Yazar: SG

  • Tartışma yaratan yasa teklifi geri çekildi

    Tartışma yaratan yasa teklifi geri çekildi


    Savunma Sanayii Destekleme Fonu ile ilgili görüşmeler, 2025 yılına ertelendi. AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, bu konudaki gelişmeleri kamuoyuyla paylaştı. Güler, “Savunma sanayii fonu toplantılarının ertelenmesine karar verdik” diyerek durumu açıkladı.

    Alınan karar doğrultusunda, fon görüşmelerinin geleceği ile ilgili değerlendirmelerde bulunulan süreç, 2025’te yeniden ele alınacak. Böylece maddelerin detaylı bir şekilde incelenmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılması hedefleniyor. Bu süreç, Türkiye’nin savunma sanayii alanındaki yatırımlarını daha sağlam bir zemine oturtmayı amaçlıyor.

    AKP Grup Başkanı Abdullah Güler

    SÜREÇ NASIL GELİŞTİ?
    Savunma Sanayii ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmeleri, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda başladı.

    Komisyon, AKP Samsun Milletvekili Mehmet Muş başkanlığında toplandı. Teklifin ilk imza sahibi AKP Aksaray Milletvekili Hüseyin Altınsoy, komisyona, teklife ilişkin bilgi verdi. Komisyonda Altınsoy’un sunumunun ardından teklifin tümü üzerindeki görüşmelere geçildi.

    Serbest Görüş:

    Komisyon görüşmeleri devam ederken dikkati çeken bir gelişme yaşandı. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu kapatıldı.

    AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, teklifin yeniden değerlendirileceğini belirterek görüşmelerin ertelendiğini açıkladı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • TBMM’de Savunma Sanayi ve Ekonomik Düzenlemeler İçin Görüşmeler Yapıldı

    TBMM’de Savunma Sanayi ve Ekonomik Düzenlemeler İçin Görüşmeler Yapıldı


    Savunma Sanayii ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmeleri, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda başladı.


    Komisyon, AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş başkanlığında toplandı.

    Teklifin ilk imza sahibi AK Parti Aksaray Milletvekili Hüseyin Altınsoy, komisyona, teklife ilişkin bilgi verdi.

    Çok yönlü gelişmelerin yaşandığı, artan risk ve tehditler nedeniyle güvenlik ortamının hızlı ve sürekli değiştiği kritik bir süreçten geçildiğini belirten Altınsoy, bölgesel çatışmalar, terörizm ve vekalet savaşlarının yaygınlaştığını; düzensiz göç, iklim ve gıda krizi ile salgın hastalıkların ortamı daha karmaşık hale getirdiğini söyledi.

    “Böylesine hassas ve kritik bir coğrafyada var olabilmek, her alanda hak ve menfaatlerimizi koruyabilmek ve dünya barışına katkı sunabilmek için en başta askeri açıdan güçlü olmak zorundayız.” diyen Altınsoy, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ülkemizin jeopolitik konumu, bölgesinde ve dünyadaki önemini daha da artırırken risk ve tehditleri de beraberinde getirmektedir. Bu kapsamda savunma sanayimizin gelişimi ve güçlenmesi, bir ihtiyaçtan ziyade zaruret haline gelmiş durumdadır. Bu kaotik ortamda hükümetimiz; devletimizin bekası, ülkemizin ve milletimizin güvenliği için çalışmalarını azim ve kararlılıkla sürdürmektedir. Hudutlarımızın güvenliğinin sağlanmasından terörle mücadeleye, Mavi Vatan ve topraklarımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunmasından uluslararası barış ve istikrara katkı sunmaya kadar üstlendiği tüm görevleri başarıyla yerine getirmektedir.”

    – “KAYNAK TAMAMEN SSDF’YE AKTARILACAK”

    AK Parti’li Altınsoy, merkezi yönetim bütçesi kapsamında yer alan savunma ve güvenlik birimlerine tahsis edilen ödeneklerin yanı sıra Savunma Sanayii Destekleme Fonu (SSDF) ile birlikte savunma sanayinin yerli ve milli imkanlarla mevcut kabiliyetlerinin geliştirilmesi amacıyla 2024 yılı bütçesinden toplam 1 trilyon 133,5 milyar lira kaynak ayrıldığını belirterek, söz konusu tutarın merkezi yönetim bütçe büyüklüğünün yüzde 10,2’sini oluşturduğuna dikkati çekti.

    SSDF gelirleriyle hayata geçirilen birçok önemli projeyle Türkiye’nin hava, kara, deniz ve uzayda güçlü, bağımsız ve caydırıcı bir bölgesel güç konumuna ulaştığını vurgulayan Altınsoy, 2023 yılı bütçe verilerine göre SSDF gelirlerinin yaklaşık yüzde 80’inin, vergi gelirlerinden ayrılan paylardan oluştuğunu söyledi.

    Türkiye’nin hem yerli ve milli savunma sanayisinin sürdürülebilirliği ve projelerinin artarak devamı hem de uluslararası rekabet gücünün artırılması için yeni kaynak ihtiyacı bulunduğunu ifade eden Altınsoy, şunları kaydetti:

    “İhtiyaç duyulan kaynağın kalıcı gelir unsurları ile sağlanması amacıyla hazırladığımız ve komisyonumuza sunduğumuz kanun teklifimiz ile 3238 sayılı Kanun ile bazı kanunlarda düzenlemeler yapılmaktadır. Elde edilecek hasılatından SSDF’ye pay verilecek olan motorlu taşıtlar vergisi ile ilgili düzenlemelere de kanun teklimizde yer verilmektedir. Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nda yapılan düzenlemeler ile askeri amaçla kullanılanlar hariç olmak üzere insansız hava taşıtları ile kol saatleri ve yalnızca eğlence amacıyla tasarlanmış motorlu uçan oyuncakların vergi kapsamına alınması teklifimizde yer almaktadır. Kanun teklifimiz, genel bütçe ihtiyaçları için hazırlanmış bir teklif değil, tamamen SSDF’ye kaynak oluşturulması amacıyla hazırlanmıştır. Buradan sağlanan kaynak tamamen SSDF’ye aktarılacaktır.”

    Komisyonda Altınsoy’un sunumunun ardından teklifin tümü üzerindeki görüşmelere geçildi.

    Kaynak: AA

    Filistin'in Geleceği Konferansı'nda Siyasi Liderlerin Rolleri Konuşuldu
    Filistin’in Geleceği Konferansı’nda Siyasi Liderlerin Rolleri Konuşuldu

    Kararan Ocak Başlıklarını Anında Parlatıyor: Doğal Temizlik Yöntemi
    Kararan Ocak Başlıklarını Anında Parlatıyor: Doğal Temizlik Yöntemi

    AKP Genel Başkan Yardımcısı, Çiğli Kongresinde Konuştu
    AKP Genel Başkan Yardımcısı, Çiğli Kongresinde Konuştu

    Ünlü Makarna Markası İçin Korkutan Uyarı: Bütün Ürünleri Acil Geri Çağrıldı
    Ünlü Makarna Markası İçin Korkutan Uyarı: Bütün Ürünleri Acil Geri Çağrıldı

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Fernas İşçileriyle Dayanışma Platformu’ kuruldu

    ‘Fernas İşçileriyle Dayanışma Platformu’ kuruldu


    ANKARA – Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, “Fernas İşçileriyle Dayanışma Platformu” nu kurduğunu ilan ederken Ankara’daki pek çok demokratik kitle örgütü ve siyasi parti de dayanışma ziyaretinde bulundu. 

    Manisa’nın Soma ilçesinde AKP Milletvekili Ferhat Nasıroğlu’na ait olan Fernas Madencilik isimli şirkette çalışırken Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’na (Bağımsız Maden İş) üye oldukları için işten çıkarılan madencilerin direnişleri 13 gündür devam ediyor. Dün, Enerji Bakanlığı’na yürüyerek raporlarını sunmak isteyen işçiler, polisler tarafından engellenmelerinin ardından başlattıkları açlık grevi ve konuşmama kararını 2 gündür sürdürüyor.

     

    Ankara’nın Çankaya ilçesinde bulunan Kurtuluş Parkı’nda 2 gündür açlık grevinde olan işçilere, Ankara’ya gelen Polonez işçileri, Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Ankara Kadın Platformu, CHP milletvekilleri, ODTÜ öğrencileri, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ankara İl Örgütü, EMEP İl Örgütü dayanışma ziyaretlerinde bulundu. 

     

    ‘FERNAS İŞÇİLERİ İLE DAYANIŞMA PLATFORMU’

     

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri de “Fernas İşçileri ile Dayanışma Platformu” nun kuruluşunu ilan etti. Platform adına konuşan Mustafa Uğur Akkaya, işçilerinin mücadelesini selamlayarak, “Platform şu andan itibaren açlık grevinde olan işçilerin sesi sözü olmaya devam edecektir. Bugünden sonra işçi arkadaşlarımızın söyleyeceğini biz haykıracağız. Tüm Ankara’daki duyarlı halklarımızı da Fernas İşçileri ile dayanışmaya davet ediyoruz” dedi. 

     

    ÖHD: TALEPLERİ TALEBİMİZDİR

     

    ÖHD’li avukatlar işçilerin taleplerinin talepleri olduklarını belirterek ortak mücadele vurgusunda bulundu. 

     

    POLONEZ İŞÇİLERİNDEN DAYANIŞMA ZİYARETİ 

     

    Kötü çalışma koşullarının ve düşük ücretlerinin düzeltilmesi için Tekgıda-İş Sendikası’nda örgütlenmeye gittikten sonra İstanbul’un Çatalca ilçesinde bulunan Ürdün sermayeli Polonez Gıda Fabrikası’ndaki işlerine son verilen işçiler direnişlerinin 89’uncu gününde Fernas işçilerine dayanışma ziyaretinde bulundu. Konuşmama kararı alan işçiler hakkında mikrofonumuza konuşan Aynur Şengül, kendi yaşadıkları durumu anlatarak, “Hakkımızı arıyoruz sonuna kadar da devam edeceğiz. Ben onları görünce çok üzüldüm. Haklarını arıyorlar sonuna kadar da devam etsinler” dedi. Polonez işçisi Yasemin Sayın da “Sadece sendikaya üye olduğumuz için işten atıldık. Hakkını almak için illa birinin ölmesi mi gerekiyor? Sonuna kadar arkalarındayız. İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız. Pes etmeyeceğiz” diye belirtti. 

     

    ODTÜ ÖĞRENCİLERİ: İŞÇİLERİN YANINDAYIZ

     

    İşçilere dayanışma ziyaretinde bulunan ODTÜ öğrencileri de “Öğrencinin safı direnen işçinin yanıdır. Fernas işçisi kazanacak” yazılı pankartları ile gelerek yaptıkları açıklamada ortak mücadele vurgusunda bulundu. 

     

    KADINLAR DA İŞÇİLERİN YANINDA

     

    Ankara Kadın Platformu da işçilerle dayanışma ziyaretinde bulundu. Platform adına konuşan Sibel Göktaş, “Kadınların kazanımları tüm işçilerin kazanımlarıdır. Biz mücadelemizin ortak olduğunu ve birlikte dayanışmayı yükseltirsek kazanacağımızı biliyoruz” ifadelerini kullandı. 

     

    HDK: HAKLI DİRENİŞLERİNİN YANINDAYIZ

     

    HDK Emek Meclisi adına konuşan Dilek Gökçin, “Fernas işçilerinin günlerdir süren haklı direnişinin yanında olduğumuzu belirtmek için buraya geldik. Buradan patronlara da sesleniyoruz; Fernas işçilerinin güvenli çalışma koşulları, havza ortalamasında maaş, sendikal haklarının güvence altına alınması için gerçekleştirdikleri direnişleri son derece haklıdır biz de onların yanındayız” dedi. 

     

    CHP Milletvekilleri Kayahan Pala, Muhip Kanko, Aylin Yaman, Türkan Elçi, Aliye Timisi Ersever ve Yüksel Taşkın da işçileri ziyaret etti.  

     

    İşçilerin direnişi Kurtuluş Parkı’nda devam ediyor. 

     

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Faili meçhul cinayetler davasında beraat kararları onandı

    Faili meçhul cinayetler davasında beraat kararları onandı


    ANKARA – Yargıtay, Mehmet Ağar’ın da aralarında bulunduğu 18 sanıklı JİTEM davasında verilen beraat kararını onadı. 

     

    Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi, 1993-1996 yılları arasında 19 faili meçhul cinayetine ilişkin açılan davada, aralarında dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, MİT Güvenlik Daire Başkanı Korkut Eken ve özel harekat polislerinin de aralarında bulunduğu 18 kişi hakkında verilen beraat kararını onadı. Abbas Semih Sueri, Alper Tekdemir, Ayhan Akça, Ayhan Çarkın, Ayhan Özkan, Enver Ulu, Ercan Ersoy, İbrahim Şahin, Lokman Külünk, Mehmet Kemal Ağar, Mehmet Korkut Eken, Muhsin Korman, Nurettin Güven, Seyfettin Lap, Uğur Şahin, Yusuf Yüksel, “Suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütün faaliyeti çerçevesinde nitelikli kasten öldürme” suçundan yargılanan sanıklar hakkında Ankara 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi beraat kararı verdi. 

     

    İstinaf Mahkemesi’nin kararı bozmasının ardından dosyanın gönderildiği Ankara 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi, aynı kararı verdi. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi (İstinaf) itirazını tamamladı ve bu kez beraat kararını yerinde buldu. Cantürk ve Abdülmecit Baskın cinayetleri yönünden, dosyaların zamanaşımına girdiğine hükmeden İstinaf, diğer cinayetler için beraat kararının yerinde buldu. 

     

    Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi, İstinaf Mahkemesi’ne yapılan itirazın incelemesini 7 Ekim tarihinde tamamlayarak dosyayı karara bağladı. Yargıtay, kimi cinayetler yönünden zamanaşımı kararı verilmesi gerektiğine hükmetti. Dosyanın bu kısmını düzelterek onayan Yargıtay, bu durumu bozma nedeni saymadı.

     

    ‘KESİN VE İNANDIRICI DELİL YOK’

     

    Oy birliğiyle alınan kararda, şu ifadelere yer verildi. “Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, soruşturma ve kovuşturma aşamasında delillerin toplandığı bu haliyle eksik incelemenin bulunmadığı, hükme esas alınan raporların yeterli olduğu, deliller ile desteklenemeyen duyuma dayalı, soyut ve çelişkili beyanlar ile delil niteliğine haiz olmayacak belgeler dışında başkaca delil bulunmaması nazara alınarak, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, sanıkların üzerine atılı suçu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından şüphe sanıklar lehine değerlendirilerek atılı suçlardan beraat kararları verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmakla, temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.”

     

    TEMYİZ BAŞVURULARI REDDEDİLDİ

     

    Katılan Raife Baskın vekili, katılan Eren Baskın ve Bülent Gürkut’un temyiz istemleri yönünden ise Gürkut’un kamu davalarına katılma ve kurulan hükümleri temyiz etme hak ve yetkisinin bulunmadığını, Baskın’ın vekillerine gerekçeli kararın 16 Mart 2024 tarihinde tebliğ edildiğini ve temyiz isteminin yasal süresinden sonra olduğunu, kaydetti. Yine Katılan Raife Baskın vekilinin temyiz isteminin yasal süresinden sonra olduğu anlaşıldığını belirten, Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi, başvuruları ayrı ayrı reddetti.

     

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Normalleş, yumuşa, birlik ol!: E tamam!

    Normalleş, yumuşa, birlik ol!: E tamam!


    Cengiz ÇİÇEK


    AKP-MHP iktidarı 31 Mart seçimlerinde ciddi bir darbe aldı. Seçimler sonrası iktidar mahfillerinden yükselen “yumuşama, normalleşme” söylemlerinin, tek başına AKP-MHP blokunu ayakta tutmak için geliştirilmediği her geçen gün daha da netleşiyor. Elbette mevcut iktidarın bir beka sorunu var ve bu aşamaya gelmesinde Kürt mücadelesine dayattığı Çöktürme konseptinin boşa çıkmasının büyük payı var. Rejimin içine düştüğü bu durumdan ulus devlet sisteminin kendisi azade değil. AKP şahsında şekillenen parti-devlet karakteri, doğası gereği sadece partiyi değil devleti de toplumsal, siyasal, ekonomik açıdan ciddi krizlerle baş başa bıraktı.

    Doğu Avrupa ve Ortadoğu’da merkezileşen hegemonya ve paylaşım savaşları ortamında, her ulus devlet gibi Türkiye de kendisini ayakta tutmanın yollarını arıyor. Normalleşme ve yumuşamayla başlayan şimdilerde yeni anayasa ve tokalaşmayla muhataplarını genişletmeyi amaçlayan süreç, belli ki Üçüncü Dünya Savaşı koşullarından, devletçi birlik politikasıyla hasar görmeden çıkmayı hedefliyor. Bu birliğe gelmeyenlerin kapsamlı bir şekilde hedef alınacağını ve toplumsal muhalefeti daha kritik günlerin beklediğini söylemek de zor olmasa gerek. Bu yönüyle süreci sadece iktidarın kendisini ayakta tutma manevraları olarak okumak -ki bu da söz konusu- karşı karşıya olduğumuz meseleyi daraltan bir okuma olur.

    TERCİH ETTİKLERİ SAVAŞ YÖNTEMLERİ YENİ BİR DÖNEME İŞARET EDİYOR

    Verili durumda benzeri tıkanmayı ve tedirginliği, kapitalist-emperyalist güçler ve bölge ulus devletleri bir bütün olarak yaşıyor. İdeolojik-politik okumalarımızdan ve duruşumuzdan bağımsız olarak toplumsal mücadele güçlerinin dikkatini çekmesi gereken gelişmeler de var bu süreçte. Özellikle İsrail’in Filistin ve son olarak Lübnan’daki askeri pratikleri, devletlerin, devlet dışı aktörlerle mücadelede aleni bir şekilde uluslararası hukuku da yok sayarak suç işlemekten imtina etmeyecekleri yeni bir sürece işaret ediyor. Özellikle Kürt sorunu gibi uluslararasılaşan sorunlar karşısında uluslararası sözleşmelerin, hukuk düzeninin içinde bulunduğu tutarsızlık ve iki yüzlülük; devletlerin Rojava’da, Güney Kürdistan’da, Filistin ve Lübnan’da tercih ettikleri savaş yöntemleri ve kullandıkları silahlar hem devletli uygarlık güçleri açısından hem de ezilen halkların özgürlük mücadelesi açısından yeni bir döneme de işaret ediyor. İnsanlığın gözü önünde seyreden katliamlar, soykırımlar ve savaş suçu sayılacak askeri pratikler kapitalist-emperyalist sistemin kendi krizinden çıkış arayışını, yine ezilenlere dayattığı savaşta, katliamda, soykırımda buluyor.

    KRİZ ORTAMINDA KÜRT ÖZGÜRLÜK HAREKETİ VE ÇÖZÜM SÜRECİ DİNAMİKLERİ

    Türkiye de bu kriz ve savaş ortamına en dezavantajlı giren devletlerden birisi oluyor. İçerde yaşadığı siyasi ve ekonomik krizin boyutları, dışarda Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye konseptinde yaşadığı hüsran, Üçüncü Dünya Savaşı koşullarında yeni hesaplar yapmasını da zorunlu kılıyor. Bu hesap güncel tartışmalara atfen “yeni bir çözüm süreci” midir? Tartışma konumuz ve gündemimiz bu değil elbette. Son çözüm süreçlerinin de gösterdiği üzere mevcut iktidarın zihin dünyasına, pratiklerine ve söylemlerine bakıldığında Kürt halkını statüsüz bırakmak ve Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye etmek konusunda şüpheye mahal bırakmayacak şekilde kararlı oldukları bir gerçek. Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi barış ve çözüm meselesini stratejik önemde gördüğünden, tasfiye girişimlerine rağmen son iki çözüm sürecini toplumsal ve politik olarak derinleştirmeye çalıştı.

    KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ, DEMOKRATİK CUMHURİYET VE BARIŞ MÜCADELESİNİN ÖNCELİKLERİ

    Kürt halk gerçeğini ve onun kolektif haklarını yok sayan bir sisteme karşı mücadele önceliklerinden birisi elbette Sayın Öcalan’ın deyimiyle “Kürtleri hukuk kapısından içeri sokmak” olacaktır. Kürt halkı ve örgütlü mücadelesi açısından yasal ve anayasal düzlemde varlığının tanınması gerek şarttır ve bu konuda muhatap elbette devlet ve onu temsil eden politika kurumudur. Kürtlerin bu konuda kafası oldukça nettir. Bugüne kadar net olmayan devletin ve iktidarların kendisidir. Nasıl ki Kürt halkı sisteme karşı mücadele yürütürken sorunun çözümünde de sistemin muhataplığı konusunda netse aynı netliği karşıdan da beklemektedir. Kürt sorununun çözümünde Kürt siyasetinin ve Sayın Öcalan’ın muhataplığı nettir; bu, iktidarın yaptığı gibi yok sayarak, kriminalize ederek kaçılacak bir olgu değildir. Bu gerçekten kaçılırsa deneyimlerin de gösterdiği üzere çözüm ıskalanır ve çözüm adına yapılanlar da özünde yeni bir tasfiye süreci olur. Dolayısıyla birlik emri vaki devletçi birlik değil, ortak vatanda gönüllü birliktir; cumhuriyetin demokratikleşmesinde sağlanacak olan birliktir, Demokratik Cumhuriyet birliğidir. O nedenle bundan sonraki süreçte de toplumsal muhalefetin öncelikli görevi, iktidarın ve devletçi partilerin Kürt meselesinde inkâr ve imha temelindeki yaklaşımlarına geçit vermemek, son çözüm süreçlerinde olduğu gibi Türkiye ve Kürdistan halklarının toplumsal barış özlemini suistimal edecek komplocu-darbeci yaklaşımları boşa çıkarmak olmalıdır.

    Bizler açısından özellikle Türkiyeli mücadele güçlerinin en doğru politik konumlanışı budur. Son yıllarda her türden özel savaş saldırılarına karşı gözümüz gibi üzerine titrediğimiz ittifak politikalarımızın da bir gereğidir bu konumlanış. HDK, DEM Parti ve şimdilerde yeni bir arayışta olan Emek ve Özgürlük İttifakı ve Türkiyeli mücadele güçlerinin önceliği, şimdiden Türkiye’de barışın toplumsallaşmasının mücadelesini yükseltmektir. Bu, sevgili Hayrettin Belli’nin değimiyle “Barışın Türkçesini” yaratmaktır. Batı yakasında Barışın Türkçesinin mücadelesini yürütmek ve öncelemek, anti emperyalist-anti kapitalist bir mücadele olduğu kadar ulusalcı ve siyasal İslamcı egemen iki Türkçü siyasetten Türkiye toplumunun kurtarılması demektir.

    BİRLEŞİK MÜCADELE, DEMOKRATİK ÇÖZÜM VE ÖCALAN’A ÖZGÜRLÜK

    Buradan hareketle, içinden geçilen tarihsel süreçte ezilenler lehine kazanımlar elde etmek, en az Kürdistan’daki kadar Türkiye sahasındaki çalışmalara yüklenmekle mümkündür. Bu sadece HDK-DEM Parti programımızın bir gereği değildir; mevcut güncel tablo, bu bakış açısını ve hareket tarzını zorunlu kılmaktadır. Türkiye toplumu ulus devletçi milliyetçiliğin ve onun partilerinin akıttıkları zehirden kurtarılmadığı sürece Kürt sorununun demokratik çözümünün ve Türkiye demokrasi mücadelesinin de başarı şansı yoktur. An itibariyle birleşik mücadelemizin en zayıf halkası halen Türkiye sahasıdır. Kürdistan Demokratik Devrimi, belirli bir kuşatma altına alınmış olsa da yürüttüğü mücadele ve Halklar Önderi Öcalan’ın Demokratik Modernite kuramı, bölge ve dünya halklarınca daha fazla sahiplenilmektedir. Bu gelişmeyi en çok da İmralı İşkence ve mutlak tecrit sistemine karşı başlatılan uluslararası “Abdullah Öcalan’a Özgürlük, Kürt Sorununa Çözüm” hamlesinin gelişiminde görüyoruz.

    Son olarak Amed’de Özgürlük Mitinginin yasaklanmasına rağmen Türkiye ve Kürdistan’dan on binlerce insanın yollara, sokaklara dökülerek Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğünü haykırması, 26 yıllık tecrit politikalarına rağmen Kürt halkının duygu ve bilinç dünyasında müstesna bir yere sahip olduğunu tekrardan tüm netliğiyle ifade etmesi, İmralı işkence sistemini geliştiren iktidarı adeta teşhir etmiştir. Halklar Önderinin Kürt halkı nezdindeki karşılığını bir kez daha görenler paniklerken, bu paniğin en net ifadesi, Erdoğan’ın son açıklamalarından birisinde “herkes aklını başına almalı” cümlesinde saklıdır. Oysa aklı başında olan, ödediği bin bir bedele rağmen toplumsal barıştan ve Demokratik Cumhuriyet mücadelesinden milim taviz vermeyen Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketidir; aklını başına alması ve bu çıkmaz yoldan dönmesi gerekenler de kendi siyasi ve ekonomik rantı için ülkeyi ateşe atan iktidar ve ortaklarıdır.

    KÜRDİSTAN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SINIRLARINI AŞMAKTADIR

    Tüm bu gelişmelerden hareketle, Türkiye her geçen gün daha fazla yalnızlaşırken Kürdistan Özgürlük mücadelesi, halklar nezdindeki ittifakları ve dostluklarıyla sınırlarını aşmaktadır. Türk egemen sınıflarının da en büyük korkusu budur ve Türkiye sahasında yaşayanların başını kaldırmasına ne pahasına olursa olsun müsaade etmek istemeyeceklerdir. Kürt hareketinin Kürdistan’a hapsedilmek istenmesinin en büyük nedeni de bu korkudur. Kendisi, Kürdistan devrim sahasına savaş, ilhak, insansızlaştırma politikalarını ihraç ederken Kürdistan devriminin başta Türkiye sahası olmak üzere başka coğrafyalara yayılmasını engellemeyi en stratejik görevi olarak görmektedir. O halde işimiz daha fazla Türkiye bölgelerinde demokratik, devrimci mücadelenin emekçisi olmak ve bunun örgütsel sistemini yaratmak ve bunda en az Türk devlet aklı kadar stratejik olarak ısrar etmektir. Yani Kürdistan ve Türkiye açısından günümüzün en büyük öz savunması, Türkiye sahasında toplumsal mücadelenin güncel programını oluşturmak ve bu program etrafında politik hedeflerini netleştirmek ve bunun pratik emekçisi olmaktır. Daha somut ifadeyle stratejik olarak Türkiye’de insanları örgütleyen ve harekete geçirecek olan bir yaklaşıma ve pratiğe ihtiyacımız var.

    Barış talebinin toplumsallaşmasını esas alarak toplumun öz gücüne dayanarak barışı inşa etmemiz gerekiyor. Aynı kaygılar ve saiklerden hareketle, Kürt Siyasetinin de bu gerçeği ve ihtiyacı gören bir yerden Türkiye sahasına yönelik politika geliştirmesi ve örgütsel sistemini buna göre yeniden ele alması, düzenlemesi, kritik önemdedir. Karşı karşıya olduğumuz tehlikeler ve önümüzdeki olanaklar, bizlerin yeterli düzeyde politik, toplumsal ve ideolojik bir hazırlık yapmamızı gerekli kılıyor. Dönem bu yönüyle olası her türlü yönelim ve saldırı karşısında özgürlük alanlarımızı koruyacak ve geliştirecek fiili, meşru mücadeleyi ve onun hareket tarzını hayata geçirme dönemidir.

    ‘ÜÇÜNCÜ YOL MÜCADELESİNİ AÇIĞA ÇIKARMAYA İHTİYAÇ VAR’

    Özellikle AKP-MHP iktidarının “yumuşama siyasetine” angaje olan yeni CHP liderliğinin, iktidarın despotik yönetim tarzına öfkesini bilemiş milyonların mücadelesini soğurması karşısında Türkiye’deki yurttaşların demokratik iradesine adres olacak bir politikayı geliştirmek, artık kaçınılmaz bir görev olarak önümüzde duruyor. DEM Parti seçmenlerinin ve Türkiyeli demokratların verdiği oylarla yerel yönetimlerde elde ettiği başarıyı ve olanakları, özellikle DEM Parti seçmenlerini CHP’ye örgütlemenin zemini haline getirmeye çalışılmasına karşı, Türkiye’de gerçek anlamda bir Üçüncü Yol mücadelesini açığa çıkarmaya ihtiyaç var. Üçüncü Yol mücadelesinin bir yönü AKP-MHP iktidar zihniyetinin devrilmesidir, diğer yönü ise başta Kürt halkı ve Alevi toplumu olmak üzere demokratları, özgürlükçüleri kendi zeminine örgütlemeye çalışan CHP’ye karşı bir ideolojik-politik mücadeledir. Seçimlerdeki taktiksel adımlar ve seçmenlerin stratejik bir akılla iktidar karşısındaki en güçlü adayların pusulasında buluşmasıyla Üçüncü Yol mücadelesini kendisine angaje etmek isteyenlere karşı ideolojik-politik mücadele yürütülmesi, birbiriyle çelişen şeyler değildir. Bilakis birisi olmadan diğerinin anlamı ve gereği de yoktur. Son yerel seçimlerde CHP’ye oy veren milyonlar, Türkiye’nin demokratikleşmesine oy vermiştir.

    AKP-MHP blokunu ikinci parti konumuna düşüren Kürdistan ve Türkiye halklarının demokratik iradesidir. O halde CHP, başta yeni anayasa tartışmaları olmak üzere Cumhuriyetin nasıl demokratikleşeceğine, bunun önündeki en büyük sorun olan Kürt meselesinin nasıl çözüleceğine dair sözü ve programı olmalıdır. Asgari bir demokrasi programını bile açıklamaktan imtina eden CHP yönetimi, bu haliyle AKP-MHP iktidarına nefes aldırmaktadır. Oysa dönem, bu iktidara nefes aldırma dönemi değil; emekçilerin, kadınların, gençlerin, Kürtlerin, Alevilerin, doğanın, hayvanların nefesini kesmek isteyen iktidara nefes aldırmama dönemidir. Sonuçta AKP-MHP iktidarının en küçük bir fırsatı, kendi lehine, toplum aleyhine çevireceğinin deneyimine fazlasıyla sahibiz. Filistin halkının dramını iç siyaset malzemesi yapan, “bölgedeki ateş bize yaklaşıyor” diyerek yeni bir “Yenikapı ruhunu” hortlatmaya çalışan, Orta Vadeli Programla sermaye düzenini sürdürmeyi planlayan, Kürt halkının kültürel ve siyasal değerlerine katıksız düşmanlık yapan bu iktidar karşısında Türkiye ve Kürdistan halkları, ezilenleri olarak aynı gemideyiz. Onca fırtınaya rağmen bu gemi yoluna devam ediyor. Belki o limana yanaşamadı daha, ancak iktidarın gemisinde büyük gedikler açtı ve şimdi onların gemisi su alıyor. Yeni Yaşam’ın yolcuları olarak bizler de batmaya yüz tutmuş bir çete gemisini arkamızda bırakıyor, tüm zorlukları aşacağımızın inancıyla limana yol alıyoruz…

    HDK EŞ SÖZCÜSÜ CENGİZ ÇİÇEK

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Devlet Bahçeli’den, Öcalan’a çağrı: “Örgütünün tasfiye edileceğini tek taraflı ilan etsin”

    Devlet Bahçeli’den, Öcalan’a çağrı: “Örgütünün tasfiye edileceğini tek taraflı ilan etsin”


    MHP lideri Devlet Bahçeli, siyasetteki ‘çözüm süreci’ tartışmalarına tepki gösterdi. İmralı’da tutuklu bulunan Öcalan’a çağrı yapan Bahçeli, “Türkiye’ye getirilirken ‘her türlü hizmete hazırım’ diyen terörist başı, buyursun terörün bittiğini, örgütünün tasfiye edileceğini tek taraflı ilan etsin.” ifadelerini kullandı.

    Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’deki haftalık grup toplantısında, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i hedef alan Bahçeli, “Meclis’te yapılan kapalı oturumdan sonra Özgür Bey’in açıklamaları büyük bir hezeyandır. CHP’nin baktığı yer milli bir bakış değildir.” diye konuştu.

    Numan Kurtulmuş’a tepki: Devlet millettir, millet de devlettir

    Anayasa’nın 3. maddesini hedef alan Numan Kurtulmuş’a da tepki gösteren Bahçeli, “Devlet millettir, millet de devlettir. Devlet, ülkesi ve milletiyle bir ve bütündür. İkisini birbirinden ayırmak, ayrı değerlendirmek, zaman zaman da çatıştırmak fahiş bir yanlış olmanın yanı sıra devlet onurunu hazmedemeyen nevzuhur demokrat yobazların handikap ve hüsranıdır. Devleti milletten ayırmak, milleti devletten ayrıştırmak su katılmamış bölücülüktür ve çok tehlikelidir.” tepkisini gösterdi.

    Ya siyaset ya terör; ya siyaset ya silah!

    Siyasetteki ‘çözüm süreci’ tartışmalarına da tepki gösteren Bahçeli, şunları söyledi: “Terörün her türlüsünü defetmenin sonsuz kararlılığındayım. 1984’ten beri devam eden PKK terörünün nasıl bir yıkıma yol açtığını en iyi bilenlerden biriyim. Terörle siyaset arasında bir bağ yoktur. Hem siyaset hem terör aynı kalıba giremez, aynı ağza sığınamaz. Ya siyaset ya terör, ya siyaset ya silah! Bölücü terörün kökü kazınmalı. Türkiye Cumhuriyeti’nin terörle müzakeresi, görüşmesi, anlaşma yolları araması, yeni süreçlerin çabası sadece ve sadece terör örgütünün değirmene su taşımaktır. Türkiye’ye getirilirken ‘her türlü hizmete hazırım’ diyen terörist başı buyursun terörün bittiğini, örgütünün tasfiye edileceğini tek taraflı ilan etsin. Ama devletin terörle masaya oturmasını hiç kimse, hiçbir şart altında beklemesin, aklından dahi geçirmesin.

    Uzattığım el ‘iyi niyet’ elidir

    Günlerdir uzattığım elden farklı sonuçlar çıkaranlar elimi devlet millet ve vatan için uzattığımı gönülden istediğimi bilmeleri faydalarına olacaktır. Biz elimizi süreç için değil, kardeşlik için uzatırız. Hakkari de bizim Edirne de bizim, İzmir de bizim Şırnak da bizim. Gün birleşme, dayanışma günüdür. Bizim gönlümüzde herkese yer vardır.

    Gün birleşme günüdür, gün dayanışma günüdür. MHP olarak bizim herkese kapımız açıktır. Bu ülke benim bu bayrak benimdir diyene kapımız açıktır. İlk 4 madde her türlü tartışmanın dışındadır. Anayasa’nın ilk 4 maddesiyle meselesi olanın Türkiye Cumhuriyeti ile meselesi vardır, bizim de görülecek hesabımız olacaktır.

    Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Esra Erol’u tehdit eden kişi yakalandı

    Esra Erol’u tehdit eden kişi yakalandı


    Televizyon programcısı ve sunucusu Esra Erol’a yönelik tehdit içerikli video paylaşan kişi gözaltına alındı.

    Emniyet Genel Müdürlüğü’nden (EGM) yapılan açıklamada, Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca bir sosyal medya platformunda paylaşılan, Esra Erol’a yönelik tehdit içeren videoyla ilgili yapılan çalışmada, görüntüde yer alan kişinin H.D. olduğunun tespit edildiği belirtildi.

    Açıklamada, şüphelinin İstanbul’un Pendik ilçesinde gözaltına alındığı bildirildi.

    NE OLMUŞTU?
    Çanakkale’de kendisini mehdi ilan ederek insanları kandıran Mustafa Çabuk’un tutuklanmasının ardından müridi Hasan, Esra Erol’u öldüreceğini ilan ettiği bir video yayınlamıştı.

    Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde ‘Hilafeti Muhammediye Tarikatı’ diye adlandıran 200 kişilik grup, ‘mehdi’ olarak kabul ettikleri Mustafa Çabuk’la yaşıyordu. Emniyet güçlerinin şafak operasyonu ile Mustafa Çabuk, çıkar amaçlı suç örgütü kurma ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından gözaltına alınmıştı.

    Serbest Görüş:

    Olay sonrası tehdit mesajları alan Esra Erol, ses kayıtlarını sosyal medya hesabından paylaşmıştı.

    Mustafa Çabuk’un müridi Hasan, “Ey Esra Erol, sen benim canımı aldın ben de senin canını alacağım. Seni destekleyenlerin de canını alacağım. Herkesin canını alacağım” sözleriyle ölüm tehdidinde bulunmuştu.

    “Seni destekleyenlerinde canını alacağım” diyerek tehditler savuran Hasan, “Benim canımla uğraşma. Parça parça edilip surlardan aşağı atılırsın” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ünlülerin Şifacısı Baston Baba’ya Baskın! Organik Tarladan Uyuşturucu Çıktı

    Ünlülerin Şifacısı Baston Baba’ya Baskın! Organik Tarladan Uyuşturucu Çıktı


    İstanbul Sarıyer İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından 29 Eylül- 12 Ekim tarihleri arasında çok sayıda adrese gerçekleştirilen operasyonlarda uyuşturucu madde ele geçirildi. Cumhuriyet Mahallesi’ndeki bir evde uyuşturucu ticareti yapıldığı bilgisi alan polis ekipleri 12 Ekim Cumartesi günü söz konusu adrese operasyon düzenledi.

    Yapılan operasyonda uyuşturucu madde ele geçirilirken evde yakalanan Özkan A. ve Yasemin D. gözaltına alındı. Gözaltına alınan Özkan A. ve Yasemin D. uyuşturucu maddeyi Gümüşdere Mahallesi’nde bulunan bir adresten temin ettiklerini söyledi. Şüphelilerin verdiği adrese basın yapıldı.

    Ünlülerin Şifacısı Baston Baba’ya Baskın! Organik Tarladan Uyuşturucu Çıktı - Resim : 2

    ORGANİK BOSTAN UYUŞTURUCU TARLASI ÇIKTI

    Yapılan operasyonda, uzunlukları yaklaşık 2 metreyi bulan 8 hint keneviri kökü ele geçirildi. Ele geçirilen hint kenevirinin yaklaşık 13 kilo olduğu öğrenildi.

    Ünlülerin Şifacısı Baston Baba’ya Baskın! Organik Tarladan Uyuşturucu Çıktı - Resim : 3

    Operasyonda ayrıca, çok sayıda uyuşturucu bitki tohumu, satışa hazır uyuşturucu madde ve uyuşturucu ticaretinden elde edildiği düşünülen 2 bin euro para ele geçirildi.

    Ünlülerin Şifacısı Baston Baba’ya Baskın! Organik Tarladan Uyuşturucu Çıktı - Resim : 4

    BİRÇOK ÜNLÜ İSİM ZİYARET ETMİŞ

    Polis ekipleri tarafından yapılan çalışmada, bostanın, kamuoyunda ‘Bostan baba’ olarak bilinen ve birçok ünlü ismin ziyaret ederek destek verdiği Ali Tarık A.’ya ait olduğu öğrenildi.

    Ünlülerin Şifacısı Baston Baba’ya Baskın! Organik Tarladan Uyuşturucu Çıktı - Resim : 5

    Olayla ilgili Ali Tarık A.’nın yanı sıra bostanda çalıştıkları belirlenen Türkmenistan uyruklu Ruslan Umbarov, Jabrial Najbudinov ve Rahmatulina Mariyam yakalanarak gözaltına alındı.

    Ünlülerin Şifacısı Baston Baba’ya Baskın! Organik Tarladan Uyuşturucu Çıktı - Resim : 6

    Kaynak: DHA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Harry Potter’ın Yıldızı Emma Watson Türkiye’ye Gelecek

    Harry Potter’ın Yıldızı Emma Watson Türkiye’ye Gelecek


    Harry Potter serisindeki Hermione Granger rolüyle akıllara kazınan Emma Watson’un Türkiye’ye geleceği öğrenildi.

    Harry Potter, Güzel ve Çirkin, Küçük Kadınlar gibi yapımlarda rol alan İngiliz oyuncu Emma Watson, bir film görüşmesi için iki günlüğüne Türkiye’ye gelecek. Watson’un İstanbul ve Ankara’da tarihi yerleri de ziyaret edeceği bildirildi.

    Başarılı oyuncu, 10 yaşından bu yana sinema filmlerinde birçok karakteri canlandırırken, 2019’da yayınlanan Küçük Kadınlar yapımının ardından oyunculuğa ara vermişti. Watson, 2022’de Prada Paradoxe adlı kısa filmde yönetmen koltuğuna oturmuştu.

    Harry Potter'ın Yıldızı Emma Watson Türkiye'ye Gelecek - Resim : 2

    Watson, konuya ilişkin açıklamasında, “Oyunculuktan uzaklaştığım için çok memnunum. Çünkü daha önce sahip olduğumu düşünmediğim bir şekilde kendi sesime, yaratıcı alanıma ve egemenliğime sahip olduğumu hissediyorum” ifadelerini kullanmıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kocaelispor Lider Kalmak İstiyor

    Kocaelispor Lider Kalmak İstiyor


    Yıldız Entegre Kocaeli Stadyumu’nda basın toplantısı düzenleyen Sağlam, takımının ligin ilk 8 haftasındaki performansını değerlendirdi.

    Sağlam, sezona “şampiyonluk” ve “Süper Lig” parolasıyla girdiklerini belirterek, bu doğrultuda kadroyu üst lige taşıyacak, taraftarın 15 yıllık Süper Lig hasretine sona verecek kadro planlaması içine girdiklerini kaydetti.

    Transfer sezonunu iyi geçirdiklerini ve güçlü bir kadro oluşturduklarını, sezona iyi bir başlangıç yaptıklarını anlatan Sağlam, “Pendikspor maçında başlayan, sonrasında Amed’le devam eden, Manisa’yla üstüne koyan, Çorum’da bir kere daha bariz şekilde hakem hatasıyla karşılaştık. Bu kadar net sonucu etkileyen hakem hatalarının yaşandığı bir süreci başka hiçbir takım yaşamamıştır. Baktığınızda sezon başından sonuna birçok takım belki de 4 kırmızı kart yemeyecek. Biz bu 4 kırmızı kartı iki maçta yedik. ” diye konuştu.

    Sağlam, sakatlığı nedeniyle Marcao’dan henüz istenen verimi alamadıklarını dile getirerek, “Baktığımız zaman bu kadar bariz hakem hataları yaşadığımız, sakatlık ve kırmızı kartların vermiş olduğu eksikliklerle yola devam etmemiz, ayrıca Marcao’dan eksik bir şekilde gelinen bu noktada takımın 16 puanla ligin lideri olmamız bence güzel bir tablodur. İyi bir başarıdır.” değerlendirmesinde bulundu.

    Zorlu bir yarışın içerisinde olduklarına işaret eden Sağlam, “Bugün belki biz lideriz ama işte 11. ve 12. takım bile Süper Lig hedefi içerisinde. Süper Lig hayalini kuruyordur. Daha sezonun başındayız, rakiplerimiz gerçekten zorlu. Bunun yanında işte mücadele ettiğimiz, karşılaştığımız zorlukları da göz önünde bulundurduğumuz zaman zorlu bir ortamda bizim bundan sonraki süreci hep birlikte daha güçlü bir şekilde birbirimize sarılarak geçirmeliyiz.” dedi.

    Sağlam, kulüp içerisinde oluşturdukları birlik ve beraberliği kentin geneline yayarak daha fazla mücadele edeceklerini bu yolda taraftardan destek beklediklerini ifade etti.

    Sosyal medyadan yapılan paylaşımlara da değinen Sağlam, “Bu oyuncuların hepsi bizim tercihimiz. İnişleri çıkışları olacak, kötü günleri olacak, zaman zaman performans düşüklükleri olacak ama şunu unutmasınlar hepsi bu şanlı armayla bezenmiş Kocaelispor formasını giyiyor ve Kocaelispor camiasını temsil ediyor. Hepsi bizim için önemli, hepsi bizim için bir değer.” ifadelerini kullandı.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***