Etiket: AİHM

  • AİHM Kararı Sonrası Selahattin Demirtaş İçin Tahliye Başvurusu

    AİHM Kararı Sonrası Selahattin Demirtaş İçin Tahliye Başvurusu


    Avukatlar, AİHM’in kararı sonrası eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’ne tahliye başvurusu yaptı.



    A+
    Yazı Boyutunu Büyüt


    A
    Yazı Boyutunu Küçült

    AYRINTILAR GELİYOR…

    Kaynak: Halk TV


    Etiketler

    AİHM


    Selahattin Demirtaş

    YÖK'ten Hakan Fidan'ın Diplomasına İlişkin Açıklama
    YÖK’ten Hakan Fidan’ın Diplomasına İlişkin Açıklama

    Fenerbahçe’de Hüsran! Devre Arası Gidecek Yıldızı Resmen Açıkladı: Saran Bu Sefer Affetmeyecek
    Devre Arası Gidecek Oyuncuyu Açıkladı

    Beşiktaş’ta Ortalık Karıştı! Hülya Avşar’dan Çarpıcı Sergen Yalçın Çıkışı: Tam Destek Verdi
    Ortalık Karışık! Çarpıcı Sergen Yalçın Çıkışı

    Anadolu Otoyolu'nda Zincirleme Kaza! Ulaşım Durdu
    Anadolu Otoyolu’nda Zincirleme Kaza! Ulaşım Durdu

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AİHM Demirtaş Kararını Verdi, DEM Parti’den Çağrı Geldi

    AİHM Demirtaş Kararını Verdi, DEM Parti’den Çağrı Geldi


    AİHM, Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğuna ilişkin Türkiye’nin yaptığı itirazı reddetti. Kararın ardından DEM Parti, “Artık vakit kaybedilmeden tüm arkadaşlarımız serbest bırakılmalıdır” çağrısında bulundu.



    A+
    Yazı Boyutunu Büyüt


    A
    Yazı Boyutunu Küçült

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’nin eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğuna ilişkin ikinci ihlal ve tahliye kararına yaptığı itirazı reddetti. Adalet Bakanlığı, 7 Ekim’de AİHM’in 8 Temmuz 2025 tarihli kararına itiraz etmişti. Ancak AİHM Paneli, bu başvuruyu değerlendirerek itirazı geçersiz saydı. Böylece, Demirtaş hakkındaki tahliye kararı kesinleşmiş oldu. Demirtaş, kamuoyunda Kobani davası olarak bilinen dosyada çeşitli suçlardan 42 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

    DEM PARTİ’DEN TAHLİYE ÇAĞRISI

    DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu’nda kararın ardından şu yazılı açıklama geldi: “AİHM’in 8 Temmuz 2025 tarihli kararında, Demirtaş’ın tutukluluğunun siyasi saiklerle sürdürüldüğü açıkça belirtilmişti. Bugün yapılan görüşmede iktidarın bu karara yaptığı itiraz ret edilmiştir. Böylece Demirtaş hakkındaki karar kesinleşmiştir. Başta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere, tüm arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır.”

    AYRINTILAR GELİYOR…

    Kaynak: Haber Merkezi


    Etiketler

    AİHM


    Selahattin Demirtaş

    Eski HDP Milletvekili Hüda Kaya Tahliye Edildi
    Eski HDP Milletvekili Hüda Kaya Tahliye Edildi

    TFF’den Galatasaray’a Soğuk Duş! Hacıosmanoğlu’ndan Taraftarı Çıldırtan Karar: Tepki Üstüne Tepki Yağıyor
    TFF’den Çıldırtan Karar! Tepki Üstüne Tepki Yağıyor

    Eski HDP'li Milletvekili Semra Güzel Hakkında Tahliye Kararı
    Eski HDP’li Milletvekili Semra Güzel Hakkında Tahliye Kararı

    Hükümet Düğmeye Bastı! TBMM’den Tarihi Karar: Milyonlarca Vatandaşın Borcu Tek Kalemde Siliniyor
    Tarihi Karar! Milyonlarca Vatandaşın Borcu Tek Kalemde Siliniyor


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Selahattin Demirtaş’ın Avukatı 8 Ekim’i İşaret Etti

    Selahattin Demirtaş’ın Avukatı 8 Ekim’i İşaret Etti


    Selahattin Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, hükümetin itiraz etmemesi durumunda AİHM kararının 8 Ekim’de kesinleşeceğini yazdı.



    A+
    Yazı Boyutunu Büyüt


    A
    Yazı Boyutunu Küçült

    Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman sosyal medyadan dikkat çeken bir açıklama yayımladı. “Sürecin turnusol kağıdı: 8 Ekim tarihi ve Demirtaş” başlıklı bir yazı kaleme alan Karaman, Demirtaş’ın olası tahliyesi için kritik tarihin 8 Ekim olduğunu belirtti.

    Karaman, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) şu ana kadar Demirtaş hakkında üç defa tahliye edilmesine yönelik karar verdiğini ancak gereğinin yerine getirilmediğini hatırlatarak, hükümetin itiraz etmemesi durumunda Demirtaş hakkında verilen AİHM kararının 8 Ekim’de kesinleşeceğini söyledi.

    Selahattin Demirtaş'ın Avukatı 8 Ekim'i İşaret Etti - Resim : 1
    AİHM daha önce 3 kez tahliye kararı vermişti.

    ‘HUKUKUN GEREĞİ OLARAK TAHLİYE EDİLMESİ GEREKİYOR’

    Avukat Karaman, “İstinaf Dairesi’nin dosyayı hemen incelemeye alarak Sayın Demirtaş ve arkadaşlarını, ilk elden, hukukun gereği olarak tahliye etmesi gerekir” derken açıklamasının devamında şunları kaydetti:

    “Diğer taraftan sıcaklığı ile yürütülen ve temkinli izlenen çözüm sürecinin inandırıcılığının gereği olarak da Kobani tutuklularının tahliyesi gerekli ve hatta zorunludur. Öyle ki, tıpkı MHP’nin Kobani dosyasında istinafa başvurmaması gibi, hükümetin de itiraz süresi 8 Ekim 2025’te son bulacak olan AİHM kararına itiraz etmemesi anlamlı olacaktır. Zaten benzer itirazların AİHM nezdinde bir karşılık bulmayacağı önceki AİHM Büyük Daire kararı ile sabittir. Gerek yerel ve uluslararası hukukun gereği olarak, gerekse de barış ve kardeşlik sürecinin inandırıcılığının pekişmesi açısından, İstinaf Dairesinin Kobani dosyasını en kısa zamanda incelemeye alacağı ve Sayın Demirtaş ve arkadaşları hakkında tahliye kararı vereceği yönünde güçlü bir beklentimiz olduğunu not etmek gerekir.”

    Kaynak: Haber Merkezi


    Etiketler

    Selahattin Demirtaş


    HDP


    Edirne


    AİHM

    Fenerbahçe'de Deprem Üstüne Deprem! Yıldız Oyuncudan Kahreden Haber Geldi: Resmen Açıklandı
    Yıldız Oyuncudan Kahreden Haber Geldi

    Bölgenin En Güçlülerindendi: Türkiye’nin Dev Tekstil Firması İflasın Eşiğinde
    Türkiye’nin Dev Tekstil Firması İflasın Eşiğinde

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump'ı Takdir Etti! 'Katkı Vereceğiz'
    Cumhurbaşkanı Erdoğan Trump’ı Takdir Etti! ‘Katkı Vereceğiz’

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Ziyaretini Anlattı: 'Fevkalade Başarılı Geçti'
    Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Ziyaretini Anlattı… ‘Fevkalade Başarılı Geçti’

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AİHM’den Türkiye’ye Osman Kavala İçin 1 Ay Ek Süre

    AİHM’den Türkiye’ye Osman Kavala İçin 1 Ay Ek Süre


    TUĞBA ÖZER

    Gezi Parkı davası kapsamında tutuklu yargılanan iş insanı Osman Kavala 25 Nisan 2022 yılında “Türkiye Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edildi. Kavala’nın cezası 28 Eylül 2023’te Yargıtay 3. Ceza Dairesi, tarafından onandı.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 18 Ekim 2017’de gözaltına alındıktan sonra 1 Kasım 2017’de Gezi Parkı davası kapsamında tutuklanan iş insanı Osman Kavala ile ilgili hak ihlali kararı vermişti. Mahkeme, bu durumun sona erdirilmesi için AİHS’in 46. Maddesinin 4. fıkrası uyarınca Kavala’nın derhal serbest bırakılması gerektiğine hükmetmişti.

    AİHM’nin ihlal kararına rağmen serbest bırakılmaması üzerine avukatları 18 Ocak 2024’de AİHM’e tekrar başvurdu. 6,5 yıldır cezaevinde bulunan Kavala’nın yaptığı ikinci başvuruyu öncelikli olarak inceleme kararı alan mahkeme başvuruyu 21 Mart 2024’te Türkiye’ye iletti. Türkiye’den savunmasını 16 Temmuz 2024 tarihine dek mahkemeye sunması istenmişti.

    TÜRKİYE EK SÜRE TALEP ETTİ

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Osman Kavala’nın 18 Ocak 2024 tarihinde yaptığı ikinci başvuruya öncelik verdiğini bildirerek Türk Hükümeti’nin cevaplamasını istediği soruları açıkladı. Kavala’nın hukuk temsilcileri tarafından yapılan açıklamaya göre mahkeme, başvurunun incelenmesi için Türk Hükümeti’nden 16 Temmuz 2024’e kadar savunmasını iletmesini beklediğini duyurdu.

    Gerçek Gündem’in ulaştığı kaynaklar AİHM’in Türkiye’nin talebi üzerine süreyi 1 ay daha uzatarak 16 Eylül 2024’e uzattığını belirtti. Kavala’nın serbest bırakılması yönündeki karara uymayan Türkiye’nin bu tarihe kadar savunmasını mahkemeye iletmesi bekleniyor.

    Öte yandan Kavala’nın 2019 ihlal kararı gereği serbest bırakılmaması sebebi ile Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Türkiye hakkında ‘ihlal prosedürü’ başlatmıştı.

    BAŞVURUDA NE DENMİŞTİ?

    AİHM’e yapılan ikinci başvuruda Kavala’nın hukuk ekibinin bildirdiği 2019 kararından bu yana devam eden ve yeni hak ihlalleri şu şekilde sıralanmıştı:

    • Osman Kavala’nın 10 Aralık 2019 tarihinden bugüne kadar süren tutukluluğu bir bütün olarak hukuka aykırıdır (AİHS’in 5. maddesi);

    • Yerel mahkemeler Osman Kavala’nın tutukluluğunun hukukiliğini süratle denetlememişlerdir (AİHS’im 5(4). maddesi);

    • Osman Kavala’nın adil yargılanma hakkı ağır bir şekilde ihlal edilmiştir (AİHS’in 6(1), 6(2) ve 6(3)(d) maddeleri);

    • Osman Kavala’nın Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi (Hükümeti devirmeye teşebbüs etmek) uyarınca mahkûm edilmesi öngörülebilirlik şartına uygun değildir (AİHS’in 7. maddesi)

    • Osman Kavala’nın tutuklanması, kovuşturulması ve hapis cezasına çarptırılması kendisinin bir insan hakları savunucusu olarak susturulması ve cezalandırılması amacını taşımaktadır ve ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü haklarını ağır bir biçimde sınırlandırmaktadır (AİHS’in 10. ve 11. maddeleri);

    • Osman Kavala siyasi bir amaçla tutuklanmış, mahkûm edilmiş ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır. Bu siyasi amaç, onu susturmak ve cezalandırmaktır (AİHS’in 18. Madde ile beraber 5, 6, 7, 10, 11. maddeleri);

    • Masum bir insanın aşırı derecede uzun, keyfi, siyasi saiklere dayalı ve hukuka aykırı bir şekilde tutuklanması ve hakkında verilen müebbet hapis cezasının gözden geçirilme imkanının bulunmaması AİHS’in 3. maddesini ihlal etmektedir.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Can Atalay’ın Vekilliğe İadesi AİHM’de

    Can Atalay’ın Vekilliğe İadesi AİHM’de


    Anayasa Mahkemesi kararına rağmen tahliye edilmeyen TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın vekilliğe iade süreci AİHM’e taşındı.


    Gezi Davası tutuklusu Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına rağmen halen tahliye edilmiyor. DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre; Can Atalay’ın ikisi AYM’de, birisi AİHM’de olmak üzere üç ayrı başvurusu karar verilmeyi bekliyor.

    Can Atalay’ın “hükümeti devirmeye teşebbüse yardım etme” suçundan 18 yıl hapis cezası aldığı Gezi davasının esasına ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurusu bulunuyor. Anayasa Mahkemesi, eski Başkan Zühtü Arslan döneminde bu başvuruyu bölümler önünde incelemeye aldı. Bu konuda Adalet Bakanlığı’nın görüşü alındı. Ancak yeni Başkan Kadir Özkaya döneminde Atalay’ın başvurusu henüz bölüm gündemine alınmadı.

    AYM, ESASTAN GÖRÜŞECEK

    Benzer şekilde aynı davada ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan iş insanı Osman Kavala’nın başvurusu da “bölümler önünde” incelemede. Usulü işlerler tamamlandıktan sonra Gezi davası, AYM tarafından esastan görüşülecek.

    AYM’nin bu davada vereceği olası ihlâl kararı, cezaevinde olan 5 Gezi sanığının tahliyesinin önünü açacak. Osman Kavala, Can Atalay, Mine Özerden, Çiğdem Mater Utku ve Tayfun Kahraman halen cezaevinde bulunuyor.

    Can Atalay’ın Anayasa Mahkemesi’nde yapılmış bir bireysel başvuru dosyası da bulunuyor. Bu başvuru Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin AYM’nin verdiği ikinci hak ihlâli kararına uymaması üzerine yapıldı. Bölümler önünde incelemede olan başvurunun yeni Adli Yıl’da gündeme alınacağı belirtiliyor. AYM’nin, bu başvuruya ilişkin de yeni bir ihlâl kararına imza atması bekleniyor.

    ATALAY, AİHM’E DE BAŞVURMUŞ

    Öte yandan Can Atalay’ın, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin AYM’nin ilk ihlâli kararını uygulamaması üzerine avukatları aracılığıyla AİHM’e başvuruda bulunduğu da öğrenildi. Kamuoyuna açıklanmayan bu başvuruya ilişkin AİHM’deki süreç devam ediyor. AİHM’in bu konuda Türkiye’den savunma istediği belirtildi.

    Can Atalay’ın avukatı Deniz Özen, Atalay’a ilişkin AYM kararlarının hukuki değil siyasi nedenlerle uygulanmadığını belirterek, “Anayasa askıya alındı. Bugün yeni bir mahkeme kararı daha alınsa bunu da uygulamayacaklar” dedi.


    Etiketler

    Anayasa Mahkemesi (AYM)


    AİHM


    Can Atalay

    CHP'li İsme Silahlı Saldırı! Yüzünden Vuruldu
    CHP’li İsme Silahlı Saldırı! Yüzünden Vuruldu

    Fiyatlar İsyan Etti 20 Ton Kavunu Ücretsiz Dağıttı
    Fiyatlar İsyan Etti 20 Ton Kavunu Ücretsiz Dağıttı

    Çamaşır Yıkarken 1 Kapak Ekleyin ; Makinenin Ömrü Uzuyor ve Tüm Kirler Yok Oluyor
    Çamaşır Yıkarken 1 Kapak Ekleyin ; Makinenin Ömrü Uzuyor ve Tüm Kirler Yok Oluyor

    AKP Yeni Anayasa Çalıştayı İçin Tarih Verdi
    AKP Yeni Anayasa Çalıştayı İçin Tarih Verdi

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Erdoğan’ı durdurun’ demişti: PTT’yle AİHM’e gönderdiği dilekçe ‘yolda kayboldu’; ihraç edildi

    ‘Erdoğan’ı durdurun’ demişti: PTT’yle AİHM’e gönderdiği dilekçe ‘yolda kayboldu’; ihraç edildi



    Cumhuriyet yazarı Barış Terkoğlu, 14 – 28 Mayıs öncesi “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir” maddesine dayanarak Recep Tayyip Erdoğan‘ın bir kez daha aday gösterilmesini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyan Hakkari hakimi Ahmet Çakmak‘ın başına gelenleri anlattı.

    Çakmak’ın dilekçeyi 31 Mart’ta PTT’ye verdiğini, burada “Cumhurbaşkanlığı seçimleri 14 Mayıs 2023 tarihinde yapılacaktır. Başvurumu bugün posta yolu ile gönderdiğimde başvurum 11 ila 15 gün arasında sizlere ulaşacaktır. 14 Mayıs 2023 seçim tarihinden önce mümkünse karar verebilmeniz için bir aylık süreniz olacaktır. Ortada anayasayı ihlal eden bir iktidar ve onun emrinde olan YSK vardır. Seçimlerde her türlü hileyi yapacaklardır” dediğini belirten Terkoğlu, şöyle devam etti:

    “Hakim Çakmak, 10 Nisan gibi AİHM’ye postasının ulaşmasını bekliyordu. Ancak olmadı. Neden mi? Posta yolda kayboldu da o yüzden. PTT’den hakim Ahmet Çakmak’a seçimlerin ikinci turundan bir gün sonra 29 Mayıs’ta verilen yanıtta şöyle yazıyordu: ‘Gönderinin akıbetinin belirlenemediği…’ PTT, kaybettiği kritik posta için hakim Çakmak’a yaklaşık 500 TL tazminat da ödedi. Ancak atı alan Üsküdar’ı geçmişti.

    ‘İNTİKAM OPERASYONU BAŞLADI’

    Hakim Çakmak yine de vazgeçmedi. 20 Haziran’da AİHM’ye dilekçesini yeniden yolladı. İlginçtir, aynı gün, daha önce kaybolan postası bulunup AİHM’ye teslim edildi. Derken Ahmet Çakmak’tan intikam operasyonu başladı. İşareti 11 Haziran’da Sabah gazetesi verdi. ‘HSK’dan hadsiz hakime soruşturma’ başlıklı haberde YSK’ye başvuru yapan hakim için soruşturma izni verildiği ilan edildi.

    ‘HAKİMLİKTEN İHRAÇ EDİLDİ’

    Aslında Çakmak hakkında daha önce açılmış bir başka soruşturma ve verilmiş ceza da vardı. Sebebi de Çakmak’ın kimilerine göre sıra dışı tutumlarıydı. Hakim Çakmak, Yargıçlar Sendikası üyesiydi. Kararları da tavrı da son dönemin yargı iklimine uymuyordu.

    2021 yılında, Akçakale hakimiyken, önüne getirilen 12 yaşında iki çocuğun tutuklanması talebini reddederken, talep eden savcının eğitimden geçirilmesi gerektiğini tutanağa yazmıştı. Ya da Akçakale Adliyesi’nde boş bir bölümün hakimler ve savcılar için spor alanı olmasını talep etmişti. Adliyedeki resmi aracın özel işlerde kullanılmasına karşı çıkmıştı. Bunlar soruşturma konusu yapılmıştı. Çakmak buna dayanarak ilk kez yer değiştirme cezası almış, Hakkari’ye sürülmüştü.

    Yetmedi…

    Cezaya itiraz eden sert bir dilekçe yazdı. Yaşadığı olayları Güldür Güldür Şov’un parodilerine benzetti. Dilekçedeki ifadelere bir soruşturma daha açıldı. İkinci kez yer değiştirme cezası aldı.

    İşte bu iki yer değiştirme cezası gerekçe gösterilerek, seçimden bir ay sonra 6 Temmuz’da hakimlikten ihraç edildi. (…)”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ABD’nin işlediği suçları delillendirmişti: Julian Assange’ın ABD’ye iade davası haftaya görülecek

    ABD’nin işlediği suçları delillendirmişti: Julian Assange’ın ABD’ye iade davası haftaya görülecek



    Stella Assange ve WikiLeaks Editör Vekili Kristinn Hrafnsson, Julian Assange’ın 20-21 Şubat’ta İngiltere’de görülecek ABD’ye iade davası öncesi AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

    Biri 6, biri 5 yaşında olmak üzere iki çocukları olduğunu belirten Stella Assange, normalde haftada 1-2 kere cezaevinde eşiyle yaptıkları görüşmeleri 12 gündür yapamadıklarını söyledi. Assange, “Görüşmelerimiz bizim yeniden bir aile olarak bir araya geleceğimiz konusunda iyimser olmamızı sağlıyordu ancak maalesef yasal durum çok kötü” dedi.

    Aynı zamanda avukat olan Assange, eşi hakkında İngiliz mahkemesinin ABD’ye iade kararı vermesi halinde atılacak adımlardan söz etti.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yolunun açık olduğuna işaret eden Assange, “Julian davayı kaybederse İngiltere’de temyiz hakkı olmayacak ve iç hukuk yolları tükenmiş olacak. Bu da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuracağı anlamına geliyor. İngiltere’nin kendisini ABD’ye iade etmesini engellemek için tedbir kararı verilmesini isteyeceğiz. İngiltere’nin bu karara saygı duyması gerekiyor” diye konuştu.

    ABD'nin işlediği suçları delillendirmişti: Julian Assange'ın ABD'ye iade davası haftaya görülecek - Resim : 1

    “CEZAEVİ ŞARTLARIYLA İLGİLİ EMİR VEREBİLECEK TEK KURUM, ASSANGE’I ÖLDÜRME PLANI YAPAN CIA”

    WikiLeaks Editör Vekili Hrafnsson da açıklamasında, Merkezi İstihbarat Teşkilatının (CIA) Julian Assange’a suikast düzenleme planları yaptığı yönündeki iddialara işaret ederek bu iddiaların dahi Assange’ın ABD’ye iadesini durdurmak için yeterli olduğunu belirtti.

    “Bir kişiyi, kendisini öldürme planı yapan kurumların olduğu bir ülkeye iade edemezsiniz” diyen Hrafnsson, ABD Dışişleri Bakanlığının, Assange’ın yargılanması ve cezaevi şartlarına ilişkin verdiği güvencelere de değindi.

    Bakanlığın verdiği sözlerin cezaevlerinde uygulanamayacağını kaydeden Hrafnsson, “Federal Cezaevleri Bürosu bağımsız bir kurum. Kendileri için gerekli olanları yapacaklardır. Onlara cezaevi şartlarıyla ilgili emir verebilecek tek kurum, aynı zamanda Assange’ı kaçırıp öldürme planları yapan CIA’dir. CIA, Assange’ın 7 gün 24 saat izolasyona tabi tutulmasını isterse Federal Cezaevleri Bürosu bunu yapar. Dışişleri Bakanlığının açıklaması yalnızca bir kağıt parçasından ibarettir ve hiçbir kıymeti yoktur” değerlendirmesini yaptı.

    Hrafnsson, İngiltere’nin iade kararı alması halinde başvurulacak AİHM sürecine ilişkin de değerlendirme yaparak AİHM’nin daha önce İngiltere’nin düzensiz göçmenleri Ruanda’ya gönderme kararını durdururken gerekçe gösterdiği 39. maddeyi Assange davasında da öne sürebileceğini söyledi.

    Ancak İngiltere’deki mevcut Muhafazakar Parti hükümetinin bu maddeyi dikkate almadığını söyleyen Hrafnsson, “AİHM’nin karar alması en az birkaç saat sürer. Assange’ı ABD’ye iade etmek için bir uçak bekleyecek ve onu hemen götürecek mi bilmiyoruz. Her senaryoya göre hazırlığımızı yaptık ve anında karşılık vereceğiz. İçişleri Bakanlığına da talep gönderdik çünkü bu karar aynı zamanda siyasi bir karar. Süreç tamamlanana kadar her şeyi durdurma güçleri var. Ancak olumlu bir sonuç alacağımız konusunda umutlu değilim” ifadelerini kullandı.

    ASSANGE’IN DAVA SÜRECİ

    Assange’ın kurduğu WikiLeaks, 28 Ekim 2010’da ABD’nin Irak ve Afganistan’da işlediği suçları da delillendiren 251 bin gizli belgeyi yayımlamıştı.

    Assange, Haziran 2012’de sığındığı Ekvador’un Londra Büyükelçiliğinden 11 Nisan 2019’da çıkarılarak gözaltına alınmış ve “kefaletle serbest bırakılma şartlarını ihlal etmekten” tutuklanarak Londra’daki Belmarsh Hapishanesi’ne konulmuştu.

    Mahkeme, 50 hafta hapse mahkum edilen Assange’ın iade talebi çerçevesinde cezasını tamamladıktan sonra da tutuklu kalmasına karar vermişti.

    Yüksek Mahkeme, 10 Aralık 2021’de Assange’ın ABD’ye iade edilebileceğine hükmetmişti.

    Westminster Sulh Ceza Mahkemesinin 20 Nisan 2022’de iadeye hükmetmesiyle dönemin İçişleri Bakanı Priti Patel, 17 Haziran 2022’de Assange’ın ABD’ye iade edilmesi kararını imzalamıştı.

    Assange’ın avukatları da 1 Temmuz 2022’de karara ilişkin Yüksek Mahkemeye itiraz başvurusunda bulunmuştu.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AİHM kararı sonrası İsmaillerin, Barışların, Timurların ölüm sessizliği

    AİHM kararı sonrası İsmaillerin, Barışların, Timurların ölüm sessizliği

    Aslında, Fransa’nın Strazburg kentindeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) yargılanan Erdoğan’ın 17–25 Aralık sonrasında hukuku bilerek ve isteyerek ayaklar altına aldığı tek adam rejimiydi.

    ByLock, Bank Asya, dernek üyeliği gibi gerekçelerle insanların terör örgütü üyesi olmayacağını hukuka giriş bilgisi almış her insan bilir. Ancak Türkiye’nin anlı şanlı yargıçları ByLock kullanıcılarının nasıl terörist olduğunu ekranlarda ve gazete köşelerinde yıllarca anlattılar. AİHM’in en yüksek organı Büyük Daire ise ByLock kullanmanın, Bank Asya’ya para yatırmanın ve dernek üyesi olmanın suç olmadığını ‘Bilal’in anlayacağı ifadelerle kararında açıkladı.

    ÖLÜM SESSİZLİĞİ…

    Benim en çok dikkatimi çeken, karar sonrasında yandaşların, Ergenekoncuların, ulusalcıların, ünlü avukat ve ceza hukuku hocalarının, her konuda bir sözü olan gazetecilerin; meselâ İsmailgillerin, Barışların, Timurların ölüm sessizliğiydi.

    Sadece onlar mı? Kendisine ana muhalefet partisi diyen CHP’den, merkez sağ partisi olduğunu iddia eden İYİ Parti’ye kadar karara ilişkin kurumsal bir ses çıkmadı. Binlerce üyesi, eski genel başkanları ve çok sayıda eski vekili cezaevinde olan siyasi geleneğin temsilcisi Yeşil Sol’dan ses çıkmaması da ayrıca çok anlamlı. Yüz binleri doğrudan ilgilendiren hukuksuzluğun tespiti karşısında kendini siyasetin solunda gören partinin söyleyecek sözünün olmaması gerçekten çok ilginç. Başkalarının hak mücadelesini görmezden gelerek mi adalet ve hukuk mücadelesi yapacaklar?

    Cumhurbaşkanı ve AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın Gülen cemaatine yönelik kimilerine göre ‘soykırım’ kimilerine göre ise ‘kırım’ını görmezden gelenlerden birisi de adil düzenin temsilcisi olduğunu iddia eden Milli Görüş geleneğinden gelen Saadet Partisi ile Fatih Erbakan’ın Yeniden Refah Partileri. Erdoğan’ın ‘kırım’ söylemini baştan kabul ettiler. Kendilerini muhalefet partisi olarak kabul etseler de AKP’den hak, hukuk, adalet, insan hakları konusunda ayrıldıkları siyasi görüş farklılığı yok.

    CHP, İYİ PARTİ VE YEŞİL SOL’DAN SES ÇIKMADI

    Haklarını yememek lazım. Baştan beri yapılan uygulamaların hukuksuz olduğun savunan DEVA Partili Mustafa Yeneroğlu dışında yorum yapan olmadı. Karardan sonra Gelecek Partili İsa Mesih Şahin’den ikinci gün bir açıklama geldi. CHP eski Milletvekili Ünal Çeviköz, KHK’lı bir diplomatın sosyal paylaşımına cevap olarak, “AİHM kararını haklı bulduğunu” söylemek zorunda kaldı. Kendisi de KHK’lı olan Yeşil Sol Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun ayrı bir yere koyuyorum. Gergerlioğlu, hukuksuz süreçle mücadele ettiği için hukuksuz bir şekilde cezaevine konulmuş bir isim.

    Bu süreçte iktidarın uygulamalarına akıl hocalığı yapan bir öğretim üyesi olan, ünlü ceza hukuku hocası Prof. Dr. İzzet Özgenç’ten bir yorum görmedik. Televizyon ekranlarında her konuda yorum yapabilen ünlü ceza hukuku hocası Erşan Şen de sükût orucunu ifa edenlerden.

    AİHM kararına ilk itiraz Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’tan geldi. Tunç, açıklamasında AİHM’in yetkisini aştığı iddiasının ötesinde bir şey söylemedi. Bundan sonra ne yapacaklarıyla ilgili bir ipucu vermedi. Kararı eleştiren isimlerden biri de iktidarın ‘küçük’ ortağı MHP’li Feti Yıldız oldu. Yıldız, Adalet Bakanı Tunç’un açıklamalarına benzer bir değerlendirmede bulundu.

    ÜNLÜ YOUTUBER GAZETECİLER DE GÖRMEZDEN GELDİ…

    Her sabah kendilerine ait YouTube kanalından her şeye yorum yapan büyük gazetecilerin gündemine de AİHM kararı giremedi. Fatih Portakallar, Fatih Altaylılar ve diğerleri ne zaman ülke gündeminde seçiciliği bırakacaksınız?

    İki milyona yakın insanın hayatını doğrudan ilgilendiren bir karar karşısında muhalif olduğunu öne süren medyanın ve siyasetçilerin durumuna bakıldığında ülkenin geleceği için iyimser olmak mümkün değil.

    Ülkede 2 milyon insanın hayatını alt üst eden kararların uluslararası yargı organı tarafından ‘sistematik’ olarak işlenen kanunsuzluk kabul edilmesini gündem yapamayan muhalefetin ülkeye vereceği bir şey yok.

    SÜLEYMAN ÖZKAYA
    28 Eylül 2023 HABER ANALİZ

    Kaynak: Kronos
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AP raporu mu Adalet Bakanı mı haklı? AİHM eski Yargıcı Rıza Türmen ve Prof. Dr. Osman Can anlattı: “Hukukun üstünlüğü sadece kelime olarak Anayasa’da”

    AP raporu mu Adalet Bakanı mı haklı? AİHM eski Yargıcı Rıza Türmen ve Prof. Dr. Osman Can anlattı: “Hukukun üstünlüğü sadece kelime olarak Anayasa’da”



    Avrupa Parlamentosu (AP), Türkiye hakkında hazırlanan 2022 yılı raporunu kabul etti. Rapora göre, Türk Hükümeti tarafından köklü bir değişiklik yapılmadığı takdirde Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) katılım süreci devam edemeyecek.

    AP’nin Türkiye raportörü Nacho Sánchez Amor’un hazırladığı 2022 Türkiye Raporu, AP Genel Kurulunda yapılan oylamada 18’e karşı 434 oyla kabul edildi. 152 milletvekili çekimser oy kullandı.

    Temel haklar, hukukun üstünlüğü gibi konularda eleştirilere yer verilen raporda, Türkiye’nin üyelik sürecine ilişkin perspektif ise iş birliği odaklı aktarıldı. Türkiye’deki demokratik gerilemesine dikkati çeken AP, kadın hakları, cinsiyete dayalı şiddet, kadın cinayetlerinin artması, LGBTİ+ topluluğuna yönelik yaygın nefret söylemi ve ayrımcılık nedeniyle kaygılı olduğunu ifade etti.

    Eski Anayasa Mahkemesi Raportörü ve eski AKP Milletvekili ve eski AKP MKYK üyesi Prof. Dr. Osman Can, Türkiye’nin son birkaç yıl içinde demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti alanlarında çok ciddi gerilemeler yaşadığı görüşünde. AP Türkiye raporunda Osman Kavala kararına çok geniş yer verildiğine dikkat çeken eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Yargıcı Rıza Türmen ise, AİHM’nin Kavala kararını uygulanmamaya devam edildiği takdirde Türkiye’nin Avrupa Konseyiyle olan ilişkilerin sona erdirilebileceğini söyledi.

    Prof. Dr. Osman Can ve eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen, AP’nin Türkiye hakkında hazırlanan 2022 yılı raporunu Gerçek Gündem’e değerlendirdi.

    PROF. DR. OSMAN CAN: TÜRKİYE DEMOKRASİ, İNSAN HAKLARI VE HUKUK DEVLETİ ALANLARINDA ÇOK CİDDİ GERİLEMELER YAŞIYOR

    AP’nin Türkiye hakkında hazırlanan 2022 yılı raporuna göre, Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinin “mevcut koşullar içinde” yeniden başlatılamayacak. Raporu değerlendiren eski Anayasa Mahkemesi Raportörü ve eski AKP Milletvekili Prof. Dr. Osman Can, Türkiye’nin son birkaç yıl içinde demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti alanlarında çok ciddi gerilemeler yaşadığına işaret ederek raporun çok farklı boyutlarının olduğunu söyledi.

    AP raporu mu Adalet Bakanı mı haklı? AİHM eski Yargıcı Rıza Türmen ve Prof. Dr. Osman Can anlattı: "Hukukun üstünlüğü sadece kelime olarak Anayasa’da" - Resim : 3
    Prof. Dr. Osman Can

    Can’a göre, Türkiye 2015-16’dan bu yana demokrasi konusunda çok ciddi gerilemeler yaşıyor ve 2017 Anayasa değişikliğiyle anayasal düzenin demokrasi iddiasının içi tamamen boşaltıldı:

    “Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, Anayasa’nın geçerliliğinin, bağlayıcılığının önemli ölçüde zedelendiği bir dönem yaşıyoruz. Erkler ayrılığı işlemiyor, hukukun üstünlüğü sadece kelime olarak Anayasa’da yer alıyor, gerçek hayatta karşılığı kalmadı. Bunları sadece AP raporu dile getirmiyor, yıllardır biz hukukçular olarak dile getiriyoruz.”

    “ÜYELİK GÖRÜŞMELERİNİN ASKIYA ALINMASI ÖNERİSİNİ KABUL ETMEMEMİZ GEREKİYOR, BUNUN SONUCU DAHA KÖTÜ OLABİLİR”

    Geçmişte Venedik Komisyonu üyeliği de yapan Osman Can, raporda bahsedilen eksikliklerin yıllarca hukukçular tarafından söylendiğini ve Venedik Komisyonu’nun da değişikliklerle kişiselleştirilmiş otoriter bir sisteme geçildiği tespitinde bulunduğunu ifade etti.

    Rapordaki Türkiye’nin demokratikleşmesi, insan hakları konusu, Türkiye’nin anayasal düzenindeki gerilemelerle ilgili değerlendirmelere bakıldığında rapordaki tespitlerin doğru olduğunu kaydeden Can, üyelik görüşmelerinin askıya alınmasının sonucunun daha da kötüye gidebileceği görüşünde.

    Can, “Üyelik görüşmelerinin askıya alınması önerisini kabul etmememiz gerekiyor, çünkü bunun sonucu daha da kötü olabilir” yorumunu yaptı.

    Osman Can’a göre, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları yargısal olarak da Türkiye’deki geriye gidişleri kanıtlar durumda. Türkiye’nin insan hakları, hukuk ve demokrasi alanında çok ciddi gerilemeler yaşadığının bir kez daha altını çizen Can, “Bunun ötesinde zaten Türkiye’deki uygulamalar da bu gelişmeyi destekler durumda. Bence rapor bu yönüyle ana hatlarıyla bir gerçeği resmetmekten öteye bir şey demiyor” dedi.

    “ADALET BAKANI TUNÇ’UN İFADELERİ GERÇEKLİKTEN ÇOK UZAK”

    Adalet Bakanı Yılmaz Tunç Avrupa Parlamentosu’nun 2022 Türkiye raporuyla ilgili “Türkiye’nin hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı noktasında ilerlemelerini hiç dikkate almayarak, bilakis daha da geriye gittiğimizi ifade ederek çok yanlış ve taraflı, objektiflikten uzak, herhangi bir temeli olmayan bir rapor söz konusu. O nedenle bu raporun bizce bir değeri yoktur” ifadelerini kullandı.

    Can’a göre, Adalet Bakanı Tunç’un raporla ilgili ifadeleri gerçeklikten çok uzak:

    “Adalet Bakanı politik bir figür ve politik bir figür olarak içinde bulunduğu iktidar koşullanmasının gereği neyse onları dile getiriyor.”

    “TÜRKİYE DÜNYA LİSTESİNİN SONLARINA DOĞRU İLERLİYOR”

    Yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti sıralamasında Türkiye’nin dünya listesinin sonlarına doğru ilerlediğini ifade eden Prof. Dr. Can, “Tam da bakanın bahsettiği hususlar en çok sorunlu olduğumuz konular. Yargıya atamaların, AYM üyeliğine atamalar ile HSK’nın durumu ve ilk derece Mahkemelerindeki politik amaç kuşkusu taşıyan operasyonlar hukukun üstünlüğünün içinin bizatihi iktidar odaklarında boşaltıldığını gösteriyor” dedi.

    ESKİ AİHM YARGICI RIZA TÜRMEN: TÜRKİYE EVRENSEL DEĞERLERLE OLAN TÜM BAĞINI KOPARDI

    Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Yargıcı Rıza Türmen ise, son dönemlerde özellikle Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin devreye girmesinden sonra Türkiye’nin evrensel değerlerle olan tüm bağını kopardığına işaret etti.

    AP raporu mu Adalet Bakanı mı haklı? AİHM eski Yargıcı Rıza Türmen ve Prof. Dr. Osman Can anlattı: "Hukukun üstünlüğü sadece kelime olarak Anayasa’da" - Resim : 4
    Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yargıcı Rıza Türmen

    AB’nin ortak değerleri paylaşan devletler topluluğu olduğunu söyleyen Türmen, AB’ye girmek isteyen devletlerin de bu evrensel değerlere sahip olmaları gerektiğini ifade etti. Türmen bu evrensel değerlerin insan hakları, hukuk devleti, demokrasi, yargı bağımsızlığı, çoğulculuk, kuvvetler ayrılığı gibi değerlerden oluştuğunu kaydetti.

    Türmen, asıl problemin Türkiye’nin bu evrensel değerlerle olan ilişkisini kesmesi olduğunu belirtti:

    “Türkiye evrensel değerlere hiçbir şekilde sahip çıkmıyor. Başka bir değer sistemi üzerinden yürüyor. Yerli ve milli değerler dediği başka bir değer sistemi üzerinden yürüyor. O zaman da AB açısından güçlük çıkıyor.”

    “BU ASLINDA BİR REJİM MESELESİ”

    Eski CHP Milletvekili de olan Rıza Türmen, AP Türkiye raporunun aynı zamanda ortak değerlere nasıl uyulması gerektiğini söyleyen bir rapor olduğu görüşünde:

    “Bu aslında bir rejim meselesi. Yani demokrasiyle yönetilen bir ülkeyseniz buna bağlı olarak insan hakları ve hukuk devleti de buna bağlı olarak gelişir. Ancak demokrasiyle yönetilen bir ülke değilseniz o zaman insan haklarının hiçbir güvencesi kalmaz, hukuk devleti ortadan kalkar. Tüm bunlar demokrasiyle iç içe geçmiş şeylerdir. O nedenle tüm bunların değişmesi için rejimin değişmesi gerek.”

    “BU TÜRKİYE’NİN AVRUPA KONSEYİYLE OLAN İLİŞKİLERİN SONA ERDİRİLMESİNE YOL AÇABİLİR”

    AP Türkiye raporunda Osman Kavala kararına çok geniş yer verildiğine dikkat çeken Türmen, Kavala kararının hukuksuzluğun simgesi haline geldiğini belirtti. Türmen, Türkiye’nin hala Kavala kararını uygulamamakta ısrar ettiğini ve bunun ciddi sonuçlarının olacağını söyledi:

    “AİHM, Kavala’nın tutukluluğunun hiçbir delile dayanmadığını söylüyor. Kavala’nın suçu işlediğine dair şüphe uyandıracak en ufak bir delilin olmadığını ve Kavala’nın siyasi nedenlerle tutuklandığını ifade ediyor. Türkiye’ye kararı uygulayın diyorlar. İhlal prosedürü başlatıldı, ikinci AİHM kararı çıktı. Ancak Türkiye hala kararı uygulamamakta ısrar ediyor. Bu Türkiye’nin Avrupa Konseyi’yle olan ilişkilerin sona erdirilmesine yol açabilecek kadar çok ciddi bir mesele.”

    “TÜRKİYE YARGI KANALLARININ HİÇBİRİNİ KULLANMAYAN BİR ÜLKE NE AİHM NE DE ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI UYGULANIYOR”

    Türmen’e göre Türkiye yıllardır yargı kanallarının hiçbirini kullanmayan bir ülke. Ne AİHM kararları ne de Anayasa Mahkemesi kararları uygulanıyor. Raporda yazılan her şeyin doğru olduğunu söyleyen Türmen, raporda bahsedilen eksikleri her gün söylediklerini ifade etti:

    “Burada yapılması gereken biraz geriye çekilip kendimize bakmamız lazım. Bu rapor acaba bizim açımızdan doğru mu diye düşünmemiz gerek. Raporda yazılanlar doğru. Gazetecilerin cezaevine girdiğini, yargı kararlarının uygulanmadığını, basın, akademisyenler ve yazarlar üzerinde büyük bir baskının olduğunu, kadına karşı şiddetin giderek arttığını biz her gün söylüyoruz.”

    Türmen, Adalet Bakanı Tunç’un rapor ile ilgili sözlerine ilişkin ise, “Adalet Bakanlığı rapor için hukukun üstünlüğüne bağlı olmak gerekir diyor. Peki Türkiye’de yargı bağımsızlığı, adil yargılama, hukuk var mı? Bunların hiçbiri yapılmıyor. Tüm bunları yapan bir ülkenin Adalet Bakanı ise AB’yi objektif ve yanlı bulduğunu söyleyerek eleştiriyor” yorumunda bulundu.

    “ÖNCE DEMOKRATİK BİR DEVLET OLMA AMACINIZIN OLMASI GEREKİR”

    Türkiye’nin raporda yazılanlara geri çekilip bakması gerektiğinin bir kez daha altını çizen Türmen, raporda Türkiye’nin kendi eksik ve kusurlarını bulacağını söyledi. Ancak Türmen’e göre, Türkiye’nin bunu yapabilmesi için önce demokratik bir devlet olma iddiasında olması gerekiyor:

    “Eğer demokratik bir devlet olma gibi bir amacınız yoksa o zaman her zaman onlar kötü, biz iyiyiz; onların söylediği şeyler yanlış, bizim söylediklerimiz doğrudur dersiniz. Yani hiçbir şeyi dikkate almazsınız oysa demokrasi amacınız varsa bu rapor size bir ayna görevi görür.”

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AP Türkiye Raportörü Amor Gerçek Gündem’e konuştu: Daha fazla aşk mektubu istemiyoruz Türk yetkililerin demokrasi ve hukukta attıkları adımları görmek istiyoruz

    AP Türkiye Raportörü Amor Gerçek Gündem’e konuştu: Daha fazla aşk mektubu istemiyoruz Türk yetkililerin demokrasi ve hukukta attıkları adımları görmek istiyoruz



    Türkiye’de 14 ve 28 Mayıs seçimlerinin tamamlanmasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni gelişmeler yaşanmasını umduğunu belirtmiş ve AB de ilişkilerin geliştirilmesine olumlu baktıklarını açıklamıştı.

    Türkiye-AB ilişkilerinin arttığı bu dönemde Avrupa Birliği Komisyonu’nun komşuluk ve genişlemeden sorumlu üyesi Oliver Varhelyi, Ankara’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la görüşmüştü.

    Varhelyi ve Fidan, Türkiye-AB ilişkilerinin geliştirilmesi için atılacak adımları ele almış ve vize kolaylığı gibi konularda açıklamada bulunmuşlardı. Ancak görüşmede Türkiye’nin tam üyeliği kapsamında katılım müzakerelerinin canlanması konusu yine ele alınmamıştı. Tam üyelik, hala AB’nin öncelikleri arasında değil.

    AP TÜRKİYE RAPORTÖRÜ NACHO SANCHEZ AMOR: TÜRK HÜKÜMETİ İLERLEME OLARAK DEĞERLENDİREBİLECEĞİMİZ TEK BİR MESAJ BİLE VERMEDİ

    Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor’un hazırladığı Türkiye raporu Avrupa Parlamentosu’nda görüşülmeye başlandı ve bugün oylanması bekleniyor.

    Gerçek Gündem’e konuşan Amor, Türkiye’nin siyasi ve demokratik reformlar konusunda hala siyasi bir irade göstermediğini söyledi. Amor, “Türk hükümeti ülkenin demokratik standartlarında ilerleme olarak değerlendirebileceğimiz tek bir mesaj bile vermedi, vermemeye de devam ediyor” dedi.

    Türkiye’den demokrasi ve hukukun üstünlüğüne ilişkin Avrupa standartlarına yaklaşan bir siyasi irade beklediklerini belirten Amor, Kopenhag kriterlerini hatırlattı.

    Amor’a göre, Türkiye’nin AB müzakerelerine katılım sürecinin ana koşulu demokrasi. Amor, Türkiye’nin insan hakları, hukukun üstünlüğü ile demokrasi konularında hala hiçbir ilerleme sağlayamadığının altını çizdi ve ekledi:

    “Türk yetkililerin yaptığı tek şey, Avrupa Birliği hiçbir kritere uymuyor ama biz neler yapıyoruz gibi yanlış haberleri kamuoyuna yaymak oldu. AB ile yapılan anlaşmanın Gümrük Birliği konusundaki taahhütlerimize tamamen uyan kısmı için Avrupa Birliği’ni suçlamaktan başka bir şey yaptıkları yok.”

    Gümrük Birliği’yle ilgili anlaşmazlıkları ve Dünya Ticaret Örgütü’ndeki tartışmaları çözmek zorunda olduklarını söyleyen Amor, ilerleyen dönemlerde Türkiye’yle ilişkilerin devam edeceğini belirtti.

    “SORUMLULUK TAMAMEN TÜRKİYE’DE, BİZ DAHA FAZLA AŞK MEKTUBU İSTEMİYORUZ”

    Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin standartlarına uymak zorunda olduğunu ifade eden Amor, siyasi irade göstermenin sorumluluğunun tamamen Türkiye’de olduğunu söyledi:

    “Türkiye’nin geleceği için Avrupa perspektifinin önemi üzerine hamasi nutuklar atmakla ilgili değil. Biz daha fazla aşk mektubu istemiyoruz. Biz Türk yetkililerin demokrasi ve hukukun üstünlüğüne ilişkin Avrupa standartlarına yaklaşma yönündeki adımlarını görmek istiyoruz.”

    “TÜRKİYE’NİN TAM ÜYELİĞİ ÖNCELİĞİMİZ BİLE DEĞİL ÇÜNKÜ TÜRKİYE EN UFAK BİR SİYASİ İRADE BELİRTİSİ GÖSTERMEDİ”

    Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik süreci, 1963 yılında Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ortaklık antlaşması imzalamasıyla başladı. 1987’de Avrupa Ekonomik Topluluğu’na ve 1999’da Avrupa Birliği’ne üyelik başvurusunda bulunan Türkiye, 2005 yılında tam üyelik müzakerelerine başladı.

    Türkiye’nin tam üyeliğinin AB’nin öncelikleri arasında olmadığını ifade eden Amor bunun nedeninin Türkiye’nin bu konuda hiçbir çaba göstermemesi olduğunu söyledi.

    Amor, “Türkiye yıllardır işleri düzgün yapsaydı, Avrupa’daki herhangi bir ülkenin ya da herhangi bir siyasetçinin sürece buz koyması daha zor olabilirdi. Ancak şimdi tek bir adım bile atılmadığı için, Türkiye ile ilgili herhangi bir ilerlemeyi göz ardı etmek çok kolay. Tam üyelik önceliğimiz bile değil çünkü Türk yetkililer aday olmak için demokratik koşullar konusunda en ufak bir siyasi irade belirtisi göstermediler” diye konuştu.

    “TÜRK YETKİLİLER ONLARDAN NE BEKLEDİĞİMİZİ ÇOK İYİ BİLİYORLAR”

    Avrupa Birliği Komisyonu’nun komşuluk ve genişlemeden sorumlu üyesi Oliver Varhelyi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Ankara’da görüşmüş, ikili görüşmenin ardından basın açıklaması yapmıştı.

    Varhelyi ve Fidan, Türkiye-AB ilişkilerinin geliştirilmesi için kısa vadede atılacak adımları ele almış ve vize kolaylığı gibi konularda açıklamada bulunmuşlardı. Ancak görüşmede Türkiye’nin tam üyeliği kapsamında katılım müzakerelerinin canlanması konusu yine ele alınmadı. Tam üyelik, AB’nin öncelikleri arasında bile değil.

    Varhelyi ve Fidan’ın açıklamalarını da değerlendiren Amor, Türkiye’nin katılım sürecinin canlandırılmasının tartışılmadığını ifade etti.

    Amor, “Fidan ve Varhelyi ne derse desin, bu tamamen liyakata dayalı bir süreçtir. Avrupa Birliği’nde herhangi bir gerçek cevap olmaksızın bir Türk yorgunluğu var. Türk yetkililer ne beklediğimizi çok iyi biliyorlar” dedi.

    AB’nin Türkiye’den birçok şey beklediğini söyleyen Amor ilk olarak Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyması gerektiğini ifade etti. Amor’a göre, hükümet HDP’yi rahat bırakmalı ve LGBTİ+ aktivistlerinin yargılanmasını durdurmalı. Katılım sürecinin tamamen sona ermemesi için Avrupa’nın Türkiye’den beklediği diğer bir konu ise ülkedeki kültürel yaşamı ve basın özgürlüğünü etkileyen gizli İslamlaştırma gündemini durdurmak.

    TÜRKİYE’YE KARŞI YAPTIRIMLAR MASADA MI?

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Osman Kavala’nın Eylül ayına kadar serbest bırakılmaması halinde Türkiye’ye karşı yaptırım süreci başlatacağı ve Selahattin Demirtaş için de ihlal süreci başlatabileceği uyarısında bulunmuştu. Eylül ayının sonuna doğru gelinmesine rağmen hala iki taraftan herhangi bir açıklama gelmedi. Türkiye’ye karşı yaptırımların masada olup olunmadığı ise hala bilinmiyor.

    Avrupa Konseyi’nin insan haklarıyla ilgilenen uluslararası ve saygın bir kurum olduğunu belirten Amor, Konsey adına konuşmasının doğru olmayacağı yorumunda bulundu:

    “Uluslararası bir kurumun bir kurucusu olmak, bu kurumun değerlerinin ilkelerine bağlı kalmaktır. Ben Avrupa Konseyi’ni temsilen konuşamam ve yorum yapamam ancak tabii ki Avrupa Birliği olarak kararların yerine getirilmemesiyle ilgili gelişmeleri yakından takip ediyoruz.”

    BORRELL’İN EKİM AYINDA TÜRKİYE’YLE İLGİLİ AÇIKLAYACAĞI RAPORUN AMACI İLİŞKİLERİN ÇERÇEVESİNİ BULMAYA ÇALIŞMAK

    AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Joseph Borrell’in Türkiye ile ilişkilerin geleceğine ilişkin raporun Ekim ayında açıklanması öngörülüyor. Raporun hazırlanmasının talimatını veren ise AB Konseyi.

    Amor, ekim ayında yayımlanması öngörülen raporunun amacının Türkiye-AB ilişkilerinin çerçevesini bulmaya çalışmak olduğunu söyledi.

    Borrell’in Türkiye’yle ilgili kritik raporu hazırlarken dikkat etmesi gereken konunun Türkiye ile sağlıklı ilişki kurmanın başka yollarını aramak olduğunu belirten Amor, “Borrell’in ele alması gereken konu Türkiye’nin katılım sürecinin herhangi bir ilerleme göstermediği çünkü Türkiye’nin hiçbir kritere uymuyor” dedi.

    “KATILIM SÜRECİ HER GEÇEN GÜN İŞLEVSİZ HALE GELİYOR”

    Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı her zaman muazzam bir tutku gösterdiğini düşündüğünü ifade eden Amor, katılım süreci ya da üyelik konusunun dışında Türkiye’yle ilişki kurmanın pek çok yolu olduğunu söyledi.

    Katılım sürecinin her geçen gün işlevsiz hale geldiğini belirten Amor, Borrell’in raporlarının rolünü ve önemini şöyle açıkladı:

    “Türkiye ile hangi format altında hangi şartlarda iyi bir ilişki kurabileceğimize bakmak.”

    “İYİ İLİŞKİLERE SAHİP OLMANIZ ÜYELİK ANLAMINA GELMEZ”

    Ancak Amor Kopenhag kriterlerinde ilerleme sağlanmadığı takdirde hiçbir gelişme beklemediğini ifade etti ve ekledi:

    “Ekonomi, gümrükler, vize gibi konuşabileceğimiz daha pek çok konu var. Biz önemli bir komşumuzla yani Türkiye’yle iyi bir ilişkiye sahip olmak istiyoruz. Ancak iyi ilişkilere sahip olmak, hiçbir şekilde ilişkinizin üyelik olacağı anlamına gelmez.”

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***