Navberoj ve Dûhê’de, köye dönüş projesiyle başlayan hikâye, köye giriş yasağıyla devam ediyor. Köylere giriş için önceden isim listeleri hazırlanıyor, yurttaşlar X-Ray cihazından geçmek zorunda kalıyor
“Ay Lav Yu” filmindeki Tınne köyüne ulaşmak zordu, insanlar kendi kurallarıyla yaşıyordu, dışarıdan gelen herkes sorgulanıyordu. O köy, Türkiye’nin en trajikomik köyüydü. Çünkü herkes bunun yalnızca bir film olduğuna inanıyordu. Bu defa aynı hikayeyi Colemêrg’in Derecik ilçesinde, Irak sınırının sıfır noktasındaki Navberoj ve Dûhê mezrasında görüyoruz.
Dûhê’ye varmadan önce üç ayrı kontrol noktasından geçiyorsunuz. En son noktada ise köy değil, bir X-Ray cihazı çıkıyor karşınıza. Çantanız cihazdan geçiyor, kimliğiniz kontrol ediliyor, nereye gideceğiniz soruluyor. Kemal Sunal’ın başrolünde yer aldığı “Propaganda” filmindeki sınır kapısı sahnelerini hatırlatan bu manzara, burada bir film dekoru değil, günlük yaşamın parçası. Filmde sınırın iki yakasında yaşayan insanların teller ve kurallar arasında sıkışan hayatı mizahla anlatılırken, Navberoj’da aynı duyguyu bu kez X-Ray cihazı ve izin listeleri tamamlıyor. Eğer köyde kayıtlı bir eviniz yoksa ya da adınız önceden tabur komutanlığına bildirilen listede bulunmuyorsa, sınırın dibindeki doğduğunuz köye bile giremiyorsunuz. İnsan Hakları Derneği’nin 1 Ekim 2024 tarihli saha gözleminde de aynı tablo kayıt altına alındı, heyetin dahi köye girişine izin verilmediği, yalnızca köyde evi ve ahırı bulunanların giriş yapabildiği belirtildi.
Fiili olarak varlar ama resmî olarak yoklar
1996-1997 yıllarında güvenlik gerekçesiyle boşaltılan Dûhê, 2014 yılında Cumhurbaşkanlığı kararıyla yürütülen Köye Dönüş Projesi kapsamında yeniden iskâna açıldı. Devlet, insanlara “Köyünüze dönün” dedi. Evler yeniden yapıldı, yaşam yeniden kuruldu. Ancak 2018’de yeni yasaklar başladı. Nisan 2022’de köy girişine X-Ray cihazı yerleştirildi. Tabur Komutanlığı tarafından mezrada yaşayan halka; “Fiili varsınız ama resmî yoksunuz” denildi. Ardından girişler izin sistemine bağlandı. Bugün aynı insanlar, dönmeleri istenen köylerine girebilmek için yeniden izin bekliyor. Köye dönüş projesiyle başlayan hikâye, köye giriş yasağıyla devam ediyor.
11 Kalekol var
Dûhê yaklaşık yüz haneden oluşuyor. Ama köyün en büyük yapıları evler değil. Çevresine inşa edilen kalekollar. Tam 11 kalekol, köyün etrafını çevreliyor. Bir zamanlar hayvanların otladığı tepeler şimdi kulelerin gölgesinde kalıyor. Sınırın hemen yanından Rubarok suyu akıyor. Daha doğrusu, akamıyor. Çünkü suyun geçtiği bölüme örülen beton güvenlik duvarları yalnızca sınırı kapatmıyor; köyün hayat damarını da kesiyor. Hayvanlar suya ulaşamayınca sürüler küçülüyor. Köylüler, yıllarca geçimlerini sağladıkları büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarını satmak zorunda kaldıklarını anlatıyor. Su olmayınca tarım da bitiyor. Toprak duruyor ama ekilemiyor. Bir zamanlar sınır ticaretiyle yaşayan köyde artık ticaret de yok. Sınır ticareti yasaklandıktan sonra köylünün son ekonomik nefesi de kesiliyor. “Terörden kaynaklı duvarlar suya bırakıldı” denilen bölgede, köylülere göre “Devletin terörü” dışında bir sorunda yok.
Yurttaşlar köyden çıkamıyor, alıcılar köye giremiyor
İHD’nin saha görüşmelerinde Şemdinli Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı da aynı tabloyu anlatıyor. Eskiden köylüler ürettikleri ürünleri ilçe merkezlerinde satabiliyor, pazarcılar köylere gidebiliyordu. Bugün ise hem ürün köyden çıkamıyor hem de alıcı köye giremiyor. Güvenlik politikaları yalnızca sınırı değil, ekonomiyi de kapatmış durumda. Burada insanlar yalnızca yoksullaşmıyor. Yaşam biçimlerini kaybediyor. Korucu olmayı kabul etmeyenlerin önünde çoğu zaman iki seçenek kaldığını söylüyor köylüler: Büyük kentlere göç etmek ya da Irak’a giderek, peşmergelik yapmak.
Bu yüzden köyde en çok kadınlar kalıyor. Erkeklerin önemli bölümü mevsimlik işçilik için batı kentlerine gidiyor, bazı gençler Irak’ta yaşam kurmaya çalışıyor. Geriye kalan kadınlar ise boşalan ahırları, susuz tarlaları, yaşlı anne babaları ve çocuklarıyla birlikte köyü ayakta tutmaya çalışıyor. İHD’nin raporunda da sınır köylerinde güvenlik politikalarının kadınların ekonomik ve sosyal yükünü ağırlaştırdığı, zorunlu göçün kadınları daha derin yoksulluğa ittiği vurgulanıyor. Bu tablo yalnızca Navberoj’a özgü değil. Rapora göre Colemêrg sınır hattında köyler, yıllardır kontrol noktaları, askerî yasak bölgeler, hareket özgürlüğünü sınırlayan uygulamalar, tarım ve hayvancılığı engelleyen güvenlik politikaları ve köy boşaltmalarının mirasıyla yaşamaya çalışıyor.
Haber: Rabia Önver-Dilan Babat \ JINNEWS
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































