Yazar: SG

  • Amed Radyo’nun kabloları çalındı

    Amed Radyo’nun kabloları çalındı


    AMED – Amed Radyo Genel Yayın Yönetmeni Ferat Mehmetoğlu, radyolarında 6’ncı kez yaşanan hırsızlık olayına tepki göstererek, önlem alınmamasına tepki gösterdi. 

     

    Amed Radyo Genel Yayın Yönetmeni Ferat Mehmetoğlu, radyoda yaşanan hırsızlığa dair Diyarbakır Valiliği önünde açıklama yaptı. Mehmetoğlu, yaşadığı sorunu dile getirmek için valilikten randevu istediğini ancak kendisine randevu verilmediğini belirtti. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde Diyarbakır Valisi’nin radyo ve televizyon sahiplerinin yaşadığı mağduriyetlere dair çalışma yapacağını söylediğini hatırlatan Mehmetoğlu, “Ancak Ocak aynıdan şuana kadar herhangi bir çalışma yapılmadı” dedi 

     

    ‘YAYIN YAPAMIYORUZ’

     

    Yaklaşık 15-20 gündür bazı radyo ve televizyonların kablolarının çalındığını belirten Mehmetoğlu,  “Kulelere çıkılıyor, kulelerden kabinelere kadar uzanan kablolar kesiliyor. Bu kesimler nedeniyle radyo ve televizyonlarımızda yayınlarımız aksamış oluyor. Dün akşam saatlerinde Amed Radyo’nun yine kule ve kabine arasındaki yaklaşık 35 metre olan kablosu kesildi. Şehrin mülki sorumlu kişileri, ilgili yerel belediyeler Talaytepe’de bir ıslahat çalışması yapmalı. Çünkü hırsızlık, fuhuş ve tiryakiliğin her türlü durumu orada yaşanıyor ve bu da bizleri mağdur ediyor. Bu hırsızlıklarla her seferinde 60-70 bin TL bazen 100 bin TL değerinde cihazlarımız çalınıyor. Şu anda Amed Radyo TV olarak yaşanan son olaydan sonra şehrimize yayın sağlayamıyoruz” şeklinde konuştu.

     

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Heyecanın adresi transfer arenası 

    Heyecanın adresi transfer arenası 


    YORUM | HASAN CÜCÜK 

    Transfer piyasası hareketli günler geçiriyor. Galatasaray ve Fenerbahçe kalburüstü isimleri kadrosuna katarken, Beşiktaş daha sakin bir transfer sezonu geçiriyor. Ligde birbirlerinin en güçlü rakibi olan Fenerbahçe ve Galatasaray transferde de yeşil sahaları aratmayan mücadele veriyor. Sarı-kırmızılılar, adı Fenerbahçe ile anılan Fildişi Sahilli forvet Wilfried Zaha’yı renklerine bağlayarak, son yılların önemli transfer çalımlarından birini attı. 

    Yeni sezon için geri sayım devam ederken, takımlar kadrolarını takviye için hareketli günler geçiriyor. Transferde gözlerin çevrildiği takımlar, elbette İstanbul’un üç büyükleri oluyor. Ali Koç başkanlığında 5. yılını geride bırakan Fenerbahçe, 9 yıldır gelmeyen şampiyonluk için bu sezon da çok sayıda ismi renklerine bağladı. Arda Güler’i rekor bir bonservisle Real Madrid’e satan Fenerbahçe’de defansın önemli ismi Macar oyuncu Atilla Szalai’nin Bundesliga ekiplerinden Hoffenheim’e imzası an meselesi. Bruma ve Berisha’yı da satan Fenerbahçe’nin, şu ana kadar kasasına 30 milyon Euro girdi. Bu rakama Szalai’den en az 12 milyon Euro daha eklenmesi gerekiyor. Gol kralı Valencia’nın yanı sıra Samatta, Pelkas ve Zajc bedelsiz ayrılan isimler oldu. 

    Transferde gözünü karartan Fenerbahçe, Avrupa futboluna damga vuran Edin Dzeko ve Dusan Tadic’i renklerine bedelsiz bağladı. 10 numara mevki için Polonyalı Sebastian Szymanski, stoperler Becao ile Djiku, sol kanat Ryan Kent, Ümraniyespor’da başarılı bir sezon geçiren forvet Umut Nayır taze güç olarak sarı-lacivertli formayı giyecekler. Gelen oyuncular için kasadan şimdilik 21,8 milyon Euro çıktı. Fenerbahçe’nin kale başta olmak üzere orta saha ve forvet hattına takviye yapması bekleniyor. 

    Okan Buruk yönetiminde sezonu şampiyon tamamlayan Galatasaray, ligin yanı sıra Şampiyonlar Ligi’nde de başarıyı hedefliyor. Devler Ligi’ne katılmak için üç ön eleme geçmesi gereken Galatasaray’ı gruplara kalması durumunda güçlü rakipler bekliyor. PSG’den kiralanan Mauro Icardi’nin şampiyonluk yolundaki büyük katkısı, sezonun bitimiyle birlikte yerini belirsizliğe bırakmıştı. PSG’ye dönen Arjantinli Fransız ekibinin gelecek planları arasında yer almıyordu. Galatasaray’da kalıcı olmasına mutlak bakılan Icardi’nin kafasını karıştıran Suudi Arabistan liginden gelen teklif oldu. Suud’dan gelen teklifi geri çeviren Icardi’nin gelişini geciktiren eşinin sağlık sorunları oldu.

    Icardi cephesinde bu gelişmeler yaşanırken, boş durmayan yönetim İspanyol sol bek Angelino’yu kiralık olarak takıma kazandırdı. Kiralık stoper Kaan Ayhan’ın tapusunu 2,8 milyon Euro’ya aldı. Forvet hattını Halil Dervişoğlu, Cedric Bakambu ve Wilfried Zaha ile güçlendirdi. Özellikle Zaha transferi iki ezeli rakibi yeşil sahalar dışında da karşı karşıya getirdi. 

    Zaha, Crystal Palace formasıyla yıllardır Premier Lig’de ter döktü. Temmuz 2010’da adını A takım kadrosuna yazdıran 30 yaşındaki Zaha, kariyerinin tamamına yakınını Crystal Palace’da geçirdi. Ocak 2013’te 11,75 milyon Euro karşılığında Manchester United’a imza atan Zaha, sezon sonuna kadar kulübünde kiralık oynadı. United kadrosunda yer bulmakta zorlanınca önce Cardiff’e sonra eski kulübü Crystal Palace’a kiralandı. Şubat 2015’te 3,8 milyon Euro bedelle, Crystal Palace kadrosuna tekrar katıldı. 

    Crystal Palace formasıyla çıktığı 458 maçta 90 gol ve 76 asistlik bir performans sergileyen Zaha transfer döneminin popüler isimlerindendi. Sözleşmesi bittiği için bonservisi elinde olan Zaha’nın yıllardır formasını terlettiği Crystal Palace’dan ayrılması beklenmiyordu. Devreye ilk Fenerbahçe ve Suudi Arabistan ligi takımları girdi. Fenerbahçe transferde bir adım öne geçtiği yazıldı. İmza için saatler sayılırken, devreye giren Galatasaray Zaha’yı İstanbul’a getirdi. Zaha’nın Fenerbahçe’nin 8,5 milyon Euro maaş ve 10 milyon Euro imza parası teklifini geri çevirdiği iddia edildi. Yine kulübü Crystal Palace’ın haftalık 200 bin sterlin maaş sözleşme önerisini de itibar etmedi. Galatasaray’a yıllık 5,5 milyon Euro ve 6 milyon Euro imza parası karşılığında ‘evet’ dedi. 

    İki kulüp arasında nefes kesen Zaha savaşından Galatasaray galip çıktı. Geçen sezon Abdulkerim için iki ekip yine karşı karşıya gelmişti. Konyaspor formasıyla parlayan Abdulkerim tercihini sarı-kırmızı renklerden yana yapmıştı. Rizespor formasıyla dikkat çeken Kosovalı oyuncu Vedat Muriqi için iki ezeli rakip 2019’da karşı karşıya gelmişlerdi. Yarıştan Fenerbahçe galip çıkarken, Muriqi için 5,4 milyon Euro bonservis ödedi. Kosovalı’nın sarı-lacivert serüveni bir sezon sürdü. Eylül 2020’de Fenerbahçe’ye veda eden Vedat Muriqi’den kasaya 21 milyon Euro girdi.

    Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Elon Musk yeniden ‘dünyanın en zengini’ oldu

    Elon Musk yeniden ‘dünyanın en zengini’ oldu



    Forbes dergisinin dünyanın en zenginlerine yer verdiği listeye göre, Musk’ın net serveti yerel saatle öğlen itibarıyla yüzde 1,75 artarak 240,7 milyar dolara çıktı. Değerlemedeki artışta Tesla hisselerinin yüzde 2,5’ten fazla artması etkili oldu.

    Louis Vuitton, Christian Dior ve Tiffany’nin sahibi olan lüks eşya devi LVMH’nin Başkanı Arnault’nun serveti ise yüzde 1’den fazla düşüşle 234,9 milyar dolara geriledi.

    Böylelikle Musk, Arnault’yu geride bırakarak dünyanın en zenginleri listesinde yeniden ilk sıraya yerleşti.

    Amazon’un kurucusu ve dünyanın en zengin insanı ünvanını bir süre elinde tutan Jeff Bezos ise 151,9 milyar dolarlık servetiyle üçüncü sırada yer aldı.

    Bezos’u, Oracle’ın kurucusu ve eski CEO’su Larry Ellison 148,1 milyar dolar, Microsoft’un kurucusu Bill Gates 120,6 milyar dolar, Berkshire Hathaway CEO’su Warren Buffet 117,3 milyar dolar servetiyle takip etti.

    Geçen yıl Twitter’ı 44 milyar dolara satın alan Musk, dün şirketin logosunu “mavi kuş”tan “X” harfine değiştirmiş X.com alan adını da siteye yönlendirmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Halk toplantısında tecrit tepkisi: Yeterince dile getirilmiyor

    Halk toplantısında tecrit tepkisi: Yeterince dile getirilmiyor


    HABER MERKEZİ –  Halk toplantılarında söz alan yurttaşlar, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride tepki göstererek, daha fazla gündemleştirilmesi gerektiğini söyledi.

     

    Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) ile Halkların Demokratik Partisi (HDP), seçimlerin ardından “Yeniden yapılanma çalışmaları” kapsamında başlattıkları halk toplantıları sürüyor. 

     

    RIHA

     

    Riha’nin Hewag (Bozova) ilçesinde HDP ilçe örgütünde düzenlenen halk toplantısına HDP sözcüsü Ebru Günay’ın yanı sıra birçok kişi katıldı. Demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına düzenlenen saygı duruşunun ardından konuşan Günay, katılımcılara teşekkür ederek, “Burada olmanız bizim için çok kıymetli. Her eleştirinizi not alarak, tartışacağız hiç bir eleştiri ve öneriniz boşa gitmeyecek. Bizim için demokratik siyasetin inşası seçimlerden çok daha önemli bunun içinde eleştiri ve önerileriniz bizim için çok kıymetli” dedi. Günay’ın konuşmasının ardından, katılımcılar söz aldı.

     

    HALKTAN TECRİT ELEŞTİRİSİ

     

    Katılımcılar, HDP ve Yeşil Sol Parti’nin halk siyasetinden uzaklaştığını belirterek halk içinde ve Kurdistanî siyasettin gelişmesi gerektiğini ifade ettiler.  PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecritte dikkati çeken bir yurttaş, “Sayın Abdullah Öcalan’ın felsefesi sayesinde yenilmiyoruz ve yenilmeyeceğiz” dedi. Ardından söz alan bir genç ise, PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecrittin bir an önce son bulması gerektiğini vurgulayarak, Meclis’te daha fazla gündemleştirilmesi gerektiğini söyledi. Bir başka genç ise PKK Lideri Öcalan üzerindeki tecrittin yeterince dile getirilmesini eleştirdi.

     

    Konuşmaların ardından söz alan Ebru Günay, eleştirileri dikkate alacaklarını söyledi.

     

    AMED 

     

    Amed’in merkez Peyas (Kayapınar), Rezan (Bağlar), Bajare Nu (Yenişehir), Sûr (Sur) ilçesinde halk toplantıları gerçekleştirildi. Rezan’da bir düğün salonunda yapılan toplantıya Yeşil Sol Parti Riha Milletvekili Ömer Öcalan, Yeşil Sol Parti İl Eşsözcüsü Pınar Sakık Tekin, Yeşil Sol Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Cahit Kırkazak, Mezopotamya Dil Kültür ve Araştırma Derneği (MED-DER), Mezopotamya Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (MEBYA-DER),  , Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) üyeleri ve çok sayıda yurttaş katıldı. 

     

    Toplantıda konuşan Öcalan, partinin halkla bir arada var olabileceğini söyledi. Halkın partisi olduklarını yineleyen Öcalan, “Tartışmaları derinlemesine yapmamız önemli, birbirimizi eleştirip yeniden başlamalıyız” ifadelerini kullandı. Ardından öneri ve eleştirilerini sunan yurttaşlar, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin biran önce kaldırılması için eylemselliğin önemine değindi.

     

    Toplantılar akşam saatlerine kadar devam ederken değerlendirmeler basına kapalı bir şekilde sürdü.

     

    COLEMÊRG 

     

    Yeşil Sol Parti Colemêrg Milletvekili Öznur Bartın, Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan ve parti yöneticilerinin katılımıyla Colemêrg’in Bağlar Mahallesi’nde bulunan Sanayi sitesindeki esnaf ziyaret edildi. Yapılan ziyarette esnaflar seçimde yaşanan eksiklikleri ve yaşadıkları sorunları dile getirdi. Burada konuşan Bartın, halkın seçimden sonra yaptığı eleştirilerin dikkate alındığını söyledi. Bartın, “Bizler her zaman olduğu gibi bundan sonra da halkımızın ve esnaflarımızın yanında olacağız” dedi.

     

    Buradan ayrılan heyet daha sonra Colemêrg’de bulunan Sivil Toplum Örgütlerini (STÖ) ve aileleri ziyaret etti. 

     

    ŞIRNEX 

     

    Şirnex’in Elkê (Beytüşşebap), Cizîr (Cizre) ve Silopiya (Silopi) ilçelerinde  ev ziyaretleri  ve halk toplantılarını sürdürüldü. Yeşil Sol Parti Amed Milletvekili Serhat Eren’in de yer aldığı heyet, 5 köyde ziyaretler gerçekleştirdi. Köy ziyaretlerinde konuşan HDP Şirnex İl Eşbaşkanı Abdullah Güngen, “Bu toplantılarda çıkacak sonuçlar yeni sürece cevap olacak” dedi. Ardından konuşan Serhat Eren, “Halkımıza yeteri kadar ittifakı anlatmadık. Ya da ittifak içinde yaşanan sorunlara yeteri kadar cevap olamadık. 3′ üncü yol siyasetimizi halkımızla birlikte kuracağız. Artık siyasetimiz sadece Ankara’da olmayacak, yönümüzü halkımıza döneceğiz” şeklinde konuştu.

     

    Aynı kapsamda Silopiya ilçesinde Yeşil Sol Parti Amed Milletvekilli Adelet Kaya’nın katılımıyla Zirabok köyünde ev ziyaretleri gerçekleştirildi. Bu ziyaretlerde halkın eleştiri ve önerileri dinleyerek not alındı. 

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Elon Musk Twitter’ın logosunu değiştirdi; kuş gitti, x geldi

    Elon Musk Twitter’ın logosunu değiştirdi; kuş gitti, x geldi


    Twitter’ın CEO’su Elon Musk, sosyal medya platformunun klasik ‘kuş’ logosunu ‘X’ harfi ile değiştirdi. Twitter hesabının açıklamasına “X.com” yazan Musk, “X.com” adresinin artık “twitter.com”a yönlendirdiğini açıkladı. Ayrıca “X.com” adresinde kuş logosunun yerine de X logosu çıkıyor.

    Musk, 23 Temmuz’da yaptığı paylaşımda, “Bu gece iyi bir X logosu paylaşılırsa, yarın tüm dünyada yayına geçeriz. Bu X gibi.” ifadelerini kullanmıştı.

    pic.twitter.com/IwcbqMnQtA

    — Elon Musk (@elonmusk) July 23, 2023

    SpaceX ve Tesla’nın da sahibi olan Musk, Twitter’ı ekim ayında satın almış ve o tarihten itibaren radikal değişikliklere gitmişti. Elon Musk, bu yılın başında, Twitter’ın logosunu kısa bir süreliğine, kripto para birimi Dogecoin’in köpek logosuyla değiştirmişti.

    Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇


    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Uzakta martı sesleri

    Uzakta martı sesleri


    YORUM | PROF. DR. MEHMET EFE ÇAMAN

    Uzakta martı sesleri, mavi gök, yeşil ağaçlar. Belki burnuna gelen tanıdık bir koku. Kaybettiklerin yok aklında artık. Yarı yolda bırakanlar da öyle. Ne nalburun önünde çayını içen esnaf, ne berberin ilk müşterisi, uzaklardasın. Yalanlar üzerine kurulu bir ülkenin fiilen vatansızlaştırılmış vatandaşısın. O yalanlar seni, hatta aileni hain ilan ettiğinde sen ne olduğunu ve ne olmadığını bildiğinden ırgalamamıştın belki de. Yine de o burukluk ve yenilmişlik hissini üzerinden atmak, biliyorum, kolay değildi. Onlar o kadar çoktular, sen o kadar güçsüzdün ki. Koca bir ülke bir olup üzerine geldi ve ülkeni insansızlaştırıp bir kuru coğrafyaya indirgedi. O coğrafyayı sevebilirdin diye düşündün, her şeye rağmen. Üzerindeki insanlardan sana neydi? Mahalle aralarının alışık kokuları ve renkleri, koylarının berrak suları, köylerinin sabahı haber veren horoz sesleri, kışın kentlerin yoğun isi-pisi, büyüdüğün mahalle ve gittiğin okul hep aklındaydı ve onlara kimse dokunamazdı. Ama bunların hepsi geçmişti ve usun sürekli şimdiki zamana öykünüyordu. Olanları biliyor olmanın getirdiği bilinç hali, kendini geçmişle avutmana engel oluyordu. Geçmiş artık yoktu. Geçmişteki insanlar yoktular. Geçmişteki sen de yoktun. Bunun ayırtına varmış olarak, hiçbir şey olmamış gibi o ülkeyi sevmeye çabaladın durdun, anlamsızca. Fakat ne kuru coğrafyanın denizleri, mahalleleri ve pazarları, ne geçmişin anılarındaki gizli, ama silinemez mutluluk enstantaneleri, gerçek değildiler. 

    Tüm bu duyguların içinde her sabah güneşle beraber doğmasını siyasi durumlardan kaynaklı kirlenmeyle açıkladın. Öyle ya, mantıklıydın, rasyoneldin, duygularının seni ele geçirmesine direnebilecek sağlam bir karakterin vardı. Fakat o duygular ne sabahları güneşle beraber doğuyor, ne de onunla beraber akşamları batıyordu. Onlar hep oradaydılar. Bunu görmek, bunu hissetmek de acı veriyordu. 

    Siyasi durum böylelikle fail olma durumunu zamanla kaybederken, sen kendini daha iyi anlamaya başlayacaktın. Zamanla! Zamanla dostum! Birileri bir zamanlar sana zamanın her şeyin ilacı olduğunu söylemişti, değil mi? Bu nasıl bir ilaçtı ki yıllardır bir türlü ondan beklenen, söz verilen etkiyi göstermiyordu? Siyasi durumun yerini böylelikle daha gerçekçi bir bakış açısı almaya başladı: esasında sen hep aynı gerçeklikte var olmuştun, ama onun ayırdına varman için başına o yaşanılan tüm olumsuzlukların gelmesi gerekmişti. Yoksa otuz yıllık, otuz beş yıllık dostlukların da, kardeşin gördüğün ve öyle muamele ettiğin akrabalarının da, yıllarca aynı işyerinde çalıştığın meslektaşlarının da şeytanı utandırabilecek keskinlikte ve açıda değişimini nasıl izah edebilirdin kendine? 

    Böylelikle sen yaşadıklarını daha iyi anlamaya başladın ve bunun getirisi, senin daha da yabancılaşman, içe kapanman, diğerlerinin seni anlamasından umudu kesmen oldu. Kaderle ve şansla falan yapılan izahlardan da illallah dedin. 1970’lerin ve 1980’lerin Yeşilçam filmlerindeki gibi her şeyin kolaylıkla izah edilebildiği, iyilerle kötülerin kesin hatlarla birbirinden ayrılabildiği, babacan birinin çıkıp her şeyi düzelttiği o ortam yoktu, olmayacaktı. Ya da çocukken masal plaklarından ve radyo tiyatrolarından dinlediğin öyküler, masallar ve oyunlardaki gibi, kötülerin kötülüklerinin cezasını çektiği, iyilerinse muradına erip kerevetine çıktığı ideal bir dünya – ya da Türkiye – cadının ormanda gizli çikolata ve şekerden evi kadar, Keloğlan’ın güvercinleri ve anacığının lezzetli çorbası kadar, Bolu Dağı’na çıkan Köroğlu’nun Kırat’ını gözü millenmiş babasının cılk çamurda eğitmesi kadar hayaldi! 

    Birkaç kişinin kaprisiyle, üç beş hırsızın kandırmasıyla, bir çetenin hayalleriyle falan uğraşabilirdin de, ya yaygın kötülükle? Aklında sana yapılanlardan çok çocuklarının yaşadığı travmalar… Gittikçe öfkelendin, öfkelendikçe uzaklaştın, uzaklaştıkça anıların silindi gitti, seni unutanların yüzlerini ve seslerini unutmaya başladın. Çocuklar büyürken, acın küçüldü. Olanlara derin anlamlar yüklemeyi bıraktığını fark ettin. Yol kenarında arabanın ezip öldürdüğü boz bir tavşanın kaderi neyse, senin de başına gelenler aynen öyle bir şeydi. Sen özel değildin, evrenin sana yaklaşımı da iltimaslı olmayacaktı. “Oh, ne güzel! Şimdi rahatladım işte!” 

    Acıları mukayese edenlerin yaptığı haksızlığı bile artık anlatacak dermanın kalmamıştı. Hoş, bunları anlattığında dinleyecek birileri olur muydu, orası da şüpheliydi. Yalnız iyi bir şey vardı: Güneş her zamanki yerinden doğuyor, her zamanki yerinden batıyordu. 

    Böylece, insanlar arası ilişkilerinde inşa ettiğin ve sonra da referans noktası olarak belirlediğin insanları da, coğrafyaları da benliğinde terk ettin. Fiziksel terk edişten sonra, bu çok önemliydi. Fiziksel olanla ruhsal olan böylece birbirine uyumlu hale gelmeye başladı. Tıpkı karanlık bir odada önce kalın perdeyi açıp ışığa, sonra da pencereyi ardına kadar açıp temiz havaya merhaba demek gibi bir şeydi. Olmadığına üzüldüğün her şeyin değersizleştiğini ve önemini yitirdiğini gördün. Esas olan şu andı, bu mekândı, yanındakilerdi. Hızla koşarken sadece önüne bakman gibi rasyonel bir karardı bu aslında. Geriye bakmadan sürekli koş. Çünkü geriye bakmak hem takılıp düşmene neden olur, hem de ilerlediğin yeri göremezsin. Oysa görecek çok şey var. Türküdeki gibi “görecek günler var daha”, aldırma! 

    Dediğim gibi. Uzakta martı sesleri, mavi gök, yeşil ağaçlar. Belki burnuna gelen tanıdık bir koku. Kaybettiklerin yok aklında artık. Yarı yolda bırakanlar da öyle. Ne nalburun önünde çayını içen esnaf, ne berberin ilk müşterisi, uzaklardasın. Martılar başka martı. Sesleri aynı olsa da! Gökyüzü aynı mavi, sıcaklık değişse de. Ağaçlar aynı yeşil, altlarından ilk defa geçsen de. Burnuna gelen koku tanıdık değil, ama ikinci kez o kokuyu aldığında inan tanıdık oluyor. Kaybettiklerine değil, bulduklarına odaklanıyorsun. Uzaklarda da değilsin aslında. Çünkü uzaklığı ölçebilecek bir referans noktan kalmamış. 

    Belki de hayat budur. Belki de yaşananlar olağanüstü değildir. Belki de umutsuzluk ve olumsuzluk salt senin iç dünyanla alakalı duygulardır. Belki de hayatın temelleri çok daha basittir. Belki de. Belki.

    Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Gece yarısı akaryakıt fiyatlarına büyük zam: 36 lirayı aştı!

    Gece yarısı akaryakıt fiyatlarına büyük zam: 36 lirayı aştı!


    Brent petrol fiyatları ve döviz kurlarındaki yukarı yönlü hareket nedeniyle akaryakıt fiyatları yükselişe geçti. ÖTV zammıyla birlikte litre fiyatı 6 lira artan benzine bu gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere kallavi bir zam daha geldi.

    Son olarak akaryakıtta ÖTV tutarını artırılmasıyla benzin ve motorin grubunda 6 lira fiyat artışı meydana gelmişti. ÖTV zammının ardından motorine 1 lira 55 kuruşluk bir zam daha yapılmıştı.

    ZAMLI MOTORİN FİYATLARI KAÇ TL OLACAK?

    Gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere benzine 2 lira zam yapıldı. Zamla birlikte 25 Temmuz Salı günü itibariyle benzinin litre fiyatı İstanbul’da 34.05 liradan 36.05 liraya yükseldi. Benzinin litresi Ankara’da ortalama 36.54 liraya, İzmir’de ise 36.64 liraya satılacak.

    ZAMLARIN DEVAMI GELECEK

    Motorin ve LPG (otogaz) fiyatlarında ise herhangi bir fiyat değişikliği beklenmiyor. Sektör temsilcileri, akaryakıt zamlarının devamının geleceğini belirtiyor.

    25 Temmuz Salı akaryakıt fiyatları

    İSTANBUL

    Benzin: 36,03 TL
    Motorin: 33,92 TL
    LPG (Otogaz): 13,56 – 13,98 TL

    ANKARA

    Benzin: 36,55 TL
    Motorin: 34,39 TL
    LPG (Otogaz): 13,99 TL

    İZMİR

    Benzin: 36,56 TL
    Motorin: 34,57 TL
    LPG (Otogaz): 13,99 TL

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Maden katliamı davası: 14 yılda sadece 4 kez taş tozu uygulaması yapıldı

    Maden katliamı davası: 14 yılda sadece 4 kez taş tozu uygulaması yapıldı


    ANKARA – Bartın’ın Amasra ilçesinde 43 işçinin hayatını kaybettiği maden katliamıyla ilgili davada konuşan 14 yıllık işçi Erol Bulduk, 14 yılda sadece 4 kez taş tozu uygulamasının yapıldığını belirtti. 

    Bartın’ın Amasra ilçesinde 43 işçinin hayatını kaybettiği maden katliamıyla ilgili 7’si tutuklu 23 kişinin Bartın Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın 3’üncü duruşması görüldü. Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada, madende yaralanan müştekiler ve hayatını kaybeden madencilerin yakınları davaya katılma talebinde bulundu. 

     

    ‘4 KEZ TAŞ TOZU UYGULAMASI YAPILDI’

     

    Göçükte yaralanan işçi Erol Bulduk’a söz verildi. 14 yıldır aynı ocakta üretim işçisi olarak çalıştığını söyleyen Bulduk, “Sanıklardan şikayetçiyim ve davaya katılmak istiyorum” diyerek vücudundaki kalıcı izleri heyete gösterdi. Kaza sonrası kalıcı engeli oluştuğunu söyleyen Bulduk, “10. ünitede çalışırım, -350 kottadır. Patlamanın gerçekleştiği anı hatırlamıyorum. Gözümü açtığımda iki ay geçmişti, İstanbul’da yoğun bakımda gözümü açtım. Üretim baskısı vardı, tonajı doldurmak için mesai bitse de çalışmaya devam ederdik. 14 yılda taş tozu temizliğinin yapıldığını 4 kere gördüm o da kolay yerlere yapılıyordu -300, -350’ye baksanız taş tozunun çıkmadığını görürsünüz. Gaz yükseldiği zaman tahliye edilip de dışarı çıkma gibi bir durum olmaz. Eksi 320 benim görev yerim değil ama ortak arkadaşlarım vardı, yüksek gaz olduğunu ve bu sebeple çalışamadıklarını söylüyorlardı” diye konuştu.

     

    ‘EŞİM ÖLÜME TERK EDİLDİ’

     

    Madende yaşamını yitiren Mehmet Bulut’un  Babası Ali Bulut ile anne Nebile Bulut sanıklardan şikayetçi olduklarını ve en ağır şekilde cezalandırılmalarını isterken, eşi Buse Bulut, eşinin çalışma koşullarından bahsetti. Bulut,  “Eşim öldürüldüğünde 30 yaşında, üniversite mezunu evli ve 11 aylık kız çocuğu babasıydı. Vefatının son zamanlarında halsizlik, gözlerinde kırmızılık vardı. Mobbing uygulandığından bahsederdi. İşe gelmeyen işçilerin görevlerini de yaptıklarını, haddinden fazla iş yükü olduğunu, bir seneden fazla işe gelmeyen işçilerin olduğunu söylerdi. Şef ve mühendislere hediyelerle kişilere ayrıcalık yapıldığını duydum. Sözlü baskıya maruz kaldığını söylerdi. İş kıyafetlerini kendisi temin ederdi. Havalandırmanın yetersiz ve sıkıntılı olduğunu duydum, sendika seçimlerinden dolayı yasal izin ve mazeret haklarının bile kullanılmadığını söylerdi. Eşim ölüme terk edildi” ifadelerini kullandı.

     

    ‘ÇİZMESİ YIRTIKTI’

     

    Hayatını kaybeden Remzi Özçelik’in eşi Hanife Özçelik, “Sürekli üretim baskısı olduğunu söylerdi. Son zamanlarda halsizlik, baş ağrısı ve mide bulantısı şikayeti vardı. Eşim kıyafetlerini ve çizmelerini dışarıdan alır giyerdi. Çizmesi yırtıktı ve çizme verilmemişti.  Rüşvet ile işlerin yürüdüğünü anlatırdı, içeride sıkıntıların olduğunu, üretim baskının olduğunu, sondaj yapılması gerektiğini ama yapılmadığını söylerdi. Son 3 hafta işten geldiğinde mide bulantısı, baş ağrısı vardı. İşlerin ağırlığından dolayı beli ağrırdı, izin hakları olmasına rağmen izin verilmiyordu. Bu bir katliamdır. Kızım babasını tanımıyor. Bunun hesabını kim verecek, ihmaller yüzünden eşim öldü. Eğitimler kağıt üzerinde, imza attırıp gönderdiler” diye konuştu.

     

    ‘HAVALANDIRMA ARIZALIYDI’

     

    Hayatını kaybeden Mehmet Kara’nın eşi Selda Kara da sanıklardan şikayetçi olduğunu söyleyerek, “Eşim patlamadan önce sıkıntılardan bahsederdi. Hatta ‘Bizi havaya uçuracaklar’ derdi. Havalandırmanın arızalı olduğunu söylüyordu, bu yüzden yıllık izne ayrılmayı planlıyordu. Dün benim evlilik yıldönümümdü ve eşim yanımda yoktu. Bizim ciğerimiz nasıl yandıysa onların da yansın” ifadelerini kullandı.

     

    NE OLMUŞTU?

     

    Türkiye Taşkömürü Kurumu Amasra Müessese Müdürlüğünde 14 Ekim 2022’de yaşanan patlamada 43 işçi hayatını kaybetti, 9 işçi de yaralandı. Patlama sonrası yürütülen soruşturmada, aralarında Amasra Müessese Müdürü Cihat Özdemir, Müdür Yardımcısı Salih Atmaca, İşletme Müdürü Selçuk Ekmekçi, İş Güvenliği ve Eğitim Başmühendisi Volkan Soylu, Başmühendis Mehmet Tural, Emniyet Mühendisi Şahan Kahraman, maden mühendisleri Levent Aydın ve İbrahim Hakan Mengeş tutuklandı; 15 kişi de adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.

     

    Savcılığın hazırlamış olduğu 195 sayfalık iddianamede; tutuklu Amasra Müessese Müdürü Cihat Özdemir, İşletme Müdürü Selçuk Ekmekci, İş Güvenliği ve Eğitim Başmühendisi Volkan Soylu ve Başmühendis Mehmet Tural hakkında yaşamını yitiren her madenci için ‘olası kast ile öldürme’ suçundan 25 yıla kadar hapis istendi. Yöneticiler hakkında ayrıca ‘olası kast ile kişinin yaşamını tehlikeye sokacak şekilde kasten yaralama’ suçundan da ağır yaralanan 4 kişiden her biri için 4 yıla kadar hapis talep edildi. Diğer 4’ü tutuklu 19 kişinin ise ‘bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma’ suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapsi talep edildi. İddianame Bartın Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. İlk duruşması 25   Nisan’da görülen davada, Müdür Yardımcısı Salih Atmaca tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

     

    Duruşmaya yarına kadar ara verildi. 

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Esarette kamp hayatı!

    Esarette kamp hayatı!


    YORUM | M. NEDİM HAZAR

    Bediüzzaman Said Nursi, özellikle esaret yıllarına dair bir eser kaleme almamış olsa da, başka bağlamlar ile zaman zaman esaret günlerine atıflarda bulunmuştur. Örneğin Şualar’da: 

    “Eski Harb-i Umumîde Rusya’nın şimalinde doksan zabitimizle beraber bir uzun koğuşta esir olarak bulunuyorduk. O zatların bana karşı haddimden çok ziyade teveccühleri bulunmasından nasihatla gürültülere meydan vermezdim. Fakat birden asabiyet ve sıkıntıdan gelen bir titizlik, şiddetli münakaşalara sebebiyet vermeye başladı. Ben de üç dört adama dedim: ‘Siz nerede gürültü işitseniz, gidiniz haksıza yardım ediniz.’ “Onlar dahi öyle yaptılar, zararlı münakaşalar kalktı. Benden sordular: ‘Neden bu haksız tedbiri yaptın?’ Dedim: ‘Haklı adam insaflı olur, bir dirhem hakkını istirahat-ı umumînin yüz dirhem menfaatına feda eder. Haksız ise ekseriyetle enaniyetli olur, feda etmez, gürültü çoğalır.” (13. Şua)

    Savaşın uzaması ve Rusya’daki iç karışıklıklar giderek yaygın hale gelince bu gerilim toplama kamplarına da yansımıştı. Rus komutanlar kendi ordularını zor komuta ederken, özellikle askeri esir kamplarında her an bir isyanın çıkmasından endişe ediyorlardı. 

    Özellikle Osmanlı/Türk esirler yerel halk ile de (çoğu Müslüman Tatar idi) iyi ilişkiler kurmasından dolayı bu paranoyaları artık zirve yapmıştı. Bu önyargıdan Bediüzzaman da nasibini alacaktı. Okuyalım: 

    “Rusya’da Kosturma’da doksan esir zabitimizle beraber bir koğuşta idik. Ben, o zabitlerimize ara sıra ders veriyordum. Bir gün Rus kumandanı geldi, gördü, dedi: “‘Bu Kürt gönüllü alay kumandanı olup, çok askerimizi kesmiş. Şimdi de burada siyasî ders veriyor. Ben yasak ediyorum, ders vermesin.’ İki gün sonra geldi, dedi: ‘Madem dersiniz siyasî değil, belki dinîdir, ahlakîdir; dersine devam eyle.” (Lem’alar, s370)

    Bediüzzaman gibi alfa karakterler nerede olursa olsun, bir şekilde idari olmaksızın odak noktası olurlar, nitekim esir kampında da öyle olmuştu. Esir kampındaki sıradan erden en yüksek rütbeli komutana kadar, onun yanına geliyor ders dinliyordu. 

    Nitekim bir keresinde sorulduğunda, “Rusya’da esaretteyken hâkimiyet-i manevîye kurmuştum!” demişti. 

    Peki bu esir kamplarında günler nasıl geçiyordu. 

    Bunun için tekrar Rus kaynaklara müracaat etmemiz gerekiyor. Çünkü çok enteresan gelişmeler oluyor!

    Boris Yegalov (Doktor astronot ile karıştırılmasın) Rusya Beyond’da kaleme aldığı bir yazıda ülkesini temize çıkarma gayretiyle, “Rusya’nın Savaş Esirlerine yönelik muamelesi o dönem için ileri düzeyde kabul edilse de binlerce erkeğin açlıktan ve hastalıktan ölmesini engelleyemedi.” itirafını yapar. 

    Önce de belirttiğimiz gibi Rusya büyük cihan harbinde yaklaşık 2,5 milyon esiri kendi ülkesine götürmüştü. Yine daha önce belirttiğimiz gibi, bu esirlere bir tür “canlı ganimet” olarak bakıyorlardı. 

    Ancak ülkenin içinde bulunduğu siyasi kargaşa ve ekonomik sıkıntı bir yana, esirleri barındıracak uygun yerler bile yoktu. 

    Rusya’nın bu esirleri uhdesine aldığı dönem (1914-1922) ülke tarihinin en çalkantılı dönemiydi aynı zamanda. 

    Esaret günlerini en iyi anlatan isimlerden biri de Kızılhaç adına orada bulunan İsveçli bir aktivist ve hemşire olan (İsveç’in Rusya büyükelçisinin kızı) Elsa Brandstörm’dü. Hatıralarını anlattığı iki ciltlik; “Feindeshand” (Düşmaneli) isimli kitap da yayınlayan Bayan Brandstörm, Ruslardan biraz daha farklı bir esaret ortamı tasvir eder.

    Sibirya Meleği olarak da anılan hemşire Elsa Brandstörm.

    Almanlar için insanüstü bir karakterdi Hemşire Elsa, binlerce Alman askerinin hayatını etkilediği biliniyor. Bugün Almanya’da pek çok caddeye onun ismi verilmiş, onun adına dispanserler, kütüphaneler, okullar var.

    Tarihçiler savaş esirlerinin yakalandıktan sonra, hapsedilecekleri yere varmadan önce bir ila üç ay seyahat ettiğini, ardından sorguya çekildiklerini, eğer insaflı bir komutana denk gelindiyse, yaralı ve hastaların tedavi için bir süre tutulduğunu, geri kalanların ise trenlerle Kiev (Darnitsa) ve Moskova’daki (Ugrezhskaia ve Kozhukhovo) ana toplanma istasyonlarına götürdüğünü yazıyor. 

    Buralarda kayıt altına alınan esirler, daha sonra sayıları 400’ü bulan toplama kamplarına dağıtılıyor.

    Kamplar genellikle Rusların ‘’Voyenni Gorodok’’ (yani askeri şehircik) dedikleri bölgeler oluşturularak inşa ediliyordu. 

    Aslında işkence daha esirler taşınırken yapılmaya başlıyordu. Rus tarihçilerin “sıcak vagonlar” dediği perişan mekanlarda, köhne ahşap ranzalar, aynı ortamda açık tuvaletler (genellikle pis bir kova oluyordu) ve bir yanmayan ocak bulunuyordu. 

    Erzak… Rusların dağıttığı tek erzak su idi!

    Esirlerin çıkarılan yasaya göre günlük bir ödeme alması gerekiyordu ama, henüz kimsenin böyle bir parayı aldığı kayda girmemişti. 

    Bu sebeple esirlerin çoğu dilenmek zorunda kalıyordu.

    Esirler bedava işgücü olarak madenlerde, inşaatlarda, tren ve kara yolunda işçi olarak çok ağır şartlarda çalıştırılıyordu.

    Hz. Bediüzzaman, esir koğuşlarındaki boş muhabbetlerden kısa süre içerisinde fena sıkıldı ve bir çözüm üretti… Yazıyı okumaya devam edelim…

    Kosturma’nın hemen yanıbaşındaki Sharya’da (aynı isimli demiryolu şirketine) bedava hizmet veren esir askerler.
    Yemek diye dağıtılan lapayı alan bir esir.

    Rusya esir alma işine o kadar hazırlıksız girmiş ve sevkiyatı o kadar bilinçsizce yapıyordu ki, pek çok bölgeye yerleşen esirlerin nüfusu yerel halkı çoktan geçmişti. 

    Kamplar eğer resmi bir daireden dönüştürülmediyse, genellikle iptidai barakalardan oluşuyordu. Rus askerler buna Zemlianki (Yere kazınmış kulübe) diyordu. Yine hemşire Elsa’ya göre, hiçbir esir koğuşunda kapasiteye göre esir tutulmuyordu. En az yüzde 50 daha fazlaydı. 

    Bu son derece ağır şartlara rağmen Ruslara göre sorun yoktu, hatta General Rachamimov’a göre, esirler pek çok yerel haktan daha konforlu bir hayat sürüyordu!

    Bura rağmen savaşta ölen esirlerin anısına 2014 yılında Kosturma’ya bir anıt dikildi.

    Günümüz Kosturma’nın uydu görünüşü.
    Son derece kıymetli iki eser…

    Fakat çok da haksızlık etmeme adına, bazı kamp personeli esirlerle bire bir ilişki kurabiliyor ve hatta kayıt dışı olarak onları kamp dışına çıkarıyor, yakındaki yerleşim yerlerini geziyorlar, Tatar ailelere misafir oluyorlar, günlük, haftalık gazete dergileri toplayıp kampa tekrar geri dönüyorlardı. 

    Tıpkı Bediüzzaman gibi bu zorlu esareti yaşayıp, daha sonra firar eden Hüsamettin Tuğaç, günlük kamp hayatını şöyle anlatıyor: 

    “Şehrin dışında çok esaslı, sağlam yapılmış bir askeri şehir var ki, üçer katlı yan yana sıralanmış büyük binalardan kurulmuştu. Bu büyük kışlalardan birinde 50 – 60 kadar katlı Alman subay bulunuyordu. Biz 5 Türk subayı da bu pavyonda bir odaya verdiler. Alman esirlerinden bir er, bizim oturduğumuz katta Alman subaylarına yemek pişiriyordu. Biz de bu Alman mutfağına katıldık. Şu var ki Alman yemek porsiyonu bizden iki arkadaşı doyuruyordu. Şamlı Hakkı, ara sıra canının istediği yemeklerden yapıyor biz de onun Türk yemeklerini lezzetle yiyorduk. Kamp komutanı yaklaşık olarak 60 yaşlarında ufak yapılı bir emekli yarbay idi. Bize ara sıra sıcak giyecek, çorap gibi şeyler satardı. Bana da kalın iyi bir kışlık palto sattı. Pek az Fransızca biliyordu.

    Şu kısım çok ilginç: 

    “Maraşlı Hakkı isimli bir subayımız vardı. Bir süre sonra onu kıskanmaya başlamıştır. Zira kamp komutanı ile arası çok iyi idi. İstediği zaman muhafızsız şehre gider gelir, bazen de otellerde yatardı. Güzel bir sivil elbise, mükemmel bir palto herkesin dikkatini çekerdi. Hakkı’nın nasıl olup da öğle serbest dolaşmasına ve özel bir muamele görmesine akıl erdiremedik. Kendisine sorduğumuz zaman “Herifleri kafese koydum, dizlerimde romatizma var diye hastaneye tedaviye gidiyorum ve bazen de otellerde kalıyorum” diyordu. Fakat biz Hakkı’nın bu halinden utanç duyuyorduk. Almanlar da iyi gözle bakmıyorlardı. Onu aramızda fazla konuşturmazdık, ileri giderse işin sarpa saracağını ve dayak yiyeceğini anlamıştı. Bir süre sonra kamp komutanı Hakkı’yı bizden ayırdı. Şehirde bir otelde kalıyordu. Hakkı’nın karakterinin bozukluğuna ve biraz da açıkgöz ve becerikli oluşuna veriyorduk…”

    Sakın uzatmaya çabalıyorum gibi anlaşılmasın. Başta ben pek çok yeni şey öğreniyorum. 

    Said Nursi’nin bireysel menkıbesine daha yakından göz atacağız.

    Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kamboçya’da beklenen seçim ‘zaferi’

    Kamboçya’da beklenen seçim ‘zaferi’


    – Güney Asya ülkesi Kamboçya’da iktidardaki Kamboçya Halk Partisi’nin neredeyse rakipsiz yarıştığı dün düzenlenen genel seçimleri kazandığı açıklandı. ABD ise seçimleri ‘ne özgür, ne de adil’ diye niteledi.

    Kamboçya Ulusal Seçim Komitesi genel seçimin resmi olmayan sonuçlarını ve Ulusal Meclis’teki 125 koltuğun dağılımını açıkladı. Buna göre, iktidardaki Kamboçya Halk Partisi (CPP) meclisteki 120 koltuğu, muhalefetteki Bağımsız, Tarafsız, Barışçıl ve İşbirlikçi bir Kamboçya için Milli Birlik Cephesi (FUNCINPEC) ise 5 koltuk kazandı.

    BAŞBAKAN HUN SEN İKTİDARI OĞLUNA DEVREDECEK

    Sonuçlara göre Kamboçya Halk Partisi (CPP), 125 sandalyeden 120’sini kazanarak Başbakan Hun Sen’in oğlu Hun Manet’e olası iktidar devri öncesinde ülkenin siyasi manzarası üzerindeki hakimiyetini pekiştirdi. CPP sözcüsü Sok Eysan, “Seçimi sadece kazanmakla kalmadık, aynı zamanda ezici bir çoğunlukla kazandık. Halka mutlulukla hizmet etmeye devam etmekten başka seçeneğimiz yok” dedi.

    70 yaşındaki Hun Sen yaklaşık 40 yıldır Kamboçya’yı yönetiyor ve son yıllarda muhalefeti neredeyse tamamen ortadan kaldıran, giderek ağırlaşan bir yönetimi var. Seçim öncesinde, tek anlamlı etkili muhalif siyasi parti Mum Işığı Partisi teknik bir gerekçeyle yarıştan diskalifiye edilmiş ve ayrıca seçimi boykot eden herkes cezalarla tehdit edilmişti.

    Geçen hafta Hun Sen, Batı eğitimli askeri general oğlu Hun Manet’in önümüzdeki ay başbakan “olabileceği” sinyalini vermişti. CPP’ye göre, ilk kez aday olan Hun Manet, ulusal mecliste başkent Punom Pen’i temsil eden bir sandalye kazandı.

    Dün düzenlenen genel seçimde resmi açıklamaya göre yaklaşık 8.1 milyon kişi oy kullandı ve katılım oranı yüzde 84 oldu. Ulusal Seçim Komitesi, resmi seçim sonuçlarını 9 Ağustos ila 4 Eylül arasında açıklayacak.

    ABD: SEÇİM ÖZGÜR VE ADİL DEĞİLDİ

    Pazar günkü seçimlerin ardından Amerika Birleşik Devletleri bazı dış yardım programlarını durdurduğunu açıkladı. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Matthew Miller yaptığı açıklamada Washington’ın, Başbakan Hun Sen’in CPP’sinin “hiçbir geçerli rakiple karşılaşmadığı seçimlerin özgür ve adi olmamasından rahatsızlık duyduğunu” açıkladı. Miller, oylama öncesinde Kamboçyalı yetkililerin siyasi muhalefete, medyaya ve sivil topluma yönelik tehdit ve tacizlerde bulunduğunu söyledi. Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı “genel seçimlerin özgür ve adil doğasına halel getirdikleri” gerekçesiyle Kamboçyalı bazı yetkililere “vize kısıtlaması” uygulanacağını da duyurdu. (DIŞ HABERLER)

    Kaynak:
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***