Yazar: SG

  • Suriye Cumhurbaşkanlığı duyurdu; Şara ve Erdoğan telefonda görüştü

    Suriye Cumhurbaşkanlığı duyurdu; Şara ve Erdoğan telefonda görüştü


    Halep’te çatışmalar devam ederken Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiği duyuruldu. Suriye Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan duyuruda, görüşmede, Suriye’deki son gelişmeler ve bölgede istikrarın sağlanması için yapılan çalışmaların ele alındığı bildirildi. Görüşmeye ilişkin Türkiye Cumhurbaşkanlığı’ndan henüz bir açıklama gelmedi.

    Suriye Cumhurbaşkanlığı’nın duyurusuna göre dün gece Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Şara, bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşme sırasında Geçici Cumhurbaşkanı Şara, mevcut önceliğin sivillerin korunması, Halep’in çevresinin güvenliğinin sağlanması ve yeniden yapılanma sürecini engelleyen yasadışı silahlı gösterilerin sona erdirilmesi olduğunu belirtti.

    Erdoğan’dan ortak koordinasyonun önemi vurgusu

    Cumhurbaşkanı Erdoğan ise ülkesinin güvenlik ve istikrarı artırmaya yönelik çabalara destek verdiğini ifade ederken, ortak zorluklar ve tehditlerle mücadelede ortak koordinasyonun önemini vurguladı.

    Açıklamaya göre liderler, “ortak mutabakatların uygulanmasını sağlamak, Suriye ve Türk halklarının çıkarlarına hizmet etmek ve bölgede barış ve sürdürülebilir istikrar şansını artırmak amacıyla, iki ülkedeki ilgili kurumlar arasında yakın koordinasyonun sürdürülmesi konusunda” mutabık kaldı.

    İletişim Başkanlığı henüz açıklama yapmadı

    Öte yandan Şara-Erdoğan görüşmesiyle ilgili olarak henüz Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan açıklama gelmedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Trump Düğmeye Bastı: 200 Milyar Dolarlık Talimat

    Trump Düğmeye Bastı: 200 Milyar Dolarlık Talimat


    ABD Başkanı Donald Trump, konut piyasasını desteklemek için dikkat çekici bir karar aldı. Trump, temsilcilerine toplam 200 milyar dolarlık ipotekli tahvil (mortgage bond) satın alınması yönünde talimat verdiğini açıkladı.

    Trump, konuya ilişkin açıklamasını ABD merkezli sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptı. Paylaşımında, eski ABD Başkanı Joe Biden’ı konut piyasasına yeterince önem vermemekle eleştiren Trump, kendi yönetiminin bu alana özel hassasiyet gösterdiğini ifade etti.

    Konut finansman sisteminde kilit rol oynayan Fannie Mae ve Freddie Mac’e de değinen Trump, ilk başkanlık döneminde bu kurumları satmama kararı aldığını hatırlattı. Bu kararın, uzman görüşlerine aykırı olmasına rağmen son derece isabetli olduğunu savundu.

    Trump, söz konusu kuruluşların bugünkü piyasa değerlerinin geçmişe kıyasla katlanarak arttığını ve toplamda yaklaşık 200 milyar dolarlık nakit varlığa sahip olduklarını belirtti. Bu gerekçeyle temsilcilerine 200 milyar dolarlık mortgage tahvili alımı yapılması talimatını verdiğini kaydetti.

    Söz konusu adımın mortgage faiz oranlarını ve aylık konut ödemelerini düşüreceğini savunan Trump, böylece ev sahibi olmanın maliyetinin daha erişilebilir hâle geleceğini ifade etti.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kimse demokrasiden bahsetmiyor

    Kimse demokrasiden bahsetmiyor


    M. NEDİM HAZAR | YORUM

    3 Ocak sabahı dünya, Donald Trump’ın Venezuela’ya yönelik askeri operasyonunun haberini alırken şaşkındı. Caracas’a yapılan hava saldırıları, Nicolas Maduro’nun yakalanışı ve New York’a gönderilmesi…

    Kimse bu ani gelişmeyi beklemiyordu: Ne Maduro, ne Venezuela muhalefeti, ne de Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado. Türkiye’den Rusya’ya, Çin’den Avrupa’ya kadar tüm dünya hazırlıksız yakalandı. İlk şaşkınlık anı geçtikten sonra başlayan tartışmalarda ise dikkat çeken bir boşluk vardı: Kimse demokrasiden bahsetmiyordu.

    Trump, Mar-a-Lago’daki basın toplantısında neredeyse bir saat konuştu. Venezuela’nın uyuşturucu kartelleriyle iş birliğinden bahsetti, petrol rezervlerine Amerikan şirketlerinin nasıl el koyacağını anlattı, “Amerika’nın gücünü yeniden tesis ettiğini” ilan etti. Ama tek bir kelimeyi hiç ağzına almadı: Demokrasi. 

    Tulane Üniversitesi’nden Venezuela uzmanı David Smilde’ın da isabetle vurguladığı gibi, Trump’ın tüm konuşmasında demokrasi kelimesinin bir kez bile geçmemiş olması tesadüf değildi. “Demokratik bir geçiş akıllarında var gibi görünmüyor.” demişti Smilde. “Akıllarında olan, Amerika Birleşik Devletleri’nin çıkarlarına dost, istikrarlı ve ekonomik olarak üretken bir ülke.”

    Malum; Venezuela 10 yılı aşkın süredir diktatörlük altında yaşıyordu. Muhalefet bastırılıyor, mahkemeler ve parlamento bağımsız hareket edemiyordu. 2024’te Maduro seçimleri kaybetmesine rağmen sonuçları tanımadı ve görevde kalmaya devam etti. Seçilmiş başkan Edmundo Gonzalez Urrutia İspanya’da sürgüne gitmek zorunda kaldı.

    Maria Corina Machado ise bir yılı aşkın süredir saklanmak zorunda kalıp ancak Nobel Ödülü’nü almak için Oslo’ya gidebilmişti. Ama şimdi Maduro gitmiş, diktatör düşmüştü. Ve herkes her şeyden bahsediyordu: Petrolden uyuşturucuya, askeri operasyondan uluslararası hukuka, egemenlik ihlalinden bölgesel istikrara… Sadece kimse demokrasiden bahsetmiyordu.

    Muhalefetleri bile!

    Cumartesi sabahı Venezuela muhalefetin arasında sınırsız bir sevinç vardı. Eski bakan ve muhalefet destekçisi Ricardo Hausmann, “Askeri strateji mükemmeldi.” dedi. Onlarca Maduro muhafızının öldürüldüğü ama tek bir Amerikan askerinin dahi yaralanmadığı gece operasyonu teknik bir başarıydı. Ama bu coşku kısa sürdü. Trump’ın açıklamaları geldiğinde, muhalefet lideri Machado’nun artık ülkesine dönüp yeni bir demokratik dönem başlatabileceği umudu yerle bir oldu.

    “Onun lider olması çok zor olur.” dedi Trump Mar-a-Lago’da, Machado’nun Venezuela içinde yeterli “saygıya” sahip olmadığını iddia ederek. Bunun yerine Maduro’nun başkan yardımcısı Delcy Rodriguez’i tanıyacağının sinyalini verdi. Rodríguez’e, Venezuela’nın devasa petrol rezervlerini Amerikan şirketlerine açarak “doğru olanı” yapmazsa “çok yüksek bir bedel” ödeyeceği konusunda uyarıda bulundu.

    “Hayretler içinde kaldım, duyduklarıma inanamadım.” dedi Hausmann, muhalefetin şaşkınlığını ve hayal kırıklığını özetleyerek. Maduro sonrası Venezuela’nın “hukuki ve siyasi bir boşluk” içinde olduğunu, hala Rodriguez liderliğindeki “meşru olmayan liderler” tarafından kontrol edildiğini belirtti.

    Chatham House’dan Latin Amerika uzmanı Christopher Sabatini durumu şöyle özetliyor: “Machado’nun yerinde olsaydım, terk edilmiş hissederdim, rüzgarda sallanmaya bırakılmış gibi hissederdim, aşağılanmış hissederdim.”

    Trump’ın Venezuela’da gerçekte neyin peşinde olduğu, petrol üzerine yaptığı açıklamalarla daha da kristalleşti. Venezuela, dünya petrol rezervlerinin beşte birine sahip – yaklaşık 303 milyar varil- Trump açıkça ilan etti: “Dünyanın en büyük petrol şirketlerimiz oraya gidecek, milyarlarca dolar harcayacak, bozuk altyapıyı, petrol altyapısını onaracak.”

    Önceki gün ABD Enerji Bakanlığı, Venezuela petrolünün satışını “süresiz olarak” kontrol edeceğini, tüm gelirlerin “küresel olarak tanınan bankalardaki ABD kontrollü hesaplara” aktarılacağını açıkladı. Enerji Bakanı Chris Wright, “Bu fonlar, ABD hükümetinin takdirine bağlı olarak Amerikan halkının ve Venezuela halkının yararına dağıtılacak.” dedi. Trump ise daha açıktı: “Bu para benim tarafımdan, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak kontrol edilecek.”

    Bu açıklamalar, 1970’ler öncesi dönemin “imtiyaz sistemine” dönüşü andırıyor. Üretici devletler petrolün sahibi olsa da, üretimi ve pazarlamayı Batılı firmalar yönetiyor, kârın büyük bölümünü elinde tutuyordu. Birleşmiş Milletler uzmanları, Trump yönetiminin Venezuela’yı “yönetme” ve petrol rezervlerini “sömürme” planlarının uluslararası hukuku ihlal edeceği konusunda uyardı.

    Trump’ın cuma günü Chevron, ConocoPhillips, Exxon Mobil ve diğer Amerikalı petrol şirketlerinin temsilcileriyle Beyaz Saray’da buluşup “Venezuela’nın petrol sektörüne önemli yatırımlar yapmayı tartışacağı” açıklandı. Her şey masada olacak sanırım: petrol, para, altyapı, yatırım. Sadece demokrasi yok!

    Machado Bor’un pazarı geçtikten sonra, Pazartesi günü Fox News’e verdiği röportajda Trump’ın “cesur vizyonunu” övdü, Nobel Barış Ödülü’nü onunla paylaşmak istediğini söyledi. “İnsanlık için, özgürlük ve insan onuru için büyük bir adım.” dedi. Ama nafile tabi…

    Wall Street Journal, Trump’ın Rodriguez’i destekleme kararını, CIA analistlerinin Machado ve Gonzalez’in “rejim yanlısı güvenlik güçleri, uyuşturucu kaçakçılığı ağları ve siyasi muhaliflerin direnciyle karşılaşırken lider olarak meşruiyet kazanmakta zorlanacakları” sonucuna vardıktan sonra aldığını yazdı.

    Machado’ya yakın muhalefet figürü Pedro Burelli ise Trump’ın “müttefikini çöpe attığı” iddiasını reddetti. Trump’ın Machado ve Gonzalez’in iktidara gelmesine ve Venezuela’da demokrasinin restorasyonuna “yüzde 200” bağlı kaldığında ısrar etti. “Bir balinayı lokma lokma yersiniz.” dedi Burelli, ABD’nin Maduro rejimi aleyhindeki kampanyasının bitmediğini öngörerek.

    Machado’nun Vente Venezuela hareketinin uluslararası kolunun koordinatörü Pedro Antonio de Mendonça da siyasi bir geçişin sürmekte olduğunda ısrar etti. 3 Ocak 2026’yı, 23 Ocak 1958’e benzetti; Venezuela’nın diktatörü Marcos Perez Jimenez’in bir ayaklanmanın ardından Dominik Cumhuriyeti’ne kaçtığı güne. “Uçağa bindi ve o anda insanlar kendilerine aynı soruyu soruyorlardı: Şimdi ne olacak? Ve aynı şey burada da oldu.”

    Ama pek çok uzman endişeli. Smilde, muhalefetin şimdi “hafta sonu yaşanan aksilikten geri döndüğünü” ve ne yapacağını bulmaya çalıştığını düşünüyor.

    Maduro’nun yakalanmasının ardından dünya liderlerinden gelen tepkiler, bu boşluğu daha da belirgin hale getiriyor. Brezilya Cumhurbaşkanı Lula operasyonu “kabul edilemez çizgiyi aşmak” olarak kınadı. Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, “Halklar arasındaki iç çatışmalar aynı halklar tarafından barış içinde çözülür.” dedi. Çin “uluslararası hukuka ağır bir ihlal” olarak nitelendirdi. Birleşmiş Milletler “derin endişe” duyduğunu açıkladı.

    İlginç olan, demokratik geçiş çağrıları yapan ülkelerin bile asıl vurguyu “uluslararası hukuk” ve “egemenlik” üzerine yapmasıydı. İngiltere Başbakanı Keir Starmer “uluslararası hukuka bağlılığın” önemini vurgularken, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz durumu “karmaşık” buldu ve “zaman alacağını” söyledi. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, operasyonun “güç kullanmama ilkesini ihlal ettiğini” söyledi.

    Demokratik bir geçiş elbette dillendiriliyor ama hep ikincil, hep cılız bir yan cümle olarak. Önce uluslararası hukuk, önce egemenlik, önce güç kullanmama ilkesi… Demokrasi ise en iyi ihtimalle bir dipnot olarak kalıyordu.

    Venezuela muhalefetin de içinde bulunduğu durum ironikti. Machado, yıllarca demokratik mücadele vermiş, seçim sonuçlarını savunmuş, halka dayanmış bir liderdi. Ama şimdi, diktatör düştükten sonra, kendisine destek veren güç demokrasiden değil, petrolden ve uyuşturucu kartellerine karşı mücadeleden bahsediyordu. Trump yönetimi, demokratik olarak seçilmiş liderleri görmezden gelirken, rejimin içinden gelen Delcy Rodriguez ile “profesyonel düzeyde” çalışabileceklerini söylüyordu.

    Venezuela krizi bize, 21. yüzyıl uluslararası politikasında dilin nasıl kullanıldığını gösteren çarpıcı bir örnek sunuyor. Herkes her şeyden bahsediyor: Maduro’nun yakalanmasından, hava saldırılarından, petrol rezervlerinden, uyuşturucu kaçakçılığından, uluslararası hukuktan, egemenlik ihlalinden, bölgesel istikrardan… Ama kimse demokrasiden bahsetmiyor.

    Bu sessizlik tesadüf değil. Demokrasi kelimesinin telaffuz edilmemesi, bir tercihi, bir stratejik duruşu yansıtıyor. Trump yönetimi için Venezuela meselesi bir demokrasi meselesi değil, bir “güç” ve “çıkar” meselesi. Amerikan petrol şirketlerinin Venezuela’nın devasa rezervlerine erişimi, uyuşturucu kartellerine karşı “zafer”, ve belki de en önemlisi “Amerikan gücünün yeniden tesis edilmesi”  bunlar konuşulan şeyler. Venezuelalıların on yıldır mahrum kaldıkları demokrasinin restorasyonu değil.

    Uluslararası toplum için de durum benzer. Müttefik ülkeler bile önceliği uluslararası hukuka ve egemenliğe veriyor. Demokrasi, eğer bahsediliyorsa, ikincil bir mesele olarak kalıyor. Sanki Venezuela’nın asıl sorunu demokratik kurumların çöküşü değil de, askeri müdahalenin hukuki boyutuymuş gibi davranılıyor.

    Bu yaklaşım, Venezuela muhalefetin içinde bulunduğu ikilemli durumu daha da ağırlaştırıyor. Machado gibi demokratik değerlere inanan, yıllarca diktatörlüğe karşı mücadele veren liderler, şimdi kendilerini desteklediğini söyleyen güçlerin aslında kendi demokratik vizyonlarını paylaşmadığını görüyorlar. Trump’ın “Machado saygı görmüyor” ifadesi, aslında “Machado bize lazım değil” demek. Çünkü amaç demokratik bir geçiş değil, “Amerika’nın çıkarlarına uygun” bir geçiş.

    Venezuela’da yaşanan bu gelişmeler, sadece bir Latin Amerika ülkesinin siyasi krizini değil, küresel siyasette demokrasi söyleminin nasıl araçsallaştırıldığını gösteriyor. Demokrasi, ancak çıkarlarla örtüştüğünde dillendirilir hale gelmiş durumda. Maduro gibi bir diktatör düştüğünde bile, onun yerine ne geleceğine karar verenler için öncelik demokrasi değil, petrol ve güç hesapları.

    Ve evet kimse demokrasiden bahsetmiyor.

    Ve belki de bu sessizlik, Venezuela’nın gelecek gelecek Venezuela için en büyük tehdidi oluşturuyor. Çünkü bir ülke, diktatörlükten kurtulduğunda eğer yerine yine demokrasinin gelmemesi planlanıyorsa, o ülke sadece bir diktatörlükten başka bir bağımlılık biçimine geçmiş olur. Venezuela şimdi tam da bu riskle karşı karşıya: Maduro gitti ama yerine gelecek olan, Venezuellalıların kendi kaderlerini tayin hakkı mı, yoksa başka bir dış müdahale biçimi mi?

    Machado’nun Fox News’e söylediği “Özgür ve adil seçimlerde %90’ın üzerinde oy alırız” sözü, belki de en trajik cümle. Çünkü kimse ondan bunu yapmasını istemiyor gibi görünüyor. Ne Trump, ne de “uluslararası toplum.” Herkes başka şeylerden bahsediyor. Petrolden, güvenlikten, hukuktan, egemenlikten… Ama demokrasiden değil.

     

    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Casperlar Çetesine Yeni Operasyon: 117 Şüpheli Hakkında Gözaltı Kararı

    Casperlar Çetesine Yeni Operasyon: 117 Şüpheli Hakkında Gözaltı Kararı


    Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, liderliğini İsmail Atız’ın yaptığı Bahçelievler ilçesi başta olmak üzere Küçükçekmece ve Bağcılar ilçelerinde, ‘yağma’, ‘kasten yaralama’, ‘tehdit’, ‘uyuşturucu ticareti’, ‘fuhuş’, ‘kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma’ gibi suçlara karıştıkları tespit edilen ‘Casperlar’ suç örgütüne yönelik başlatılan soruşturma kapsamında Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’nca hazırlanan 839 sayfalık iddianame hazırlanmış, 145’i tutuklu 223 şahıs iddianamede ‘şüpheli’ sıfatıyla yer almıştı.

    117 ŞÜPHELİ İÇİN 21 İLDE OPERASYON TALİMATI

    Hazırlanan iddianame, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilirken, soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı. Silahlı suç örgütünün eylem ve faaliyetlerinin süreklilik arz edecek şekilde devam ettiğine yönelik kolluk birimlerince yeni tespitlere ulaşıldığı, bu kapsamda, örgütün eylemlerinde yer alan, örgütle irtibat ve iltisaklı olduğu değerlendirilen, ayrıca sosyal medya üzerinden örgüt propagandası yaptığı tespit edilen 117 şüpheli hakkında, 223 farklı adreste arama, el koyma, yakalama ve gözaltı emri verildi. Başsavcılık, İstanbul başta olmak üzere Adıyaman, Amasya, Ankara, Antalya, Bitlis, Çanakkale, Diyarbakır başta olmak üzere 21 ilde eş zamanlı operasyon düzenlenmesi için İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne talimat verdi.

    Kaynak: İHA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Adaletten uzaklaşmanın maliyeti; Venezuela!

    Adaletten uzaklaşmanın maliyeti; Venezuela!


    AV. NURULLAH ALBAYRAK | YORUM

    Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşinin “narko-terörizm bağlantısı” iddiasıyla ABD ordusu tarafından alınarak New York’ta mahkemeye çıkarılmasının hem Venezuela hem ABD hem de uluslararası alana yönelik çıktıları söz konusudur. Bu türden bir müdahalenin hem politik hem sosyo-ekonomik hem de hukuki açıdan uzun süre tartışma konusu edileceği açıktır. Bir süredir, uluslararası alanda idealizmin rafa kalktığı ve yerini realizmin aldığı, buna paralel olarak demokrasiden uzaklaşmaya çalışan ülkelerin daha otoriter yöntemleri tercih ettiği görülüyordu. Bazı ülkelerin kendi çapında daha popülist ve otoriter olma çabasının bir karşılığı da olacaktı.

    Demokrasi indekslerinde Venezuela için alarm zilleri çalmıştı ama bu durum Maduro ve yakınındaki elitler için muhtemelen tam anlaşılamadı. Demokrasinin yanı sıra hukuk ve adalet alanında da gerileme işaretleri görünüyordu. 2024 yılında yapılan manipülatif başkanlık seçimlerinden sonra baskı arttı, muhalefetin suç olarak nitelendirildiği politik bir ortamda siyasi ve keyfi tutuklamalar gündeme geldi.

    Bununla da yetinmeyen Maduro iktidarı, hukuk ve adalet sistemini kötüye kullanarak adil yargılanmanın önünü kapattı, yargı bağımsızlığını aşındırdı, zorla kaybetmeler yoluyla muhalif kamuoyunda sistematik baskı oluşturdu. 

    Maduro ve ekibinin demokrasi alanındaki gerilemeyi kalıcı ve sürdürülebilir hale getirmeleri için hukuk ve adalet sistemini de geriletmeleri gerekiyordu. Venezuela’nın demokrasi ve hukukun üstünlüğü karnesine bakıldığında bu konuda geçmişten gelen aksaklıklar söz konusuydu. Maduro ve ekibinin çıtayı biraz daha yukarı koyma çabası ise 2024 yılındaki tartışmalı başkanlık seçimleriydi.

    Freedom House raporuna göre, “Temmuz ayında yapılan seçimlerde oyların şeffaf bir şekilde sayılması engellendi, muhalif onlarca kişi hayatını kaybetti ve binlerce kişi keyfi olarak gözaltına alındı”. Uluslararası Af Örgütünün raporuna göre, “seçimlerden sonra, protesto ve muhalefet nedeniyle 2.000’den fazla kişi tutuklandı ve bu kişiler genellikle ‘terörizm’ gibi belirsiz ve ağır suçlamalarla karşı karşıya kaldılar”.

    Venezuela iktidarının seçimler sonrasındaki hukuksuz müdahaleleri ve devamındaki ‘adalet anlayışı’ başka sorunları da ortaya çıkardı. Bunlardan ilki “kamuoyunun iktidar hakkındaki şüpheciliği”ydi. Ülke içinden ve dışından Adalet sistemine yönelik eleştiriler artarken Maduro hükümeti birçok tutukluyu serbest bıraktığını iddia ediyordu, ancak sivil toplum grupları bu rakamlara itiraz ediyor ve baskının devam ettiğini belirtiyorlardı. Bu durum siyasi iktidarın adalet söylemi konusunda kamuoyu şüpheciliğinin açık bir göstergesiydi.

    Venezuela adalet sistemindeki gerilemeye ilişkin sinyallerinden bir diğeri “sivil toplumdaki muhalefetin suç sayılması”ydı. Maduro iktidarı “STK karşıtı yasa (Law for the audit, regularization, action and financing of non-governmental and related organizations-2024)” gibi düzenlemelerle sivil toplumsal örgütler üzerinde ağır kontroller uygulamaya çalıştı. İktidarın belirlediği alanın dışına çıktığı iddia edilen örgütlere yönelik kapatma ve cezai kovuşturma tehditleri sıradan hale geldi. Amaç sivil muhalefetin suç sayılması ve muhalif alanın bastırılmasıydı.

    Maduro iktidarının adalet sisteminde yaptığı bilinçli tahribatlardan bir diğeri “yargı bağımsızlığının aşındırılması”ydı. Maduro’nun amacı iktidarını uzun bir döneme yaymak ve bunu sürdürülebilir bir niteliğe dönüştürmek olduğu için yargının uzun vadeli siyasallaştırılması gerekiyordu. İktidarın bu konudaki çabalarıyla anayasal ve yasal bazı değişiklikler yapıldı/planlandı (Reform of the Law on the Supreme Court-2022; Reforms to Judicial Appointment Practice-2021/2022; Proposed constitutional reform presented on February-2025.), hakimlerin özerkliği azaltıldı ve iktidar baskısı yargı reformu olarak hukuk sisteminin merkezine bırakıldı.

    İktidarın yargıyı dönüştürme hamlesi, ülkede hukukun üstünlüğünün savunulması yerine siyasi amaçlara hizmet edecek yeni bir yargı sistemi kurma çabasıydı. Parlamento, ne yazık ki, Maduro hükümetini yalnız bırakmadı, Yüksek Adalet Divanı ve alt mahkemelerin iktidar partisine sadık hakimlerle doldurulması için manevralar yaptı. Hükümet ve Parlamentonun iş birliğinde Venezuela yargısı kısa bir sürede yürütmenin bir uzantısı haline geldi, zaten ağır aksak olan güçler ayrılığı ve tarafsız yargısal denetim zayıfladı.

    Ülkedeki adalet sistemi geriledikçe başka sorunlar da ortaya çıktı. Uluslararası Af Örgütü raporlarına ve belgelerine göre, gözaltı ve tutuklama merkezlerinde avukata erişim kısıtlandı, keyfi gözaltılar ve zorla kaybetme vakaları arttı, adil yargılanma hakkının sistematik olarak reddedildiği bir mekanizma ortaya çıktı. Yargı sistemindeki bu türden bir gerilemeden kolluk ve güvenlik güçleri de nasiplerini aldı. Bağımsız BM misyonları ve araştırma organları “kolluk ve güvenlik güçlerinin (ulusal muhafızlar) keyfi gözaltı, işkence, cinsel şiddet ve siyasi muhalifleri tehdit etme de dahil olmak üzere insanlığa karşı suç işlediklerini raporladılar. Uluslararası Af Örgütü, zorla kaybetme vakalarının insanlığa karşı suç teşkil ettiğini ve münferit olayların ötesinde sistematik baskıya işaret ettiğini iddia etti.

    Yukarıda ifade edilen tüm hususlar Maduro iktidarının Venezuela hukuk ve adalet sistemine verdiği zararın özet bir anlatımıydı. Maduro “narko-terör” suçlamasıyla New York’ta hakim karşısına çıkarken geride yürütmenin, yani kendisinin, uzantısı bir yargı sistemi kaldı. Belki Maduro ülkeden ayrıldı ama onun bıraktığı sistem yerinde duruyor. Bu sistemin maliyetinden kendine düşeni Maduro görecek, geri kalan daha ağır maliyeti Venezuela ve halkı ödeyecek.

    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Bankalar Yeni Sistemi Duyurdu: Artık Kredi ve Kart Vermek İçin Buna Bakılacak

    Bankalar Yeni Sistemi Duyurdu: Artık Kredi ve Kart Vermek İçin Buna Bakılacak


    Bankalar, kredi ve kredi kartı başvurularında değerlendirme kriterlerini önemli ölçüde sıkılaştırdı. Artık yalnızca kredi notu değil, müşterinin banka hesabındaki para giriş-çıkışları da ayrıntılı şekilde inceleniyor. Özellikle sanal bahis siteleriyle bağlantılı işlemler, kaynağı belirsiz para transferleri ve düzensiz finansal hareketler, başvuruların reddedilmesine neden olabiliyor.

    Son dönemde kredi notu iyi olmasına rağmen bankalardan olumsuz yanıt alanların sayısında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Bankacılık kaynakları, bu durumun temel nedeninin hesap kullanım alışkanlıkları olduğunu vurguluyor.

    DAVRANIŞSAL RİSK ANALİZİ DEVREDE

    Bankalar, “davranışsal risk analizi” adı verilen yeni bir değerlendirme yöntemi uyguluyor. Bu sistemde müşterinin hesabına giren ve çıkan paranın düzeni, harcama alışkanlıkları ve ödeme profili analiz ediliyor.

    Düzenli maaş girişi, fatura ödemeleri ve standart harcamalar düşük riskli kabul edilirken; sık yapılan açıklamasız transferler, ani para hareketleri ve bahis ile oyun sitelerine yönelik ödemeler riskli işlemler arasında yer alıyor. Bu durum, bankalar açısından kredi geri ödeme kapasitesiyle ilgili ciddi bir uyarı olarak değerlendiriliyor.

    OTOMATİK SİSTEMLER KARA LİSTEYE ALIYOR

    Bankalar bu kontrolleri büyük ölçüde otomatik sistemler aracılığıyla yürütüyor. Kara para aklama ve finansal suçlarla mücadele kapsamında kullanılan AML (Anti-Money Laundering) yazılımları, müşterilerin hesap hareketlerini geçmiş dönemlerle karşılaştırıyor.

    Yapay zekâ destekli analizlerde olağan dışı işlemler tespit edildiğinde müşteri, bankanın iç sistemlerinde “yüksek riskli” olarak işaretlenebiliyor. Bu işaretleme, ilerleyen süreçte kredi ve kredi kartı başvurularının otomatik olarak reddedilmesine yol açabiliyor.

    YAPAY ZEKA HESAP KULLANIMINI PUANLIYOR

    Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Adli Bilişim Uzmanı Ali Murat Kırık, kredi notunun artık tek başına belirleyici olmadığını vurguladı. Kırık, “Düzenli gelir, öngörülebilir harcamalar ve tutarlı para akışı düşük riskli kabul ediliyor. Gelirle uyumsuz harcamalar ve riskli sektörlerle temas ise kredi değerlendirmesinde dezavantaj oluşturuyor” dedi.

    NE KADAR KAZANDIĞIN DEĞİL, NASIL KAZANDIĞIN ÖNEMLİ

    Uzmanlara göre bankalar, teknolojinin gelişmesiyle birlikte müşterilerin finansal alışkanlıklarını çok daha detaylı şekilde analiz edebiliyor. Yapay zekâ ve büyük veri sistemleri; düzensiz para trafiği, gelirle uyumsuz harcamalar ve riskli sektörlerle ilişki gibi unsurları otomatik olarak puanlıyor.

    KREDİ VERİLEMEZ LİSTESİNE GİRİYOR

    Ortaya çıkan risk skoru, kredi ve kredi kartı başvurularının kaderini belirliyor. Bankacılık çevreleri, özellikle sanal bahis ve benzeri işlemlerin kredi değerlendirmesinde ciddi bir olumsuzluk olarak öne çıktığını belirtiyor. Bu nedenle birçok kişi, farkında olmadan yaptığı hesap hareketleri nedeniyle bankaların “kredi verilemez” listesine girebiliyor.

    Kaynak: Türkiye Gazetesi

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ABD | Göçmenlik görevlisi Amerikalı kadını vurarak öldürdü

    ABD | Göçmenlik görevlisi Amerikalı kadını vurarak öldürdü


    ABD’li bir göçmenlik görevlisi, Çarşamba günü Minneapolis sokaklarında bir Amerikalı kadını vurarak öldürdü. Beyaz Saray, kadını “yerel terörist” olarak nitelendirirken eyalet liderleri bu iddiaları reddediyor.

    Yerel medyada 37 yaşındaki Renee Nicole Good olarak tanımlanan kadın, federal ajanların  aracının etrafını sarması üzerine uzaklaşmaya çalışırken çok yakın mesafeden vuruldu.

    Olay anına ait görüntülerde, maskeli bir Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanının Honda SUV’a üç el ateş ettiği, aracın kontrolsüz şekilde savrularak park halindeki araçlara çarptığı görülüyor. Dehşete kapılan çevredekiler federal görevlilere hakaretler savuruyor.

    ABD Başkanı Donald Trump’ın yönetimi hızla Good’un ajanları öldürmeye çalıştığını iddia etti. Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey bu iddiayı “zırva” olarak nitelendirdi ve ICE’ın kentten çıkmasını istedi. Binlerce protestocu, soğuk havaya rağmen Minneapolis sokaklarına çıkarak “ICE out of MPLS” (ICE Minneapolis’ten çıksın) yazılı pankartlar taşıdı.

    ICE’ın federal ajanları, yerel yetkililerin itirazlarına rağmen Trump yönetiminin göçmenleri sınır dışı etme hamlesinin ön saflarında yer alıyor. İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), geçen yaz mevcut 6 bin kişilik kadroya 10 bin yeni ICE ajanı eklemek için agresif bir işe alım kampanyası başlattı. Bu durum, sahadaki yeni görevlilerin yeterince eğitilmediği yönünde eleştirilere yol açtı.

    DHS Bakanı Kristi Noem, “her can kaybı bir trajedidir” dedi ancak olayı “yerli terörizm” olarak niteledi ve Good’un “gün boyunca ICE’ın çalışmalarını takip ettiğini ve engellediğini” söyledi. ICE’ı yöneten İç Güvenlik Bakanlığı, X’te yaptığı açıklamada, mağdurun bir görevlilerini ezmeye çalıştığını ve ajanın “savunma amaçlı ateş açtığını” iddia etti.

    Minnesota Valisi Tim Walz, federal hükümetin olaya verdiği tepkiyi “propaganda” olarak nitelendirdi ve eyaletin “tam, adil ve hızlı bir soruşturma” yapılmasını sağlayacağını söyledi. Ayrıca kendisini doktor olarak tanıtan bir adamın Good’a ulaşmaya çalıştığını ancak görevliler tarafından engellendiğini anlattı.

    Eleştirmenlerin Trump döneminde yarı askerî bir güce dönüştüğünü söylediği ICE’a, benzeri görülmemiş sayıda belgesiz göçmeni sınır dışı etme görevi verildi. ABD yetkilileri, Minneapolis’te göçmenlik operasyonları için 2 bine kadar görevlinin bulunduğunu söyledi. Eylül ayında da ABD’li bir göçmenlik görevlisi, federal yetkililerin gözaltına direnirken aracını görevlilerin üzerine sürdüğünü iddia ettiği belgesiz bir göçmeni Chicago’da vurarak öldürmüştü.

    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Halep’te Suriye ordusunun çatışma yaşanan mahallelere girdiği bildiriliyor

    Halep’te Suriye ordusunun çatışma yaşanan mahallelere girdiği bildiriliyor


    BBC News Arapça servisine konuşan Suriye ordusundan bir kaynak 8 Ocak akşam saatlerinde ordunun Kürt nüfusun ağırlıkta olduğu Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine girmeye başladığını söyledi.

    “Ordu ve SDG ile bağlantılı unsurlar arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bölgede önemli ilerleme” kaydedildiğini belirtti.

    ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, ABD’nin Şeyh Maksud ve Eşrefiye’deki gelişmeleri büyük bir endişeyle yakından takip ettiğini açıkladı ve tüm taraflara itidal çağrısı yaptı.

    Suriye resmi haber ajansı SANA’nın yayımladığı Suriye hükümetinin 8 Ocak akşam saatlerinde yaptığı açıklamasında “Kürtlerin Suriye toplumunun asli ve ayrılmaz bir parçası olduğu, devletin Kürt vatandaşları diğer tüm Suriyelilerle eşit haklara sahip tam ortaklar olarak gördüğü” ifade edildi.

    “Devletin Halep kentini ve çevresini güvence altına almaya, ateş kaynaklarını şehirden uzaklaştırmaya ve sivilleri korumaya odaklandığı” açıklandı.

    SDG tarafından aynı saatlerde yapılan açıklamalarda “hükümete bağlı gruplar tarafından sivillere yönelik yeni topçu saldırıları düzenlendiği” belirtildi.

    Suriye ordusu ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalar 6 Ocak Salı gününden beri devam ediyor.

    Halep’in kuzeyinde Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerinde bombardıman ve ağır makineli tüfek kullanıldığı belirtiliyor.

    Bunlar dahil altı mahallede sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

    Halep Sağlık Müdürlüğü’nden aktarılan bilgiye göre, 8 Ocak öğleden sonra itibarıyla beş sivil öldü ve 33 kişi yaralandı.

    Öte yandan AFP haber ajansı, Salı günü patlak veren son şiddet dalgasında en az 17 kişinin öldüğünü bildiriyor.

    AFP, 8 Ocak akşam saatlerinde Suriye ordusunun Halep’teki Kürt mahallelerini yoğun bir şekilde bombaladığını belirtti.

    SANA’nın aktardığı Suriye ordusu açıklamasına göre ise SDG, Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde bombardıman ve rastgele ateş açma eylemleri gerçekleştirdi.

    Reuters haber ajansı Halep’in her yerinden topçu ateşinin gürültüsü duyulduğunu aktardı.

    Salı gününden beri 140 binden fazla kişi yaşadıkları bölgeleri terk etti.

    Halep’te hiçbir askeri varlığı olmadığını savunan SDG “saldırıların durması için” garantör ülkelere çağrı yapıyor.

    Şam yönetimi SDG’nin bu mahallelerde askeri kuvveti olmadığı iddiasını yalanladı.

    Şam yönetimi 8 Ocak’ta yerel saatle 13.00’a kadar sivillere askeri bölge ilan edilen mahallelerden ayrılma çağrısı yaptı.

    AFP’nin SANA’dan aktardığına göre, Perşembe günü Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden yaklaşık 16.000 kişi ayrıldı.

    BBC Arapça Servisi’ne 7 Ocak’ta bilgi veren Suriye Savunma Bakanlığı kaynakları, bu mahallelerdeki silahlı unsurlara Suriye’nin kuzeydoğusuna bir tahliye koridorunun teklif edildiğini söyledi.

    Çatışma haberleri, SDG ile Şam yönetimi arasında imzalanan 10 Mart mutabakatının uygulanmasına yönelik görüşmelerden sonuç alınamamasının ardından geldi.

    Ülkenin kuzeydoğusu SDG’nin kontrolü altında.

    SDG’nin omurgasını Kürt Halk Savunma Birlikleri (YPG) oluşturuyor.

    Türkiye, YPG’yi, “PKK’nın uzantısı ve terör örgütü” olarak nitelendiriyor.

    Halep’teki SDG’ye bağlı kuvvetler, 7 Ocak’ta hükümet güçlerinin kendi kontrollerindeki bölgelere topçu ve roket saldırıları, sızma girişimleri düzenlediğini açıkladı.

    Bu saldırılarda sekiz kişinin öldüğü ve 57 sivilin de yaralandığı belirtildi.

    Suriye Savunma Bakanlığı, Halep’teki Şeyh Maksud mahallesi yakınlarındaki ordu mevzisine yapılan saldırıda bir ordu mensubunun öldüğünü duyurdu.

    Aynı saldırıda ordudan beş kişinin yaralandığı da aktarıldı.

    SDG ile Şam yönetimi görüşmeleri ‘somut sonuçlar vermedi’

    Halep Şam yönetimiyle SDG arasındaki gerginlik noktalarından biri.

    4 Ocak’ta Şam yönetimi ve SDG arasında 10 Mart mutabakatının uygulanmasıyla ilgili başkentte üst düzey bir görüşme yapıldı.

    Suriye basınına konuşan bir geçiş hükümeti kaynağı, görüşmelerin “somut sonuçlar vermediğini” söyledi.

    SDG’nin yaptığı yazılı açıklamaya göre bu görüşmenin ardından taraflar müzakereleri sürdürmek konusunda uzlaştı. Ancak somut bir takvim paylaşılmadı.

    10 Mart 2025’te Suriye geçiş yönetimi lideri Ahmed Şara ve SDG komutanı Mazlum Abdi, SDG’nin silahlı kuvvetleri, havaalanları ve petrol ve doğalgaz sahaları da dahil olmak üzere, Suriye devletinin yönetimine entegre edilmesini öngören bir anlaşma imzalamıştı.

    Ancak, entegrasyon mekanizması konusunda iki taraf arasında yaşanan anlaşmazlıklar ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki bölgelerin yönetim biçimiyle ilgili fikir ayrılıkları nedeniyle anlaşma uygulanmadı.

    Türkiye SDG’yi “Suriye’yi bölme girişimlerine” karşı uyarmış, böyle bir adım atılması durumunda askeri olarak yanıt vereceğini kaydetmişti.

    Ancak Ankara son dönemde bu söyleminin tonunu yumuşattı ve Şam yönetimi ile SDG arasında 10 Mart’ta imzalanan anlaşmanın uygulanmasını destekleyeceğini ilan etti.

    İsrail Dışişleri Bakanı: ‘Batı’nın Kürtlere onur borcu var’

    İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar, çatışmalarla ilgili olarak Şam yönetiminin azınlıklara karşı tutumunu eleştirdi.

    X hesabından yaptığı açıklamada, “Suriye rejim güçlerinin Halep’teki Kürt azınlığa yönelik saldırıları ağır ve tehlikeli” dedi.

    Sa’ar, “Uluslararası toplum genel olarak ve özellikle Batı, IŞİD’e karşı cesurca ve başarıyla savaşan Kürtlere bir onur borcu var” diye ekledi.

    Dışişleri Bakanı, “Uluslararası toplumun sessizliği, Suriye rejimi tarafından şiddetin tırmandırılmasına yol açacak” dedi.

    BM’den itidal çağrısı

    Birleşmiş Milletler (BM) Sözcüsü Stéphane Dujarric, sivillerin ölüm ve yaralanma haberlerinin endişe verici olduğunu açıkladı.

    7 Ocak’ta New York’ta gazetecilere konuşan Dujarric, BM’nin tüm aktörleri “derhal gerilimi azaltmaya, azami itidal göstermeye ve sivillere daha fazla zarar verilmesini önlemek için tüm önlemleri almaya” çağırdığını söyledi.

    BM Halep’te uzun süredir devam eden çatışmalar nedeniyle 30 binden fazla kişinin yerinden edildiğini tahmin ediyor.

    BM Sözcüsü, Genel Sekreter António Guterres’in iki tarafı 10 Mart’ta varılan anlaşmanın tam olarak uygulanması için müzakerelere yeniden başlamaya çağırdığını da belirtti.

    Barzani: ‘Halep’te siviller yönelik ciddi bir tehdit var’

    Irak’ta Kürdistan Demokratik Birlik Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani gelişmelerle ilgili bir açıklama yayımlayarak, Halep’te sivillerin can güvenliğine yönelik “ciddi bir tehdit” olduğunu belirtti.

    Deneyimli siyasetçi, “bölgedeki Kürtlere karşı etnik temizlik tehlikesi”nin bulunduğunu savundu.

    Barzani Şam yönetimine siyasi anlaşmazlıkları etnik çatışmalara döndürmeme çağrısında bulundu.

    Suriye’de Şam yönetimi ise Kürtler de dahil olmak üzere tüm vatandaşların korunmasının, etnik köken veya aidiyet temelinde ayrımcılık yapılmaksızın yerine getirildiğini söylüyor.

    DEM Parti garantör ülkelere çağrıda bulundu

    Türkiye’den çatışmalara tepki gösteren DEM Parti, 7 Ocak’ta yayımladığı yazılı açıklamada, “Suriye’nin siyasi ve idari bütünlüğüne ve istikrarına açık bir tehdit” olarak nitelendirdiği çatışmalarla ilgili Şam yönetimini eleştirdi.

    Sivillere saldırılarda,”Türkiye’nin desteğini aldığı bilinen Hemzat, Emşat, Sultan Murad ve Nureddin Zengi gruplarının yer aldığının” bildirildiğini aktardı.

    DEM Parti açıklamasında, “Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırılar bir imha operasyonudur. Suveyda’da Dürzilere yapılmak istenen katliamın daha ağırı Halep’te Kürt mahallelerinde yapılmak istenmektedir” ifadeleri yer aldı.

    Parti, garantör ülkelere çağrıda bulunarak, “Bütün Suriye’yi yeni çatışmaların alanına dönüştürme riski taşıyan bu askeri saldırıların” engellenmesini istedi.

    Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kanun Teklifi Meclis’te Kabul Edildi: Yeni Trafik Cezalar Cep Yakacak

    Kanun Teklifi Meclis’te Kabul Edildi: Yeni Trafik Cezalar Cep Yakacak


    TBMM Genel Kurulunda trafik cezalarının artırılmasına yönelik düzenlemeleri de içeren Karayolları Trafik Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4 maddesi daha kabul edildi.

    Genel Kurulda kabul edilen maddelere göre, Karayolları Trafik Kanunu’nda değişikliklere gidiliyor. Buna göre, araçları, tescil belgesi ve tescil plakası alınmadan kara yollarına çıkaran sürücülere verilen idari para cezası 46 bin liraya yükseltilecek. Hurdaya çıkarılmış araçların kullanılması halinde de sürücülere 46 bin lira idari para cezası verilecek. Aykırılığı tespit edilen araç trafikten çekili ise trafikten çekme tarihi itibarıyla trafik tescil kaydı açılacak ve ilgili vergi dairesine bildirilecek.

    PLAKA İHLALLERİNE YENİ YAPTIRIMLAR YOLDA

    Yönetmelikte belirtilen nitelik veya ölçülere aykırı plaka takan, öngörülen sayıda plaka takmayan sürücülere 4 bin lira idari para cezası verilecek. Bu araçlar plakaları uygun duruma getirilene kadar trafikten menedilecek.

    Tescil plakasının farklı okunmasına veya okunamamasına bilerek neden olacak şekilde plakasında değişiklik yapan sürücüler 140 bin lira idari para cezasına çarptırılacak, araç 30 gün süreyle trafikten menedilecek.

    Son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru 1 yıl içinde iki veya daha fazla tescil plakasının farklı okunmasına veya okunamamasına bilerek neden olacak şekilde plakasında değişiklik yapan sürücülere her seferinde 280 bin lira idari para cezası verilecek ve araç 60 gün süreyle trafikten menedilebilecek.

    PLAKASIZ KULLANIMA BÜYÜK CEZALAR

    Tescilli aracı plakasız kullanan sürücülere 46 bin lira idari para cezası uygulanarak sürücü belgeleri 30 gün süreyle geri alınacak ve araç 30 gün süreyle trafikten menedilecek.

    Son ihlalin gerçekleştiği tarihten geriye doğru 1 yıl içinde iki veya daha fazla tescilli aracın plakasız kullanılması halinde sürücülere her seferinde 140 bin lira idari para cezası uygulanarak sürücü belgeleri 60 gün süreyle geri alınacak ve araç 60 gün süreyle trafikten menedilecek.

    SAHTE PLAKA KULLANIMI VE CEZAİ SORUMLULUK

    Başka bir araca ait tescil plakasını veya geçici tescil plakasını, plaka basım işlemini gerçekleştiren kuruluş tarafından verilmemiş plakayı, tescil kaydı bulunmayan plakayı veya sahte plakayı takan veya kullananlara 140 bin lira idari para cezası uygulanarak sürücü belgeleri 30 gün süreyle geri alınacak ve araç 30 gün süreyle trafikten menedilebilecek.

    Bu durumun, son ihlalin gerçekleştiği tarihten geriye doğru 1 yıl içinde iki veya daha fazla ihlal edilmesi halinde her seferinde 280 bin lira idari para cezası uygulanarak, sürücü belgeleri 60 gün süreyle geri alınacak ve araç 60 gün süreyle trafikten menedilecek. Ayrıca bu kişiler, Türk Ceza Kanunu’ndaki “Resmi belgede sahtecilik” suçundan cezalandırılacak. Bu kapsamda menedilen araçların men süresi sonunda, tescil plakaları uygun duruma getirilmeden araç teslim edilmeyecek.

    ARAÇ SAHİBİ VE İŞLETENİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ

    İşleteni veya sahibi, sürücüsünün kendisi olup olmadığına bakılmaksızın araç tescil belgesi ve tescil plakalarının, araç üzerinde uygun durumda bulundurulması ve aracın belirtilen hususlara uygun olarak kullanılması konusunda gerekli tedbirleri almak ve denetimini yapmakla yükümlü olacak.

    SÜRÜCÜ BELGESİ GERİ ALMA VE İADE ŞARTI

    Sürücü belgesi geri alma işlemleri Kanun’da belirlenen görevliler tarafından yapılacak. Geri alınan sürücü belgelerinin iade edilebilmesi için Kanun kapsamında verilen idari para cezalarının tamamının tahsil edilmiş olması şartı aranacak.

    GEÇİCİ PLAKA VE BELGELERE İLİŞKİN CEZALAR

    Geçici trafik belgesi ve geçici tescil plakasını usulsüz kullanan sürücülere, 46 bin lira idari para cezası uygulanacak. Ayrıca, trafik zabıtasınca geçici belge ve plakalar iptal edilerek, araçlar 30 gün süreyle trafikten menedilecek. Son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru 1 yıl içinde iki veya daha fazla bu madde hükmüne uymayan sürücülere her seferinde 140 bin lira idari para cezası uygulanacak ve araç 60 gün süreyle trafikten menedilecek.

    TAKOGRAF, TAKSİMETRE VE HIZ SINIRLAYICI ZORUNLULUĞU

    Cinslerine, özelliklerine ve kullanım amaçlarına göre, araçlarda nitelik ve nicelikleri yönetmelikte belirtilen gereçlerin, yük taşımada kullanılan ve azami yüklü ağırlığı 3 bin 500 kilogramdan fazla olan motorlu taşıtlar ile Büyükşehir Belediyesi Kanunu, Belediye Kanunu veya Karayolu Taşıma Kanunu kapsamındaki yolcu taşımacılığı faaliyetlerinde kullanılan ve sürücüsü dahil oturma yeri 17’den fazla olan motorlu taşıtlarda takograf, taksi hizmeti veren otomobillerde taksimetre, özellikleri, model yılları ve cinsleri yönetmelikte belirtilen araçlarda hız sınırlayıcı bulundurulması, kullanılır durumda olması ve kullanılması zorunlu olacak.

    MUAFİYETLER VE YASAKLAR

    Bu kapsama giren ve Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki yıllarda üretilen taşıtlar ile gördükleri hizmet bakımından yönetmelikle muafiyet tanınan taşıtlarda takograf bulundurma ve kullanma zorunluluğu aranmayacak.

    Taşıtlarda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenenler dışındaki takograf, taksimetre ve hız sınırlayıcıları kullanılmayacak. Takograf, taksimetre ve hız sınırlayıcılara müdahalede bulunarak yanlış veri üretecek duruma getirmek veya bu durumdaki cihazları kullanmak yasaklanacak.

    TAKOGRAF SÜRÜCÜ KARTI KURALLARI

    Takograf bulundurulması zorunlu olan araçların sürücülerinin takograf sürücü kartı kullanmaması ya da kendisine ait bozuk veya geçersiz bir takograf sürücü kartını veya başka bir sürücüye ait takograf sürücü kartını takograf cihazına takarak araç kullanması yasak olacak.

    Takograf sürücü kartı sahipleri kendilerine ait takograf sürücü kartını başkalarının kullanmaması için gerekli tedbirleri almakla yükümlü olacak. Araç işleteni, sürücüsünün kendisi olup olmadığına bakılmaksızın belirtilen gereçler ile takograf, taksimetre ve hız sınırlayıcının bulundurulması, kullanılır durumda olması ve sürücünün belirtilen kurallara uyması hususlarında gerekli tedbirleri almak ve denetimini yapmak zorunda olacak.

    TAKOGRAF KULLANMAYANA 75 BİN LİRA CEZA

    Araçlarda nitelik ve nicelikleri yönetmelikte belirtilen gereçleri bulundurmayan sürücülere 1000 lira, takograf ve hız sınırlayıcı bulundurmayan ve kullanmayanlara da 75’er bin lira idari para cezası verilecek.

    Taksi hizmeti veren otomobillerde taksimetre bulundurmayan ve kullanmayan sürücüler, 46 bin lira idari para cezasına çarptırılacak.

    DİJİTAL DENETİM VE VERİ TABANI

    Trafik zabıtası, taşıtlara ait takograf kayıtlarını bu kayıtların aktarılacağı veri tabanı üzerinden de denetleyebilecek ve tespit edilen ihlaller hakkında idari para cezası uygulayabilecek.

    YÖNETMELİKLE BELİRLENECEK USUL VE ESASLAR

    Takograf bulundurulması ve kullanımı, cihaz ayarları ve kalibrasyonu ile kayıtların saklanmasına ilişkin ihlaller, takograf kayıtlarını saklama, taşıt kullanma, mola ve dinlenme süreleri, sürücülerin ve işletenlerin sorumlulukları, hangi ihlaller nedeniyle geçici olarak trafiğe çıkışına izin verileceği ve/veya trafikten men işlemi uygulanacağına ilişkin hususlar Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görüşleri alınarak, İçişleri Bakanlığı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca düzenlemenin yayımı tarihinden itibaren 1 yıl içinde müştereken çıkarılan yönetmelikle belirlenecek.

    KULLANIM, KALİBRASYON VE KAYIT CEZALARI

    Usul ve esasları yönetmelikte düzenlenen takograf kullanımına ilişkin belirlenen hususlara uymayanlara 3 bin lira, cihaz ayarları ve kalibrasyonuna ilişkin belirlenen hususlara uymayanlara 10 bin lira, kayıtların saklanmasına ilişkin belirlenen hususlara uymayanlara 20 bin lira idari para cezası uygulanacak.

    Genel Kurulda kanun teklifinin 7. maddesinin oylanmasından önce CHP milletvekilleri yoklama talep etti. Yapılan iki yoklamada da toplantı yeter sayısı bulunamaması üzerine TBMM Başkanvekili Tekin Bingöl, birleşimi 13 Ocak Salı saat 15.00’te toplanmak üzere kapattı.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Macron, ABD’yi müttefiklerinden yüz çevirmekle suçladı

    Macron, ABD’yi müttefiklerinden yüz çevirmekle suçladı



    AFP

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bugün yaptığı açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri’nin “uluslararası kurallardan koptuğunu” ve bazı müttefiklerinden “kademeli olarak uzaklaştığını” söyledi.

    Macron, Fransız büyükelçilerine yönelik yıllık konuşmasını Elysee Sarayı’nda gerçekleştirdi. Bu konuşma, Washington’ın Venezuela lideri Nicolas Maduro’yu ele geçirmesi ve Donald Trump’ın Grönland üzerindeki planlarının ardından, Avrupalı güçlerin ABD’nin Batı yarımküredeki iddialı dış politikasına koordineli bir yanıt verme çabası içinde olduğu bir dönemde geldi.

    Macron, Elysee Sarayı’nda büyükelçilere “Amerika Birleşik Devletleri yerleşik bir güçtür, ancak kademeli olarak bazı müttefiklerinden uzaklaşıyor ve yakın zaman önce hâlâ desteklediği uluslararası kurallardan kopuyor” dedi.

    “Çok taraflı kurumlar giderek daha az etkili bir şekilde çalışıyor” diyen Macron ayrıca  “Dünyayı bölme eğilimi olan büyük güçlerin hakim olduğu bir dünyada yaşıyoruz.” ifadelerini kullandı.

    Macron, Avrupa’nın çıkarlarını koruması gerektiğini söyledi ve teknoloji sektörüne ilişkin Avrupa düzenlemelerinin “güçlendirilmesini” savundu. Ayrıca akademik bağımsızlığın korunmasının önemini vurguladı.

    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***