Etiket: 12 Eylül

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan ’12 Eylül’ Paylaşımı

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan ’12 Eylül’ Paylaşımı


    12 Eylül askeri darbesinin yıl dönümüne ilişkin paylaşım yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “O meşum günleri asla unutmayacağız” dedi ve ekledi: Bir daha benzer tablolarla karşılaşmamak için gereken her türlü tedbiri almaya devam edeceğiz.



    A+
    Yazı Boyutunu Büyüt


    A
    Yazı Boyutunu Küçült

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 12 Eylül askeri darbesinin 45’inci yılına ilişkin sosyal medya hesaplarından paylaşımda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın paylaşımı şöyle:

    ‘ASLA UNUTMAYACAĞIZ’

    “Demokrasi tarihimizin kara bir lekesi olan 12 Eylül Askerî Darbesi’nin üzerinden 45 yıl geçti… Yüz binlerce insanımızın mağdur edildiği, binlerce vatandaşımızın işkence gördüğü, idamla yargılandığı, acı çektiği o meşum günleri asla unutmayacağız.

    ‘HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALMAYA DEVAM EDECEĞİZ’

    Darbelerle, muhtıralarla, sokak olaylarıyla Türkiye’nin istikbaline kurulan tuzakları hafızalarımızda hep diri tutarken bir daha benzer tablolarla karşılaşmamak için de gereken her türlü tedbiri almaya devam edeceğiz.

    Bir daha ülkemizin gelişmesinin ve kalkınmasının demokrasi dışı yöntemlerle kesintiye uğramasına asla izin vermeyeceğiz.”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan paylaşımına şu görseli ekledi:

    Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan '12 Eylül' Paylaşımı - Resim : 1

    Kaynak: Haber Merkezi


    Etiketler

    Recep Tayyip Erdoğan


    12 eylül

    Fenerbahçe'de Kerem Aktürkoğlu Depremi! O İsim Bizzat Açıkladı: Transferi Bile İsteye…
    Fenerbahçe’de Kerem Aktürkoğlu Depremi

    Uzmanlar Güncel Haritayı Paylaştı! İstanbul Başta Olmak Üzere Birçok Şehir Siyaha Büründü
    İstanbul ve Birçok Şehir Haritada Siyaha Döndü

    Adalet Bakanı Yılmaz Tunç'tan 'Yeni Anayasa' Çıkışı: 'Değişmesi Lazım'
    Bakan Tunç’tan ‘Yeni Anayasa’ Çıkışı: ‘Değişmesi Lazım’

    CHP'den İstifa Eden Beykoz Belediye Meclis Üyesi AKP'ye Geçti
    CHP’den İstifa Eden Bir İsim Daha AKP’ye Geçti

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Esat Oktay Yıldıran kimdir? Yaptığı işkenceler hala konuşulurken ismi bir okula verildi

    Esat Oktay Yıldıran kimdir? Yaptığı işkenceler hala konuşulurken ismi bir okula verildi



    Gerçek Gündem-İzmir’in Buca ilçesinde Belenbaşı Köyü’nde bulunan bir okula, 12 Eylül 1980 askeri cuntasında Diyarbakır Cezaevi’nde İç Güvenlik Komutanı olarak görev yapan ve tutuklulara yaptığı ağır işkencelerle tanınan Esat Oktay Yıldıran’ın adı verildi.

    Yıldıran’ın on yıllardır işkence ile anımsanan isminin bir ilköğretim okuluna verilmesi büyük tepki çekti. Konunun medyaya taşınmasının ardından Milli Eğitim Bakanlığı da bir açıklama yapmak zorunda kaldı. Bakanlığın açıklamasında, okula Yıldıran’ın adının verilmesi, “Tasvip edilemeyecek bir hata” olarak değerlendirilerek, “İzmir’de bir okula Esat Oktay Yıldıran isminin verildiğine ilişkin haberler üzerine Bakanlığımızca gerekli inceleme yapılmıştır. ‘Millî Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’ne göre ad verme yetkisi olan valiliğe (İzmir Valiliği) gerekli bilgi verilmiştir” denildi.

    ESAT OKTAY YILDIRAN KİMDİR

    Esat Oktay Yıldıran 12 Eylül Askeri Darbesi döneminde Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi’nde bulunan tutuklulara ağır işkence yapmasıyla ve onların ölümüne neden olmasıyla biliniyor. Yıldıran hakkında, dışkı yedirmekten, kadınlara tacize, hiç Türkçe bilmeyen mahkumlara işkence ile 1 günde İstiklal Marşı söyletmesine varan işkence yöntemleri uyguladığından bahsediliyordu.

    Yıldıran’ın görev yaptığı dönemde Diyarbakır Cezaevi’nde kalanlar darbe döneminin ardından yaşadıkları işkenceleri anlatmaya başlayınca tüm ülke Diyarbakır Cezaevi vahşetini ve Esat Oktay Yıldırım ismini öğrendi.

    İşte o dönem tanıklıklarından bazıları:

    ‘KADINLARI TACİZ EDİYORDU’

    1981’de Diyarbakır Cezaevinde kalan kadın tutuklulardan Rahime Kesici Karakaş, cezaevindeki ağır koşullar ve Esat Oktay Yıldıran hakkında şunları söyledi:

    “O dönem yapılabilecek en kötü şeyler, hayal bile edemeyeceğiniz en kötü şeyler yapıldı. Gece yarısı kadın koğuşunun kapısı açılıyordu Esat Oktay alkollü bir şekilde askerle içeri giriyordu. Kadınları taciz ediyordu. Boyumuzu tutup duvara yapıştırıyordu ve nefesimiz kesiliyordu. Tabi o sıra taciz ediyordu. Her türlü pisliği yapıyordu. Askerlerin karşısında bunu yapıyordu. Kendisini güçlü his etmesinin tek bir nedeni vardı, özel yetiştirilmişti. Kıbrıs savaşında Rumların kanını içtiğini söylüyordu.”

    ‘KÖPEĞİNE İNSANLAR ‘KOMUTANIM’ DİYECEK VE ESAS DURUŞTA DURACAKLAR’

    78’liler Vakfı Başkanı ve AKP’nin başlattığı Çözüm sürecinde akil insanlar heyetinde yer alan Celalettin Can, Diyarbakır Cezaevi ve Esat Oktay Yıldıran’a tanık olmuş bir avukatın görüşleri için şunları yazmıştı:

    “Bu insanlara insanca yaşama koşulları bile fazla görülüyordu. Dünyada bunun başka bir örneği olduğunu da düşünmüyorum, komutanın, yani Yüzbaşı Oktay Esat Yıldıran’ın köpeğine insanlar ‘komutanım’ diyecek ve esas duruşta duracaklar. İşin ilginç tarafı o köpeğe tekmil vereceksiniz, köpek havlamazsa bu ‘yanlış tekmil verdiniz’ demek olacak ve işkence göreceksiniz. Nazi Kampları ve Guantanamo’da böyle insanlık dışı dramların yaşandığına inanmıyorum. Diyarbakır Cezaevi insanlık onurunun kurtarılabileceği bir laboratuvardır. Çok da zengindir ve bu süreci yaşayanlar hala içimizde yaşıyor.”

    ‘KENDİ DEYİMİYLE “5 NO’LUNUN ALLAHI” OYDU’

    Yıldıran’ın işkencelerine şahit olan Felat Cemiloğlu ise şunları aktarmıştı:

    “Mahkûmlardan sorumlu güvenlik amiri Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran’dı, kendi deyimiyle “5 No’lunun Allahı” oydu. Bizi hapishanede bir teğmenle ona yakın asker karşıladı. Tamamen soyunmamız emredildi. Eşyalarımızı kontrol ederken benim tıraş köpüğümü aldılar, herhalde daha evvel görmedikleri için bunun ne olduğunu sordular. Üst kapağa basınca köpüğün fışkırdığını görünce çok zevklendiler ve köpükleri hepimizin yüzüne, kafasına ve vücutlarımıza fışkırtarak, köpüklü yüzümüze tokat atmaya başladılar. Tokatladıkça köpük üstlerine ve etrafa sıçramakta, onlar da bundan büyük bir zevk almakta ve tekrarlamaktaydılar. Bir müddet sonra nizamî olarak “Geriye dön!” emri verildi. Ben biraz muntazam dönmüş olacağım ki, “İbneye bak, nizamî dönüyor” diye hem alay ettiler hem mükâfat olarak çıplak sırtıma birkaç darbe vurdular.”

    ‘170 KİŞİNİN GÖZÜ ÖNÜNDE ÖLDÜRDÜLER’

    12 Eylül’ün mağdurlarından Dr. Sinan Olcan, işkence faili Esat Oktay Yıldıran hakkında şunları söylemişti:

    “O dönem iç güvenlik amiri Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran’dı. İnsanın onurunu ayaklar altına alan işkenceler yapıyorlardı. Ali Sarıbal isimli arkadaşımızı demir sandalye ile 170 kişinin gözü önünde öldürdüler.”

    ‘BENİ KÖPEĞİ CO’NUN KULÜBESİNE TIKTIRDI’

    Eski Barış ve Demokrasi Partisi Eş Genel Başkanı ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gülten Kışanak da Yıldıran’ın işkencelerine maruz kalan tutsaklardan biriydi.

    Şimdilerde Kocaeli F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Kışanak, Yıldıran hakkında şunları söylemişti:

    “Cezaevi Müdürü Binbaşı Esat Oktay Yıldıran vardı… Bir gün bizim kadınlar koğuşuna girdi… Herkes ayağa kalktı, ben kalkmadım… Sırf içeri girdiğinde ayağa kalkmadım diye, sırf bu gerekçeyle beni köpeği Co’nun kulübesine tıktırdı. Köpeğinin bile kalmak istemediği, pislik içinde, küçücük bir kulübeydi bu… Bir gün değil, iki gün değil, bir ay değil, iki ay değil, tam altı ay orada kaldım. Nefes almanın bile zor olduğu o kulübede bana her gün dayak attılar, her gün işkence yaptılar.”

    Esat Oktay Yıldıran, 1988 yılında İstanbul’da bir otobüste öldürüldü.

    İşkencelerin merkezi Diyarbakır Cezaeevi ise darbenin ve işkencelerin üzerinden 42 yıl geçmesinin ardından, Adalet Bakanlığı’ndan Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilerek, “kültür ve müze” faaliyetleri amacıyla müzeye çevrilmesine karar verildi. Müze 2 Eylül 2024 tarihinde açılacak.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Geçmiş Bugündür: Tanıkları ve sorumlularıyla 12 Eylül’ün belleği Tütün Deposu’nda

    Geçmiş Bugündür: Tanıkları ve sorumlularıyla 12 Eylül’ün belleği Tütün Deposu’nda



    Bire bir buçuk. Bire bir. Tebeşirle çizilmiş sınırları… Yan yanalar… Sansaryan, Gayrettepe… Bir gıdım ışığı kesen, karanlığı boğan, üzerine bir mezar gibi kapanan o demir kapı da orada. 43 yıl sonra… Sapasağlam. Üzerindeki kanlar pasa dönmüş. Köhne bir sokakta, bir ağaca yaslanmış… Duruyor öyle bir mezar taşı gibi…

    Üzerinde künyesi yazılı; Ölüm tarihi: 12 Eylül 1980, Sultanahmet Cezaevi.

    Türkiye’de demokrasinin tam üçüncü kez kesintiye uğradığı gündü o gün. Resmî rakamlara göre 650 bin kişi gözaltına alındı, 230 bin kişi askerî mahkemelerce yargılandı, cezaevlerinde 300 kişi öldü, 48 kişi idam edildi, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. 12 Eylül 1980 itibariyle bir devletin nabzı durdu. Yeniden hayata döndürmek, nabzı yeniden attırmanın bedeli ağır oldu. 17 yaşındaki bir çocuğun boynuna ip dolandı. Şimdi tam karşımda o çocuk. Gözlerinde sorulmamış hesabının acısıyla orada, tam karşımda. Tam karşımızda!

    Geçmiş Bugündür: Tanıkları ve sorumlularıyla 12 Eylül’ün belleği Tütün Deposu’nda - Resim : 1

    “GEÇMİŞ BUGÜNDÜR” SERGİSİ

    Tarihsel Adalet İçin Bellek Müzesi, Türkiye tarihinin en kırılgan dönemi 12 Eylül 1980’in belleğine dair Tütün Deposu’nda “Geçmiş Bugündür” sergisini açtı.

    Tarihsel Adalet İçin Bellek Müzesi’nin yürütücü direktörü Eylem Delikanlı, müzenin eş direktörü ve aynı zamanda sanatçı olan Aylin Tekiner ve Sevim Sancaktar küratöryel tasarımını da üstlendikleri “Geçmiş Bugündür” sergisini Gerçek Gündem’e anlattı.

    Eylem Delikanlı, müzenin kuruluşundan itibaren koleksiyon parçaları, belgelerin bir araya geldiği bir sergi olarak anlatıyor Geçmiş Bugündür’ü.

    Tarihsel Adalet İçin Bellek Müzesi geçen yıl 12 Eylül’e dair ilk dijital müze insan hakları arşivi olarak açıldı. Bu yıl ise müze dijital ortamın yanı sıra bir mekânda “Geçmiş Bugündür” diyerek yüzleşmenin kapısını açtı.

    40 BİNİN ÜZERİNDE BELLEK NESNESİ

    Eylem Delikanlı ve Aylin Tekiner, 4 ayı aşkın bir süreyle sergiyi dijitalden fiziki bir mekâna aktardıklarını anlattı. Delikanlı, dijital ortamın yanı sıra fiziki olarak da bir araya gelişlerin bir ihtiyaç olduğu düşüncesinde. 300 saatin üzerinde sözlü tarih çalışması, 40 binin üzerinde bellek nesnesi, yaklaşık 93 tane dava dosyası… Bunlar sadece Bellek Müzesi’nin arşivinde yer alanların bir kısmı… 12 Eylül’ün hafızasına dair birçok şeye bellekmuzesi.org’ta ulaşmak mümkün.

    Geçmiş Bugündür: Tanıkları ve sorumlularıyla 12 Eylül’ün belleği Tütün Deposu’nda - Resim : 2

    “HALA DEVAM EDEN BİR SÜREÇTEN BAHSEDİYORUZ”

    Serginin küratörlerinden ve sanatçılarından Sevim Sancaktar, Tütün Deposu’nda sergilenen Geçmiş Bugündür’ sergisinin tasarım sürecini anlattı:

    “Kollektif üretimlere açık ve katılımcı bir süreç ortaya koymaya çalıştık. Çünkü hala devam eden ve çok fazla kişiyi etkileyen bir süreçten bahsediyoruz. 12 Eylül’den doğrudan etkilenmiş öznelerin kolektif katkıları ve Tarihsel Adalet için Bellek Müzesi’nin araştırma çıktıları serginin ana çatısını oluştururken bireysel ve kolektif olarak üretilmiş sanat eserleri ile yazarların, gazetecilerin araştırmaları ve çalışmaları da sergide bir araya geliyor. Sergide insan hakları ihlalleri, adalet mücadelesi, uluslararası dayanışma, cezasızlık, yüzleşme ve hesap sorma pratiklerine dair bilgiler de yer alıyor. Darbenin kolektif belleği açısından bakıldığında hala birçok konuda yüzleşilmiş değil. Herkesin kendi hikayesinden paralellikler bulabileceği ve katkı verebileceği bir süreç olması için çabaladık.”

    DUVARLAR KONUŞUYOR

    “Babam Veliköy’de gözaltına alındı.”

    “Bir tane bile aile fotoğrafımız yok.”

    “Aile olarak 1992’de bir araya gelebildik.”

    “Türkü söyleyerek aştım.”

    Duvarlar konuşuyordu. 12 Eylül’ün acısını, yorgunluklarını, ayrılıklarını anlatıyordu. Cümle cümle ağlıyordu duvarlar, kelimeleri hıçkırarak. Tam arkamda bir harita duruyordu. İl il üzerinde rakamlar yazılıydı. Memleketin her bir noktasındaki işkenceyi anlatıyordu.

    Gerisini de sergiyi hazırlayanlar anlattı:

    Eylem Delikanlı: Türkiye’nin ilk işkence haritası. Bu bilgileri birincil kaynaklardan (dava dosyaları, dilekçeler, sözlü tarih…) derledik. Şu ana kadar 13 binden fazla ihlale uğradığı tespit ettiğimiz kişi var. Bunların 8 bin tanesini teyit ettik. Bu harita bize aynı zamanda işkence mekanlarını da gösteriyor. 12 Eylül’de işkence çok yaygındı, dediğimiz şeyin resmine bakıyoruz şu an. Bir taraftan da failleri de işaret ettiğimiz bir harita. Teyit edebildiğimiz bilgiler dahilinde kimler kimlere karşı ne tür ihlallerden sorumlular, hepsini görebiliyoruz.

    Oradalar. İşkence haritasının tam karşısında. Darbenin sorumlularının yüzleri sıra sıra geliyor ekrana. Yanda tanıkların sesleri… Sorumluların yüzüne bakarken, tanıklar işlenen ihlalleri anlatıyor.

    Geçmiş Bugündür: Tanıkları ve sorumlularıyla 12 Eylül’ün belleği Tütün Deposu’nda - Resim : 3

    “TÜRKİYE TOPLUMU DÜNYAYA HALA MAZGAL DELİĞİNDEN BAKIYOR”

    35 ayrı arşiv, 9 sanatçı ve sözlü tarih çalışmaları… Sergi büyük bir incelikle hazırlanıyor. Tam 12 Eylül’de 43 yıl sonra “Yüzleşme”nin kapısını aralıyor.

    Aylin Tekiner: Açılışta hepimize umut veren bir kalabalıkla karşılaştık. Heyecanlı ve duygu yüklü bir ortamdı. Bize sarılanlar, gelip kendi hikayelerini paylaşmak istediğini söyleyenler oldu. Bu türden buluşmaların müzenin gelişmesi için müthiş bir vesile olacağına inanıyorum. Hem dönemin tanıkları, muhatapları hem de bugünün gençleri geldi sergiye. Dolayısıyla farklı kuşakları bir araya getiren bir sergi oldu. Bellek Müzesi’nin koleksiyonlarından elbette sınırlı bir seçkiyi sunuyoruz izleyicilere. Bir çağrı da yapmış olalım buradan. Bellek Müzesi, elindeki arşiv malzemesini bizlerle paylaşmak isteyenlerin katkısına ve dayanışmasına açık.

    Bülent Aydın: Serginin açılışına oldukça yoğun bir katılım oldu. Toplumsal mücadele içerisinde yer alan kişiler vardı. Sultanahmet Cezaevi’nin kapısı var. Onu Küçükayasofya semtinde bir kafenin bahçesinde bulduk. Sevim fotoğrafladı. O odada bir de mazgal deliği var. Yüzbinlerce insan o mazgal deliğinden dünyaya bakabildi. Fakat 12 Eylül öyle bir suç ve toplumsal travma ki aslında hala Türkiye toplumunun büyük bir çoğunluğu dünyaya hala o mazgal deliğinden bakıyor. 12 Eylül geçmedi. O yüzde “Geçmiş bugündür” diyoruz.

    Sergi 8 Kasım’a kadar Tophane’de Tütün Deposu’nda ziyaret edilebilir. 8 Kasım itibariyle ise dijital ortama aktarılarak sanal ziyarete açık olacak.

    Sevim Sancaktar: Müzenin sabit bir mekânı olmasının muhakkak ki farklı etkileri olurdu ama dijital bir dünyada var olması çok fazla veriyi birbiriyle ilişkilendirme şansını arttırıyor. Bu sebeple de serginin yakın zamanda 360 derece çekimleri yapılarak VR (virtual reality) teknolojileriyle müzenin web sitesi www.bellekmuzesi.org adresinden içeriklere erişimin devam etmesi planlanıyor.

    Geçmiş Bugündür: Tanıkları ve sorumlularıyla 12 Eylül’ün belleği Tütün Deposu’nda - Resim : 4

    Sergiye katkı sunan isimler

    Yazılarıyla destek veren Gültan Kışanak ve Osman Kavala’nın yanısıra, Aylin
    Tekiner, Doğa Yirik, Gülçin Aksoy, Gülsün Karamustafa, Güneş Terkol, Nil Yalter,
    Özlem Sulak, Sevim Sancaktar ve Tan Oral sergiye eserleriyle katkı veriyor. Atölyelere
    ve içeriklere destek sunanlar arasında ise; Aybike Haydaroğlu, Berin Uyar, Burcu
    Ballıktaş Bingöllü, Bülent Aydın, Cemile Çakır, Cumartesi Anneleri/İnsanları, Deniz
    Erdem, Emel Ataktürk Sevimli, Eylem Delikanlı, Ezgi Bakçay, Ferhat Kentel, Feyyaz
    Yaman, Feza Kürkçüoğlu, Fikret Akovalı, Hafıza Merkezi / Hafıza ve Sanat Arşivi,
    Hüseyin Yavuz, Mustafa Yükselbaba, Nevzat Açan, Öncü Doğu Gürsoy, Özgül Akıncı,
    Filiz Fırtına, Nalan Yırtmaç, Özgür Sevgi Göral, Özlem Delikanlı, Tanıl Bora, Reyhan
    Yalçındağ Baydemir, S. Yalçınkaya, Sevgi Can Yağcı Aksel, Ülfet Taylı ve Ümide Çelik
    Aysu bulunuyor.

    Sözlü tarih anlatıcıları arasında Aydın Çavlan Erdoğan, Aydın Çubukçu, Ayhan
    Erdoğan, Ayşe Tekiner Çelen, Berin Uyar, Bese Doğan, Bülent Aydın, Bülent Forta,
    Cevriye Aydın, Demet Demir, Deniz Erdem, Dursun Kırbaş, Emel Ataktürk Sevimli,
    Ergün Yılmaz, Esra Koç, Faruk Eren, Fatin Kanat, Gülçin Aksoy, Gülten Kaya, Gündüz
    Vassaf, Hamit Kankılıç, Hamit Kapan, Hediye Bakmaz, Hosrof Dink, Hüseyin Aykol,
    İbrahim Aydın, İkbal Eren, İlkay Alptekin Demir, Kamil Tekin Sürek, Kazım Bayraktar,
    Kerem Fırtına, Mahmut Döğer, Mehmet Erdal, Mikail Kırbayır, Mustafa Kemal
    Kaçaroğlu, Mustafa Özer, Mustafa Yalçıner, Mustafa Yükselbaba, Nebi Barlas, Nevzat
    Açan, Olgun Delikanlı, Öncü Doğu Gürsoy, Pakrat Estukyan, Rahime Kesici Karakaş,
    Rahmi Yıldırım, Rıdvan Akar, Sezai Sarıoğlu, Şenal Sarıhan, Ümide Çelik, Ümit Efe
    bulunuyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Halil Ergün: Bazıları beni ‘YAE’ci olarak suçluyor ama ben doğrudan ‘Evet’ dedim

    Halil Ergün: Bazıları beni ‘YAE’ci olarak suçluyor ama ben doğrudan ‘Evet’ dedim


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 12 Eylül’ün şarkıları

    12 Eylül’ün şarkıları



    12 Eylül’ün şarkıları
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye demokrasisinin ‘kara lekesi’ 12 Eylül’de neler yaşandı?

    Türkiye demokrasisinin ‘kara lekesi’ 12 Eylül’de neler yaşandı?


    12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden 41 yıl geçti. Türkiye demokrasisinde ‘kara leke’ olarak anılan darbe sonrası 650 bin kişi gözaltına alındı, 52 bin kişi de tutuklandı.

    Sıkıyönetim döneminde, 14 kişi cezaevlerindeki açlık grevlerinde, 171 kişi sorguda ve uğradığı işkencelerde, 49 kişi de idam edilerek hayatını kaybetti.

    Tarihler 12 Eylül’ü gösterdiğinde söz konusu plan, aynı isimle sabaha karşı uygulandı ve darbeciler ülke yönetimine el koydu.

    Emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirilen bu darbe, 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü kez açık müdahalesi olarak tarihteki yerini aldı.

    Meclis lağvedildi, anayasa kaldırıldı

    Darbeciler Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi, bütün yetkileri ele aldı.

    Anayasayı uygulamadan kaldıran darbeciler, ardından TBMM’yi lağvederek antidemokratik faaliyetlerine devam etti.

    Ülke genelinde sıkıyönetim ilan edildikten sonra sivil toplum kuruluşlarını hedef alan darbeciler, Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki derneklerin faaliyetlerini durdurdu.

    Siyasi partilerin kapısına kilit vuran darbeciler, Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit’i Hamzakoy’a, Necmettin Erbakan ile Alparslan Türkeş’i ise Uzunada’ya sürgüne göndererek, siyasi yasaklar getirdi.

    “Asmayalım da besleyelim mi?”

    Ülkeye karanlık günler yaşatan darbeciler, acısı yıllarca hafızalardan silinmeyecek idam kararlarının da mimarı oldu.

    Darbeden sonra ilk idamlar, 9 Ekim 1980 tarihinde gerçekleşti. Sol görüşlü Necdet Adalı, ardından ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu idam edildi.

    Darbe öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü gerekçesiyle hüküm giyen 17 yaşındaki Erdal Eren, 19 Mart 1980’de idama mahkum edildi.

    Darbeci Kenan Evren’in 17 yaşında astırdığı Erdal Eren için söylediği “Asmayalım da besleyelim mi?” sözü ise hafızalardaki yerini koruyor.

    Eren’in idam kararı, Yargıtay tarafından iki kez iptal edilmesine rağmen, Milli Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan kararla ve yaşı büyütülerek 13 Aralık 1980’de Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde infaz edildi.

    Kanlı uygulamaların yanı sıra demokrasinin askıya alındığı süreçte 650 bin kişi gözaltına alındı, açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 binden fazla kişi için de idam cezası istendi. 517 kişinin “ölüm cezasına” çarptırıldığı süreçte, 50 kişi idam edildi.

    Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından 14 bin kişinin çıkarıldığı bu dönemde, yaklaşık 100 bin kişi “örgüt üyesi olma” suçundan yargılandı, 30 bin kişi ise “sakıncalı” olduğu iddiasıyla işlerinden edildi.

    Kültür ve sanat hayatının da hedef alındığı bu dönemde, yaklaşık bin film yine sakıncalı bulunduğu için yasaklandı, 4 bine yakın öğretmen ve yüzlerce üniversite görevlisinin işine son verildi. Onlarca gazeteci için de binlerce yıla varan hapis cezaları istendi.

    İnsanlık onurunu hiçe sayan uygulamaların mimarları sözde Milli Güvenlik Konseyi üyesi darbeci generallerin belirlediği Danışma Meclisinin hazırladığı anayasa, 1982’de “güdümlü” referandumla yüzde 92’lik “evet” oyu aldı. Darbenin baş aktörü Evren ve diğer darbecilerin ömür boyu yargılanmasını engelleyen “geçici 15’inci madde” de darbe anayasasına dahil edilmişti.

    Darbenin sorumluları ilk kez hakim karşısında

    “Milli Güvenlik Konseyi üyelerinin yargılanamayacağı”na dair anayasanın geçici 15’inci maddesi, 12 Eylül 2010’daki referandumun ardından kaldırıldı.

    Ardından Türkiye’nin dört bir tarafından, darbenin sorumluları ile bu kişilerin emir ve talimatlarını uygulayanlar hakkındaki suç duyuruları yapıldı.

    O dönem hayatta olan Evren ile eski Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldı.

    Evren ve Şahinkaya hakkında hazırlanan iddianamenin Ankara 12’nci Ağır Ceza Mahkemesince 10 Ocak 2012’de kabul edilmesiyle Türkiye tarihinde ilk kez bir darbenin sorumluları yargı önüne çıkarıldı.

    İki darbeci, ”Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını veya bir kısmını değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya ve anayasa ile teşekkül etmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasına engel olmaya cebren teşebbüs etmek” ile suçlandı.

    Sağlık gerekçesiyle duruşmalara katılmayan Evren ve Şahinkaya, telekonferans aracılığıyla yaptıkları savunmalarında suçlamaları kabul etmedi, kurucu iktidar olduklarını, mevcut mahkemelerin kendilerini yargılayamayacağını öne sürdü.

    Devam eden dava, Ankara 12’nci Ağır Ceza Mahkemesi yasayla kapatılınca dosya Ankara 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesine devredildi.

    Mahkeme, 18 Haziran 2014’te Evren ve Şahinkaya’yı, 1979’da verdikleri muhtırayla “anayasa ve TBMM’yi ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs”, 1980’de de cebren “anayasayı tağyir, tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül eden TBMM’yi ıskat ve cebren men” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı.

    Mahkeme, takdiri indirimle cezayı müebbet hapse çevirdi

    Evren ve Şahinkaya hakkında, Askeri Ceza Kanunu’nun “askeri rütbelerin sökülmesi”ne ilişkin 30’uncu maddesinin de uygulanmasına karar verildi.

    Hükmün ardından sanık avukatları, kararı temyiz etti. Dosya Yargıtay’dayken Evren, 10 Mayıs 2015’te 98 yaşında, Şahinkaya ise 9 Temmuz 2015’te 90 yaşında öldü.

    Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi, temyiz incelemesinde, sanıkların ölümleri nedeniyle davanın düşürülmesine karar verdi.

    Yargıtayın ikinci bozma kararı

    Dosyayı yeniden görüşen yerel mahkeme, karara uyarak düşme kararı verdi ve dosya tekrar Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesine geldi. Daire, yerel mahkemenin kararını bu kez de usul yönünden bozdu.

    Bozma kararında, yerel mahkemenin gerekçesinde lehe olan kanunun 765 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) hükümleri olduğu belirtilmesine karşın, hüküm fıkrasında 5237 sayılı TCK ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca karar verilmesi suretiyle gerekçe ile hüküm arasında karışıklığa neden olunmasının kanuna aykırı olduğu belirtildi.

    Ceza dairesinin bozma kararına uyan mahkeme, Evren ve Şahinkaya hakkındaki kamu davasının ölüm nedeniyle “ortadan kaldırılmasına” karar verdi.

    Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesinin sanıklar hakkında verilen hükmü usul yönünden bozmasının ardından 12 Mayıs 2019’da yeniden yargılama yapan Ankara 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi, bu kez Evren ile Şahinkaya hakkında “kamu davasının ortadan kaldırılmasına” karar verdi.

    Ayrıca Evren ve Şahinkaya’nın malvarlıklarına el konulması ve sanıkların TSK’den çıkarılması ile rütbelerinin geri alınmasına yer olmadığına hükmedildi

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***