Yazar: SG

  • En düşük emekli maaşı belli oldu

    En düşük emekli maaşı belli oldu


    En düşük emekli aylığı için yeni düzenleme geliyor. AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in açıkladığı kanun teklifine göre, en düşük emekli maaşı netleşti.

    AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in açıkladığı kanun teklifine göre, en düşük emekli aylığı 20 bin TL’ye çıkarılacak.

    Düzenlemenin, Meclis’e sunulacak yasa teklifiyle birlikte hayata geçirilmesi ve milyonlarca emekliyi kapsaması bekleniyor. Teklifin önümüzdeki günlerde yasalaşması öngörülüyor.

    En düşük emekli aylığı TÜİK’in açıkladığı 2025 Temmuz-Aralık dönemi 6 aylık enflasyon oranına dayalı olarak otomatik uygulanmış ve 16 bin 881 TL’den yüzde 12,19 enflasyon zammıyla yaklaşık 18 bin 939 TL seviyesine yükselmişti. Ancak kanunla bu rakamın daha da yukarı çekilmesi bekleniyordu.

    Böylece yeni düzenleme ile birlikte en düşük emekli aylığı önceki yıla göre yüzde 18,48 oranında artırılmış oldu.

    En düşük emekli aylığı olan 20 bin TL’yi alacak kişi sayısı 4 milyon 917 bin kişi olarak açıklandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • SURİYE | Halep’te ateşkes sağlandı; 15 binden fazla kişi evlerini terk etti

    SURİYE | Halep’te ateşkes sağlandı; 15 binden fazla kişi evlerini terk etti


    Suriye Savunma Bakanlığı, Halep’te ordu ile Kürt güçler arasındaki çatışmaları sona erdirmek için ateşkes ilan etti. Ateşkes, Cuma sabahı saat 03:00’dan itibaren Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Bani Zeyd mahallelerinde yürürlüğe girdi. Kürt güçlerine saat 09:00’a kadar bölgeleri terk etme süresi verildi. Kolluk kuvvetleri hafif silahlarıyla Fırat’ın doğusundaki Kürt bölgelerine çekilecekler.

    Bakanlık, “Ateşkes, yerleşim alanlarında yeni askeri tırmanışı önlemek ve yerinden edilen sivillerin güvenli ortamda normal hayatlarına dönmesini sağlamak amacıyla yapıldı.” açıklamasını paylaştı.

    Halep Valisi Azzam el-Gharib, Eşrefiye’de güvenlik düzenlemelerini denetledi. Devlet medyası, çatışmalar nedeniyle yaklaşık 16 bin kişinin göç ettiğini bildirdi.

    21 kişinin hayatını kaybettiği çatışmalar Salı gününden beri sürüyordu. SDG lideri Mazlum Abdi, “Kürt bölgelerine saldırılar anlaşma şansını baltalıyor.” diyerek merkezi hükümete tepki göstermişti.

    ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, X’te ateşkesi memnuniyetle karşıladı. Barrack, “Daha kalıcı sükunet ve derin diyalog umuyoruz. Ateşkesi uzatmak için yoğun çalışıyoruz.” dedi.

    Ateşkes, sivillerin dönüşünü hedefliyor. Ancak entegrasyon anlaşmasının geleceği belirsiz. Suriye, Assad sonrası yeni yol ararken gruplar arasında gerilimler sürüyor.

    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İktidarın AKP’ye katılan milletvekillerine ne vadettiği belli oldu

    İktidarın AKP’ye katılan milletvekillerine ne vadettiği belli oldu


    Kulislere yansıyan bilgilere göre; AKP, bağımsız milletvekillerini partisine transfer etmek için “bir sonraki seçimde liste sözü” verdi.

    AKP’ye son transferlerin ardından Meclis’teki tablo da netleşti. Çakır’ın CHP’den ayrılmasıyla CHP’nin milletvekili sayısı 138’e, Karatutlu’nun istifasıyla Yeni Yol Partisi’nin sandalye sayısı 20’ye düştü. Üç milletvekilinin AKP’ye geçmesiyle bağımsız milletvekili sayısı 9’a indi.

    Cumhuriyet’in haberine göre; Meclis kulisleri, yeni anayasa hedefi doğrultusunda yürütülen yoğun milletvekili transferleriyle hareketlendi. Son haftalarda art arda yaşanan geçişler, iktidarın yalnızca sayısal çoğunluğu değil, anayasa değişikliği için kritik eşikleri adım adım zorladığı yorumlarına neden oldu.

    Kulislerde dile getirilenlere göre ise AKP halk oylamasına gitmek istemiyor. Bu nedenle iktidarın hedefi, anayasa değişikliğini Meclis’ten doğrudan geçirecek 400 milletvekiline ulaşmak. Son transferlerle birlikte AKP farklı partilerden toplam 14 milletvekili almış oldu. Ancak sayı hâlâ yeterli değil.

    Anayasa sürecinde kritik rol oynayabilecek yeni kopuşlar

    Edinilen bilgilerine göre, AKP’ye geçen bağımsız vekiller yalnızca iktidara değil, İyi Parti’ye de “göz kırpan” mesajlar verdi. Bu durum, siyasi piyasayı daha da kızıştırdı. AKP’nin bazı bağımsız vekillere “bir sonraki seçim için liste sözü” verdiği, iktidar gücünü ve imkânlarını masaya koyduğu konuşuluyor. Kulislerde, İyi Parti ile temas halinde olan ve henüz kararını vermemiş bağımsız milletvekillerinin bulunduğu ifade ediliyor. Bu temaslar, anayasa sürecinde kritik rol oynayabilecek yeni kopuşların habercisi olarak yorumlanıyor.

    Yeni tablo, muhalefet cephesinde özellikle CHP ve İYİ Parti açısından alarm zillerinin çaldığını gösteriyor. CHP ve İYİ Parti’nin toplam sandalye sayısı giderek daralırken, iktidar bloğunun adım adım çoğunluğunu oluşturduğu görülüyor. Muhalefet kulislerinde, “anayasa sürecinin Meclis aritmetiğiyle fiilen kilitlendiği” değerlendirmeleri yapılıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • En Düşük Emekli Maaşı Belli Oldu

    En Düşük Emekli Maaşı Belli Oldu


    Kök aylıkları düşük olduğu için yapılan zamların ardından maaşları 16 bin lira ve altında kalan yaklaşık 4 milyon emekli, Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) sunulacak en düşük emekli aylığı düzenlemesine odaklandı. Türkiye’de 4 milyondan fazla emekliyi ilgilendiren en düşük emekli maaşına yapılacak zam oranı belli oldu.

    EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI BELLİ OLDU

    AK Parti milletvekilleri, Grup Başkanı Abdullah Güler başkanlığında, en düşük emekli aylığının artırılmasına yönelik düzenlemeyi de kapsayan yaklaşık 13 maddelik kanun teklifi Meclis’e sunuldu. Kanun teklifinde yer alan en düşük emekli aylığına ilişkin rakam netleşti. Buna göre en düşük emekli maaşı yüzde 18,48 oranında artırılarak 20 bin TL oldu.

    MECLİS’TEN GEÇMESİ HALİNDE RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANACAK

    Yaklaşık 4,3 milyon emekliyi ilgilendiren maaş artışı için kanun teklifinin Meclis’e sunulmasının ardından komisyonda görüşülecek ve sonrasında Meclis Genel Kurulu’na gelerek oylanacak. Meclis’ten geçmesi halinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayıyla birlikte Resmi Gazete’de yayımlanıp resmen yürürlüğe girecek.

    OCAK AYINDAN İTİBAREN GEÇERLİ OLACAK

    Yeni en düşük emekli maaşı Ocak 2026 tarihinden itibaren geçerli olacak. Maaşların yatma süresine kadar kanunun onaylanması yetişmezse, fark olarak belirlenen tarihte 3 bin 119 lira hesaplara yansıyacak.

    Kaynak: Haber Merkezi

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • En Düşük Emekli Maaşı Belli Oldu

    En Düşük Emekli Maaşı Belli Oldu


    Kök aylıkları düşük olduğu için yapılan zamların ardından maaşları 16 bin lira ve altında kalan yaklaşık 4 milyon emekli, Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) sunulacak en düşük emekli aylığı düzenlemesine odaklandı. Türkiye’de 4 milyondan fazla emekliyi ilgilendiren en düşük emekli maaşına yapılacak zam oranı belli oldu.

    EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI BELLİ OLDU

    AK Parti milletvekilleri, Grup Başkanı Abdullah Güler başkanlığında, en düşük emekli aylığının artırılmasına yönelik düzenlemeyi de kapsayan yaklaşık 13 maddelik kanun teklifi Meclis’e sunuldu. Kanun teklifinde yer alan en düşük emekli aylığına ilişkin rakam netleşti. Buna göre en düşük emekli maaşı yüzde 18,48 oranında artırılarak 20 bin TL oldu.

    MECLİS’TEN GEÇMESİ HALİNDE RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANACAK

    Yaklaşık 4,3 milyon emekliyi ilgilendiren maaş artışı için kanun teklifinin Meclis’e sunulmasının ardından komisyonda görüşülecek ve sonrasında Meclis Genel Kurulu’na gelerek oylanacak. Meclis’ten geçmesi halinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayıyla birlikte Resmi Gazete’de yayımlanıp resmen yürürlüğe girecek.

    OCAK AYINDAN İTİBAREN GEÇERLİ OLACAK

    Yeni en düşük emekli maaşı Ocak 2026 tarihinden itibaren geçerli olacak. Maaşların yatma süresine kadar kanunun onaylanması yetişmezse, fark olarak belirlenen tarihte 3 bin 119 lira hesaplara yansıyacak.

    Kaynak: Haber Merkezi

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Suriye Cumhurbaşkanlığı duyurdu; Şara ve Erdoğan telefonda görüştü

    Suriye Cumhurbaşkanlığı duyurdu; Şara ve Erdoğan telefonda görüştü


    Halep’te çatışmalar devam ederken Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiği duyuruldu. Suriye Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan duyuruda, görüşmede, Suriye’deki son gelişmeler ve bölgede istikrarın sağlanması için yapılan çalışmaların ele alındığı bildirildi. Görüşmeye ilişkin Türkiye Cumhurbaşkanlığı’ndan henüz bir açıklama gelmedi.

    Suriye Cumhurbaşkanlığı’nın duyurusuna göre dün gece Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Şara, bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşme sırasında Geçici Cumhurbaşkanı Şara, mevcut önceliğin sivillerin korunması, Halep’in çevresinin güvenliğinin sağlanması ve yeniden yapılanma sürecini engelleyen yasadışı silahlı gösterilerin sona erdirilmesi olduğunu belirtti.

    Erdoğan’dan ortak koordinasyonun önemi vurgusu

    Cumhurbaşkanı Erdoğan ise ülkesinin güvenlik ve istikrarı artırmaya yönelik çabalara destek verdiğini ifade ederken, ortak zorluklar ve tehditlerle mücadelede ortak koordinasyonun önemini vurguladı.

    Açıklamaya göre liderler, “ortak mutabakatların uygulanmasını sağlamak, Suriye ve Türk halklarının çıkarlarına hizmet etmek ve bölgede barış ve sürdürülebilir istikrar şansını artırmak amacıyla, iki ülkedeki ilgili kurumlar arasında yakın koordinasyonun sürdürülmesi konusunda” mutabık kaldı.

    İletişim Başkanlığı henüz açıklama yapmadı

    Öte yandan Şara-Erdoğan görüşmesiyle ilgili olarak henüz Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan açıklama gelmedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Trump Düğmeye Bastı: 200 Milyar Dolarlık Talimat

    Trump Düğmeye Bastı: 200 Milyar Dolarlık Talimat


    ABD Başkanı Donald Trump, konut piyasasını desteklemek için dikkat çekici bir karar aldı. Trump, temsilcilerine toplam 200 milyar dolarlık ipotekli tahvil (mortgage bond) satın alınması yönünde talimat verdiğini açıkladı.

    Trump, konuya ilişkin açıklamasını ABD merkezli sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptı. Paylaşımında, eski ABD Başkanı Joe Biden’ı konut piyasasına yeterince önem vermemekle eleştiren Trump, kendi yönetiminin bu alana özel hassasiyet gösterdiğini ifade etti.

    Konut finansman sisteminde kilit rol oynayan Fannie Mae ve Freddie Mac’e de değinen Trump, ilk başkanlık döneminde bu kurumları satmama kararı aldığını hatırlattı. Bu kararın, uzman görüşlerine aykırı olmasına rağmen son derece isabetli olduğunu savundu.

    Trump, söz konusu kuruluşların bugünkü piyasa değerlerinin geçmişe kıyasla katlanarak arttığını ve toplamda yaklaşık 200 milyar dolarlık nakit varlığa sahip olduklarını belirtti. Bu gerekçeyle temsilcilerine 200 milyar dolarlık mortgage tahvili alımı yapılması talimatını verdiğini kaydetti.

    Söz konusu adımın mortgage faiz oranlarını ve aylık konut ödemelerini düşüreceğini savunan Trump, böylece ev sahibi olmanın maliyetinin daha erişilebilir hâle geleceğini ifade etti.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kimse demokrasiden bahsetmiyor

    Kimse demokrasiden bahsetmiyor


    M. NEDİM HAZAR | YORUM

    3 Ocak sabahı dünya, Donald Trump’ın Venezuela’ya yönelik askeri operasyonunun haberini alırken şaşkındı. Caracas’a yapılan hava saldırıları, Nicolas Maduro’nun yakalanışı ve New York’a gönderilmesi…

    Kimse bu ani gelişmeyi beklemiyordu: Ne Maduro, ne Venezuela muhalefeti, ne de Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado. Türkiye’den Rusya’ya, Çin’den Avrupa’ya kadar tüm dünya hazırlıksız yakalandı. İlk şaşkınlık anı geçtikten sonra başlayan tartışmalarda ise dikkat çeken bir boşluk vardı: Kimse demokrasiden bahsetmiyordu.

    Trump, Mar-a-Lago’daki basın toplantısında neredeyse bir saat konuştu. Venezuela’nın uyuşturucu kartelleriyle iş birliğinden bahsetti, petrol rezervlerine Amerikan şirketlerinin nasıl el koyacağını anlattı, “Amerika’nın gücünü yeniden tesis ettiğini” ilan etti. Ama tek bir kelimeyi hiç ağzına almadı: Demokrasi. 

    Tulane Üniversitesi’nden Venezuela uzmanı David Smilde’ın da isabetle vurguladığı gibi, Trump’ın tüm konuşmasında demokrasi kelimesinin bir kez bile geçmemiş olması tesadüf değildi. “Demokratik bir geçiş akıllarında var gibi görünmüyor.” demişti Smilde. “Akıllarında olan, Amerika Birleşik Devletleri’nin çıkarlarına dost, istikrarlı ve ekonomik olarak üretken bir ülke.”

    Malum; Venezuela 10 yılı aşkın süredir diktatörlük altında yaşıyordu. Muhalefet bastırılıyor, mahkemeler ve parlamento bağımsız hareket edemiyordu. 2024’te Maduro seçimleri kaybetmesine rağmen sonuçları tanımadı ve görevde kalmaya devam etti. Seçilmiş başkan Edmundo Gonzalez Urrutia İspanya’da sürgüne gitmek zorunda kaldı.

    Maria Corina Machado ise bir yılı aşkın süredir saklanmak zorunda kalıp ancak Nobel Ödülü’nü almak için Oslo’ya gidebilmişti. Ama şimdi Maduro gitmiş, diktatör düşmüştü. Ve herkes her şeyden bahsediyordu: Petrolden uyuşturucuya, askeri operasyondan uluslararası hukuka, egemenlik ihlalinden bölgesel istikrara… Sadece kimse demokrasiden bahsetmiyordu.

    Muhalefetleri bile!

    Cumartesi sabahı Venezuela muhalefetin arasında sınırsız bir sevinç vardı. Eski bakan ve muhalefet destekçisi Ricardo Hausmann, “Askeri strateji mükemmeldi.” dedi. Onlarca Maduro muhafızının öldürüldüğü ama tek bir Amerikan askerinin dahi yaralanmadığı gece operasyonu teknik bir başarıydı. Ama bu coşku kısa sürdü. Trump’ın açıklamaları geldiğinde, muhalefet lideri Machado’nun artık ülkesine dönüp yeni bir demokratik dönem başlatabileceği umudu yerle bir oldu.

    “Onun lider olması çok zor olur.” dedi Trump Mar-a-Lago’da, Machado’nun Venezuela içinde yeterli “saygıya” sahip olmadığını iddia ederek. Bunun yerine Maduro’nun başkan yardımcısı Delcy Rodriguez’i tanıyacağının sinyalini verdi. Rodríguez’e, Venezuela’nın devasa petrol rezervlerini Amerikan şirketlerine açarak “doğru olanı” yapmazsa “çok yüksek bir bedel” ödeyeceği konusunda uyarıda bulundu.

    “Hayretler içinde kaldım, duyduklarıma inanamadım.” dedi Hausmann, muhalefetin şaşkınlığını ve hayal kırıklığını özetleyerek. Maduro sonrası Venezuela’nın “hukuki ve siyasi bir boşluk” içinde olduğunu, hala Rodriguez liderliğindeki “meşru olmayan liderler” tarafından kontrol edildiğini belirtti.

    Chatham House’dan Latin Amerika uzmanı Christopher Sabatini durumu şöyle özetliyor: “Machado’nun yerinde olsaydım, terk edilmiş hissederdim, rüzgarda sallanmaya bırakılmış gibi hissederdim, aşağılanmış hissederdim.”

    Trump’ın Venezuela’da gerçekte neyin peşinde olduğu, petrol üzerine yaptığı açıklamalarla daha da kristalleşti. Venezuela, dünya petrol rezervlerinin beşte birine sahip – yaklaşık 303 milyar varil- Trump açıkça ilan etti: “Dünyanın en büyük petrol şirketlerimiz oraya gidecek, milyarlarca dolar harcayacak, bozuk altyapıyı, petrol altyapısını onaracak.”

    Önceki gün ABD Enerji Bakanlığı, Venezuela petrolünün satışını “süresiz olarak” kontrol edeceğini, tüm gelirlerin “küresel olarak tanınan bankalardaki ABD kontrollü hesaplara” aktarılacağını açıkladı. Enerji Bakanı Chris Wright, “Bu fonlar, ABD hükümetinin takdirine bağlı olarak Amerikan halkının ve Venezuela halkının yararına dağıtılacak.” dedi. Trump ise daha açıktı: “Bu para benim tarafımdan, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak kontrol edilecek.”

    Bu açıklamalar, 1970’ler öncesi dönemin “imtiyaz sistemine” dönüşü andırıyor. Üretici devletler petrolün sahibi olsa da, üretimi ve pazarlamayı Batılı firmalar yönetiyor, kârın büyük bölümünü elinde tutuyordu. Birleşmiş Milletler uzmanları, Trump yönetiminin Venezuela’yı “yönetme” ve petrol rezervlerini “sömürme” planlarının uluslararası hukuku ihlal edeceği konusunda uyardı.

    Trump’ın cuma günü Chevron, ConocoPhillips, Exxon Mobil ve diğer Amerikalı petrol şirketlerinin temsilcileriyle Beyaz Saray’da buluşup “Venezuela’nın petrol sektörüne önemli yatırımlar yapmayı tartışacağı” açıklandı. Her şey masada olacak sanırım: petrol, para, altyapı, yatırım. Sadece demokrasi yok!

    Machado Bor’un pazarı geçtikten sonra, Pazartesi günü Fox News’e verdiği röportajda Trump’ın “cesur vizyonunu” övdü, Nobel Barış Ödülü’nü onunla paylaşmak istediğini söyledi. “İnsanlık için, özgürlük ve insan onuru için büyük bir adım.” dedi. Ama nafile tabi…

    Wall Street Journal, Trump’ın Rodriguez’i destekleme kararını, CIA analistlerinin Machado ve Gonzalez’in “rejim yanlısı güvenlik güçleri, uyuşturucu kaçakçılığı ağları ve siyasi muhaliflerin direnciyle karşılaşırken lider olarak meşruiyet kazanmakta zorlanacakları” sonucuna vardıktan sonra aldığını yazdı.

    Machado’ya yakın muhalefet figürü Pedro Burelli ise Trump’ın “müttefikini çöpe attığı” iddiasını reddetti. Trump’ın Machado ve Gonzalez’in iktidara gelmesine ve Venezuela’da demokrasinin restorasyonuna “yüzde 200” bağlı kaldığında ısrar etti. “Bir balinayı lokma lokma yersiniz.” dedi Burelli, ABD’nin Maduro rejimi aleyhindeki kampanyasının bitmediğini öngörerek.

    Machado’nun Vente Venezuela hareketinin uluslararası kolunun koordinatörü Pedro Antonio de Mendonça da siyasi bir geçişin sürmekte olduğunda ısrar etti. 3 Ocak 2026’yı, 23 Ocak 1958’e benzetti; Venezuela’nın diktatörü Marcos Perez Jimenez’in bir ayaklanmanın ardından Dominik Cumhuriyeti’ne kaçtığı güne. “Uçağa bindi ve o anda insanlar kendilerine aynı soruyu soruyorlardı: Şimdi ne olacak? Ve aynı şey burada da oldu.”

    Ama pek çok uzman endişeli. Smilde, muhalefetin şimdi “hafta sonu yaşanan aksilikten geri döndüğünü” ve ne yapacağını bulmaya çalıştığını düşünüyor.

    Maduro’nun yakalanmasının ardından dünya liderlerinden gelen tepkiler, bu boşluğu daha da belirgin hale getiriyor. Brezilya Cumhurbaşkanı Lula operasyonu “kabul edilemez çizgiyi aşmak” olarak kınadı. Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, “Halklar arasındaki iç çatışmalar aynı halklar tarafından barış içinde çözülür.” dedi. Çin “uluslararası hukuka ağır bir ihlal” olarak nitelendirdi. Birleşmiş Milletler “derin endişe” duyduğunu açıkladı.

    İlginç olan, demokratik geçiş çağrıları yapan ülkelerin bile asıl vurguyu “uluslararası hukuk” ve “egemenlik” üzerine yapmasıydı. İngiltere Başbakanı Keir Starmer “uluslararası hukuka bağlılığın” önemini vurgularken, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz durumu “karmaşık” buldu ve “zaman alacağını” söyledi. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, operasyonun “güç kullanmama ilkesini ihlal ettiğini” söyledi.

    Demokratik bir geçiş elbette dillendiriliyor ama hep ikincil, hep cılız bir yan cümle olarak. Önce uluslararası hukuk, önce egemenlik, önce güç kullanmama ilkesi… Demokrasi ise en iyi ihtimalle bir dipnot olarak kalıyordu.

    Venezuela muhalefetin de içinde bulunduğu durum ironikti. Machado, yıllarca demokratik mücadele vermiş, seçim sonuçlarını savunmuş, halka dayanmış bir liderdi. Ama şimdi, diktatör düştükten sonra, kendisine destek veren güç demokrasiden değil, petrolden ve uyuşturucu kartellerine karşı mücadeleden bahsediyordu. Trump yönetimi, demokratik olarak seçilmiş liderleri görmezden gelirken, rejimin içinden gelen Delcy Rodriguez ile “profesyonel düzeyde” çalışabileceklerini söylüyordu.

    Venezuela krizi bize, 21. yüzyıl uluslararası politikasında dilin nasıl kullanıldığını gösteren çarpıcı bir örnek sunuyor. Herkes her şeyden bahsediyor: Maduro’nun yakalanmasından, hava saldırılarından, petrol rezervlerinden, uyuşturucu kaçakçılığından, uluslararası hukuktan, egemenlik ihlalinden, bölgesel istikrardan… Ama kimse demokrasiden bahsetmiyor.

    Bu sessizlik tesadüf değil. Demokrasi kelimesinin telaffuz edilmemesi, bir tercihi, bir stratejik duruşu yansıtıyor. Trump yönetimi için Venezuela meselesi bir demokrasi meselesi değil, bir “güç” ve “çıkar” meselesi. Amerikan petrol şirketlerinin Venezuela’nın devasa rezervlerine erişimi, uyuşturucu kartellerine karşı “zafer”, ve belki de en önemlisi “Amerikan gücünün yeniden tesis edilmesi”  bunlar konuşulan şeyler. Venezuelalıların on yıldır mahrum kaldıkları demokrasinin restorasyonu değil.

    Uluslararası toplum için de durum benzer. Müttefik ülkeler bile önceliği uluslararası hukuka ve egemenliğe veriyor. Demokrasi, eğer bahsediliyorsa, ikincil bir mesele olarak kalıyor. Sanki Venezuela’nın asıl sorunu demokratik kurumların çöküşü değil de, askeri müdahalenin hukuki boyutuymuş gibi davranılıyor.

    Bu yaklaşım, Venezuela muhalefetin içinde bulunduğu ikilemli durumu daha da ağırlaştırıyor. Machado gibi demokratik değerlere inanan, yıllarca diktatörlüğe karşı mücadele veren liderler, şimdi kendilerini desteklediğini söyleyen güçlerin aslında kendi demokratik vizyonlarını paylaşmadığını görüyorlar. Trump’ın “Machado saygı görmüyor” ifadesi, aslında “Machado bize lazım değil” demek. Çünkü amaç demokratik bir geçiş değil, “Amerika’nın çıkarlarına uygun” bir geçiş.

    Venezuela’da yaşanan bu gelişmeler, sadece bir Latin Amerika ülkesinin siyasi krizini değil, küresel siyasette demokrasi söyleminin nasıl araçsallaştırıldığını gösteriyor. Demokrasi, ancak çıkarlarla örtüştüğünde dillendirilir hale gelmiş durumda. Maduro gibi bir diktatör düştüğünde bile, onun yerine ne geleceğine karar verenler için öncelik demokrasi değil, petrol ve güç hesapları.

    Ve evet kimse demokrasiden bahsetmiyor.

    Ve belki de bu sessizlik, Venezuela’nın gelecek gelecek Venezuela için en büyük tehdidi oluşturuyor. Çünkü bir ülke, diktatörlükten kurtulduğunda eğer yerine yine demokrasinin gelmemesi planlanıyorsa, o ülke sadece bir diktatörlükten başka bir bağımlılık biçimine geçmiş olur. Venezuela şimdi tam da bu riskle karşı karşıya: Maduro gitti ama yerine gelecek olan, Venezuellalıların kendi kaderlerini tayin hakkı mı, yoksa başka bir dış müdahale biçimi mi?

    Machado’nun Fox News’e söylediği “Özgür ve adil seçimlerde %90’ın üzerinde oy alırız” sözü, belki de en trajik cümle. Çünkü kimse ondan bunu yapmasını istemiyor gibi görünüyor. Ne Trump, ne de “uluslararası toplum.” Herkes başka şeylerden bahsediyor. Petrolden, güvenlikten, hukuktan, egemenlikten… Ama demokrasiden değil.

     

    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Casperlar Çetesine Yeni Operasyon: 117 Şüpheli Hakkında Gözaltı Kararı

    Casperlar Çetesine Yeni Operasyon: 117 Şüpheli Hakkında Gözaltı Kararı


    Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, liderliğini İsmail Atız’ın yaptığı Bahçelievler ilçesi başta olmak üzere Küçükçekmece ve Bağcılar ilçelerinde, ‘yağma’, ‘kasten yaralama’, ‘tehdit’, ‘uyuşturucu ticareti’, ‘fuhuş’, ‘kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma’ gibi suçlara karıştıkları tespit edilen ‘Casperlar’ suç örgütüne yönelik başlatılan soruşturma kapsamında Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’nca hazırlanan 839 sayfalık iddianame hazırlanmış, 145’i tutuklu 223 şahıs iddianamede ‘şüpheli’ sıfatıyla yer almıştı.

    117 ŞÜPHELİ İÇİN 21 İLDE OPERASYON TALİMATI

    Hazırlanan iddianame, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilirken, soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı. Silahlı suç örgütünün eylem ve faaliyetlerinin süreklilik arz edecek şekilde devam ettiğine yönelik kolluk birimlerince yeni tespitlere ulaşıldığı, bu kapsamda, örgütün eylemlerinde yer alan, örgütle irtibat ve iltisaklı olduğu değerlendirilen, ayrıca sosyal medya üzerinden örgüt propagandası yaptığı tespit edilen 117 şüpheli hakkında, 223 farklı adreste arama, el koyma, yakalama ve gözaltı emri verildi. Başsavcılık, İstanbul başta olmak üzere Adıyaman, Amasya, Ankara, Antalya, Bitlis, Çanakkale, Diyarbakır başta olmak üzere 21 ilde eş zamanlı operasyon düzenlenmesi için İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne talimat verdi.

    Kaynak: İHA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Adaletten uzaklaşmanın maliyeti; Venezuela!

    Adaletten uzaklaşmanın maliyeti; Venezuela!


    AV. NURULLAH ALBAYRAK | YORUM

    Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşinin “narko-terörizm bağlantısı” iddiasıyla ABD ordusu tarafından alınarak New York’ta mahkemeye çıkarılmasının hem Venezuela hem ABD hem de uluslararası alana yönelik çıktıları söz konusudur. Bu türden bir müdahalenin hem politik hem sosyo-ekonomik hem de hukuki açıdan uzun süre tartışma konusu edileceği açıktır. Bir süredir, uluslararası alanda idealizmin rafa kalktığı ve yerini realizmin aldığı, buna paralel olarak demokrasiden uzaklaşmaya çalışan ülkelerin daha otoriter yöntemleri tercih ettiği görülüyordu. Bazı ülkelerin kendi çapında daha popülist ve otoriter olma çabasının bir karşılığı da olacaktı.

    Demokrasi indekslerinde Venezuela için alarm zilleri çalmıştı ama bu durum Maduro ve yakınındaki elitler için muhtemelen tam anlaşılamadı. Demokrasinin yanı sıra hukuk ve adalet alanında da gerileme işaretleri görünüyordu. 2024 yılında yapılan manipülatif başkanlık seçimlerinden sonra baskı arttı, muhalefetin suç olarak nitelendirildiği politik bir ortamda siyasi ve keyfi tutuklamalar gündeme geldi.

    Bununla da yetinmeyen Maduro iktidarı, hukuk ve adalet sistemini kötüye kullanarak adil yargılanmanın önünü kapattı, yargı bağımsızlığını aşındırdı, zorla kaybetmeler yoluyla muhalif kamuoyunda sistematik baskı oluşturdu. 

    Maduro ve ekibinin demokrasi alanındaki gerilemeyi kalıcı ve sürdürülebilir hale getirmeleri için hukuk ve adalet sistemini de geriletmeleri gerekiyordu. Venezuela’nın demokrasi ve hukukun üstünlüğü karnesine bakıldığında bu konuda geçmişten gelen aksaklıklar söz konusuydu. Maduro ve ekibinin çıtayı biraz daha yukarı koyma çabası ise 2024 yılındaki tartışmalı başkanlık seçimleriydi.

    Freedom House raporuna göre, “Temmuz ayında yapılan seçimlerde oyların şeffaf bir şekilde sayılması engellendi, muhalif onlarca kişi hayatını kaybetti ve binlerce kişi keyfi olarak gözaltına alındı”. Uluslararası Af Örgütünün raporuna göre, “seçimlerden sonra, protesto ve muhalefet nedeniyle 2.000’den fazla kişi tutuklandı ve bu kişiler genellikle ‘terörizm’ gibi belirsiz ve ağır suçlamalarla karşı karşıya kaldılar”.

    Venezuela iktidarının seçimler sonrasındaki hukuksuz müdahaleleri ve devamındaki ‘adalet anlayışı’ başka sorunları da ortaya çıkardı. Bunlardan ilki “kamuoyunun iktidar hakkındaki şüpheciliği”ydi. Ülke içinden ve dışından Adalet sistemine yönelik eleştiriler artarken Maduro hükümeti birçok tutukluyu serbest bıraktığını iddia ediyordu, ancak sivil toplum grupları bu rakamlara itiraz ediyor ve baskının devam ettiğini belirtiyorlardı. Bu durum siyasi iktidarın adalet söylemi konusunda kamuoyu şüpheciliğinin açık bir göstergesiydi.

    Venezuela adalet sistemindeki gerilemeye ilişkin sinyallerinden bir diğeri “sivil toplumdaki muhalefetin suç sayılması”ydı. Maduro iktidarı “STK karşıtı yasa (Law for the audit, regularization, action and financing of non-governmental and related organizations-2024)” gibi düzenlemelerle sivil toplumsal örgütler üzerinde ağır kontroller uygulamaya çalıştı. İktidarın belirlediği alanın dışına çıktığı iddia edilen örgütlere yönelik kapatma ve cezai kovuşturma tehditleri sıradan hale geldi. Amaç sivil muhalefetin suç sayılması ve muhalif alanın bastırılmasıydı.

    Maduro iktidarının adalet sisteminde yaptığı bilinçli tahribatlardan bir diğeri “yargı bağımsızlığının aşındırılması”ydı. Maduro’nun amacı iktidarını uzun bir döneme yaymak ve bunu sürdürülebilir bir niteliğe dönüştürmek olduğu için yargının uzun vadeli siyasallaştırılması gerekiyordu. İktidarın bu konudaki çabalarıyla anayasal ve yasal bazı değişiklikler yapıldı/planlandı (Reform of the Law on the Supreme Court-2022; Reforms to Judicial Appointment Practice-2021/2022; Proposed constitutional reform presented on February-2025.), hakimlerin özerkliği azaltıldı ve iktidar baskısı yargı reformu olarak hukuk sisteminin merkezine bırakıldı.

    İktidarın yargıyı dönüştürme hamlesi, ülkede hukukun üstünlüğünün savunulması yerine siyasi amaçlara hizmet edecek yeni bir yargı sistemi kurma çabasıydı. Parlamento, ne yazık ki, Maduro hükümetini yalnız bırakmadı, Yüksek Adalet Divanı ve alt mahkemelerin iktidar partisine sadık hakimlerle doldurulması için manevralar yaptı. Hükümet ve Parlamentonun iş birliğinde Venezuela yargısı kısa bir sürede yürütmenin bir uzantısı haline geldi, zaten ağır aksak olan güçler ayrılığı ve tarafsız yargısal denetim zayıfladı.

    Ülkedeki adalet sistemi geriledikçe başka sorunlar da ortaya çıktı. Uluslararası Af Örgütü raporlarına ve belgelerine göre, gözaltı ve tutuklama merkezlerinde avukata erişim kısıtlandı, keyfi gözaltılar ve zorla kaybetme vakaları arttı, adil yargılanma hakkının sistematik olarak reddedildiği bir mekanizma ortaya çıktı. Yargı sistemindeki bu türden bir gerilemeden kolluk ve güvenlik güçleri de nasiplerini aldı. Bağımsız BM misyonları ve araştırma organları “kolluk ve güvenlik güçlerinin (ulusal muhafızlar) keyfi gözaltı, işkence, cinsel şiddet ve siyasi muhalifleri tehdit etme de dahil olmak üzere insanlığa karşı suç işlediklerini raporladılar. Uluslararası Af Örgütü, zorla kaybetme vakalarının insanlığa karşı suç teşkil ettiğini ve münferit olayların ötesinde sistematik baskıya işaret ettiğini iddia etti.

    Yukarıda ifade edilen tüm hususlar Maduro iktidarının Venezuela hukuk ve adalet sistemine verdiği zararın özet bir anlatımıydı. Maduro “narko-terör” suçlamasıyla New York’ta hakim karşısına çıkarken geride yürütmenin, yani kendisinin, uzantısı bir yargı sistemi kaldı. Belki Maduro ülkeden ayrıldı ama onun bıraktığı sistem yerinde duruyor. Bu sistemin maliyetinden kendine düşeni Maduro görecek, geri kalan daha ağır maliyeti Venezuela ve halkı ödeyecek.

    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***