NECİP F. BAHADIR | YORUM
Karmaşık duygular içindeyim. “Oh oldu!” demeye vicdanım elvermiyor. Çok ‘ah’ aldığı doğru… Ben de çok ‘ahh’ ettim. Hesabı ahirete büyük mahkemeye bıraktım. Düşmanım da olsa adil yargılanmasını isterim.
Kantarın ayarı bozuldu bir kere… Kimi tartacağı da belli olmuyor. Cem Küçük kantarın ayarlarıyla oynayan gazetecilerden biriydi. Gazeteci miydi? Devlet memuru mu? Adnan Oktar operasyonunda adı geçince “Ben orada gizli görevliydim!” dedi ve işin içinden sıyrılmasını bildi. Kendisini de deşifre etti.
Bağımsız ve tarafsız biri değildi. Güç odaklarının gazetecisiydi. ‘Resmi’ gazeteci yani… Resmi Gazete’de çalışsaydı sorun değildi. Yeni Şafak’ta parladı. AKP yayın organlarında her akşam konuşan ‘kafalardan’ biriydi. Herkese ‘ayar’ verdi. Ne haddini bildi, ne de hududunu…
Gücü kendinden değildi, arkasındakilere güveniyordu. Çok insanın hukukuna girdi. İşkenceyi bile savundu. “Başka türlü konuşmazlar” dedi. Amel defteri veya ‘günah galerisi’ çok kabarık. Hem burada hem ötede işi zor.
Bir ikindi sonrası gözaltına alındığı haberi sosyal medyaya patlattı. Birkaç gün önce TGRT ve Türkiye Gazetesi kapının önüne koymuştu. Belli ki operasyondan haberleri vardı.
Ne çok öfke biriktirmiş! Ve ‘nefret objesine’ dönüşmüş…
Adeta ‘yıkıldı’ ortalık. Bugünü bekleyen ne çok kişi varmış… Ben mi? Hayır, üzerinde tepinmedim. İbretle izledim gelişmeleri… Hakkında her yazılanı okudum. Meğer neler varmış neler! Doğrusu bu kadarını bilmiyordum. Gözaltı haberini bile kuşkuyla karşıladım.
Ta ki o fotoğraf servis edilene kadar… İki kolunda iki jandarma… Henüz Temmuz ayı çıkmamıştı. ‘15 Temmuz ahları…’ tuttu. Yüzüne yansıyan ifade şaşkınlıktan ziyade korku ve endişe doluydu. Ona da sürprizi olmuş. Kılıcı salladığı odaklardan bir sinyal alamamış… Demek ki ‘son kullanma tarihi’ dolmuş… Yoksa bu kadar kolay feda edilmezdi.
Eee oyun bitti mi, ‘şah’ da ‘piyon’ da aynı kutuya konur. Bazıları için oyun bitti. Kim derdi Rasim Ozan Kütahyalı içeride unutulacak? Adını anan yok…
Sadece o mu? Mehmet Akif Ersoy, Veysi Ateş… Mehmet Akif Ersoy isminin kirletilmesi yaraladı beni. Yazarken bile rahatsız oluyorum. Madem o ismi taşıyamayacaksın neden değiştirmedin?
Babası İran yanlısı bir Siyasal İslamcı… İsmi ile müsemma olsun istemiştir. Ama o bambaşka yol seçti kendisine… AKP’nin ‘altın çocuklarıydı’ bunlar… Erdoğan’ın yetiştirdiği sözde ‘örnek’ nesildi.
Cem Küçük de öyle… AKP’nin ‘en itibarlı’ gazetecilerinden biriydi. Mahallenin gazetesi Yeni Şafak’ta yetişti.
Evet o fotoğraf bir ‘ibret’ vesikası… ‘Ne oldum’ demeyeceksin… Kısa bir videosu da var görüntünün… Birkaç defa izledim. Yürüyüşü de rahat değil. Bir tedirginlik havası var. En azından kameranın önünde belli etmeyebilirdi. Deniz Göktaş kadar olamadı. Bileklerinde kelepçe yok… O kadar ayrıcalığı olsun! Emsallerine ‘ters kelepçe’ takılıyor.
Hem yüzüne yansıyan ifaden hem de yürüyüşündeki ağır halinden ‘bitmiş, çökmüş bir adam portresi’ gördüm. Rasim Ozan da şaşkınlık vardı. Cem Küçük de ise ‘tükenmişlik.’
İki kolunda iki jandarma belirsizliğe doğru yürüyordu.
AKP’nin devri iktidarında insanlar ‘kamuoyu mahkemesinin’ önüne atılıyor. Yargı, kanun, mahkeme önemli değil. Görüntüler ve iddialar AKP medyasından topluma boy boy servis ediliyor. Cem Küçük’te de farklı olmadı.
Millet Sabah’tan aldı haberi… Ayrıntıyı AKP’nin bu yayın organı verdi. Şüpheli para hareketleri… Çıkar amaçlı örgüt kurma yorumları… Ve sosyal medya mesajları… Hediye yazışmaları… Para trafiğinin Çin’e kadar uzanması…
Mahallenin yorumcularından biri “Şantajla ilgili daha ağır iddia var ama söyleyemem…” dedi. Dinleyen herkes anladı. Para trafiği de soruldu, mesajları da…
Cem Küçük hepsini reddetti. Hediyeler ‘şaka amaçlıydı’ savunması yaptı. Pek şakacı biri de değil ama…
Telefonunun şifresini vermemiş… Anında ekranda söylediği o sözler dolaşıma girdi; Geçmişte ne demişti kendisi gözaltındayken telefon şifresini vermek istemeyen insanlar için? Aynen aktarıyorum: “Kendine güveniyorsan telefonu açarsın… Büyük bir olayla suçlanıyorsan açarsın… Benim telefonum burada, savcı gelsin alsın… Madem içinde bir şey yoksa ben söylüyorum o zaman şifreni verirsin…”
Hariçten gazel okumak kolay… O cesareti ve meydan okumayı başına gelince göstereceksin… Şifreyi vermedi Cem Küçük telefonu açıp göstermedi savcıya… Demek ki kendine güvenemedi… Hayat ve Kader insanı sınar böyle… Tükürdüğü testiden su içirtir…
F.tö davalarında da gazeteciler yargılandı. Her şey didik edildi. Devlet seferber oldu. “İnlerine gireceğiz!” naraları atıldı meydanlarda… Cemaatin gazeteci ve yazarlarına ne şüpheli para trafiği soruldu ne de aldığı hediyeler… Hemen hepsi sadece hiçbir suç unsurunun bulunmadığı yazı ve haberlerden yargılandı. Telefon ve bilgisayarının şifresini vermeyen bir kişiye rastlanmadı.
Mahkeme zabıtları ve iddianameler ortada… Sürecin karşısındaki gazetecilerin hali pürmelali ortada… Rasim Ozan’lar, Mehmet Akif’ler, Cem Küçük’ler… Fazla abartmadan bu hakkı da teslim edelim. Gerçeği görmeyenlere tekrar tekrar hatırlatalım.
Ve gece yarısı Cem Küçük Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı. Avukatı Merve Uçanok, “Santajdan değil, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymaktan tutuklandı!” dedi.
Kararın gerekçesi öyle… Asıl sebebin bu olduğunu sanmıyorum. Kimin ayağına bastı? “Alın bunu da!” diyen kimdi? Son kullanma tarihi neden doldu? Oysa oldukça kullanışlı bir aparattı.
Avukatın söylediği gibi basit değil mesele… Yoksa Cem Küçük gibi birini ‘halkı yanıltıcı yorum’ ile tutuklamak olası mı? Devrim çocuklarını yermiş… AKP rejiminin de kurbanları kendi evlatları…
Hala karmaşık duygular içindeyim. “Ohh olsun!” dememeye kararlıyım. “İlle de adalet!” diyorum. Cem Küçük olsa da adalet… Rasim Ozan’a, Mehmet Akif Ersoy’a adalet… Herkes için adalet…
Vicdanımın sesi böyle… Onu bastırmayacağım. Ama yaşananlar karşısında “Cem Küçük, Allah büyük!” diye haykırmaktan da geri duramıyorum. ‘Etme bulma dünyası’ burası… Eden bulur. Gün gelir insan iddiasıyla sınanır. Bugün Cem Küçük yarın başkaları… Kaderin hükmü değişmez. ‘O gün’ mutlaka gelir…
Cem Küçük için ansızın geliverdi işte… Sırf bu olayda dahi ibret almak isteyenlere çok ders var… Yok mu ibret almak isteyen?
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

































