‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ metninin imzacılarından Ekrem Eralmaç ile Cevdet Özister, ‘Umut hakkı olmadan Türkiye’de kalıcı bir barışı tesis etmek mümkün değildir’ mesajını verdi
“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza” kampanyası, İstanbul’da 12 Eylül’de gerçekleştirilen deklarasyonla kamuoyuna duyuruldu. Kampanyaya akademisyen, sanatçı, gazeteci, işçi ve gençlerin aralarında bulunduğu çeşitli toplum kesimleri destek verdi.
Deklarasyonun imzacılarından Özalp-Saray Derneği Kurucu ve Onursal Başkanı Ekrem Eralmaç ile iş insanı Cevdet Özister, kampanyaya dair konuştu.
İş insanı Cevdet Özister dünyada ve Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerle birlikte Türkiye’de 50 yıldır devam eden çatışmalı süreçte yaşananlara işaret ederek şunları ifade etti:
“Tarafların adım atmasına destek olmak, toplumsal barışa olan ihtiyacı dile getirmek amacıyla bu imza kampanyasına destek veriyoruz.”
Barış ve eşitlik vurgusu
İmza kampanyasının dört temel maddesi olduğunu dile getiren Cevdet Özister, şu ifadeleri kullandı:
“Barış sadece çatışmasızlık değil, silahların susması değil. O aşamadan sonra hukuki tanımalar, eşit yurttaşlık, özgür, demokratik bir ülke, eşit bir yaşam, dilinde ve kültüründe ortak bir yaşam ve ortak bir geleceği kurabilmek için bir sürü hukuki düzenlemenin yapılması lazım. Ama temel mantalite şudur: Barışa zihin olarak hazır olmamız lazım. Çatışma sürecinin yarattığı düşmanlaştırma politikası yerine ortak bir gelecek, kardeşlik varsa bu kardeşliğin hukuki zemine oturması önemli. En azından mesela Kürtler açısından bu hukuki zemin önemlidir diye düşünüyorum.”
AİHM kararları
Cevdet Özister, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını uygulaması ile ilgili şu sözleri dile getirdi:
“AİHM kararları Türkiye yargısını bağlayan bir üst karar niteliğindedir. Bu anlamda Selahattin Demirtaş, Osman Kavala’ya dair kararlar bulunuyor. Bunların uygulanması için herhangi bir hukuki düzenlemeye gerek yok. Devlet bunu aynı zamanda bir iyi niyet adımı olarak atabilir. Bu durum barışın da toplumsallaşmasının temel unsurlarından olabilir.”
Eşit müzakere
Cevdet Özister, çatışmanın taraflarının müzakere sürecinde doğrudan yer alması gerektiğini şu sözlerle ifade etti:
“Eğer bir barış tesis ediyorsak bu taraflar arası bir müzakere sürecidir. Bu müzakere sürecinin de yürütülebilmesi için ‘umut hakkı’nın uygulanması lazım. ‘Umut hakkı’ aynı zamanda AİHM’in de uygulanmasını gerektiren bir durumdur. Kamuoyunun duygularına hitap etmek başka bir şeydir, gerçekçi olmak başka bir şeydir. Bu gerçekçilik ‘umut hakkı’ uygulandığı takdirde barışın tesis olabilmesi, barışın kalıcı olabilmesi ve kardeşlik hukukunun da yerleşmesinin sonucunu doğuracaktır. Bu anlamda ‘umut hakkı’ önemli bir parametredir.”
‘Fiziki özgürlük olmadan barış yürütülemez’
Cevdet Özister, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün barış görüşmelerine etkisi hakkında şu sözleri söyledi:
“Mandela örneğinde de bu süreç yaşandı. Mandela bir ev hapsine geçip sonra özgür oldu. Dolayısıyla fiziki çalışma koşulları olmadan, fiziki bir özgürlük ortamı olmadan barışı ve barış görüşmelerini nasıl yürütecek? Kendi toplumunu nasıl ikna edecek? Dolayısıyla burada ‘umut hakkı’ temel bir kritik eşiktir. Bu Türkiye toplumu adına hatta Ortadoğu toplumu adına kritik bir eşiktir. Kalıcı bir barışın tesis olmasının yollarından bir tanesi Abdullah Öcalan’ın özgür yaşar, özgür çalışır durumda olmasıdır.”
‘Süreç bir başlangıç’
Ekrem Eralmaç, sürecin yıllardır büyük acılar yaşayan Kürtler için bir başlangıç olduğunu şu sözlerle belirtti:
“[Sürecin] basamak basamak, kademe kademe ilerleyerek devam etmesini istiyoruz. Sayın Öcalan’ın ‘umut hakkı’ verilmedikten sonra bu barışın bir anlamı yoktur. ‘Umut hakkı’ verilsin ki Sayın Öcalan Kürt halkının karşısına çıksın ve düşüncelerini, fikirlerini Kürt halkıyla paylaşsın.”
Kaynak: MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































