Yazar: SG

  • İman ve hayat

    İman ve hayat


    YORUM | AHMET KURUCAN

    (Gelecek Projeksiyonu Serisi 60)

    Aslında bu konuyu daha önceden okumuş olduğunuz seride iman ve amel münasebeti diyerek ele aldım. Orada yazmış olduğum şeyler burada da aynen geçerli. Öyleyse neden şimdi bir daha gündeme getiriyorum? Farklı bir boyutundan dolayı. O da şu: orada meseleyi gayrimüslimler ve ahiretteki kurtuluş ekseninde değerlendirmiştim, burada ise Müslüman olduğu halde hayat felsefesi ve yaşam düzenini tamamen bu esaslar üzerine kurmayan insanlar üzerinden ele alacağım.

    Konu bu olunca bakacağımız ilk yer, gideceğimiz ilk adres hiç şüphesiz Efendimizin (sas) bu kapsam içine girecek davranışlara karşı nasıl tavır aldığı, ümmetine mesaj mahiyetinde neler söylediği ve tabii ki buna bağlı olarak Allah’ın göndermiş olduğu ayetler olmalıdır.

    Bir önceki iman ve özgürlük münasebetini ele aldığımız yazıda ifade ettik: Allah kendi yarattığı insana inanma ve inanmama özgürlüğü vermiştir. Bediüzzaman’ın enfes tespitleri ile yapmış olduğu teklifleri ile Allah akla kapı açmış ama ihtiyarını yani tercih hakkını insanın elinden almamıştır. İnsan hiçbir baskı ve zorlama altında olmaksızın tercihlerini yapar, dünyevi ve uhrevi olarak da bu tercihinin bedelini öder, mükafat ve mücazatı ile karşılaşır.

    Bu durum inandığı halde inanmış olduğu değerlerin bir kısmını hayatına taşıyan ya da hiçbirisini taşımayan insanlar için de geçerlidir. Bu bağlamda herkesin bildiği “Dinde zorlama yoktur” ayetidir ki bu ayetin nüzul sebebini değişik vesilelerde defalarca yazdığım ve konuştuğum için burada detayı ile ele almayacağım. Sadece şu kadarını söyleyeyim; söz konusu ayet sonradan Müslüman olan anne babaların sahih bir dini inanca sahip olsunlar diye Yahudilerin yanına belli süreliğine gönderdikleri çocuklarının Müslüman olmaları için zorlamaları karşısında inmiştir.

    Pekâlâ bu ayetin konumuzla irtibatı nedir? İki vechesi var. Birincisi yukarıda da ifade ettiğim gibi Allah Resulünün (sas) hayatı içinde hiç kimseyi ama hiç kimseyi İslam dinine girmesi için zorlamaması, ikincisi ise inancının gereklerini yerine getirmeyen kişilere de bir zorlamada bulunmamasıdır. 

    Sözün burasında muhtemel itirazlar adına şunu söyleyeyim; Hz. Peygamber sadece peygamber değildir. Onun aynı zamanda yaşamış olduğu toplumda toplum üyelerinin kabulü üzerine kurulu idari görevleri de vardır. İsterseniz buna siyasi liderlik deyin, ister Medine şehir site devleti başkanlığı deyin, isterse bir kabileler birlikteliğinin eşitler arasında birincilik görevini üstlenen başkanı deyin. Netice değişmez. İşte bu görevini yerine getirme bağlamında Allah Resulünün altına imzasını attığı yaptırım içeren kararları da vardır ama bu kararlar o vasfı itibariyledir. Dini düzlemde, söz gelimi Allah-kul münasebeti kapsamı içerisinde yerini alan amellerde Efendimizin böylesi bir kararını göremezsiniz.

    Mesela; namaz, oruç, hac ibadetleri için elinden gelen her türlü tahşidatı yapmıştır Nebiler Serveri. “Kıyamet günü kullun Allah’a hesap vereceği ilk şeyi namazıdır” demiştir söz gelimi. “Hac menasikinizi benden alınız” demiştir. Oruç tutanların Reyyan kapısından cennete gireceğini müjdelemiştir. Ama bu ibadetleri yerine getirmeleri için hiç kimseye zorlamada ve baskıda bulunmamış, yapmayanlara yönelik dünyevi bir ceza öngörmemiştir. Zira böylesi bir zorlama daha önce ifade ettiğimiz gibi sadece ve sadece münafık üretir. Bakın yukarıda “Dinde zorlama yoktur” diye ilk cümlesini verdiğimiz ayetin devamında Yüce Rabbimiz ne diyor: “Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır. Artık kim sahte tanrıları reddeder de Allah’a inanırsa kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir ve bilir.” (Bakara, 256)

    Evet, din bir açıdan bilgi, iman ve amel bütünlüğü içinde ele alınması gerekli olan bir manzumedir. Bilgi temeli üzerine oturan ve amelle desteklenen iman sarsılmaz bir kale hüviyetindedir. Ama bunun için özgür irade olmazsa olmaz temel şarttır. İşte ‘Dinde zorlama yoktur’ ayeti bu hakikati ifade eden önemli bir beyanı İlahidir. Elmalı’lı merhumun bu ayete vermiş olduğu bir diğer anlam daha vardır. O bu ayete “Zorlama dinde yoktur” diye de mana verir ve ardından hem gramer kaideleri hem de İslami değerlerle irtibatlandırarak bu yorumunu temellendirir ki bu büyük müfessire hak vermemek imkansızdır.

    Netice itibariyle Allah-kul ilişkisi kapsamına giren ibadetlerle toplumsal hayata bakan ameller ayrı değerlendirmelere tabi tutulmuştur. Birincisi imanın, ibadetin ve ahlakın konusu olurken ikincisi hukukun konusu olmuştur. İlkinde dünyevi yaptırımlar özgür iradeyi baskılama anlamını taşırken ikincisinde cezai müeyyideler bile toplumsal hayatın gereği olarak kabul edilmiştir.

    Burada üzerinde düşünülmesi gereken bir mesele var; o da bu yaklaşımın Müslüman kimliğini parçalaması ve bunun tabii sonucu olarak toplumsal hayatı kompartımanlara ayırması meselesi. Bu çok önemli bir konu. Hele sekülerleşmenin küreselleşme ile birlikte Müslüman çoğunluklu toplumlarda bile alıp başını gittiği bir zeminde. Şu yazı serisini bir bitirelim. Bu konuyu müstakil olarak belki iki-üç yazı devam edecek şekilde ele alabilirim.

    Devam edecek.

    Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Deprem nedeniyle Kozan-Feke yolu kapandı

    Deprem nedeniyle Kozan-Feke yolu kapandı


     

    ADANA – Kozan’da 5.6 büyüklüğünde meydana gelen depremden etkilenen Osmaniye’de paniğe kapılarak balkondan atlayan 2 kişi yaralandı. Dağlardan düşen kayalar nedeniyle Kozan-Feke yolu da ulaşıma kapandı. 

     

    Adana’nın Kozan ilçesinde saat 08.44’te 5.6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Kandilli Rasathanesi’nin duyurduğu bilgilere göre, 3.7 kilometre derinlikte yaşanan deprem, çevre kentlerde de hissedildi.  Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) de depremin büyüklüğünü 5.5 olarak duyurdu.

     

    ARTÇI SARSINTILAR

     

    Depremden sonra en büyüğü 4.6 şiddetinde 20’den fazla artçı sarsıntı meydana geldi.  

     

    OSMANİYE’DE 2 KİŞİ YARALANDI

     

    Depremin etkisiyle Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde paniğe kapılan 2 kişi balkondan atladı. 2’nci kattaki evlerinin balkonundan atlayan 2 yurttaş aldırıldıkları Kadirli Devlet Hastanesi’nde tedaviye alındı. Osmaniye’nin Sumbas ilçesinde ise bazı ahırlar yıkıldı. 

     

    Adana Valisi Süleyman Elban Adana’daki orta ve ağır hasarlı binaların tarandığını şu ana kadar herhangi bir sorun olmadığını bildirdi. 

     

    YOL KAPANDI

     

    Deprem nedeniyle Feke ilçesi Uğurlubağ Mahallesi’nin dağlık alanından yola kaya parçaları düşerken, Uğurlubağ Mahallesi’ni Kozan ilçesine bağlayan karayolu ise ulaşıma kapandı. Kozan’da ayrıca kullanılmayan eski 2 binanın duvarları yıkılırken, bir işyerinde ise hasar meydana geldi. Kozan ilçesi Kabaktepe Mahallesi’nde de dağdan düşen kaya bir evin üzerine düştü. Hasar gören evde kimsenin olmadığı belirtildi. Deprem nedeniyle kayalıklardan kopan taşların Kozan- Feke kara yoluna devrilmesi sonucu yol ulaşıma kapandı.

     

    STRES ALANI DEĞİŞTİ

     

    Yer Bilimci Prof. Dr. Naci Görür, Kozan’da yaşanan depreme dair sanal medya hesabından şu paylaşımı yaparak, 6 Şubat’ta Mereş merkezli meydana gelen büyük depremlerin ardından bölgedeki fay kuşakları üzerindeki stres alanlarında değişim yaşandığını ifade etti. Görür, “Adana Kozan’da 5,5 deprem. Saimbeyli ve Savrun Faylarının yakınlaşma bölgesinde, muhtemelen Savrun zonunda. 6 Şubat depremlerinden sonra bölgede fay kuşakları üzerindeki stres alanlarında değişim var, sevgiyle” diye paylaştı. 

     

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin Ankara ziyaretinde hangi konular görüşülecek?

    Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin Ankara ziyaretinde hangi konular görüşülecek?


    Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkez Komitesi Politbüro Üyesi ve Dışişleri Merkez Komisyonu Direktörü Wang Yi, 26 Temmuz Çarşamba günü planlı bir ziyaret kapsamında Ankara’ya gelecek. Wang Yi, Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang’ın görevden alınmasıyla dışişleri bakanı olarak da görevlendirildi.

    2013-2022 yılları arasında Çin’in dışişleri bakanlığını üstlenen Wang Yi, en son 25 Mart 2021’de Türkiye’ye gelerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve dönemin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşmüştü.

    Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından görüşmeye ilişkin yapılan açıklamada, Çin’in Türkiye ile dostane işbirliğini derinleştirmeye hazır olduğu belirtilmişti.

    Aynı açıklamada Wang Yi’nin Erdoğan’la yaptığı görüşmede, “temel çıkarlarla ilgili konularda her iki tarafın birbirini anlamaya ve desteklemeye devam etmesi gerektiğini vurguladığı; Çin ve Türkiye arasındaki ilişkilerin siyasi temelini korumak amacıyla birbirlerinin içişlerine karışmama konusunun altını çizdiği” ifadeleri yer almıştı.

    Wang Yi altı aydan daha az bir süre görevde kaldıktan sonra bir aydır kamuoyu önünde görünmeyen ve sonrasında görevden alınan Qin Gang’ın yerine dışişleri bakanlığı görevine getirildi.

    Dışişleri Bakanlığı: “İkili ilişkiler, bölgesel ve uluslararası konular görüşülecek”

    Çin Dışişleri Bakanı’nın ziyaretinde önce heyetler arası görüşmeler yapılacak. Ardından Wang Yi’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul edilmesi ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la görüşmesi bekleniyor.

    Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Sayın Bakanımızın ÇKP Dışişleri Merkez Komisyonu Direktörü ve Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüşmelerinde Çin Halk Cumhuriyeti’yle ikili ilişkilerimizin tüm boyutlarıyla ele alınması, ayrıca güncel bölgesel ve uluslararası konularda görüş alışverişinde bulunulması öngörülmektedir.” ifadeleri kullanıldı.

    Türkiye ve Çin dışişleri bakanlarının görüşmesinde başta Kuşak ve Yol Projesi olmak üzere, Karadeniz tahıl koridoru, savunma sanayinde yapılacak işbirliği başlıklarının gündeme gelmesi bekleniyor.

    “Çin’in Türkiye’ye yönelik yatırımlarının artması beklenebilir”

    Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Barış Doster, Türkiye ile Çin arasında siyasi, ekonomik ve ticari birçok konu olduğunu söyledi.

    VOA Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Profesör Doster, “Dünyadaki güç merkezi son yıllarda gözle görülür biçimde batıdan doğuya kayıyor. Çin de bu kapsamda önce Kuşak ve Yol Projesi’ni gündeme getirdi. Pekin’in Ortadoğu ve Afrika’ya ilgisi artıyor. En son Riyad’da düzenlenen Çin-Arap Ekonomik Forumu taraflar arasındaki bağların güçlendiğini gösterdi. Çin’in İran’la ilişkileri de artıyor. Türkiye de Kuşak ve Yol Projesi’nin en kilit ülkelerinden bir tanesi. Çin’in bu bağlamda Türkiye’ye yönelik yatırımlarının artması beklenebilir.” dedi.

    Çin’in Rusya-Ukrayna savaşını da yakından izlediğini söyleyen Doster, “Türkiye’nin bu savaşta takındığı rolü de görüyor. Bu konunun da görüşmelerde gündeme gelmesi mümkün. Tabii ki Karadeniz Tahıl Koridoru’nun özellikle Afrika ülkeleri bakımından öneminin farkında. Bu konuda da değerlendirmeler olabilir. Çin-Türkiye ilişkilerinde çok fazla başlık var.” şeklinde konuştu.

    Doğu Türkistan konuşulacak mı?

    Türkiye ile Çin ilişkilerinde en sıkıntılı konuların başında ise Doğu Türkistan meselesi geliyor.

    En son Haziran ayının sonunda yaptığı bir Meclis Grup toplantısında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Cumhur İttifakı’ndaki ortağı Milliyetçi Hareket Partisi’nin lideri Devlet Bahçeli Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabia Kadir’i Türkiye davet etmişti.

    Bahçeli, “Doğu Türkistan’da baskı ve dayatmalara maruz kalan, inanç ve insan hakları ihlallerine mahkûm bırakılan kardeşlerimizi hiçbir zaman unutmadık, unutulmuşluğa terk etmedik. Çünkü onlar biz, biz de onlarız. Aramızda sınırlar ve mesafeler olsa da kalbimiz bir, kanımız bir, kaderimiz birdir. Nitekim Doğu Türkistan Müslüman Türk milletinin mağdur ve mazlum gök bayrağıdır” ifadelerini kullanmıştı.

    Pekin ve Ankara arasında ekonomik ilişkiler artarken Türkiye’nin Çin’e karşı dış ticaret açığı azaltılamıyor

    Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye’nin dış ticarette Rusya Federasyonu’ndan sonra en büyük ticaret ortağı.

    2022 yılında Türkiye, Çin’e 3,280 milyar dolarlık ihracatta bulunurken bu ülkeden yaptığı ithalatı 41 milyar 354 milyon dolara yükseltti.

    Böylelikle ilk kez 2000 yılında 1 milyar doları aşan bir iki ülke arasındaki dış ticaret hacmi, 22 sene sonra 44,6 milyar dolar seviyesine çıkmış oldu.

    Dışişleri Bakanlığı’na göre Çin’in Türkiye’ye yapmış olduğu toplam yatırım miktarı 4 milyar doların üzerinde.

    Bakanlığın internet sitesinde, “Son dönemde artmakta olan yatırımların sektörel dağılımı; enerji, altyapı, lojistik, finans, madencilik ve telekomünikasyon alanlarında” olduğu belirtiliyor.

  • Xîzan’da operasyonun sürdüğü bölge bombalanıyor

    Xîzan’da operasyonun sürdüğü bölge bombalanıyor


    BEDLİS – Xîzan ilçesinde 12 gündür askeri operasyonun sürdüğü bölge, havadan aralıksız bir şekilde bombalanıyor.  

     

    Bedlîs’in Xîzan (Hizan) ilçesine bağlı Xûlepûr ve Kekulan köyleri 14 Temmuz’da 15 günlüğüne “Özel Güvenlik Bölgesi” ilan edildi. Yasaklı bölgede askeri operasyon 12’nci gününde devam ediyor. 

    Ayrıca bölge helikopterlerle aralıksız bir şekilde bombalanıyor. Operasyonun sürdüğü bazı bölgelerde yangın çıktığı öğrenildi. Köylülerin tarlaları zarar görürken, bölgenin her yerine fotokapanlar ve MOBESE kameraları yerleştirildiği kaydedildi. 

     

    OPERASYON ALANI GENİŞLEDİ

     

    Bugün de çok sayıda helikopter, köy kırsallarını yoğun bir şekilde bombaladı. Köylüler, evlerinin yakınlarının tarandığını ve operasyonun Best köyünde yoğunlaştığı aktardı. 

     

     

     

     

     

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Hukukçular: Artık polis devleti dediğimiz olgu gerçekleşmiş durumda

    Hukukçular: Artık polis devleti dediğimiz olgu gerçekleşmiş durumda


    Ezgi YILDIZ


    İSTANBUL – Basın açıklaması yapmak isteyenlerin ve avukatların maruz bırakıldıkları polis müdahalesini değerlendiren hukukçular, “Çok tehlikeli bir gidişattan söz ediyoruz” diyerek uyardı. Kolluğun keyfi uygulamalarının yeni olmadığını fakat son yaşanılanların açıkça pervasızlık olduğunu söyleyen hukuçular, “Artık polis devleti dediğimiz şey gerçekleşmiş durumda. Kolluğun iki dudağı arasından çıkan söz kanun oldu, bunu görmek lazım. Kolluk, cumhuriyet savcısının talimatlarını dahi tanımaz hale geldi” dedi.

    Türkiye’de iç hukukunda Anayasa’nın 34. Maddesi ile kişilerin “önceden izin almaksızın barışçıl toplantı ve gösteri yapma hakkını” koruma altına alırken, Türkiye’nin imzacısı olduğu Birleşmiş Milletler anlaşmaları ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de bu hakkı garanti ediyor. Ancak son zamanlarda yapılmak istenen eylem ve etkinliklerin birçoğu engelleniyor, eylemciler ise darbedilerek gözaltına alınıyor. Tüm bunlara avukatların darbedilmesi ve baro başkanlarının engellenmesi de eklendi. Geçtiğimiz hafta Suruç anmaları sırasında gözaltına alınanları savunmak için Vatan Emniyet’te giden avukatlar darbedilerek emniyetten dışarı atıldı. Aynı hafta içinde Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın eylemelerine destek vermek için gelen 16 ilin baro başkanları ve yöneticileri de engellendi.

    Suruç gözaltıları için emniyete giden ve kolluk tarafından darbedilen Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi avukat Oğuzhan Topalkara, Cumartesi Anneleri’ni desteklemek için alana gelen açıklama yapmaları engellenen Hakkari Barosu Başkanı Ergün Canan ve Türkiye Barolar Birliği Başkanı (TBB) Erinç Sağkan değerlendirmelerde bulundu.

    TBB BAŞKANI SAĞKAN: KOLLUĞUN BU HALİ TÜRKİYE’Yİ POLİS DEVLETİ HALİNE GETİRDİ

    Erinç Sağkan

    Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan, “Bunlar açıkça anayasaya ve hukuka aykırıdır. AYM kararları emsal niteliğindedir. Bu barışçıl eylemlere izin vermeyenler ve buna ilişkin hukuka aykırı emri uygulayanlar açıkça suç işlemektedir. Her hafta yeni yasaklama kararı çıkarmak ise kimseyi cezai sorumluluktan kurtarmaz” dedi.

    TBB Başkanı Sağkan 15 Temmuz sürecinden sonra kolluğun amir tanımaz hale geldiğini, kişilerin en temel anayasal haklarının kolluk tarafından yok edildiğini söyleyerek yargı bağımsızlığına vurgu yaptı. Erinç Sağkan şunları söyledi:

    “Kolluğun, amir tanımaz cumhuriyet savcısının talimatlarını yerine getirmez hale geldiği bu zamanlarda kullandığı orantısız güçle Türkiye’yi maalesef hukuk devleti olmaktan çıkarıp bir polis devleti olmaya ilerletti. Kolluk, cumhuriyet savcısının talimatlarını dahi tanımaz hale geldi. Kendisine aldığı gücü ise yurttaşlar üzerinde gösterdiği bir süreci yaşıyoruz. Çok tehlikeli bir gidişattan söz ediyoruz. Burada en kötü sınavı yargı veriyor. Bu tarz gösteri ve yürüyüşleri engelleyen kararlara karşı suç duyuruları var. Kolluğun buralardaki hukuka aykırı tavırlara yönelik yaptıkları suç duyuruları yargıda karşılık bulmuyor. En çok ihtiyacımız olan şey bağımsız yargı. Fakat bakıyoruz ki suç işleyen kişilere karşı etkin bir süreç ilerletmiyor.”

    ‘BARO BAŞKANLARIMIZ HUKUK TANIMAZ TAVIRLA KARŞILAŞTILAR’

    Geçtiğimiz hafta birçok ilin baro başkanlarının ve yöneticilerinin de destek verdiği Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın eylemi sırasındaki avukatların polis tarafından engellenmelerine yönelik değerlendirmede de bulunan TBB Başkanı Sağkan şunları söyledi:

    “Geçtiğimiz hafta bazı baro başkanları ve yöneticileri avukatlık kanunundan kaynaklanan (madde 76 ve madde 95) insan haklarını korumak ve bu haklara işlerlik kazandırmak görevi kapsamında Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın her hafta gerçekleştirdikleri son derece demokratik hak taleplerinin yanında olmak istediler. Baro başkanları yasadan aldıkları yetkiyle orada bulunmalarına rağmen aynı hak tanımaz hukuk tanımaz tavırla karşılaştılar. Bizler tabii ki barolar başkanlarımızın ve yöneticilerimizin bundan sonra yürütecekleri hukuki süreçte yanlarında olacağız.”

    ‘SURUÇ’TA BİRDEN ÇOK HAK İHLALİ VAR’

    Son olarak Suruç’un 8’inci yıl dönümünde yapılan eylemlerde avukatların emniyetten darbedilerek çıkarılmalarını hukuksuz bir tavır olarak yorumlayan Sağkan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Burada birden çok hak ihlali var. Birincisi tıpkı Cumartesi Anneleri/İnsanları’nda da olduğu gibi kişilerin barışçıl hak kullanımlarının hukuka aykırı bir şekilde kollukla birlikte engellenmesi. İkincisi ise ve bir o kadar önemli olan kişilerin savunma haklarının gasbedilmesi. Bir avukatın emniyetten apar topar çıkarılması sadece avukatın görevini yapmasının engellenmesi anlamına gelmiyor. Gözaltında bulunan kişiler etkin savunma hakkından mahrum bırakılması anlamına geliyor. Gözaltında olan biriyle avukat 7 gün 24 istediği her an görüşme hakkına sahiptir. Bunu kısıtlamak adil yargılanma hakkının ihlal edilmesidir. Haliyle avukatların şiddet gösterilerek oradan çıkarılması bir suçtur. Meslektaşlarımız gerekli suç duyurularında bulunacaklardır. TBB olarak sürecin takipçisiyiz.”

    HAKKARİ BAROSU BAŞKANI CANAN: TÜRKİYE AB’YE GİRMEK İSTİYORSA YÜKSEK MAHKEME KARARLARINI UYGULAMALI

    110024.jpg
    Ergün Canan

    Cumartesi İnsanları/Anneleri’nin eylemine destek vermek için Galatasaray Meydanı’na gelen Hakkari Barosu Başkanı ve aynı zamanda 1996 yılında gözaltında kaybedilen Abdullah Canan’ın yeğeni olan Ergün Canan, engellemelerin hukuka aykırı olduğunu söyledi. Ergün Canan, gözaltıların ardından Vatan Emniyeti’nde yapmak istedikleri basın açıklamasının da engellendiğini belirterek sözlerine şöyle devam etti:

    “Temel amacımız AİHM ve AYM kararlarının uygulanması gerektiğine vurgu yapmaktı. Uluslararası anlaşmalara uygun bir eylem tarzları var. Bütün bunlara rağmen engellemeler oluyor. Biliyorsunuz şu sıra Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girip girmeyeceği yine gündemde. Türkiye Avrupa Birliği ülkesi olmak istiyorsa bu tarz yüksek mahkemelerin kararlarını uygulamak durumundadır. Aksi hali çelişki yaratır. Amcam da gözaltında kaybedilen biri ben de bir kayıp yakınıyım. Baro başkanı olmadan önce ben de katılmıştım bu eyleme ama ilk defa o gün baro başkanı olarak gittim. Amacım bu kişilerin meşru haklarını kullanabilmeleriydi. Bu mücadele hepimizin. Burası bir hukuk devleti. AİHM gibi uluslararası sözleşmelere tarafız bunlar uygulanmadır. Dilerim ki AYM kararları uygulanır” dedi.

    ÇHD’Lİ OĞUZHAN TOPALKARA: AVUKATLARIN BEKLETİLMESİ İÇERİDE İŞKENCE ANLAMINA GELİYOR

    Suruç Katliamı’nın 8’inci yıl dönümünde gözaltına alınanların savunmalarını yapabilmek için Vatan Emniyet’e giden birçok avukat polis tarafından darbedilerek dışarıya atıldı. Bu şiddete maruz bırakılan avukatlardan biri de Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi Oğuzhan Topalkara. “Kolluğun keyfi uygulamaları yeni değil fakat son yaşanılanlar açıkça pervasızlık” diyen Topalkara o gün yaşanılanları, şu ifadelerle anlattı:

    “Normal şartlarda hemen görebilmemiz gereken müvekkillerimizi görmek için 8 saat sabrettik. Ama yaklaşık onlarca avukata meydan dayağı atar gibi döve döve attıkları bir durumla karşı karşıya kaldık. Orada ‘Süpür, atın şunları, kaldırımda dahi durmayacaksınız’ sözlerini duyduk. 8 saatlik bekleme yalnız başına avukatlar için bir yorgunluk anlamı taşımıyor. İçeride bir işkence sürecine dönüşüyor ters kelepçe, açlık vb. uygulamalarla. Biz de artık görüşme noktasında ısrarcı olduk. Darp orada başladı. İlk de değil tabii bu uygulama bir yere kadar sürüklenir sonra müzakere sürecine başlardık ama bu defa farklı ilerledi. Her birimiz bir çembere alınıp sıkıştırılıp bir darba maruz kaldık. Ben düştüğümde polis bariyerine elmacık kemiğimi çarptım gözlüğüm kırıldı. Yaklaşık 100 tane polis memuru avukatları döve döve o alandan çıkardılar. Tamamen gözü dönmüşlük haliydi.”

    ‘POLİS DEVLETİ DEDİĞİMİZ ŞEY GERÇEKLEŞMİŞ DURUMDA’

    ÇHD’li Topalkara, AYM ve AİHM kararlarının uygulanmadığına dikkat çekerek sözlerine şöyle devam etti:

    Cumartesi Anneleri ile birlikte AYM kararı tedavülden kaldırıldı. AİHM kararları Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş gibi dosyalarla yürürlükten kalktı. Bunlar kademe kademe oldu. Mevzuat hala var. Fakat geldiğimiz noktada polisin yönetmeliği ve genelgesi bütün normların üzerinde. Suruç anmalarına yapılan saldırılar bunun son örneklerinden. Ertesi gün Vatan Emniyet’te bir protesto yapmak isteyen baro başkanları engellenerek çember altına alındı. Bu konunun önü alınmaz bir noktaya geldiğini görmek lazım. Hukuk tanımazlık, polis devleti dediğimiz şey gerçekleşmiş durumda. Kolluğun iki dudağı arasından çıkan söz kanun oldu bunu görmek lazım.”

    Oğuzhan Topalkara, avukatların darp raporlarını alarak ortak suç duyurusunda bulunacaklarını ifade etti.

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan’dan hakim ve savcılara: Parayı pulu her zaman bulursunuz ama hukuk bulunmaz

    Erdoğan’dan hakim ve savcılara: Parayı pulu her zaman bulursunuz ama hukuk bulunmaz


    Adli Yargı Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hâkimleri Kura Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni anayasa mesajı verdi. Erdoğan, “Sivil, özgürlükçü ve kuşatıcı bir anayasa ile taçlandırmak istiyoruz” dedi.

    Yargı mensuplarına ‘sosyal medya baskısı’ altında kalmamaları telkinin de bulunan Erdoğan, “Sosyal medyada cübbe giyip ahkam kesenler asla bizim referansımız olamaz. Adaletin ölçüsü sosyal medyadaki tepkiler değil, kanundur, nizamdır. Daha ileri gidiyorum hukuktur.” ifadelerini kullandı.

    Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

    ”Bugün kura çekerek göreve başlayacak 1102 arkadaşımızı tebrik ediyorum. Şu an Türkiye safında toplam 22 bin 122 hâkim ve savcı görev yapıyor. Bugünkü törenle bu sayıyı 123 bin 923’e çıkarmış oluyoruz.

    Milletimizin gözünde adliye kapısını adaletin kapısı haline getirmek için çalıştık.

    Yapılanlar önemlidir ama yeterli değildir. En büyük engel darbe ürünü mevcut anayasadır. Cumhuriyetimizin 100. yılını darbe anayasası ile karşılamış olmayı içimize sindiremiyoruz. Sivil, özgürlükçü ve kuşatıcı bir anayasa ile taçlandırmak istiyoruz. Önceliklerimizin en başında Türkiye’yi darbe anayasasından kurtarmak var.

    Vazifenizi icra ederken hukukun üstünlük ilkesine ne pahasına olursa olsun bağlı kalmaya itina gösterin. Sizden sadece aklınızı vicdanınızı değil devlet, millet adına müessesenizi de korumanızı istiyorum.

    Sosyal medyada cübbe giyip ahkam kesenler asla bizim referansımız olamaz. Adaletin ölçüsü sosyal medyadaki tepkiler değil, kanundur, nizamdır. Daha ileri gidiyorum hukuktur. Hukuk kanunun çok çok ötesindedir. O hakkı koruma altına alıyor. Kanun dediğin insanoğlunun yazdıklarıdır. Ama hukuk bunun ötesindedir. Sizin hedefleriniz asırlar boyunca ilimle, ahlakla oluşmuş zengin hukuk külliyatımızdır. Kararınızı verirken hiçbir gücün, hiçbir maddi gücün sizi yönlendirmesine müsaade etmeyin. Parayı pulu her zaman bulursunuz ama unutmayın; Hak, hukuk bulunmaz. Sizlere güveniyorum. Her bir kardeşimin hukuk ve adalet çizgisinden sapmadan en güzel şekilde görevini ifa edeceğine inanıyorum.

    Tavrımız gayet nettir. Su uyur ama Fetövari terör örgütleri uyumaz. Son F.TÖ’cü hain de işlediği cürumların hesabını yargımıza vermeden ne biz ne de devletimiz güvende olacaktır.”

    Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Hasta mahpus Özge Özbek’in eşi: Hukuksuz bir şekilde ölüme terk ediliyor

    Hasta mahpus Özge Özbek’in eşi: Hukuksuz bir şekilde ölüme terk ediliyor


    Esra ÇİFTÇİ


    DİYARBAKIR – Özge Özbek, 1985 yılında Bingöl’de dünyaya geldi. Babasının öğretmen olmasından kaynaklı eğitimine farklı şehirlerde devam etmek zorunda kaldı. İlk okulu Bingöl ve Van’da liseyi Diyarbakır’da okudu. Ankara Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler bölümünden mezun oldu. Mezun olduktan sonra Diyarbakır Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğüne atanıp sosyal hizmeti uzmanı olarak çalışmaya başladı. İlgi alanı kadınlardı. Şiddet gören kadınlara ve dezavantajlı kadınlara yönelik şiddet önleme merkezinde çalıştı.

    2012 yılında evlendi ve 2013 yılında hapis cezası aldı. Hapis cezasından sonra Özge için hayat başka türlü akmaya başladı. İşinden ayrılmak zorunda kaldı ve cezaevine girmemek için çok uğraştı. Bir yandan evi, bir yandan işyeri polisler tarafından sürekli takip halindeydi. Bu sırada Özge’nin hastalığı baş göstermeye başladı, ağrılarıyla baş edemeyince hastaneye kaldırıldı ve beyin ameliyatı oldu. Ameliyat sonrası daha kendine gelemeden gözaltına alındı ve tutuklandı. Özge, tam teşekküllü devlet hastanesinden “cezaevinde kalamaz” raporu almasına rağmen Adli Tıp Kurumu bu raporu dikkate almıyor.

    Özge’nin eşi Özgür Özbek, Özge’nin sağlık durumunu Artı Gerçek’e anlattı.

    ‘HASTALIĞI CEZAEVİNİ KALDIRAMAYACAĞI İÇİN HASTANEYE GİDEMEDİ’

    Özgür Özbek, Özge’nin hastalığının ilk olarak 2009 yılında başladığını söylüyor. Özge’nin ilk olarak bayılması ile Diyarbakır’da hastaneye gittiğini ama bir süre sonra İstanbul Marmara Üniversitesi Araştırma Hastanesinde “Meningiom” diye bilinen Nörofibromatosis tip 2 beyin tümörü teşhisi konulduğunu söyleyen Özbek, 2009 ve 2013 yılında 2 defa ışın tedavisi (GamaKnife) aldığını sonra toparlandığını ifade ediyor.

    “Biz evlendikten sonra bu hastalık tekrar nüksetti. Yeniden hastane sürecimiz başladı. Işın tedavisi aldıktan sonra doktorlar sürekli kontrol altında olması gerektiğini, her üç ayda bir düzenli hastaneye gitmemiz gerektiğini söyledi. Tabi o sırada Özge ceza aldığı için ve hastalığı cezaevini kaldıramayacağı için saklanmak zorunda kaldı. Durum böyle olunca da İstanbul’a hastaneye gidemedik ve Özge’nin hastalığı da bayağı arttı. Ta ki 2020 yılında baş ağrıları dayanamayacak şekilde artmaya başlayınca mecbur kalarak bir şekil MR çektirdik. MR sonucunu İstanbul’daki doktoruna gönderdiğimizde acil ameliyat olması gerektiğini söyledi. İstanbul’a gittik ve MR sonucunu başka doktorlara da gösterdik, onlar da bir an önce ameliyat olması gerektiğini söylediler.”

    ‘AMELİYATTAN ÇIKAR ÇIKMAZ TUTUKLADILAR’

    “Hastaneye giriş yapıldıktan sonra herhangi bir sıkıntı olmadı. Birkaç gün sonra 26 Ekim 2020 yılında ameliyat gerçekleşti. Ameliyattan üç-dört gün sonra tam hastaneden çıkacağız polisler hastaneyi bastı ve Özge’yi aldılar. Oysa 7 saatlik bir ameliyat geçirmişti hem fiziki olarak hem psikolojik olarak toparlayamamıştı kendini, dikişleri dahi alınmadan Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine götürdüler. Özge o dönem çok kötüydü, kendi doktorunun kontrolü dahilinde olması gerekirken, başka bir hastaneye götürdüler. Cezaevi idaresindeki doktorlar tarafından dikişleri alındı.”

    ‘ATK’NİN CEVABI TAMAMEN SİYASİ’

    Doktorunun Özge’nin ameliyattan sonra yalnız kalmamasını, bakıma ihtiyacı olduğunu önemle belirttiğini söyleyen Özbek, buna rağmen Özge’nin 33 gün cezaevinde kaldığını ifade ediyor. Özbek, o süre zarfında avukatların başvuruları ile Özge’nin heyete çıktığını, heyetin cezaevinde kalamaz raporu verdiğini ve Adli Tıp Kurumu’na (ATK) sevk edildiğini belirtiyor.

    “ATK 3 aylığına Özge’yi tahliye etti. 3 aylık tahliye süreci bittikten sonra süreci uzatmadı ve Özge’yi tekrar cezaevine götürdüler. Tabi bu süre içerisinde Özge’nin baş ağrıları, nöbetler geçirmesi devam ediyordu. 24 Aralık 2021 tarihinde cezaevinden Farabi Eğitim Araştırma Hastanesine götürülüyor ve hastane Özge’nin cezaevinde kalamayacağı yönünde rapor veriyor. Özge bu raporla ATK’ye gidiyor, ATK ise, ‘Sen yürüyebiliyorsun, görebiliyorsun’ cevabını vererek raporu kabul etmiyor. Bu kararın tamamen siyasi olduğunu düşünüyorum. Objektif olduğunu düşünmüyorum. Madem tam teşekküllü devlet hastanesine gönderiyorsunuz o zaman ATK neden bu raporu dikkate almıyor.”

    ‘TÜMÖR SAYILARINDA CİDDİ ARTIŞ SÖZ KONUSU’

    Özge ile haftada bir telefon görüşmesi yaptıklarını söyleyen Özbek, kendisi Batman’da kaldığı için ayda bir açık görüşe gittiğini ama aileden muhakkak birilerinin sürekli ziyarete gittiğini belirtiyor. Telefon görüşmelerinin 10 dakikayla sınırlı olduğunu söyleyen Özbek, Özge’nin hastalığının sürekli ilerlediğini, sürekli baş dönmesi, titreme ve nöbetler geçirdiğini söylediğini ifade ediyor.

    “En son görüşe gittiğimde Özge’deki değişiklikleri bariz görebildim. Dışarıdaki haliyle hiçbir alakası yok. Kilo kaybı, yürüme de ve konuşmada zorlanma. En son Gebze’de hastaneye gittiğinde orada çekilen MR’la cezaevine girmeden önce çekilen MR arasında da ciddi fark var. Tümör sayılarında ciddi artış söz konusu. Bu tümörler beynin farklı yerlerinde olduğu için beynin farklı fonksiyonlarına baskı uyguluyor. Mesela biri sağ kulağının arkasında bu da yüzde 70 işitme kaybına neden oldu. Zamanla, görme kaybı, hafıza kaybı gibi telafisi mümkün olamayacak hastalıklara neden olacak.”

    ‘ÖZGE CEZAEVİNDE KALAMAZ’

    Özge’nin 6 yıl 3 ay ceza aldığını, 2 yıldır da cezaevinde olduğunu söyleyen Özbek, bu koşullarda cezaevinde kalamayacağının altını çiziyor. ATK’nin cezaevinde kalamaz raporuna rağmen, “kalabilir” demesinin Özge için işkence olduğunu söyleyen Özbek, şöyle devam ediyor.

    “En son 10 Temmuz günü cezaevinde kafasını çarpıyor. O gün telefon günümüzdü. 2 dakika konuştuk, kalan 8 dakika için de sonra arayacağını söyledi. Fakat aramadı. Bizde bayağı bir endişelendik. Cezaevini aradım, herhangi bir şekilde bilgi vermediler bize. Ertesi gün tekrar cezaevini aradım ve yine bilgi alamadım. İstanbul’da bulunan avukatları aradım, durumu anlattım. Avukatların devreye girmesiyle Özge’nin düştüğünü, başını çarptığını ve hastaneye götürüldüğünü öğrendik. Hastane sonrası Özge bizi aradı, düştüğünü revire kaldırıldığını, cezaevi hastanesine götürüldüğünü, orada toplu çekilen tomografilerde beyinde kanama olduğu söylenmiş. Sonra apar topar şehir hastanesine götürüyorlar. Orada da çekilen tomografilerde kanamanın olmadığı ama yeni tümörlerin olduğu ve var olan tümörlerin büyüdüğü söyleniyor ve ameliyat öneriyorlar. Özge ‘de “madem ölüm riskim var, komaya girme riskim var, ben burada ameliyat olmak istemiyorum” diyor, dilekçe imzalatıp tekrardan cezaevine götürüyorlar.

    ‘BU HUKUKSUZLUK BİR AN ÖNCE BİTMELİ’

    Özgür Özbek, Özge’ye karşı uygulanan hukuksuzluğun bir an önce bitmesini istediğini söylüyor. Bir an önce Özge’nin cezaevinden çıkıp tedavisinin yapılmasını ve infazının ertelenmesini talep ettiğini söyleyen Özbek, Özge’nin yaşamının tehlikede olduğunu ve cezaevinde kaldığı sürece de ölüm riskiyle baş başa kaldığını ifade ediyor. Özbek son olarak cümlelerini şöyle tamamlıyor:

    “En kutsal insan hakkı olan yaşama hakkının korunması gerekiyor. Bir an önce özgürlüğüne kavuşması ve sağlıklı bir ortamda tedavisinin yapılması gerekiyor.”

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Berivanlar engellendi, çoban operasyona götürüldü

    Berivanlar engellendi, çoban operasyona götürüldü


    COLEMÊRG –  Gever’in Tiloran’a Jêr ve Tiloran’a Jor köylerine bağlı Sipêrêz Dağında başlatılan askeri operasyon sonrası berivanların yaylaya çıkıp koyunlarını sağmaları engellenirken, bir çoban ise zorla operasyon bölgesine götürüldü.

     

    Colemêrg’in Gever (Yüksekova) ilçesine bağlı Tiloran’a Jêr, Tiloran’a Jor, Pagê, Mitirban, Meşkan, Mûşan, Kendalok ve Wargenima köylerinin bulunduğu alanlarda dün başlatılan askeri operasyon devam ediyor. Tajdîn, Sipêrêz, Omerê Dağı, Pagê ve Topizava yaylalarına yüzlerce asker, zırhlı araç ve helikopterin sevk edildiği bildirildi. 

     

    Dün akşam saatlerinde Sipêrêz Dağı’nın bulunduğu alanda yoğun silah seslerinin geldiği kaydedilirken, bölgeye çok sayıda korucunun da sevk edildiği belirtildi.

     

    BERİVANLAR ENGELLENDİ

     

    Tiloran köyü kırsalındaki yaylada koyunlarını sağmak için sabah saatlerinde yola çıkan berivanlar, asker engeliyle karşı karşıya kaldı. Her gün düzenli olarak koyunlarını sağmak üzere gittikleri Warê Horê yaylası yolunda askerlerce durdurulan berivanların üst araması ve GBT’den geçirildiği, yüzlerinin açmaları istendiği belirtildi. Askerlerin berivanlara, “yaylanın yasaklandığını ve ikinci bir emre kadar bölgeye gelmemeleri” yönünde uyarılarda bulunduğu kaydedildi.  

     

    ÇOBANLARA ULAŞILAMIYOR

     

    Devam eden operasyonda bir çobanın ise “sabıkası” olduğu iddiasıyla zorla operasyon bölgesine götürülerek, operasyona dahil edildiği öğrenildi. Şiyar Demir isimli çobanın ise kırsal alanda mahsur kaldığı, askerlerin çobana herhangi kimsenin ulaşmasına ve yanına gitmesine izin vermediği bildirildi.  Yaylaya giderek çobanlarını merak eden yurttaşların ise engellendiği öğrenildi.

     

    ÇOBANLAR DARP EDİLDİ

     

    Çobanlara ulaşmak isteyen köylülerin, yaylaya gitmeleri ve çobanlara ulaşmaları engellenirken, çobanların askerler tarafından darp edildiği de öne sürüldü. Yine köylülere ait yüzlerce koyunun çevreye dağıldığı ve köylülerin koyunlarını bulmalarına izin verilmediği belirtildi. 

     

    BÖLGEYE KEPÇELER GÖTÜRÜLDÜ

     

    Öte yandan bölgeye sabah saatlerinde çok sayıda kepçe de götürüldüğü öğrenildi. Bölgede sürdürülen yasak kararına ilişkin de henüz resmi bir karar yayımlanmadı. 

     

     

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Mahiroğlu: Ben aldığımda da Halk TV’nin CHP ile bir anlaşması vardı

    Mahiroğlu: Ben aldığımda da Halk TV’nin CHP ile bir anlaşması vardı


    Artı Gerçek – CHP Genel Merkezi’nin HalkTV’yle yaptığı canlı yayın anlaşmasının tek taraflı feshetmesinin ardından başlayan tartışmalar devam ederken Halk TV’nin sahibi Cafer Mahiroğlu, katıldığı canlı yayın programında yaşananlara ilişkin konuştu.

    Halk TV ile CHP arasında yapılan sözleşmeye dair, “”Ben aldığımda da Halk TV’nin CHP ile bir anlaşması vardı. Ben bilmiyordum” dedi.

    Gazeteci Fatih Altaylı’nın YouTube kanalındaki TekeTek programına katılan Halk TV’nin sahibi Cafer Mahiroğlu, yaşananlara ilişkin soruları yanıtladı.

    Cafer Mahiroğlu, neden böyle bir sözleşme yapıldığına ve neden CHP tarafından tek taraflı feshedildiğine dair merak edilenleri cevapladı. Mahiroğlu’nun açıklamalarından öne çıkan satır başları şöyle:

    ‘ANLAŞMADAN HABERİM YOKTU’

    “Ben aldığımda da Halk TV’nin CHP ile bir anlaşması vardı. Ben bilmiyordum. ‘Parti bize her ay uydu paramızı ödüyor’ dediler. Uydu parası da o dönemde kanalın giderinin yüzde 20-25’ini karşılayabilecek bir rakamdı. Bugünkü şartlarda yüzde 1’e gelmez.

    ‘UZUN SÜRE ANLAŞMA OLMADI’

    Kanalı aldıktan 1-2 hafta sonra iki genel başkan yardımcısıyla bir otelde oturduk. Onların tekliflerini kabul etmedim. Üçüncü bir kişi daha vardı. Ve uzun süre Halk TV ve CHP arasında anlaşma olmadı.

    ‘REKLAM HARİCİNİ PARASIZ VERDİM’

    Uzun zaman sonra tekrar masaya oturuldu. ‘Genel başkan yardımcılarının, parti sözcüsünün, grup toplantılarımızın ve reklamlarımızın verilmesini istiyoruz’ dediler. Ben reklam haricini parasız verdim. Bunları CHP’nin açıklaması lazım. Fakat bu CHP’nin değil, ergenlik yaşını aşamamış bir genel başkan yardımcısının… CHP de CHP Genel Başkanı da sansürcü olamaz. Buna ihtimal vermiyorum.

    ‘BAŞKA YERLERLE BU ANLAŞMAYI YAPTINIZ MI?’

    Karanlık diye tabir ettiğim, nereden geldiği belli olmayan, ergen düşüncesine sahip birisi, Atatürk’ün kurduğu partide genel başkan yardımcısı olamaz. Nereden geldiği, kime hizmet ettiği, o koltuğa nasıl oturduğu belli olmayan şahsa soruyorum: Neden iptal ettiniz? Bu anlaşmayı suç unsuru olarak lanse ediyorsanız başka yerlerle de bu anlaşmayı yaptınız mı? Yaptıysanız iptal ettiniz mi? CHP’ye sormuyorum, o şahsa soruyorum.”

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Transfer rekorundan Cantona’yı reddetmeye

    Transfer rekorundan Cantona’yı reddetmeye


    Ali Murat Hamarat


    Bir dönemin unutulmaz forvetlerindendi Trevor Francis. Bir kuşağın kahramanlarındı; daha küçüklerin ismini kitaplarda okuduklarındandı. İngiliz futbol tarihinin ilk 1 milyon sterlinlik oyuncusu artık yaşamıyor.

    Paraların uçuştuğu, biz fanilerin bonservisler için ödenen miktarlardaki sıfırları saymayı çalıştığımız yıllarda, 1 milyon sterlin futbolseverler için çekirdek parası gibi kalıyor. Yoksa dünyanın büyük bir kısmı bunu görmeden ölüyor.

    Birmingham City altyapısında parlayan forvet, A Takım’a alındığında henüz 16’sındaydı. 17. yaş gününü kutlamadan bir maçta dört gol atan Francis, kısa sürede mavi-beyazlıların en büyük yıldızıydı. Takımı ikinci kümeden birinci lige çıkaran delikanlı çimlerde maharetini gösteredursun, üstündeki forma ona dar geliyordu.

    Daha önce tarihinde bir kez Lig Kupası’nı kaldırmış olan Maviler, Federasyon Kupası ve UEFA Kupası’nın atası Fuar Şehirleri Kupası’nda ikişer final kaybetmişti. O mütevazı ekipte Francis’in yapabilecekleri sınırlıydı. Yine de golleri sıralıyor, taraftarın sevgilisi oluyordu. 1976’da Queen’s Park Rangers karşısında taçtan aldığı topu filelerle buluşturması unutulmazdı. Adı millî takımla da anılmaya başlanan forvet, ertesi yıl Hollanda karşısında İngiltere formasını ilk kez giyiyordu.

    1978’de kimsenin beklemediğini yapan oyuncu, Yeni Dünya’ya ayak basıyordu. Malum o günlerde Amerika’da bir futbol çılgınlığı yaşanıyordu. Kariyerlerinin sonuna gelmiş Pele, Franz Beckenbauer ve Johan Cruyff gibi yıldızlar sayesinde ülkede futbola ilgi artmıştı. İngiliz forvet, Detroit Express’e kiralık olarak gittiğinde henüz 24’ündeydi. 19 maçta 22 gol atan Francis, MLS’in en iyi takımına seçilmişti. Formunun zirvesindeydi; yeni durağı an meselesiydi…

    AVRUPA’DA KUPA GETİREN GOL

    Brian Clough’ın çalıştırdığı Nottingham Forest peşine düşüyor, 1979 yılının Şubat ayında transfer 1 milyon sterlin karşılığında gerçekleşiyordu. Basın toplantısında onun kadar Clough da manşetleri süslemişti. Squash oynama arifesindeki unutulmaz hoca elinde raketle gazetecilerin önünde yer almıştı.

    ceeppk-w4aau0ky.jpeg
    Francis’in Nottingham Forest’e transfer olduktan sonraki unutulmaz basın toplantısı. Clough elinde raketle gazetecileri selamlıyor.

    Muzip teknik direktör otobiyografisinde onun için 999.999 sterlin ödendiğini yazıyordu. Son şampiyon apoletiyle Şampiyon Kulüpler’de mücadele eden Nottingham Forest, yeni transferini oynatamıyordu. O zamanki kurallara göre Francis, ancak finalde sahne alabilecekti.

    Liverpool’u eleyerek başladıkları Kupa 1 serüveninde sırasıyla AEK, Grasshoppers ve Köln’ü geçen Robin Hood’un torunları, adını finale yazdırmıştı. Rakipleri de kendileri gibi bir peri masalına imza atan Malmö’ydü. İngiliz futbol gezgini Bob Houghton tarafından çalıştırılan İsveç ekibi karşısında tek golle kazanan Forest, rüya görüyordu. İki sezon önce ikinci kümede oynarlarken, artık Avrupa’nın tepesindeydiler…

    d93s6yrwkaaqkod.jpeg
    Malmö’yle oynanan 1979 Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde Trevor Francis’in Nottingham Forest’a zaferi getiren kafa vuruşu…

    Peki golü kim atmıştı? Evet, doğru tahmin ettiniz Francis, John Robertson’ın ortasına kafayı yapıştırmıştı. Bonservisine verilen her kuruşu hak eden forvet, yazı yine Amerika’da döktürerek geçirmişti. Normal sezonda İngiltere’de oynayan Francis’i hızından ötürü Clough sağ açıkta oynatmak istese de onun yeri ileri uçtu. 1980’de Forest bu sefer Hamburg’u tek golle geçerek Şampiyon Kulüpler’de unvanı koruduğunda, o yoktu. Aşil tendonundan geçirdiği sakatlık yüzünden altı ay sahalardan uzak kalan forvet, 1981 yılının Eylül ayında Manchester City’ye 1.2 milyon sterlin karşılığında satılıyordu.

    3-001.jpg
    Francis Şampiyon Kulüpler kupasıyla…

    O günlerin sıradan takımındaki serüveni gollerle başlasa da sürekli sakatlanıyordu. Oynayabildiği 26 maçta 12 defa fileleri havalandıran forvet, 1982 Dünya Kupası’nda da boy göstermişti. Çekoslovakya ve Kuveyt karşısında attığı goller onu Çizme’ye sürüklüyordu. Mali darboğazdaki City, Sampdoria’nın teklifine hayır diyememişti.

    Cenevizliler 1985’te İtalya Kupası’nı ilk kez müzelerine götürürken, sahadaki iki yabancıdan biriydi. Tesadüf bu ya diğeri olan Graeme Souness, onu iki yıl sonra Glasgow Rangers’a oyuncu menajer olarak transfer edecekti. Son sezonunda Sampdoria’nın harika ikilisi Gianluca Vialli’yle Roberto Mancini’nin iyice gölgesinde kalan Francis, Atalanta’ya gitmişti. Orada da pek tutunamayan İngiliz futbolunun ilk 1 milyon sterlinlik oyuncusu, 1987’de Ada’ya dönüyordu.

    Rangers, Queen’s Park Rangers, Sheffield Wednesday derken 40’ında futbola nokta koyuyordu. Fırtına gibi başladığı kariyerinin son yılları meltem tadındaydı. Sakatlıklar onu çok sıradanlaştırmıştı.

    İngiliz Millî Takımı’nın formasını 52 defa terleten Francis, bu maçlarda 12 gole imzasını atmıştı. Kim bilir en formda olduğu zamanda sakatlanmasa, Euro 1980’de de sahne alabilir, ülkesini daha ileriye götürebilirdi. Yine de 47 ayın sultanı olan Dünya Kupası’nda gol atan sayısız oyuncudan biri.

    MİNİKLERİN BÜYÜK HOCASI

    Sheffield Wednesday’de oynarken, Ron Atkinson’ın vedasından sonra kulübeye geçmişti. Bir yandan idmanlarda oynuyor, diğer taraftan arkadaşlarını çalıştırıyordu. Artık eskisi gibi değildi fakat futbola bakışı iyiydi. 1993’te Federasyon Kupası ve Lig Kupası’nda final gören öğrencileri, iki maçta da Arsenal’e boyun eğmişti. 1995’te bu koltuğuna veda eden hoca, ertesi yıl Birmingham City’yi çalıştırmaya başlamıştı. Futbola adımını attığı takımı 2001’de Lig Kupası finaline taşısa da o gün kazanan Liverpool’du. Crystal Palace son durağıydı.

    Teknik direktörlük macerasından sonra ekranlara transfer olan Francis, ayrıca Eric Cantona’yı reddeden hoca olarak da biliniyor. Sheffield Wednesday’de oynarken emaneten takımı çalıştırdığı günlerde idmanda denediği Fransız yıldızı beğenmişti. Fakat karlı havada berbat saha koşullarında gördüğü oyuncunun çimdeki performansını merak eden Francis, onu bir hafta daha antrenmanlarda görmek istediğinde, henüz krallığını ilan etmesine daha olan Cantona delirmiş, Leeds United’a gitmiş ve orada da sezon sonu şampiyonluk yaşamıştı. Gerisi Manchester United ve malumunuz…

    2012’deki bir röportajda kulübün aslında Cantona’yı transfer edecek imkânlara sahip olmadığını söyleyen Francis’in azmini şöyle anlatmalı. Bir tatilde tanıştığı Helen’a âşık olan futbolcu, kendisine verilen telefon numarasını kaybedince, kadının yaşadığı kentteki tüm kuaförleri aramış, 15. denemede Helen’ı bulmuş, kısa süre sonra da evlenmişlerdi. İlk Helen öldü, şimdi Trevor…

    Robertson’ın kanatta şiir yazdıktan sonra yaptığı ortaya vurduğu kafa, Forest taraftarlarının rüyalarını süsleyedursun, Ada futbolunun ilk 1 milyonluk sterlinlik oyuncusu kitaplarda yaşamaya devam edecek.


    Ali Murat Hamarat: Spor tarihçisi, spor yazarı. BirGün gazetesi yazarı. İstanbul Üniversitesi’nde hukuk okuyup bir dönem asistanlık yaptıktan sonra gazeteciliğe Taraf’ta başladı. Eurosport’un internet sitesinde genel yayın yönetmenliği yaptı. Radyo ve televizyona programlar hazırladı. 2017’den beri Tarih Dergisi’nde yayın kurulu üyesi.

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***