Putin’in savaşı artık yalnız Rus askerlerini değil, dünyanın yoksullarını da öğüten bir ölüm makinesine dönüştü. Uganda’dan Nepal’e, Küba’dan Yemen’e kadar insanlar güvenlik, temizlik ya da inşaat işi vaadiyle Rusya’ya götürülüp cepheye sürülüyor. Kremlin, kendi orta sınıfına dokunmadan savaşı sürdürmek için ölümü sınıfsal ve coğrafi olarak dışsallaştırıyor. Bu kirli lejyonun yakıtı gönüllülük değil, yoksulluk, çaresizlik ve insan ticareti. Edson Kamwesigye’nin dönmeyen cenazesi, bu savaşın en çıplak özeti olarak ortada duruyor.
M. NEDİM HAZAR | YORUM
Edson Kamwesigye, kırk beş yaşında bir Ugandalıydı. 2000’li yıllarda Irak’ta ve Afganistan’da güvenlik görevlisi olarak çalışmış, sonra ülkesine dönüp taksi şoförlüğü ve çiftçilik yapmıştı. Kazandığı para karısına ve iki çocuğuna ancak yetiyordu. Aralık 2025’te ailesine müjdeli haberi verdi: Rusya’da yeni bir güvenlik işi bulmuştu.
Bir ay sonra karısını aradı. Ses tonu değişmişti. Askerî eğitim gördüğünü, yakında cepheye gönderileceğini söyledi ve kendisi için dua etmesini istedi. Bir hafta sonra Ukrayna’nın kuzeydoğusunda, Kupiansk yakınlarında öldürüldü. Cenazesi hâlâ evine dönmedi çünkü Uganda makamları iadeyi organize etmeyi reddediyor.
Kamwesigye’nin hikâyesi bir istisna değil, bir dikta rejiminin başlattığı anlamsız bir savaş yönteminin özeti. Haberi bir dış kaynakta okudum. BBC News Rusça ile bağımsız haber sitesi Mediazona’nın açık kaynaklardan yürüttüğü sayıma göre, işgalin başından bu yana 40’tan fazla ülkeden en az 3.589 yabancı uyruklu kişi Rus saflarında savaşırken ölmüş. Bunların 2.304’ü Kuzey Koreli asker. Türk medyasında elbette okuyamadım ama zaten Temmuz başındaki Ankara zirvesinde konuşan üst düzey bir NATO yetkilisi ise 44 ülkeden yaklaşık 24 bin yabancı paralı askerin Rus ordusu bünyesinde savaştığını tahmin ettiklerini söylemiş.
Tüm bu kayıpların bir “gönüllü akını” olmadığını belirtmeme lazım. Manzara tam olarak yoksulluğun askerlik şubesine dönüştürülmesi.
Putin neden başkalarının ölümüne muhtaç?
Önce sayılara bakalım, çünkü stratejinin mantığı orada gizli.
Washington merkezli CSIS’in (Center for Strategic and International Studies – Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi) temmuz başında yayımladığı çalışmaya göre Rusya, Şubat 2022’den Haziran 2026’ya kadar yaklaşık 1,4 milyon kayıp vermiş ve bunların 450 bin kadarı ölü. Bu rakam İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana herhangi bir büyük gücün gördüğü en ağır muharebe kaybı. Ukrayna tarafında ise 525-625 bin arası kayıp var ve 125-150 bin arası ölü tahmin ediliyor. İki tarafın toplam kaybı iki milyonu aşmış durumda ve bu rakam Rus nüfusunun yaklaşık yüzde biri.
Bağımsız sayımlar da benzer bir tabloyu farklı yoldan doğruluyor aslında. Mediazona ve BBC Rusça’nın gönüllülerle birlikte tuttuğu isim isim liste 17 Temmuz 2026 itibarıyla 233.200 doğrulanmış ölüme ulaşmış durumda. Aynı ekibin Meduza ile birlikte, Rusya’nın veraset kayıtları üzerinden yaptığı istatistiksel tahmin ise 2025 sonu itibarıyla ölü sayısını 352 bin olarak veriyor. Doğrulanmış isimlerin bileşimi de çarpıcı: 82 binden fazla sözleşmeli “gönüllü”, 25 binden fazla hapishaneden alınan mahkûm, 19 bin civarında seferber edilmiş yedek.
Asıl kritik veri ise şu: CSIS’e göre 2026’nın ilk yarısında Rusya’nın aylık kaybı 30 bini aşarken, aylık asker devşirme kapasitesi 27 bin civarında kalmış. Yani ölüm makinesi artık kendi yakıtını tüketmeye başlamış! Kayıp/kazanç oranı da Rusya aleyhine dönmüş durumda. Savaşın büyük bölümünde 2’ye 1 ile 3’e 1 arasında seyreden oran, 2026’nın ilk altı ayında 8’e 1’e yaklaşmış.
Bu tabloda Putin, önünde teorik olarak üç ihtimalli bir strateji düşünmüş.
Bunlar:
Savaşı bitirmek, ikinci bir genel seferberlik ilan etmek ya da ölecek insanı başka yerden bulmak.
Birincisi yenilgi demek.
İkincisi ise Putin rejiminin en büyük korkusu.
Geriye üçüncü seçenek kalıyor zaten…
Kremlin’in gerçek kırmızı çizgisi
Eylül 2022’deki “kısmî seferberlik” Putin’e çok pahalıya mal olmuş gibi görünüyor. Bilindiği üzere, savaşın başlamasıyla Rusya’da yüz binlerce genç erkek ülkeyi terk etti, havaalanlarında kuyruklar oluştu, rejim o anda ilk kez şehirli orta sınıfın paniğini gördü. O günden sonra Kremlin’in aldığı ders netti: Savaş, siyaseten tehlikeli nüfusa dokunmadan sürdürülmeli.
Bugünkü sistem ise tam olarak bunun üzerine kurulu. Moskova’da sözleşme imzalayan bir askere yaklaşık 30 bin dolar peşin prim ve aylık 3.500 dolar civarında maaş vaat ediliyor ki ilk yılın toplam kazancı 72 bin doları aşabiliyor. Ölürse ailesine ödenen ve halk arasında “tabut parası” (grobovıye) denen tazminat 13 milyon rubleye, yani 160 bin dolara kadar çıkabiliyor. Rusya’nın taşrasında bu, bir ömür boyu asgari ücretle kazanılamayacak bir meblağ.
Sonuçta ise sosyologların “ölüm ekonomisi” dediği şey ortaya çıkıyor: Yoksul bölgelerde ölmek, ailenin sınıf atlaması.
Buryatya’da, Başkurdistan’da, Tataristan’da bir tabut, bir daire demek.
Nitekim doğrulanmış ölülerde ilk kez 10 bin barajını aşan bölge Başkurdistan oldu; onu yaklaşık dokuz bin ölüyle Tataristan izliyor. Moskova ve Petersburg listelerin dibinde. Rusya’nın merkezi savaşı televizyondan izliyor, çeperi tabut alıyor ve cenaze kaldırıyor.
Ama bu modelin de bir sınırı var elbette. 2025 sonunda en az on bir bölge bütçe sıkıntısı nedeniyle primleri federal asgari düzeye (400 bin ruble) çekmiş; Hakasya’da ailelere ödenen bölgesel ölüm tazminatı 1,1 milyon rubleden 100 bin rubleye düşürülmüş ve ödemeler aylarca geciktirilmiş. Gelen tepkiler üzerine Kremlin, 2026 Ocak ayında bazı bölgelerde primleri yeniden yükseltmek zorunda kalmış. Yani ölümün fiyatı artarken bütçe küçüldükçe küçülüyor.
İşte bu tablo neticesinde yabancı asker bu makasın içine giriyor.
Bir paradoksun anatomisi
Buradaki en can alıcı soru şu: Yarım milyona yaklaşan ölüye rağmen Rus toplumu neden ayağa kalkıp, büyük tepki göstermiyor?
Bu paradoksu Levada Merkezi’nin verilerinde net biçimde görüyoruz. Ocak 2026’da Rusların yüzde 75,8’i ordunun Ukrayna’daki eylemlerini desteklediğini söylerken, şubatta bu oran yüzde 72,2’ye gerilemiş; karşı çıkanlar yüzde 16,7’ye çıkmış. Buna karşılık Aralık 2025’te savaşın sürdürülmesini isteyenler yüzde 25 ile savaş başladığından beri en düşük düzeye inmiş durumda ve barış görüşmelerini destekleyenler yüzde 66 ile rekor kırmış.
Yani Ruslar orduyu desteklemeyi sürdürüyor ama savaşın bitmesini istiyor. Bu bir çelişki değil esasen bir kaçış stratejisi. Rus vatandaşı için “orduyu desteklemiyorum” demek siyasi bir suç sayılacağı için “artık bitsin” demek ise yorgunluğun meşru dilini kullanıyorlar doğal olarak. Üstelik aynı Levada anketlerinde, “barış mümkün olmazsa ne yapılmalı?” sorusuna verilen cevap da hayli ürkütücü: Yüzde 59 saldırıların artırılmasından yanayken, yüzde 21 taviz verilmesinden.
Kaybın toplumsal yaygınlığını da artık gizleyemiyor Rus medyası. 2025 yazında yapılan bir Levada anketinde her üç Rus’tan biri savaşta ölen bir akrabası, arkadaşı ya da tanıdığı olduğunu söylemiş.
Buna rağmen sokakta görünür bir tepki ya da ses yok. Çünkü ses çıkaran susturuluyor. Seferber edilen erkeklerin eşlerinin kurduğu “Put Domoy” (Eve Dönüş Yolu) hareketi “yabancı ajan” ilan edildi bile, kurucusu aynı listeye alındı, Savunma Bakanlığı önünde diz çöken kadınların eylemlerinde gazeteciler gözaltına alındı. Kremlin kadınları tutuklamaktan kaçındı ama hareketi hukuken felç etti.
Formül basit ve acımasız aslında: Parayla susturulamayan, korkuyla susturuluyor. İkisi de yetmezse, ölen kişi zaten Rus vatandaşı olmasın, ciddi bir çözüm gelmiş Kızıl Ordu komutanlarına.
Kirli lejyon!
Nisan 2026’da FIDH, Truth Hounds ve Kazakistan İnsan Hakları Bürosu’nun yayımladığı ortak rapor, sistemin adını koyuyor. Ukrayna’da tutulan on altı savaş esiriyle yapılan görüşmelere dayanan rapora göre Sahra altı Afrika’dan, Nepal’den, Küba’dan, Yemen’den insanlar inşaat, temizlik ve güvenlik işleri ve Rus vatandaşlığı vaadiyle Rusya’ya getiriliyor; birkaç gün sonra üniformayla cephede buluyorlar kendilerini. Reddedenler cezai kovuşturmayla tehdit ediliyor. Raporun en soğuk cümlelerinden biri şu: Bu insanların yüzde 20’ye yakını cephedeki ilk dört ayı çıkaramıyor.
Rakamlar bu pis sistemin bir endüstriye dönüştüğünü de gösteriyor. 2022’de Rus ordusuyla sözleşme imzalayan yabancı sayısı 34 iken, 2026 için öngörülen sayı 18.600. Yabancı asker sayısı Eylül 2025 ile Şubat 2026 arasında yüzde 30’dan fazla artmış. Açık kaynak tahminleri Orta Asya’dan 10 binden fazla, Güney Asya’dan yaklaşık 1.800, Afrika’dan 1.700-4.000, Latin Amerika’dan 1.000-8.000 kişiden söz ediyor.
Peki vatandaşları ülkelerinden çok uzakta, kendileriyle en ufak bir ilgisi olmayan bir savaşta ölen bu ülkeler olaya nasıl bakıyor? Tepkiler gecikmeli de olsa geldi. Hindistan, Nepal, Sri Lanka ve Ürdün Moskova’dan vatandaşlarının devşirilmesini durdurmasını istedi. Kenya, en az bin vatandaşının bu şekilde toplandığını açıkladı. Ocak 2026’da Arapça sosyal medya kanallarında 36 ülkelik bir “durdurma listesi” dolaşmaya başladı; listede Çin, Hindistan, Brezilya, Küba, İran, Venezuela ve Türkiye de vardı. Avrupa Parlamentosu 12 Mart 2026’da konuyu doğrudan insan ticareti olarak tanımlayan bir kararı 479 oyla kabul etti. Kremlin sözcüsünün mayıs ayındaki cevabı ise tek cümlelikti: Böyle vakalardan haberleri yokmuş!
Bu zincirin en üst halkası ise devlet düzeyinde yapılmış bir kiralama anlaşması. Güney Kore istihbaratına göre 2026 başında Kursk bölgesinde yaklaşık 11 bin Kuzey Koreli asker bulunuyordu; toplam sevkiyat 20 bini aştı, kayıplar 6-7 bin civarında. Karşılığında Pyongyang’a gıda, enerji, uydu ve füze teknolojisi gidiyor. Yani askerler, bir takas kaleminden ibaret.
Peki ya öteki taraf?
Yanlış anlaşılmasın, bir tarafı şeytanlaştırıp diğerini melek göstermek niyetinde değiliz elbette. Ukrayna ordusunda da yabancılar savaşıyor. Uluslararası Lejyon 2025 sonunda dağıtılıp savaşçılar düzenli tugaylara dağıtılmış. En kalabalık grup Kolombiyalılar; tahminen yedi bin kişi, ölü sayısı 300-550 arası. Ve onları cepheye getiren şey de büyük ölçüde ekonomik: Kolombiya’da emekli olmuş bir askerin geliri, Ukrayna cephesindeki ücretin çok altında.
Ama iki tablo arasında hukuken ve ahlaken kritik bir fark olduğunu belirtmek zorundayız. Ukrayna’ya gidenler ne yapacaklarını bilerek gidiyor; sözleşmelerini altı ay sonra feshetme hakları var ve bunu kullananlar olmuş. Rusya’nın Afrika ve Asya’daki kirli ağı ise insanlara ne yapacaklarını söylemiyor. Birincisi paralı askerlik, ikincisi insan ticareti demek. Uluslararası hukukun ayrımı da tam burada.
Ukrayna’nın kendi krizini de gizlemeye gerek yok: Savunma Bakanlığı’nın ocak ayı açıklamasına göre yaklaşık 200 bin asker firar durumunda. Sokak ortasında minibüslere bindirilerek yapılan zorla celp — Ukraynalıların acı bir dille “busification” dediği uygulama — orduyu içeriden çürütüyor. Görüldüğü üzere bu savaş, iki tarafta da insanı tüketiyor.
Tarihte paralı ordu yeni değil elbette. Britanya Kraliyeti Hessen askerlerini kiraladı, Fransa Yabancı Lejyonu’nu kurdu, sömürge imparatorlukları Senegalli Tirailleur’leri ve Gurkhaları cephenin en önüne sürdü. Putin’in yaptığı, bu geleneğin 21. yüzyıl versiyonu ama bir farkla. O imparatorluklar en azından bir lejyonları olduğunu kabul ediyordu. Putin’in lejyonu inkâr etmek zorunda, çünkü varlığı hem karizmasını çizecek hem de bir suç…
Uzmanlar Putin’in bulduğu çözümün askerî değil, siyasi bir çözüm olduğu konusunda hemfikir. Bir savaşı, onu yürüten ülkenin siyaseten belirleyici nüfusuna hiç dokunmadan sürdürmenin yolunu bulmuş gibi görünse de gerçekler olayı bambaşka evrelere getirdi. Putin ölümü önce sınıfsal olarak dışsallaştırdı; Buryatya’ya, Başkurdistan’a, hapishanelere. Sonra coğrafi olarak dışsallaştırdı; Kampala’ya, Katmandu’ya, Havana’ya, Nairobi’ye. Moskova’nın bulvarları sakin kaldığı sürece bu savaş, Kremlin açısından sürdürülebilir olduğuna inanıyor.
Bu yüzden barış masasında konuşulan her şeyin altında tek bir soru durmakta: Putin’in elindeki insan kaynağı ne zaman tükenecek?
Cevap ise çok acı: Dünyada yoksulluk ve yoksullar tükenmediği sürece tükenmez.
Baştaki hikâyeye dönelim.
Edson Kamwesigye’nin cenazesi hâlâ Uganda’ya dönmedi. Ne Moskova onu geri göndermek için bir çaba içinde ne de Kampala onu geri istemek için. Bir insanın hem devletsiz hem de mezarsız kalabilmesi… Bu savaşın en kısa özeti bu olsa gerek!
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***




![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/07/Almanya-Disisleri-Bakani-Wadephul-Bakudeki-gizli-gorusmeler-Alman-diplomasisinin-parcasi-360x180.jpeg)

























![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/07/Almanya-Disisleri-Bakani-Wadephul-Bakudeki-gizli-gorusmeler-Alman-diplomasisinin-parcasi-350x250.jpeg)





