Etiket: 19 mayıs

  • Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’dan 19 Mayıs Mesajları: Minnetle Anıyoruz

    Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’dan 19 Mayıs Mesajları: Minnetle Anıyoruz


    Türkiye’nin dört bir yanındaki spor kulüpleri, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı yayımladıkları mesajlarla coşkuyla kutladı. Kulüpler, bu özel günün anlam ve önemine dikkat çekerek, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahramanları saygı ve minnetle andı.

    BEŞİKTAŞ

    Beşiktaş Kulübü, resmi internet sitesinden yaptığı açıklamada, 19 Mayıs’ın Türk milletinin bağımsızlık yolundaki ilk adımı olduğunu vurguladı. Mesajda, “Atatürk’ün ‘Bütün ümidim gençliktedir’ sözünden ilham alarak, gençleri yalnızca sporla değil, vatan sevgisiyle de donatmayı ilke ediniyoruz” denildi. Kulüp ayrıca, 1935 yılında Beşiktaşlı yönetici Ahmet Fetgeri Aşeni’nin önerisiyle 19 Mayıs’ın bayram olarak kabul edilmesinin ayrı bir gurur kaynağı olduğunu belirtti.

    FENERBAHÇE

    Fenerbahçe Kulübü, Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 106. yılında yayımladığı mesajda, bu anlamlı günü Türk gençliğine armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve şehitleri saygı ve rahmetle andı. 19 Mayıs’ın, milletin bağımsızlık mücadelesinde bir dönüm noktası olduğu hatırlatıldı.

    GALATASARAY

    Galatasaray Kulübü ise mesajında, Atatürk’ün Samsun’a ayak basarak başlattığı bağımsızlık mücadelesinin izinden yürümeye kararlılıkla devam edeceklerini ifade etti. Kulüp, bu kutlu günün sonsuza dek gururla anılacağını vurguladı.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Siyasilerden 19 Mayıs Mesajları

    Siyasilerden 19 Mayıs Mesajları


    Bugün, birçok siyasi isim, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı sosyal medya üzerinden paylaşımlarla kutladı. Siyasiler, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını anarak, gençliğe olan güvenlerini vurguladı. Mesajlarda birlik, beraberlik ve geleceğe dair umut ön plandaydı.

    İşte o mesajlar:

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan:

    “Aziz milletim, kıymetli gençler, Bugün, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşımızı başlatmak üzere Samsun’a çıkışının 106. yıl dönümü.

    19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nızı en içten dileklerimle kutluyorum.

    Gazi Mustafa Kemal’in Türk gençliğine armağan ettiği 19 Mayıs, ecdadımızın inançla, azimle ve kararlılıkla başlattığı bağımsızlık mücadelesinin ilk adımının atıldığı tarihtir.

    Bizler de ecdadımızın kutsal bir emanet olarak bıraktığı vatana ve Cumhuriyete sahip çıkıyor, ilelebet payidar kalacak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni her alanda ileriye taşıyacak ve yüceltecek adımlar atıyoruz.

    Gençlerimizi yalnızca geleceğin mimarları olarak değil, değişimin itici gücü olarak da görüyor; medeniyet mirasımızı yüreğinde taşıyan Türk gençliğinin enerjisi, azmi ve hayalleriyle yaşadığımız çağa ‘Türkiye Yüzyılı’ damgasını vuracağına yürekten inanıyorum.

    Türkiye’nin geleceğinin inşasında; gençlerimizin enerjisini heba edecek, kısır tartışmalarla ülkemizin kaynaklarını boşa sarf edecek hangi sorun varsa çözüyor ve onu kalıcı olarak yok ediyoruz. Gençlerimize barış ve huzur dolu, yüksek teknolojilerle donatılmış, müreffeh bir ülke bırakma sözümüzü yerine getirmek için bütün gücümüzle çalışıyoruz.

    Bilimden sanata, spordan tarıma, diplomasiden nükleer teknolojilere kadar her alanda gençlerimizin potansiyellerini keşfetmeleri için onlara imkânlar sunuyor, büyük ve güçlü Türkiye idealimizi hayata geçirmek için gençlerimizle birlikte el ele, kol kola yürüyoruz.

    Düşlerini hayata geçirmek için azimle çalışan ve asla pes etmeyerek ecdadından devraldığı medeniyet mirasını daha da yüceltmek isteyen her bir gencimizi sonuna kadar desteklemeye devam edeceğiz.

    Güçlendikçe merkez ülke konumuna gelen ve attığımız adımlarla konumunu pekiştiren Türkiye’nin her başarısında gençlerimizin hakkını teslim ederek, onlar için daha çok çalışma ve başarma azmimizi her zaman canlı tutacağız.

    Bu düşüncelerle, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı tekrar kutluyor, başta Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal olmak üzere Kurtuluş Savaşımızın bütün kahramanlarını saygıyla anıyorum.”

    Osman Aşkın Bak

    “19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun!”

    Yusuf Tekin

    “19 Mayıs, aziz milletimizin gençliğe duyduğu inancın, güvenin ve geleceğe dair umudunun adıdır.”

    Kemal Memişoğlu

    “19 Mayıs; aklın, azmin, inancın, kararlılığın ve adanmışlığın vücut bulduğu bir destanın başlangıcıdır. Bu tarih, istiklal ve istikbalimiz uğrunda yanan meşalenin ilk kıvılcımıdır. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımızı kutluyor; Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere bütün Millî Mücadele kahramanlarımızı minnetle anıyorum.”

    Mansur Yavaş

    “Samsun’un dalgalarından Meclis kürsüsüne uzanan o cesur yolun mirasçıları, bugünün gençleri, geleceğin karar vericileri. Koşun, sorun, üretin ve merak etmeyin: önünüzde duran engelleri hep birlikte kaldıracağız. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun!”

    Kaynak: Haber Merkezi


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • MHP Lideri Bahçeli’den Yeni Süreç İçin Sabır Çağrısı ve Uyarı: ‘Terörsüz Geleceğin Kalın Perdesi Aralandı’

    MHP Lideri Bahçeli’den Yeni Süreç İçin Sabır Çağrısı ve Uyarı: ‘Terörsüz Geleceğin Kalın Perdesi Aralandı’


    MHP Lideri Devlet Bahçeli’den yeni bir açıklama geldi. Bahçeli ‘Fesihle ilgili yeni aşamaya gelindi. Alınganlıklara ve yanlış anlaşılmalara fırsat verilmemeli. Terörsüz geleceğin kalın perdesi aralandı’ diye seslendi.


    Terör örgütü PKK’nın fesih kararı sonrasında yeni sürece ilişkin görüşmeler devam ederken, tarihi çağrının sahibi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçelİ’den yeni bir açıklama daha geldi.

    Bahçeli, TBMM’nde bütün toplumsal kesimlerin temsilcileri olan siyasi partilerin katılımı ile bir komisyon kurulmasını söyleyerek süreçte sabrın önemine dikkat çekti.

    ‘ZAMAN İLERİYE AKMAKTA’

    Bahçeli’nin açıklamasında yer alan ifadeler şöyle:

    Şayet doğru bakılırsa, şayet dikkatle okunup anlaşılırsa yaşanmış hayat ve hadiseler mecmuunun kovuklarından sızan ve süzülen tarihi tecrübeler istikbalin karanlıkta kalan noktalarını tıpkı bir deniz feneri gibi aydınlatacaktır. Elbette zaman geriye değil ileriye doğru akmaktadır. Ancak ilerinin ve ilerlemenin sırrına hakim ve vakıf olabilmenin gerek şartı adım adım yürünerek geride bırakılan çetin, çetrefilli ve çileli yolları her cihetiyle idrak etmektir.

    ‘TÜRK MİLLETİ GERİYE DÜŞMEYECEK’

    Millet olmayı başarmış toplumlar tarihin fırtınalı dönemlerinde sadece ayakta kalmayı başarmakla iktifa etmemiş, sert ve şiddetli mücadele süreçlerinde akıl, ahlak, cesaret ve asalet cevherlerini elbirliğiyle gün ışığına çıkarmasını bilmişlerdir. Hiç kuşku yoktur ki, milletleşme en medeni insanlık seviyesidir. Söz konusu yüksek demokratik ve gelişmiş beşeri mertebeden bihaber olanların komünal toplum önermesi emperyalizmin bayatlamış bir telkini, bayağı bir tembihidir. Bu merkezde olmak suretiyle, Türk milleti tarihin gerisine asla düşmeyecek, etnik kalıntıların zoraki ittifakı veya kabilelere ayrılmış parçalı toplum yapısı halinde tarif, tahdit ve tefrik edilemeyecektir.

    ‘GELECEĞİN KAPISI ARALANDI’

    Devlet ve millet harici toplumsal sistem önerilerinin tartışılıp gündemde tutulması, bu öneri sahiplerinin ciddiye alınması abesin ve akıl dışılığın son eşiğinden başka bir şey değildir. Türkiye’miz muktedir idare ve irade marifetiyle terörsüz geleceğin kalın perdesini aralamış, daralan husumet çemberini yarmak için vaziyet almış, milli birlik ve beraberliği bozucu tesirlere her kesimin katılım ve desteği mucibince, üstelik tamamıyla karşı ve kapalı bir evreye geçmiştir.

    ‘SABIR GEREKTİREN YENİ BİR AŞAMA’

    Bölücü terör örgütü PKK’nın 12 Mayıs 2025 tarihinde silahları bırakma ve örgütsel fesih kararını ilan etmesiyle hassas, nazik, kırılgan ve bir o kadar da sabır gerektiren yeni bir aşamaya geçilmiştir. Provokasyon ortamının tahrik ve tahkimine, sudan sebeplerden dolayı yeşerecek alınganlıklara ve yanlış anlamalara fırsat verilmemelidir. Herkesin sorumlu bir dil kullanması, sonu uçuruma açılan polemik dehlizlerine kapılmaktan uzak durulması, siyasi ve ideolojik çıkar hesaplarına itibar edilmemesi, sağduyu ve aklıselimin çizgisinden sapılmaması hayati değer ve önemdedir.

    ‘BARIŞ TEK KANATLI KUŞ DEĞİL’

    Papaza kızıp oruç bozmak bizim itikat ve inancımızda olmayan bir şeydir. Türkiye Cumhuriyeti devleti meşru, hukuki, egemen varlığını sonuna kadar müdafaa etmekle birlikte, terörizmle müzakere ve mütareke çaba ve çalışmasında hiç olmamış, bundan sonra da olmayacaktır. Gerçekçi, gelişmiş ve geniş kapsamlı barış gönüller ve görüşler arasında yapılandır. Barış tek kanatlı kuş değildir.

    ‘TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİNİ GÖĞSÜNE BASTI’

    Kaldı ki tek kanatla havalanmak mümkün değildir. İkinci kanadın takılarak uçuşun sağlanabilmesi milletimizin tamamının özverisine, özgüvenine, alicenaplığına, metanetine, duasına ve sahiplenmesine bağlıdır. Türk milleti terörsüz Türkiye hedefini ve atılan sağlam adımları doğusuyla batısıyla, kuzeyiyle güneyiyle sevinçle karşılamış ve bağrına basmıştır.
    Geldiğimiz bu süreçte Türkiye artık terörle anılan, hüzünlü manşetlerle hafızalara kazınan bir ülke olmayacaktır.

    Terörsüz Türkiye, hukukunun üstünlüğünü esas alan eşit hak ve yükümlülüklerin egemen olduğu kapsayıcı ve kucaklayıcı, demokrasisini güçlendirmiş, ekonomik refahını artırmış bir Türkiye’dir. Mezkur hedefin uzun süreli kalıcı başarıya ulaşması “Terörsüz Türkiye” stratejisinin geniş bir toplumsal uzlaşmayla milli gayeler doğrultusunda inşasını gerektirmektedir.

    ‘TBMM’DE KOMİSYON KURULMALI’

    Bu kapsamda önümüzdeki dönemin yol haritasını belirlemek üzere anayasal görev, yetki ve sorumlulukla birlikte milli iradenin tecelligahı olan TBMM’nde bütün toplumsal kesimlerin temsilcileri olan siyasi partilerin katılımı ile bir komisyon kurulması akla en yatkın seçenektir.

    Teamüllere uygun olarak TBMM Başkanı’nın çağrısı ile “Yeni Yüzyılın Terörsüz Türkiye Stratejisi; Milli Birlik ve Dayanışma Komisyonu” kurulması samimi teklif ve temennimizdir. Evvelemirde, komisyon çalışmalarının geniş katılımlı ve şeffaf yürütülmesi amacıyla, Gazi Meclis’te temsil edilen 16 siyasi parti temsilcilerinin bulunacağı komisyon 100 üyeden oluşmalı, çalışma şartlarına göre komisyonlar kurulmalıdır.

    Bahçeli, yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

    • İkinci olarak, TBMM’de temsil edilen her siyasi parti en az bir üye ile temsil edilmeli, diğer üyeler grubu bulunan partilerin temsil oranına göre belirlenmelidir.
    • Üçüncü olarak, TBMM’de temsil edilen her siyasi parti komisyonda çalışmak üzere alanlarında uzman iki kişi görevlendirebilmelidir.
    • Dördüncü olarak, komisyon çalışma usul ve esaslarını kendi belirlemelidir.
    • Beşinci olarak, TBMM Başkanı komisyona başkanlık etmelidir.
    • Altıncı olarak, komisyonda kararlar salt çoğunlukla alınmalıdır.
    • Yedinci olarak da, komisyonda alınan kararlar milletvekilleri tarafından teklif haline getirilerek ilgili ihtisas komisyonlarına ve TBMM Genel Kurulu’na sunulmalıdır.

    ‘TERÖRSÜZ YENİ YÜZYIL MUAZZAM BİR OLAY’

    Bölgesel ve küresel gelişmelerin hız kazandığı; siyasi, ekonomik ve diplomatik ilişkilerin devamlı farklı yüz ve yönlerinin tezahür ettiği bir dönemde, Türkiye’mizin aracısız ve bağlantısız şekilde, yalnızca kendi imkanlarıyla terörsüz yeni yüzyılı inşa etmesi muazzam bir olaydır. Hepsinden daha mühimi ise Türkiye’miz ülkeler arası ihtilafların çözüm adresi, diplomatik manevraların ve diyalog manivelaların güvenilir merkezi, barış ve huzur arzularının sivrilen mihveridir.

    Uluslararası müesses nizamın aldığı yıkıcı darbelerle yeni bir dünyanın doğum sancıları günbegün yoğunlaşıyorken, iç cephe ve barış ortamımızı adil, adalet ve hakkaniyet ölçülerine müzahir olarak güçlendirmek hem tarihe, hem ecdada, hem de gelecek nesillere vefa borcumuzdur. Bu borç mutlaka ödenecek, Türkiye Cumhuriyeti bölücü terör musibetini gündeminden söküp atacaktır.
    Statüko kaybetmiş, ezberler bozulmuş, tabular birer birer devrilmiştir.

    ‘OK YAYDAN ÇIKMIŞTIR’

    27 Şubat İmralı çağrısıyla kabuğunu kıran, 10 Mart’ta PYD/YPG’nin silahları Suriye Arap Cumhuriyeti’ne teslim etmeyi, yeni yönetimin kurumlarına entegre olmayı bir mutabakat zaptıyla kabule dayanan, 12 Mayıs’ta ise PKK’nın silah bırakma ve fesih işlemini teyit eden zincirleme gelişmeler Türkiye ve bölge ülkeleri adına çok hayırlı adımlardır. Ok yaydan çıkmıştır. Geriye dönüş yoktur.

    Bunun hilafına herhangi bir eylem, tertip, tuzak, kara propaganda ve ajitasyon vahim sonuçları teşhir edecek, tedavüle sokacaktır. Türkiye hepimizindir. Türk milleti büyük ve kudretli bir ailedir. Merhum düşünürümüz Ziya Gökalp bir defasında şöyle yazmıştır: “Türklerle Kürtler muazzez vatanımızı düşmandan, mukaddes dinimizi fesattan esirgemek için daima birlikte cihada atılmıştır.”
    Ayrıca şunları ifade etmiştir: “Milli Misakımızın Türklerle Kürtlere aynı kıymeti, aynı ehemmiyeti vermesi gösteriyor ki, Türklerle Kürtler arasındaki vefa bağları, sadakat rabıtaları her türlü tasvirin fevkinde bir samimiliğe maliktir.”

    ‘BİN YILDIR KARDEŞİZ’

    Bin yıldır biriz, beraberiz ve kardeşiz. Hep birlikte Türk milletiyiz.
    Hiçbir emperyalist komplo, hiçbir yabancı senaryo ve oyun, hiçbir yalan ve dedikodu aramıza giremeyecek, millet çınarında buluşan ebedi dost ve kardeşliği heba ve israf edemeyecektir.

    ‘BİR TARİH GERÇEĞİ’

    19 Mayıs içinde bir değerlendirme yapan Bahçeli, şunları dile getirdi: 19 Mayıs 1919’da Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışının bariz ve bilinen motivasyonu topyekun Türk milletinin bağımsızlığına duyduğu emsalsiz hayranlık, hürmet ve haysiyetli bağlılık olduğu tartışmasız bir tarih gerçeğidir.

    Biri kadın, üçü çocuk 79 yolcu, altı at ve bir de otomobil ile 16 Mayıs 1919 Cuma günü öğleden sonra saat 16.30’da Galata Rıhtımı’ndan kalkan vapur üç günlük yolculuğun ardından 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun’a ulaşmıştı. Samsun’a atılan ilk adım, girdiği dünya savaşında yıkılmış, parça parça edilmiş ve işgale uğramış mağrur İmparatorluğumuzun kırık dökük harabelerinden yeni bir Türk devletinin inşa amacıydı.

    ‘MUHTEŞEM BİR MUKAVEMET YETENEĞİ’

    Bandırma Vapuru Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkülerini taşımıştı. Şunu bir defa kaydetmek ve açık açık ifade etmek arzusundayım ki, 19 Mayıs atılımı o güne kadar temerküz ve temayüz etmiş Türk devlet şuurunun ayağa kalkışı, kuvveden fiille geçişi, ölü toprağını üzerinden atışıdır. Nitekim 19 Mayıs 1919, Türk devletinin asırlar içinde oluşturup olgunlaştırdığı muhteşem bir mukavemet yeteneğidir.

    ‘MİLLETSEVER KUMANDANLAR’

    Muhasım ve müstevli unsurların işgal ve istilası gözü kapalı izlenemez, aciz ve korkak halde seyredilemezdi. Osmanlı İmparatorluğu’nun üst düzey devlet ricali felaketleri göğüslemek, esaret ve sömürgeleşmeyi önlemek amacıyla ufuk ötesini kavrayan, muhtemel beka sorunlarını önceden sezen, aziz millet varlığının bekasını muhafaza için canını dişine takan bir akla, bir anlayışa, maşeri vicdanın sessiz çığlığına tercüman olan derin bir müktesebata haiz ve sahipti. Bundan mütevellit, çareler aranmış, projeler hazırlanmış, bu süreçte de devletin her kademesinde görev alan vatansever ve milletsever kumandanlar ve siyaset insanları vazifeler üstlenmişti.

    ‘İBRET ALAMAYANLARIN SONU VAHİ AKIBET’

    19 Mayıs hamlesi ezcümle Türk devletinin göz kamaştıran stratejik hamlesidir. Yıkım sürecinde dahi yeni bir Türk devletinin kuruluşunı düşünmek, bunu da zora ve zorbalığa direnerek hayata geçirmek esasen Türk milletinin zamanlar üstü muvaffakiyet beratıdır. 19 Mayıs 1919, 29 Ekim 1923’ün kuluçkasıdır. Tarihten ibret almayanların sonu ise vahi akıbettir. 19 Mayıs 1919’a müdrik olmayanların durmaksızın hamaset ve habaset saçmaları, tekrar Samsun’a çıkmayı duyuran aklıevvel ahmakların saçmalıkları aslında terörsüz Türkiye’den korkmaları, kendilerine ve küçücük siyasetlerine yer bulamayacaklarını hissetmiş olmalarından kaynaklanmaktadır.

    ‘ŞÜPHEM YOK’

    Fakat korkunun ecele faydası yoktur. 19 Mayıs, zulme karşı milli onurun dik duruşu, taviz ve teslimiyeti reddeden şerefli tutumudur. 19 Mayıs, anlık dürtülerin veya dar bir kadronun kararı değil, Türk devlet aklının Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarıyla eyleme geçmesidir. Dün vatanı kurtarmak için sergilenen milli diriliş, bugün yine Türkiye Yüzyılına taşıyacak iradeyi ortaya koymaktadır. Ülkemizin karşı karşıya kaldığı badireler dikkate alındığında Cumhur İttifakı temelinde şekillenen tarihi ve milli mutabakata aziz milletimizin sonuna kadar destek vereceğinden de şüphem yoktur.

    ‘KİMSENİN GÜCÜ YETMEYECEK’

    1919’dan 2025 yılına kadar geçen 106 yıllık dönem tarihin yeniden uyanışına ve büyük Türk milletinin şahlanışına şahitlik etmektedir. Türk milletinin istiklal ve istikbali can pahasına korunacaktır.
    Kim ne yarsa yapsın, hangi kirli ve karanlık hesabın içinde olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti devletini takatten düşürmeye kimsenin gücü ve nefesi yetmeyecektir. 19 Mayıs şuuru geçmişte olduğu gibi canlı, Samsun’a çıkan irade hala meydandadır.

    ‘YÜREKTEN KUTLUYORUM’

    Muhtaç olduğumuz kudret ise damarlarımızda akan kanda gizlidir. Bu düşüncelerle, 19 Mayıs 1919’un 106’ıncı yıldönümünde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, Milli Mücadele kahramanlarımızı, aziz şehitlerimizi şükranla, minnetle ve rahmetle anıyor, muhterem hatıraları önünde hürmetle eğiliyorum.
    Türk gençliğinin ve Türk milletinin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı yürekten kutluyorum.

    Kaynak: Haber Merkezi


    Etiketler

    19 Mayıs


    Devlet Bahçeli


    PKK

    İYİ Parti'den Kırım Tatar Sürgünü Mesajı
    İYİ Parti’den Kırım Tatar Sürgünü Mesajı

    Hangi Besinler Yaşlanmayı Yavaşlatıyor? Yeni Araştırma Ortaya Çıkardı
    Hangi Besinler Yaşlanmayı Yavaşlatıyor? Yeni Araştırma Ortaya Çıkardı

    Bakan Fidan Suudi Arabistanlı Mevkidaşı ile Bir Araya Geldi
    Bakan Fidan Suudi Arabistanlı Mevkidaşı ile Bir Araya Geldi

    Önce Selçuk Bayraktar Şimdi de Güler Sabancı... Uyarı Üstüne Uyarı Geldi, Çok Dikkatli Olun
    Önce Selçuk Bayraktar Şimdi de Güler Sabancı… Uyarı Üstüne Uyarı Geldi, Çok Dikkatli Olun

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Pontos’un 19 Mayıs yüzü

    Pontos’un 19 Mayıs yüzü


    Tamer ÇİLİNGİR


    Helen mitolojisinin ilk tanrılarından biri olan Pontos, denizi simgelemektedir. M. Ö. 8. yüzyılda buraya yerleşen Helenler Karadeniz’e Pontos ismini verirler.

    Eski Helen dilinde, Pontos birçok kaynakta ‘deniz’, ‘Karadeniz sahili’, Pontos Euxenios ise ‘Yabancılara dost deniz’ anlamında kullanılmaktadır. Yine birçok kaynakta Pontos, Küçük Asya’nın kuzeydoğusunda, Kızılırmak Nehri’nin doğusunda kalan coğrafi bölgenin Antikçağ’daki adıdır.

    Pontos bölgesi dendiğinde, Helenistik çağda Pontos Krallığı’nın egemenliğini yaydığı tüm bölgeleri anlamak pek doğru değildir. Zira bu egemenlik alanı, Mithradates Eupator döneminde, Küçük Asya’yı, Kolkhis bölgesini hatta Kırım Yarımadası’nı da kapsamıştır.

    Bugün Sinop’tan Rize’ye kadar uzanan sahil şeridini ve güneyde Erzincan ile Kemah’ı, Divriği, Sivas ve Yıldızeli’ni, Zile, Tokat ve Turhal’ı, Amasya, Gümüşhane ve Bayburt’u içine alan bölgeye Pontos Helen kültürünün üç bin yıldır yaşadığı coğrafya olarak Pontos denir.

    BATILILAŞMADAN PONTOSLULAR DA ETKİLENDİ

    15. yy’dan itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenlik alanına girmeye başlayan Pontos, Osmanlı’daki gelişmelerden doğrudan etkilenen bir konumdaydı.

    Osmanlı’daki Batılılaşma girişimlerinin diğer tüm Hristiyan kesimler gibi sadece Pontoslu Hristiyan Rumlar açısından değil, Müslüman Rumları da edebiyat, sanat, tıp, eğitim gibi konularda 19. yy ortalarından itibaren bir aydınlanma sürecine taşıdığına şahit oluyoruz.

    İttihatçılarla direkt ilişki içinde olunmasa da özgürlük, adalet ve eşitlik sloganlarından Pontoslu Rumlar da etkilendi. Pontos şehirlerinde 1908 sonrası kitlesel mitingler düzenlenip bayram havası coşkusu yaşandı ve İttihatçılara ilk etapta olumlu bakıldı.

    1876’da ilan edilen I. Meşrutiyet ve Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk anayasayısının kabulü çok kısa sürdü ve II. Abdülhamid tarafından anayasa rafa kaldırılıp, parlamento feshedildi. II. Abdülhamid, 33 yıl süren İstibdad Dönemi’nde tüm muhaliflere ama özellikle Ermenilere yönelik katliam ve sürgün girişimlerinde bulundu. 300 bin Ermeni’nin hayatını kaybettiği bu süreç, Hristiyan uluslara yönelik yapılacak olan soykırım planının başlangıcı oldu.

    1909’DAN SONRA ETNİK TEMİZLİK BAŞLADI

    1909 yılında Kilikya’da Ermenilere yönelik gerçekleştirilen katliam ile başlayan süreç 1912’de yaşanan Balkan Savaşı yenilgisiyle etnik temizliğe dönüştü. I. Dünya Savaşı’na Almanların safında giren Osmanlı, 1915 yılında özellikle Ermenilere yönelik 1,5 milyon insanın hayatını kaybedeceği dünyanın en büyük soykırımlarından birine imza attı. Bu süreçte 300 bine yakın Süryani ve 150 bin Pontos Rum’u da hayatını kaybetti.

    İlk tehcir (sürgün) ise 1911’de Rumlara yönelik gerçekleştirildi. Ermeni Soykırımı öncesi yaşanan bu tehcir, İttihatçılar açısından önemli bir deneyim, tecrübe ve prova oldu. 1916 yılından itibaren ise iki yıl sürecek “Rumların Tehciri”yle bu süreç devam etti; bu süreçte ölen Rum sayısı da 150 bin civarındaydı.

    19 MAYIS 1919’DA SOYKIRIM BAŞLADI

    Pontoslu Rumlara yönelik asıl soykırım uygulamaları ise 1919 yılından sonra gündeme geldi. 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, burada ilk olarak Pontos Rum Soykırımı’ndan başrol oynayan Topal Osman, Kel Hasan, Halil Tapanoğlu, Said Tapanoğlu, Mehmet Tataloğlu, Kara Mehmet, Larçınzade Hakkı Bey, Mehmet Tirali, İpsiz Recep gibi çetecilerle görüştükten sonra Pontos Rumlarına yönelik başlattıkları saldırılarda binlerce Rum katledildi. Bu görüşmenin ardından başlayan süreçte Pontos’ta büyük çoğunluğu sivil halkın olduğu büyük bir soykırım başladı.

    Yürütüldüğü iddia edilen savaş ‘yedi düvele’ karşı verilmiş bir savaş değildi. Zira ne İngilizlerle ne Fransızlarla ne de İtalyanlarla bir çatışma yaşanmıştı. 9 Aralık 1920 tarihinde kurulan Merkez Ordusu’nun karargahı ve çalışma alanını ne İngilizlerin olduğu İstanbul, ne İtalyanların olduğu Antalya, ne de Yunan ordusunun ulaştığı Afyon olmuştu. Karargah, Pontos şehri Amasya’ya kurulmuştu. Merkez Ordusu’nun başına getirilen Nurettin Paşa sınırsız yetki ilde donatıldı. Yasa da, mahkeme de, savcı da, yargıç da kendisiydi. Ama buradan anlaşılması gereken, ona bu yetkiyi verenlerden bağımsız hareket ettiği değil, Pontos’daki tüm uygulamaları bizzat kendisini yetkilendirenlerin emirleriyle yerine getirdiği olmalıdır.

    Özellikle savunmasız Rumların köylerine yaptığı saldırılarda yağma, yakıp yıkmanın yanı sıra, kadın ve çocuklara yaptıkları zalimliklerle Rumları yıldırmayı hedefliyorlardı. Özellikle eli silah tutan Rumların partizanlara katılmalarıyla savunmasız kalan köyler hedefleriydi. Bire bir partizanlarla çatışmaktan çekiniyorlardı. Rumlara karşı kurulmuş olan bu çeteler, sadece Rum köylerine yönelik değil, canları istediğinde Müslümanlara da saldırıyor, köy halkının her türlü erzakına, malına mülküne el koyabiliyor, genç kızlara musallat oluyor, can alıyorlardı.

    353 BİN PONTOSLU SOYKIRIMA UĞRADI

    Yüzyıllardır Osmanlı’nın zulmü ile açlık ve yoksullukla boğuşan Rumlar birçok katliama uğrayıp dili, dini ve kültürü yok edilmek istendi. 1914-1921 yılları arasında Amasya, Samsun ve Giresun’da 134 bin 78, Niksar’da 27 bin 216, Trabzon’da 38 bin 434, Tokat’ta 64 bin 582, Maçka’da 17 bin 479, Şebinkarahisar’da 21 bin 448 Rum, mübadele yollarında hayatını kaybeden 50 bin insanla birlikte toplam 353 bin Pontuslu soykırıma uğradı.

    Yunanlılarla yaşanan iki cephe çatışması dışında asıl savaş Pontoslu Rumlara yönelik yapıldı ve memleket işgalcilerden değil, binlerce yıldır o topraklarda doğup büyüyen Rumlardan kurtarıldı. Bu süreçte ayrıca Pontos ve Küçük Asya’da yaşayan 800 bin Rum kayboldu, akıbetleri öğrenilemedi. Pontos’taki kayıpların arasında 25 bine yakın çocuk da vardı.

    Pontos Rum Soykırımı aslında II. Abdülhamid döneminde Ermeniler ile başlayan Hristiyan soykırımının üçüncü etabıydı. 1908’de II. Abdülhamid’in tahttan indirilip II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte 1876’da rafa kaldırılan anayasa tekrar yürürlüğe girdi ve parlamento açıldı. Bu girişimler Osmanlı’dan geri kalan topraklarda özellikle Hristiyan uluslar arasında heyecan yaratıp, bir arada yaşamın umutlarının doğduğu düşüncesini oluşturdu.

    Ancak daha 1909 yılında Kilikya’da Ermenilere yönelik gerçekleştirilen katliam, Hristiyan uluslara yönelik niyeti ortaya çıkardı. 1912 yılındaki Balkan savaşından yenik ayrılan Osmanlı iktidarı, 1876’da II. Abdülhamid’in tahta çıkarılması ile başlayan tek bir etnik ve dini kimlikli modern devlet projesi için kolları sıvadı. Daha önce de bahsedildiği gibi 1876’dan itibaren, toplam 4,5 milyon Hristiyan yok edildi. Ki Osmanlı’nın 1914 nüfus sayımındaki toplam nüfusu 16 milyon civarındaydı. Hristiyanlar bu nüfus içerisinde yaklaşık üçte bir oranında bulunuyorlardı.

    SERMAYENİN ÖNCE MÜSLÜMANLAŞTIRILMASI SONRA MİLLİLEŞTİRİLMESİ

    Bu kadar büyük bir soykırımın bir boyutu da elbette sermaye aktarım süreçleriyle ilgiliydi. Sıkça kullanılan “sermayenin millileştirilmesi” tanımından farklı olarak, bence burada sermayenin millileştirilmesi değil de “Müslümanlaştırılması” süreci desek daha doğru olacak. Genel olarak tüm Hristiyan topluluklarının imhası asıl olarak sermayelerine de el koymak biçiminde şekillendi. Millileşme meselesi Cumhuriyet sonrası için ifade edilebilir.

    Rumlar Osmanlı ekonomisinin yüzde 50’sini ellerinde bulunduruyorlardı. Pontos Rumları da bu yüzdenin içinde önemli bir yerdedirler. Pontoslu Rumların da tüm mal varlıklarına el konuldu bu süreçte. Pontos bölgesindeki ticaret hacminden bahsetmek gerekirse, İngiliz tarihçi Antony Bryer, 1869 yılı itibarıyla Trabzon’un sadece İran ile yapılan ticaret ve denizciliğin yüzde 40’ını elinde bulundurduğundan bahseder. Yine Bryer aynı yıl içerisinde bu ticaretten 200 milyon frank gelir elde edildiğinden aktarır. Öte yandan bir dönem Trabzon Metropoliti olarak görev yapan Yunanistan Başkpiskoposu Chrysantos’un aktarımına göre, Pontos bölgesinin tüm ekonomisini Trabzon’daki dört büyük Yunan bankası kontrol ediyordu. Osmanlı Bankası ise ancak beşinci sırada yer buluyordu.

    Tekrar sermayenin ilk etapta Müslümanlaştırılması, sonrasında ise millileştirilmesi sürecine dönersek, Pontos bölgesindeki ekonominin büyüklüğü İttihatçı ve Kemalist kadrolar tarafından kontrol edilmek istenmiş olabilir. Burada Küçük Asya’da bulunan Rumları hem soykırım hem de mübadele yoluyla imha etmek bir seçenek olarak doğdu. Mübadele ile Yunanistan’a zorunlu göçe tabi tutulan 1 milyon 250 bin Rum’un yaklaşık 200 bini Pontos Rumlarından oluşuyordu.

    PONTOS SOYKIRIMI’YLA YÜZLEŞME

    İttihatçi kadro tarafından başlatılan, Kemalist kadro tarafından devam ettirilen soykırım cumhuriyet döneminde inkar ile birlikte asimilasyona dönüştürüldü. Yüz yıldır okullarda Pontos soykırımı üzerine verilen yanlış bilgilerle orada bir kırımın yaşanmadığı, Pontosluların ‘eşkiya’ olduğu öğretiliyor. İlk olarak bu inkar siyasetinden vazgeçilmesi gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’yla başlayan cumhuriyet ile devam eden soykırımı tanımalı, 353 bin Rum’un katledildiğini kabul etmeli. Bu kabul yüzleşmenin ilk adımı olabilir. Fakat bu yetmez. Yüzyıllardır bölgede uygulanan asimilasyon politikaları terk edilerek, Pontos Rumlarının dilini, kültürünü, geleneklerini yaşatmasını bizzat devlet tarafından teşvik edilmeli. Tek dilde eğitim nedeniyle Pontoslulara unutturulan Romeika için devlet bu konudaki sorumluluğunu almalı. Kendi çabalarıyla yok olmaya terk ettiği dili yine kendi çabalarıyla canlandırmalı.

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Haluk Levent, sokak köpeğiyle yere uzanarak şarkı söyledi

    Haluk Levent, sokak köpeğiyle yere uzanarak şarkı söyledi


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***