsel bir hedef değil siyasi bir hedef gözetiliyor” dedi.

    ‘’Her ne kadar yönetmeliklere uygun görülse de bu süreçte yaşananlar etik değil. Türkiye’nin Dünya’ya örnek nitelikteki başlıca üniversitelerinden olan Boğaziçi Üniversitesi’nin akademisyen ve öğrencileri, üniversitenin iç barışını bozacak dayatmalara karşı mücadelelerini sürdürüyor. Son yıllarda akademik özgürlükleri en fazla azalan 6 ülke arasında ne yazık ki Türkiye de bulunuyor. AKP iktidarında hiçbir dönemde çok yüksek olmayan Türkiye’deki akademik özgürlükler, 2020 yılı itibariyle 1980 darbesi sonrasındaki seviyesi (100 üzerinden 5) ile benzer bir seviyeye düştü. Türkiye maalesef, 2020 yılında en düşük not olan “E” alan ülkeler arasında. Dünyadaki en yüksek akademik özgürlük endeksinin 100 üzerinden 97,2 olduğu sıralamada Türkiye 100 üzerinden 6,4 ile net bir şekilde sınıfta kaldı. Akademik özgürlükte 175 ülke arasında 170. sıradayız.’’

  • Fransa’ya dönüşü iki yıldır engellenen Türk akademisyen Tuna Altınel, pasaportunu aldı

    Fransa’ya dönüşü iki yıldır engellenen Türk akademisyen Tuna Altınel, pasaportunu aldı


    Fransa’da üniversitede öğretim üyeliği yapan ve Türkiye’de ‘terör örgütü mensubu olmak’la suçlanıp sonrasında beraat etmesine rağmen ülkeden çıkmasına iki yıldır izin verilmeyen matematikçi Tuna Altınel, uzun bekleyişi sonunda yurt dışına gidebilmek için pasaportuna kavuştu.

    Tuna Altınel’i desteklemek için kurulan komite, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda Altınel’e pasaport verildiğini duyurdu.

    Altınel ise yine sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, kendisiyle dayanışma içinde olanlara teşekkür etti ve “barış, adalet ve demokrasi mücadelesi devam edecek.” dedi.

    Lyon’da bir üniversitede öğretim üyeliği yapan Altınel, 2019 yılının mayıs ayında tatil için gittiği Türkiye’den “terör örgütüne üye olduğu” gerekçesiyle geri dönüşüne izin verilmedi.

    Fransa’da ‘Kürt Dostluk Derneği’nin düzenlediği ve tercüman olarak katıldığı bir toplantı nedeniyle “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklandı. Temmuz ayında tahliye edilen Altınel, Ocak 2020’de de beraat etti.

    Fakat Altınel’in pasaportunun iadesi için yaptığı başvurular “gerekçe gösterilmeden” reddedildi.

    Barış çağrısı yapan bildirgeye imza atanlar arasındaydı

    Fransa’da 25 yıl yaşayan Altınel, son olarak mart ayında AFP’ye verdiği röportajında, kendisine yönelik uygulamayı eleştirerek, “Türk devleti kendisini utandıran muhaliflerin ülkeden ayrılmasını engelliyor, tutsak ediyor. Bu aslında ülkenin hapishane olduğunu kabul etmek anlamına geliyor. Bir ülke için bunu kabul etmek acı verici ama durum bu” ifadelerini kullanmıştı.

    Altınel, 2016 yılında 2 bin civarında akademisyenle birlikte barış çağrısı yapan bildirgeye imza atanlar arasında yer alıyor.