Yazar: SG

  • Ali Palabıyık hakemliği bıraktı, Hüseyin Göçek ve Suat Arslanboğa VAR hakemi oldu

    Ali Palabıyık hakemliği bıraktı, Hüseyin Göçek ve Suat Arslanboğa VAR hakemi oldu


    Türkiye Futbol Federasyonundan (TFF) yapılan açıklamaya göre Süper Lig hakem kadrosunda değişikliğe gidildi. Uzun yıllar FIFA kokartı taşıyan Ali Palabıyık hakemlik kariyerini sonlandırdı.

    Hakemlik kariyerine 2000’de başlayan ve Türkiye’deki 474 profesyonel maçta yer alan Ali Palabıyık, Süper Lig’de 175, 1. Lig’de 40, Türkiye Kupası’nda 11 müsabakada görev aldı. 2012’de üst klasman hakemi olan ve 2015’ten bu yana FIFA kokartı taşıyan Ali Palabıyık, uluslararası 60 müsabakaya hakem olarak atandı ve Şampiyonlar Ligi’nde 3 maçta görev aldı.

    Açıklamada, “23 yıl boyunca ulusal ve uluslararası müsabakalarda görev alan FIFA kokartlı hakemimiz Ali Palabıyık’a Türk futboluna hizmetlerinden ötürü teşekkür eder, bundan sonraki kariyerinde başarılar dileriz.” denildi.

    Göçek ve Arslanboğa, VAR odasında

    Tecrübeli hakemler Hüseyin Göçek ile Suat Arslanboğa ise VAR odasına geçti.

    Hakemliğe 1996’da başlayan, 2004 yılından beri Süper Lig kadrosunda bulunan Hüseyin Göçek, burada 294 müsabakada görev aldı. Göçek, Türkiye liglerinde 61 müsabakaya da VAR olarak atandı.

    2008-2021 döneminde 13 sezon FIFA kokartı taşıyan Hüseyin Göçek, 7 yıl boyunca UEFA’nın birinci kategorisinde yer aldı. Tecrübeli hakem, 2015 Şampiyonlar Ligi Juventus-Barcelona finalinde ve UEFA’nın düzenlediği 2012 ve 2016 Avrupa Şampiyonaları’nda İlave Yardımcı Hakem olarak görev yaptı.

    Göçek ile aynı yıl hakemliğe başlayan, 2007 yılından beri Süper Lig kadrosunda bulunan ve burada 128 müsabakaya hakem olarak düdük çalan Suat Arslanboğa, toplamda 637 profesyonel müsabakada görev yaptı. Arslanboğa, 57 karşılaşmada da VAR görevi üstlendi.

    Açıklamada, “Bundan sonra, kariyerlerine VAR hakemi olarak devam edecek Hüseyin Göçek’e ve Suat Arslanboğa’ya şu ana kadar yapmış oldukları hizmetlerden ötürü teşekkür eder, VAR hakemi olarak futbolumuza büyük katkılar sağlamalarını dileriz.” ifadeleri kullanıldı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Topuk kanı testine izin vermeyen aşı karşıtı aileye bakanlık dava açtı

    Topuk kanı testine izin vermeyen aşı karşıtı aileye bakanlık dava açtı


    Artı Gerçek – Youtube ve Twitter’da çok takipçili aşı karşıtı ve komplo teorisyeni “Hakikat Bilgisi” hesabının sahibi olan aile, yeni doğan çocuklarından test amaçlı topuk kanı alınmasına ve aşı yapılmasına izin vermedi.

    Serbestiyet’ten Kaan Göktaş’ın haberine göre, bu durumu sosyal medyada da paylaşan aile, ilk çocuklarına aşı yaptırdıklarını ve çocuklarının aşılardan sonra sürekli hasta olduğunu gerekçe göstererek ikinci çocuklarında buna müsaade etmeyeceklerini duyurdu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, bebeğe sağlık tedbiri konulması için Aile Mahkemesi nezdinde başvuruda bulundu. Mahkeme talebi kabul ederse çocuk aileden alınabilir.

    AİLE DUYURDU: ELİMİZDEN ALABİLİRLERMİŞ

    Aile durumu Twitter hesaplarından paylaştı:

    “Yeni doğan bebeğimize aşı yapılmasına ve topuk kanı alınmasına izin vermemiştik. Aile ve sosyal hizmetler müdürlüğü bizi mahkemeye vermiş. çocuğumuza galiba sağlık tedbiri koyacaklar. Tedbir hükümlerine baktım bebeğimizi kolluk kuvvetleri ile barınma yani elimizden alabilirlermiş.”

    BİLİM DIŞI İDDİALAR: AŞI MAYMUNLAŞTIRIYOR

    Ailenin yönettiği “Hakikat Bilgisi” adlı hesapta topuk kanı alınırken ayaktaki refleksoloji noktalarına baskı uygulandığı ve kanın alındığı noktanın “cinsel organlara denk geldiği” iddia ediliyor. Ayrıca bebeklik ve çocukluk döneminde yapılan aşılar ile Covid-19 aşılarına dair bilimsel dayanağı olmayan komplo teorileri yer alıyor. Örneğin hesapta yapılan bir paylaşımda aşıların çocukları “domuzlaştırdığı” ve “maymunlaştırdığı” iddia ediliyor.

    DOKTORLAR: HAYATİ ÖNEME SAHİP

    Konuyla ilgili açıklama yapan Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran şunları söyledi: “Yenidoğan bebeklere uygulanan topuk kanı taraması bazı doğumsal hastalıkların kalıcı hasarlar oluşturmadan önce teşhisinin konulması imkânını sağlar. Yenidoğan taramasının amacı, yaşamı veya uzun vadeli sağlığı tehdit eden hastalıkları aşikâr hale gelmeden önce tespit etmektir. Bu hastalıklar arasında doğuştan gelen metabolizma hastalıkları, endokrin bozuklukları, talasemi, orak hücreli anemi gibi kan hastalıkları, immün yetmezlik, kistik fibroz ve ciddi konjenital kalp kusurları yer alır. Bu nadir bozuklukların erken tedavisi, etkilenen hastalarda ciddi sakatlık ve ölüm olasılığını önemli ölçüde azaltabilir. Bebeğinizde bu hastalıkların olup olmadığının araştırılması için topuk kanı örneğinin alınması gerekmektedir.”

    Almanya’da yaşayan Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Neslihan Kıplapınar da “Topuk kanında sadece bir damla kan alınmaktadır, çocuğa enjekte edilen bir şey yok. Topuk kanı erken tanı yöntemidir ve bu yöntemle tanı konan ve gelişimi eksiksiz olan sayısız çocuk gördüm. Bunu yaptırmayan ebeveynleri anlamak mümkün değil” dedi.

    HUKUKÇU SÖZÜER: SUÇTUR

    İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adem Sözüer ise konuyla ilgili yaptığı paylaşımında “Kanunlarımız öncelikle çocuğun üstün yararı ilkesinin gözetilmesi gerektiğini söyler. Yani çocuğun hem beden, hem ruh sağlığı söz konusu olduğunda ailenin yükümlülüğü ne gerekiyorsa ona uymaktır. Bu yükümlülüğü yerine getirmemek hem suçtur, hem de başka tedbirleri gerektirir” dedi.

    ***Kaynak: Artı Gerçek***
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Bozacının şahidi şıracılar (2): Bunlar nasıl profesör? 

    Bozacının şahidi şıracılar (2): Bunlar nasıl profesör? 


    YORUM | MEHMET TAHSİN

    15 Temmuz Darbe Girişimi araştırma komisyonunun davet edip dinlediği isimlere mercek tutmaya devam ediyoruz. Yazının bundan sonraki kısmında komisyona konuşan isimlerle ilgili kısa kısa notlar aktarıp komisyona anlattıklarından bazı bölümlere yer vereceğim. 

    İLAHİYAT PROFESÖRÜ MUSTAFA ÖZTÜRK, önceki yazıda bahsettiğim Şafak Ertan Çomaklı ile aynı gün komisyonda dinlenen isimlerden biri. Öztürk, Gülen Cemaati’ne karşı nasıl canla başla mücadele verdiğini anlatmakla başlıyor ifadesine. 17/25 Aralık operasyonlarından hemen sonra 28 Aralık 2013 tarihindeki makalesine atıfta bulunuyor, ilk defa “Haşhaşi” tabirini kendisinin kullandığını söylüyor. Konuşmasının devamında Bediüzzaman Said Nursi’yi eleştirdikten sonra Fethullah Gülen hakkında, nargile kafelerde konuşulan dedikoduları bilimsel bir araştırma sonuçlarını anlatır gibi anlatıyor

    Medresede softa, hocasının karşısına dikilir ve sorar: “Kimdir ol veli ki, onun kızını Kerbela’da kurt yedi?”

    Hocası tebessüm ederek cevap verir: “Evladım, veli değil nebi. Kızı değil oğlu. Kerbela’da değil Kenan ilinde. Kurt yemedi kuyuya atıldı.”

    Hocanın anlattıkları da öyle. Mesela, Fethullah Gülen’in “1971 yılında henüz 21 yaşında iken Vehbi Koç’un evinde MİT Müsteşarı Fuat Doğu ile görüştüğü” yalanına komisyon üyelerini inandırabilmiş. 

    Aynı şekilde 12 Eylül darbesinden birkaç ay sonra yayın hayatına başladığını iddia ettiği Sızıntı Dergisi’nin ilk sayısının Şubat 1979’da yayınlandığını bilmiyor olamaz. 

    Yine Fethullah Gülen’in 1999 yılında mahkum olduğunu ama ele geçirilmeden kaçtığını, daha sonra aftan yararlandığını söylerken Google’a sormayı bile akıl edemeyecek kadar titiz (!) bir araştırmacı Mustafa Öztürk. Halbuki kendisinin komisyona konuştuğu tarihte Vikipedia henüz yasaklanmamıştı ve istese doğru bilgiye ulaşabilecekti.

    DGM’de Fethullah Gülen aleyhine terör davası açıldığında Amerika’da yaşadığı, Mart 2007’de Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Terörle Mücadele Yasası gereğince suçun oluşmadığı hükmüne vararak, Gülen’in beraatına karar verdiği ve Haziran 2008’de de Yargıtay Genel Kurulu tarafından beraat kararının oybirliğiyle onandığı yazıyor açıkça. 

    Prof. Mustafa Öztürk ifadeleri aşağı yukarı böyle. Meclis komisyonuna konuştuktan 4 yıl sonra, bu defa Youtube’a düşen bir konuşmasında “Kur’an Allah’ın kitabı olamaz” dediği için ölüm tehditleri aldığını söyleyerek istifa edip yurtdışına yerleşti. 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları sırasında sınırsız destek verdiği AKP de kendisine sahip çıkmadı.

    EMEKLİ JANDARMA KURMAY ALBAY MUSTAFA ÖNSEL, komisyonun üçüncü toplantısında konuşan isimlerden biri. Önsel’in anlattıklarına geçmeden önce kim olduğuna bir göz atalım isterseniz. Balyoz Davasının 154 numaralı sanığı, şimdilerde Oda TV yazarı Mustafa Önsel, darbe planlarını hazırlayan ekipten olduğu gerekçesiyle 4 yıl hapis yattıktan sonra 2014 yılında Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla tahliye edildi. 

    Balyoz’da Mustafa Önsel’e yöneltilen suçlama, yapılacak darbe sonrası görevlendirilecek personel listesini hazırlamaktı. Önsel’den çıkan dijital deliller arasında darbe sonrası tutuklanacak isimlerin listesi de yer alıyordu. Konumuz Balyoz olmadığı için kısa keselim; sadece 15 Temmuz sonrasında -kendi bilgisi olmaksızın- görev verilecek personel listesinde adı bulunanların müebbet hapisle cezalandırıldıklarını hatırlatalım. 

    15 Temmuz’dan çok öncesi, Balyoz sanıkları Emekli Albay Ahmet Zeki Üçok ve Emekli Tuğgeneral Soner Polat’la beraber Mustafa Önsel’in hazırladıkları fişleme listelerini MİT’e teslim ettiklerini Soner Polat ve Perinçek doğrulamıştı. Önsel’in fişleme konusundaki uzmanlığından(!) olsa gerek, Meclis araştırma komisyonu kendisini dinleme gereği duymuş. Önsel konuşmasında daha önce kitaplarında yazdığı bilgileri tekrar etmiş. Önsel’in anlattıklarının bir kısmın bir sonraki oturumda dinlenecek olan eski genelkurmay başkanı Hilmi Özkök tarafından kesin bir dille yalanlandığını da not edelim. 

     15 TEMMUZ’UN İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA, komisyonun 18 Ekim 2016 tarihli oturumunda dinlenmiş. 15 Temmuz gecesi görevde olup da koltuğunu kaybeden en önemli isim Efkan Ala. 15 Temmuz’un en önemli iki aktörü Hulusi Akar ve Hakan Fidan, onca ihmal iddialarına karşın koltuklarında kalırken Efkan Ala’nın görevden alınması sürpriz olmuştu. Bunda 15 Temmuz günü Erdoğan’ın yerinin Ala tarafından söylendiği veya sonradan yalanlasa da o gece uçağa binip Gürcistan’a kaçmak istediği iddialarının payı var mıdır bilinmez. Ama komisyonda kendisine sorulan bir sorudan, 15 Temmuz gecesi tıpkı Başbakan Binali Yıldırım gibi onu da kimsenin aramadığını öğreniyoruz.

    ROTTERDAM İSLAM ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ AHMET AKGÜNDÜZ, komisyona konuşan bir diğer isim. Akgündüz daha konuşmasının başında Gezi olaylarını darbe olarak niteleyince ortalık karışmış. Başkan Reşat Petek, Akgündüz’e itiraz eden Sezgin Tanrıkulu’yu dışarı atmak istemiş. 

    Akgündüz 1 saat süren konuşmasında Gülen Cemaati hakkındaki olumsuz kanaatinin 1978 yılında oluştuğunu söylüyor. Ama nedense uzun yıllar Cemaat’e yakın durmaya da özen gösterdiğini biliyoruz. Örneğin, benim de kütüphanemde bulunan bazı kitaplarının 1990’larda Cemaat’in yayınevi Nil Yayınları’ndan çıktığını unutmuş görünüyor. Konuşmasındaki maddi hataları, örneğin 1986 yılının Eylül ayında kendisini Zaman Gazetesi’ne abone yapmak isteyen bir cemaat mensubundan bahsetmesini hafızasının zayıflamasına bağlıyorum. Çünkü Zaman, Kasım 1986’da yayına başlamış olup abonelik sistemine ileriki yıllarda geçtiğini biliyor olması lazım.

    Ahmet Akgündüz, halen Rotterdam İslam Üniversitesi rektörlüğünü yapıyor. Cemaat’in 1978 yılında ‘proje’ olduğunu anladığını söylüyor ama uzun yıllar Hizmet Hareketi’nin önde gelen simalarının üniversitenin mütevelli heyetinde bulunmasını izahta zorlanıyor. Madem 40 yıl öncesinden Cemaat’in ‘proje’ olduğunu anladığını söylüyorsun, neden sen bu insanlarla çalıştın, diye kimse de sormayı akıl edememiş. 

    2018 yılında Gülen Cemaati hakkında ölüm fetvası vermesi Hollanda’da nefret söylemi kabul edilerek krize yol açmıştı. 

    Sonraki yazıda komisyona konuşan isimlerden Nevzat Tarhan, Mehmet Ağar, Nedim Şener ve Hüseyin Gülerce’yi ele alacağız. 

    ÖNCEKİ BÖLÜMLER

    ‘Karartma’ Komisyonu 

    Bozacının şahidi şıracılar

    Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇


    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Fenerbahçe, UEFA listesini duyurdu

    Fenerbahçe, UEFA listesini duyurdu

    UEFA Konferans Ligi 2. Ön Eleme Turu’nda Moldova takımı Zimbru Chisinau ile karşılaşacak Fenerbahçe, oyuncu listesini UEFA’ya bildirdi.

    Sarı-lacivertlilerin açıkladığı A Liste’de Altay Bayındır, İrfan Can Eğribayat, Furkan Onur Akyüz, Serdar Aziz, Luan Peres, Gustavo Henrique, Alexander Djiku, Ferdi Kadıoğlu, Bright Osayi-Samuel, Jayden, Oosterwolde, Miguel Crespo, İsmail Yüksek, Mert Hakan Yandaş, Sebastian Szymanski, Burak Kapacak, Diego Rossi, İrfan Can Kahveci, Emre Mor, Ryan Kent, Dusan Tadic, Edin Dzeko, Michy Batshuayi ve Serdar Dursun yer alıyor.

    Açıklanan B Liste’de ise Yusuf Kocatürk, Yiğit Efe Demir, Muhammet İmre, Ahmet Necat Aydın, Efekan Karayazı, Kaan Akyazı, Muhammed Doğukan Demir, Erkan Arda Çağdaş ve Bora Aydınlık bulunuyor. Sarı-lacivertilerin yeni transferi Rodrigo Becao açıklanan listede yer almadı.

    Fenerbahçe, UEFA Konferans Ligi 2. Ön Eleme Turu ilk maçında 26 Temmuz Çarşamba günü sahasında Zimbru Chisinau ile karşılaşacak.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kocaeli’de 38 günde sekiz kişi boğuldu, 1060 kişi kurtarıldı

    Kocaeli’de 38 günde sekiz kişi boğuldu, 1060 kişi kurtarıldı


    KOCAELİ – Yaz aylarının gelmesiyle birlikte boğulma haberleri de peş peşe gelmeye başladı. 1 Haziran-1 Temmuz arasında Türkiye genelinde 55 kişi boğuldu. Kocaeli’de ise 15 Haziran’dan bu yana 8 kişi boğuldu, 1060 kişi ise boğulmaktan kurtarıldı.

    Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin aktardığına göre, Kandıra sahillerinde üç, Darıca ve Bayramoğlu sahillerinde bir, Sardala Koyu’nda, Uzunkum ve Paşasuyu Göleti’nde bir kişi boğuldu.

    RİP AKINTISISI UYARISI

    Havanın rüzgarlı, denizin dalgalı olduğu günlerde yaşanan ve kişiyi sahilden açığa doğru sürükleyen rip akıntısına karşı uyarıda bulunan ekipler, bu zamanlarda kesinlikle denize girilmemesi gerektiğine dikkat çekti.

    UYARILAR DİKKATE ALINMIYOR

    Büyükşehir Belediyesinin sivil toplum örgütleri ile oluşturduğu KOSKEM ekipleri, sahil güvenlik ve jandarma ekipleri Kerpe ve Kovanağzı dışında tüm sahil şeridinde denize girmenin yasaklanmasına rağmen halkı denizde çıkaramadıklarını belirtti. Ekipler, “Tüm anonslara ve uyarılara rağmen gelen dalgaların içinde denize giren vatandaşları denizden çıkaramıyoruz. Özellikle hafta sonu vatandaşları engellemekte çok ciddi sıkıntı yaşıyoruz” dedi. (ARTI GERÇEK)

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • PTT işçisi sıcak çarpması sonucu yaşamını yitirdi

    PTT işçisi sıcak çarpması sonucu yaşamını yitirdi


    İZMİR – PTT çalışanı Berran Kırmızıgül’ün dağıtım sırasında sıcaktan etkilenip beyin kanaması geçirerek yaşamını yitirmesine tepki gösteren çalışma arkadaşları, PTT Genel Müdürü ve İzmir Başmüdürü’nü istifaya çağırdı. 

     

    İzmir’de PTT’de çalışan Berran Kırmızıgül, dün dağıtım sırasında fenalaşarak Ege Üniversitesi’ne kaldırıldı. Beyin kanaması geçirdiği öğrenilen Kırmızıgül yaşamını yitirdi. 

     

    Basın, Yayın, İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası (Haber-Sen) 6 Nolu Şube’si yaşamını yitiren Berran Kırmızıgül’e ilişkin açıklama yaparak PTT emekçilerinin çalışma koşullarına dikkat çekti. Bayraklı PTT Dağıtım Merkezi önünde yapılan açıklamaya Kırmızıgül’ün çalışma arkadaşlarının yanı sıra çok sayıda PTT çalışanı katıldı. 

     

    ‘ÇUVALLA PARA KAZANANLAR VAR’ 

     

    Açıklamada konuşan Haber Sen 6 Nolu Şube Kadın Sekreteri Derya Balseven, performans sayıları ve iş baskısının son bulmasını istedi. Kavurucu sıcakların dünya gündemi olduğu bir süreçte PTT emekçilerinin zor koşullarda çalıştığını belirten Balseven, “Ama sırtına yükle bakalım yükünü haydi şimdi vur kendini yollara sana birşey olmaz PTT’ci kardeşim. Bu kurumun yaşattığı zulmü yıllardır yazdık, anlattık, duymuyorlar. Neden? Çünkü PTT para kazansın kar etsin diye. Sen kardeşim, sırtına yükleneni canın pahasına teslim ediyorsun ya bundan çuvalla para kazananlar var” dedi. 

     

    PTT çalışanlarının her türlü koşulda sahada çalışmak zorunda bırakıldığını vurgulayan Balseven, “Virüs de gelse yandaşa dağıtılan harçlıklar dağıtılacak, sıcaktan ölsek de o kargolar yerine ulaşacak. Ne demek istiyorlar biliyor musunuz? ‘Hizmet ettikleriniz sizden daha değerli’ diyorlar” şeklinde konuştu. 

     

    İSTİFA ÇAĞRISI

     

    PTT Genel Müdürünü ve İzmir Başmüdürünü istifaya davet eden Balseven, “Bir de hakimlere anlatsınlar bakalım eğitim yöntemlerini. Elbet helal süt etmiş bir hakim çıkacak bu saçmalığa son verecektir. Çıkıncaya kadar da biz bu yoldan dönmeyeceğiz. Berran bugünün simgesi oldu. Başka Berranlar olmasın artık. Ailesine mesai arkadaşlarına başsağlığı diliyoruz. Mekanı cennet olsun. Direne direne kazanacağız” diye konuştu. 

     

     

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Almanya Gazeteciler Derneği(DJV) Başkanı Frank Überal: Sürgün ve Türkiye’deki tutuklu gazetecilerin yanındayız

    Almanya Gazeteciler Derneği(DJV) Başkanı Frank Überal: Sürgün ve Türkiye’deki tutuklu gazetecilerin yanındayız


    Tenkil Müzesi’nin tarihi Gestapo Hapisanesindeki sergisini gezen Alman Gazeteciler Derneği Başkanı Frank Überall IJA’ya değerlendirmelerde bulundu. Überall, “Türkiye’de gazetecilere yönelik hak ihlalleri var. Gazetecinin yeri cezaevi hücreleri değildir. Avrupa Birliği ve Alman hükumeti bu konuda gerekli adımları atmalıdır. Sürgündeki gazeteciler ve Türkiye’de tutuklu bulunan gazetecilerle dayanışma içindeyiz. Bugün burda oluşumuzun nedeni de budur.” dedi.

    Almanya’nın Frankfurt şehrinde, özellikle Nazilerin iktidarı döneminde işkence ve kötü muamelenin merkezi haline gelen gizli polis teşkilatı Gestapo’nun, muhalifleri hapsettiği ve birçoğunu ölüme gönderdiği tarihi hapishane bugünlerde anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Tarihi hapishanede, Türkiye’de 15 Temmuz sonrası başlayan soykırımı ve acıları yansıtan sergi büyük ilgi görüyor.

    Alman Gazeteciler Derneği Başkanı Frank Überall da sergiyi gezerek yaşanan acılara ortak olanlardan. Buradaki bir panelde konuşan Überall, ‘Tenkil müzesi sergisinde gördüklerim ve hissettiklerim, bugüne kadar yaşadığım en gerçek ‘içgörü’ deneyimiydi’ dedi. Überall, Alman Gazeteciler Derneği olarak Türkiye’de mesleklerini yapmalarına izin verilmeyen sürgündeki gazetecilerin her zaman yanlarında olduklarını vurgulayarak, ‘Meslektaşlarımızın Almanya’da sesini duyurabilmesini ve yaşadıkları sorunları dile getirmelerini önemli buluyoruz.’ diye konuştu.

    “Tutuklu gazetecileri serbest bırakın”

    Derneğimiz International Journalists Association e.V.‘ye de açıklamalarda bulunan Frank Überall, “Gazetecilik bir suç değildir. Aksine gazetecilik temel bir hak, hatta uluslararası düzeyde tanınmış bir insan hakkıdır. Ve bu Türkiye’de de geçerli olmalıdır.  Gazetecilerin yeri hapishane hücreleri değil, yazı işleri ofisleridir. Avrupa Birliği’nin ve Alman hükümetinin baskısıyla da bu açıklığa kavuşturulmalıdır. DJV olarak mesleğini burada yapmaya çalışan ve Türkiye’de tutuklu bulunan meslektaşlarımızla dayanışma içindeyiz. Onları serbest bırakın!” dedi.

    ‘Sürgündeki gazeteciler için vize süreci’

    Alman Gazeteciler Derneği Başkanı Frank Überall, sürgündeki gazeteciler için vize sürecinin kolaylaştırılması gerektiğini de söyledi: “Federal Almanya Cumhuriyeti’ni, Avrupa düzeyinde gerekli etkiyi göstermeye ve suç işlemeyen, kamu görevini yerine getiren Türk meslektaşlarını güvence altına almaya çağırıyorum. Dolayısıyla gazeteciler eğer zulüm görüyorlarsa, elbette iltica hakkına da sahiptirler ve bu doğrultuda böyle bir prosedürden faydalanabilirler ya da en azından geçici olarak vize alarak burada çalışma fırsatına sahip olabilirler. Buraya girebilir ve işlerini sürgünde sürdürebilirler. Çünkü bu çok zor bir durumdur. Bu bakımdan hızlı ve bürokratik olmayan çözümlere ihtiyacımız var. Bu da en başta vize sürecinin kolaylaştırılması anlamına geliyor. Ama tabii ki sadece Türkiye için değil. Rus gazeteciler için de bu yolun kolaylaştırılması gerekiyor. Vize bu güncel durumda temel bir insan hak olarak görülmeli.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Meslek örgütlerinden ikinci el araç uyarısı: Sıfır araçlar yüzde 65, ikinci eller yüzde 120 arttı; kayıt dışına dikkat

    Meslek örgütlerinden ikinci el araç uyarısı: Sıfır araçlar yüzde 65, ikinci eller yüzde 120 arttı; kayıt dışına dikkat


    Motorlu Araç Satıcıları Federasyonu (MASFED) Başkan Yardımcısı Hayrettin Ertemel, bir yıl içinde sıfır otomobil fiyatlarının yüzde 65 artarken, ikinci el otomobillerde bu oranın yüzde 120’lere ulaştığına dikkati çekti. Ertemel, sektördeki kayıt dışı ticaretin fiyatları suni olarak yukarı çektiğini açıkladı. Ankara Oto Galericiler Derneği (ANODER) Başkan Yardımcısı Hamza Avcı ise, kayıt dışı alım – satım yapanları denetim altına alması gerektiğini belirtirken, “Ancak hükümet bu konuda pek ciddi adımlar atamadı” dedi.

    Son dönemde otomobil alım – satım sektöründe görülen beklenmedik fiyat artışları hükümetin de bir dizi düzenleme yapmasını önünü açtı. Hükümetin özellikle ikinci el otomobil piyasasında görülen sürece yönelik düzenlemelerini MASFED Başkan Yardımcısı Hayrettin Ertemel, T24’e değerlendirdi.

    Ertemel, şöyle konuştu:

    “Artan döviz kurunun otomobil fiyatlarını doğrudan etkilemesinin yanı sıra, otomobilin çok karlı bir yatırım olarak görülmesiyle gerek birikimlerin bu alana kaymasının yarattığı talep etkisi, kayıt dışı ticaret alanı olarak görülmesi ile suni ve olağan dışı artışlarda yaşandı. Geldiğimiz noktada 1 yıl içerisinde sıfır otomobil fiyatları yüzde 65 artarken ikinci el otomobilde bu oran yüzde 120’lere ulaşmış durumda.”

    “Piyasa dengesinin bozulmasındaki faktörlerden biri arz sıkıntısı”

    Ertemel, piyasa dengesinin bozulması ve olağan dışı fiyat artışlarındaki en önemli faktörlerden birinin arz sıkıntısı olduğunun altını çizerken şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Geçtiğimiz dönemde kamuoyunda sıkça konuşulan ‘ikinci el otomobil fiyatları sıfır otomobil fiyatlarını geçti’ konusunun altında yatan temel sorun tedarik sıkıntısıydı” dedi. Kayıt dışı ticaretin, sektörde yüzde 50’lere ulaşmasının etkisiyle fiyatların suni şekilde yükseldiğini kaydeden Ertemel, “İçinde bulunduğumuz 2023 yılı itibariyle tedarik sorununun henüz geçmişteki gibi olmasa da önemli ölçüde geride bırakıldığını üretim adetlerinden görüyoruz.”

    Yeni yönetmeliklerin etkisi ve tedarik sorunun azalmasıyla birlikte suni fiyat artışlarının kesileceğini belirten Ertemel, “Ancak kur artmaya devam ederse gerek sıfır gerekse ikinci el otomobil fiyatları buna paralel olarak yükselmeye devam edecektir” dedi.

    “İlan siteleri bu tür ilanları kullanıcı inisiyatifine bırakmamalı”

    Ticaret Bakanlığının getirdiği uygulamaların ikinci el otomobildeki suni fiyat yükselişlerini durdurduğunu hatırlatan Ertemel, “Ancak özellikle ilan sitelerinde sıfır fiyatından yüksek yazılmaması noktasında bazı noksanlar halen devam ediyor. İlan sitelerinin bu tür ilanları kullanıcı inisiyatifine bırakmaktansa, engellemesinin daha etkili olacağı kanaatindeyiz” dedi.

    Avcı: Hükümet kayıt dışı alım – satım için ciddi adım atamadı

    Ankara Oto Galericiler Derneği (ANODER) Başkan Yardımcısı Hamza Avcı ise, ikinci el otomobillerdeki anormal fiyat artışının üç sebepten dolayı oluştuğuna dikkati çekti.

    Avcı, üç gerekçeyi şöyle açıkladı:

    “Öncelikle yeni sıfır otomobillerin fiyatlarındaki anormal artışlar, ikinci el otomobil fiyatlarını yukarı çekmektedir. İkincisi otomobil bir yatırım aracına dönüşmüş ve ihtiyaç sahipleri dışında da talep olması sebebi ile fiyatlar yükseltti. Üçüncüsü ve belki de en önemlisi ülkemizin şu anda içinde bulunduğu ekonomik şartlarına bağlı olarak artmasıdır.”

    İkinci el otomobil satıcılarının her zaman denetim altında tutulduğunu söyleyen Avcı, “İkinci el otomobil satıcıları devlet tarafından her zaman denetim altında tutulmaktadır, ancak alım – satım yapan kişilerin böyle ortamlarda çoğalması sebebi ile maalesef denetim sıkıntısı ortaya çıkmakta. Kayıt dışı alım – satım yapanları denetim altına alması gerekmektedir ama hükümetimiz bu konuda pek ciddi adımlar atamadı” dedi.

    Hükûmet ne yaptı?

    Ticaret Bakanlığı, suni fiyat artışlarını durdurmak ve adaletsiz uygulamaları engellemek amacıyla geçtiğimiz yıl mevzuat değişikliğine gitti. Bu çerçevede kamuoyunda 6+6 olarak bilinen, ikinci el otomobillere altı ay ve altı bin kilometre şartı getirdi. Bu şartı geçmeyen otomobillerin satışları engellendi. Bu koşula sadece otomobil satıcıları dahil edildi.

    Haksız uygulamaların bireysel kullanıcılar ağırlıklı yapılması sonucunda, yönetmeliğe bireysel kullanıcılar da dahil edilerek 6+6 koşulunun uygulama süresi 1 Ocak 2024 tarihine kadar uzatıldı.

    Yönetmeliğin yeni haline göre kural ve uygulamalar otomobil satıcıları için aynı şekilde devam ederken, bireysel kullanıcıların da artık yaptıkları alım ve satım işlemleri hem Ticaret Bakanlığı hem de Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından denetlenmeye başlandı.

    Bir yıl içerisinde üç adet limiti

    Aynı yönetmelikte bireysel kullanıcıların bir yıl içerisindeki araç satışı üçle sınırlandırıldı. Bireysel kullanıcıların, bir yılda üç adetten fazla altı ay ve altı bin kilometre aşmamış araç satışı gerçekleştirmesi haline, bu satışlar noterlik tarafından engellenecek.

    KAYNAK: T24 – SERRA ERDÖNMEZ

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Memur-Sen, seyyanen zam, yüzde 110 artış ve yılda 4 güncelleme istiyor

    Memur-Sen, seyyanen zam, yüzde 110 artış ve yılda 4 güncelleme istiyor


    Memur-Sen 1 Ağustos’ta başlayacak 7. Dönem Kamu Toplu Sözleşmesine ilişkin 2024-2025 yıllarını kapsayan dönemde yüzde 110 artış talep ettiklerini açıkladı. Başkan Ali Yalçın, seyyanen zammın memur emeklisine de yansıtılması gerektiğini belirtti.

    Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın 2024 yılı için taleplerin açıklandığı bir basın toplantısı düzenledi. Seyyanen zammın memur emeklisine yansıtılması gerektiğinin altını çizen Yalçın, şunları söyledi:

    • 2024-2025 kapsamındaki iki yıllık süreçte toplam yüzde 110 artış talep ediyoruz. Bununla birlikte 8 bin 77 TL olan seyyanen zammın memur emeklisine de yansıtılması gerektiğini düşünüyoruz.
    • Zammın 6 ayda bir değil 3 aylık dönemlerde yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Kamu görevlilerine aylık 7 bin 600 TL kira yardımı talep ediyoruz. 2024 için yüzde 70, 2025 için yüzde 40 artış istiyoruz. 2024 Ocak’ta en düşük memur maaşının 29.700 TL’ye yükselmesi gerekiyor.
    • 2024 yılı için 3’er aylık dönemler itibariyle refah payı dahil toplamda yüzde 70, 2025 yılı için 6’şar aylık dönemler itibariyle refah payı dahil toplamda yüzde 40 artış istiyoruz.
    • Aile yardımı olarak eş yardımının 2 bin lira, çocuk yardımının 500 lira olmasını istiyoruz.
    • Ramazan ve Kurban Bayramlarında ayrı ayrı 4.850 lira dini bayram ikramiyesi istiyoruz
    • Deprem bölgesindeki kamu görevlilerine ödül verilmesini ve tazminatlarının 2025 yılı sonuna kadar ödenmesini talep ediyoruz
    • Doğum yardımının 5 bin 98 lira, evlenme yardımının 24 bin 215 lira, ölüm yardımının 19 bin 372 lira olarak ödenmesini istiyoruz.
    • Kurumlarda ücretsiz kreş hizmeti verilmesini, bu hizmetin sunulmadığı yerlerde 2 bin 778 lira kreş yardımı verilmesini istiyoruz.
    • 8 bin 77 lira seyyanen zammın emekli kamu görevlilerine de yansıtılmasını istiyoruz.

    7. DÖNEM TOPLU SÖZLEŞME TEKLİFLERİMİZ

    ◾️ Verilen sözlerin yerine gelmesi, vaadin karşılığını bulması için 22.000₺’den kaynaklı eksik uygulanan 1.650₺’nin tazminini istiyoruz.

    ◾️ 2024 için 3’er aylık dönemler itibariyle;
    ◾️ [%25+ (%10 Refah Payı) + % 10 + %15 + %10] = %70
    ◾️… pic.twitter.com/kzf6xbHWAK

    — Memur-Sen (@MemurSenKonf) July 24, 2023

    Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇


    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Yerine kayyım atanan Suruç Belediye Eşbaşkanı Çevik beraat etti

    Yerine kayyım atanan Suruç Belediye Eşbaşkanı Çevik beraat etti


    Artı Gerçek – İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılarak yerine kayyım atanan Urfa’nın Suruç İlçesi Belediye Eşbaşkanı Hatice Çevik, yargılandığı dosyadan beraat etti. Çevik’in avukatları, önümüzdeki günlerde kararı İdare Mahkemesi’ne bildirecekleri ve Çevik’in göreve iade edilmesi talebinde bulunacakları belirttildi.

    Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) yönetiminde olan Suruç Belediyesi’ne ilk olarak 11 Ağustos 2016’da kayyım atandı. Üç yıllık kayyım yönetiminin ardından 31 Mart yerel seçimlerinde Suruç halkı tercihini Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) yana kullandı. İlçede oyların yüzde 59,36’sını alarak seçilen Hatice Çevik, 15 Kasım 2019 tarihinde “Örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiaları ile gözaltına alındı.

    Gözaltından bir gün sonra ise İlçe Kaymakamı Kenan Aktaş belediyeye kayyım olarak atandı. Çevik ise aynı iddialar ile altı gün gözaltına tutulduktan sonra 20 Kasım tarihinde tutuklanarak Urfa T Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi. Çevik, ardından Tarsus Kadın Kapalı Cezaevi’ne sevk edildi.

    Çevik, hakkında 9 Ocak 2020 tarihinde Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame hazırlandı. “Örgüt üyesi olmak” ve “Örgüt propagandası yapmak” suçlaması ile hazırlanan iddianamede, Çevik hakkında 20 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

    İddianamenin içeriğinde ise delil olarak Çevik’in medya kuruluşlarına verdiği demeçler gösterildi. Çevik’in İçişleri Bakanlığı’nın kararı ile 22 Kasım 2016’da kapatılan Mezopotamya Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma Dayanışma ve Kültür Derneği (MEYA-DER) ile irtibatlı hareket ettiği öne sürüldü.

    İddianamede ayrıca 31 Mart 2019 yerel seçimlerinden sonra Suruç İlçe Belediye Başkanlığı’na, birimlerine ve bağlı şirketlerine işe alınan kişilerin tespitine yönelik yapılan araştırmada, 29 kişiden 10 kişi hakkında, “örgüte üye olma”, “örgüt propagandası yapma” iddiası ile işlem yapıldığı, işe alınan 11 kişinin “değer ailesi” olduğu öne sürüldü.

    Çevik’in Ağustos 2019 yılında Mardin ve Diyarbakır’da yapılan kayyım protestolarına katılması, açlık grevlerine destek vermesi ve verdiği bir demeçte “Savaş yıkımdır, acıdır, gözyaşıdır ve kimseye faydası yoktur” sözleri suç olarak değerlendirildi.

    TÜM SUÇLAMALARDAN BERAAT ETTİ

    İddianame Urfa 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Çevik, 23 Haziran 2020 tarihinde görülen davanın 2’inci duruşmasında tahliye oldu. Yapılan yargılamalar sonucunda Çevik, 13 Haziran 2023 tarihinde yapılan 13 duruşmada tüm suçlamalardan beraat etti. Açıklanan gerekçeli kararda yüklenen suçun Çevik tarafından işlendiğinin sabit olmaması, Çevik üzerine yüklenen suçun unsurlarının oluşmadığı belirtildi. Dosya savcısı kararı Antep Bölge Adliye Mahkemesi’ne istinaf etti.

    Öte yandan gerekçeli kararın açıklanması ile Çevik’in avukatları, İsmail Bülbül ve Ahmet Ceylan, önümüzdeki günlerde kararı İdare Mahkemesi’ne bildireceklerini ve Çevik’in göreve iade edilmesi talebinde bulunacaklarını belirti.

    ‘İDDİANAME SİYASİ SAİKLERLE HAZIRLANDI’

    Kararı değerlendiren Çevik ise, iddianamenin siyasi saiklerle hazırlandığını belirterek, şunları söyledi:

    “Kayyım atanması en başından beri hukuksuzluktu. Sadece Suruç’a değil bütün belediyelere atanması hukuksuzluktu. Birçok belediyemize siyasi bir karar ile kayyım atandı. Başından sonuna kadar hukuksuzdu. Suruç’a halkın iradesine 15 Kasım 2019 tarihinde kayyım atandı. Halkın yüzde 59 oyunu alan bir kişinin yerine kayyım atamak halkın iradesine kayyım atamaktır. Kayyım atandıktan sonra tutuklandım ve 7 ayı aşkın süre cezaevinde tutuldum. Şimdi de beraat ile sonuçlandı. Savcı beraat kararına itiraz etmiş. İtiraz nedeniyle dosya şuan İstinaf’ta. Bekleyip hukuksuzluğun sonucunu göreceğiz.”

    ‘KAYYIM HALKIN CEZALANDIRILMASIDIR’

    HDP’nin kapatma davasında siyasi yasak istenen siyasetçiler içinde olduğunu belirten Çevik, devamında şunları kaydetti:

    “Şu an siyasi bir yasak yok. Yeniden göreve dönmem önünde bir engel yok. Suruç’ta farklı bir yönelim var. Yerime atanan kayyımın (Kenan Aktaş) yerine de kayyım atandı (mevcut kayyım İbrahim Güneş). İki kayyımda Suruç’a hizmet yapmadı. Bizim yapacağımız hizmetleri engellediler. Maksatları halka hizmet gitmesin, Suruç gelişmesin. Kayyım halkın cezalandırılmasıdır.”(MA)

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***