• Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter
Serbest Görüş
  • Haberler
    • All
    • Bilim ve Teknolji
    • Dünya
    • Ekonomi
    • Kültür - Sanat
    • Politika
    • Spor
    • Yaşam
    TR724 HABER

    AKP’de yeni Anayasa çalışması tamamlandı; sistem ‘ihtiyaca göre revize’ edilecek

    TR724 HABER

    TikTok’un patronu Çin’in en zengini oldu; serveti 93 milyar dolara dayandı!

    Uzmanlar açıkladı: Durup dururken eski hataları hatırlayan beynin gizli kusuru…

    Uzmanlar açıkladı: Durup dururken eski hataları hatırlayan beynin gizli kusuru…

    Fed ve Orta Doğu Krizi Fiyatları Vurdu: Altında Şok Düşüş

    Fed ve Orta Doğu Krizi Fiyatları Vurdu: Altında Şok Düşüş

    TR724 HABER

    Mali rapor vehameti gözler önüne serdi; TCDD’nin 2025 zararı 35,5 milyar TL

    Yarım bıraktığınız her şey enerjinizi gizlice emiyor…

    Yarım bıraktığınız her şey enerjinizi gizlice emiyor…

    Trending Tags

  • İnsan Hakları
    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    ‘Mansur Yavaş her şart altında aday’

    Adliye binalarımız güzel ama adalet var mı?

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt'taki Mitinge Neden Katılmadı?

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt’taki Mitinge Neden Katılmadı?

    Trending Tags

  • 15 Temmuz
    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

  • Kürt Meselesi
    Sağlık emekçileri bir günde 500’ü aşkın hastaya bakıyor

    Sağlık emekçileri bir günde 500’ü aşkın hastaya bakıyor

    9 yıldır kızlarının cenazesini arıyor: Bir mezarları olsun

    9 yıldır kızlarının cenazesini arıyor: Bir mezarları olsun

    Çiğdem Doğu: Süreç halkın, kadınların katıldığı bir süreç olarak işlemek zorunda

    Çiğdem Doğu: Süreç halkın, kadınların katıldığı bir süreç olarak işlemek zorunda

    TMMOB panelinde ekoloji ve kadın mücadelesi tartışıldı

    TMMOB panelinde ekoloji ve kadın mücadelesi tartışıldı

    31 yıllık tutsak Erhan Kaya cezaevi önünde karşılandı

    31 yıllık tutsak Erhan Kaya cezaevi önünde karşılandı

    İşte nüfus belgesi: Ali’yi bırakın

    İşte nüfus belgesi: Ali’yi bırakın

    Trending Tags

  • Görüş & Analiz
    Özgür Özel ‘savunma’ hattını yine yanlış yerde kuruyor!

    Özgür Özel ‘savunma’ hattını yine yanlış yerde kuruyor!

    AİHM, 15 Temmuz’a temelden giriyor!

    AİHM, 15 Temmuz’a temelden giriyor!

    Devlet Aklı | İkinci bölüm: Kendi kuyruğunu ısıran yılan!

    Devlet Aklı | İkinci bölüm: Kendi kuyruğunu ısıran yılan!

    Hocaefendi’nin AKP iktidarına yönelttiği başlıca eleştiriler (2)

    Hocaefendi’nin AKP iktidarına yönelttiği başlıca eleştiriler (2)

    Asıl hac eve dönünce başlar!

    Asıl hac eve dönünce başlar!

    Hukuk herkes için yoksa, hiç kimse için yoktur

    Hukuk herkes için yoksa, hiç kimse için yoktur

No Result
View All Result
  • Haberler
    • All
    • Bilim ve Teknolji
    • Dünya
    • Ekonomi
    • Kültür - Sanat
    • Politika
    • Spor
    • Yaşam
    TR724 HABER

    AKP’de yeni Anayasa çalışması tamamlandı; sistem ‘ihtiyaca göre revize’ edilecek

    TR724 HABER

    TikTok’un patronu Çin’in en zengini oldu; serveti 93 milyar dolara dayandı!

    Uzmanlar açıkladı: Durup dururken eski hataları hatırlayan beynin gizli kusuru…

    Uzmanlar açıkladı: Durup dururken eski hataları hatırlayan beynin gizli kusuru…

    Fed ve Orta Doğu Krizi Fiyatları Vurdu: Altında Şok Düşüş

    Fed ve Orta Doğu Krizi Fiyatları Vurdu: Altında Şok Düşüş

    TR724 HABER

    Mali rapor vehameti gözler önüne serdi; TCDD’nin 2025 zararı 35,5 milyar TL

    Yarım bıraktığınız her şey enerjinizi gizlice emiyor…

    Yarım bıraktığınız her şey enerjinizi gizlice emiyor…

    Trending Tags

  • İnsan Hakları
    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    ‘Mansur Yavaş her şart altında aday’

    Adliye binalarımız güzel ama adalet var mı?

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt'taki Mitinge Neden Katılmadı?

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt’taki Mitinge Neden Katılmadı?

    Trending Tags

  • 15 Temmuz
    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

  • Kürt Meselesi
    Sağlık emekçileri bir günde 500’ü aşkın hastaya bakıyor

    Sağlık emekçileri bir günde 500’ü aşkın hastaya bakıyor

    9 yıldır kızlarının cenazesini arıyor: Bir mezarları olsun

    9 yıldır kızlarının cenazesini arıyor: Bir mezarları olsun

    Çiğdem Doğu: Süreç halkın, kadınların katıldığı bir süreç olarak işlemek zorunda

    Çiğdem Doğu: Süreç halkın, kadınların katıldığı bir süreç olarak işlemek zorunda

    TMMOB panelinde ekoloji ve kadın mücadelesi tartışıldı

    TMMOB panelinde ekoloji ve kadın mücadelesi tartışıldı

    31 yıllık tutsak Erhan Kaya cezaevi önünde karşılandı

    31 yıllık tutsak Erhan Kaya cezaevi önünde karşılandı

    İşte nüfus belgesi: Ali’yi bırakın

    İşte nüfus belgesi: Ali’yi bırakın

    Trending Tags

  • Görüş & Analiz
    Özgür Özel ‘savunma’ hattını yine yanlış yerde kuruyor!

    Özgür Özel ‘savunma’ hattını yine yanlış yerde kuruyor!

    AİHM, 15 Temmuz’a temelden giriyor!

    AİHM, 15 Temmuz’a temelden giriyor!

    Devlet Aklı | İkinci bölüm: Kendi kuyruğunu ısıran yılan!

    Devlet Aklı | İkinci bölüm: Kendi kuyruğunu ısıran yılan!

    Hocaefendi’nin AKP iktidarına yönelttiği başlıca eleştiriler (2)

    Hocaefendi’nin AKP iktidarına yönelttiği başlıca eleştiriler (2)

    Asıl hac eve dönünce başlar!

    Asıl hac eve dönünce başlar!

    Hukuk herkes için yoksa, hiç kimse için yoktur

    Hukuk herkes için yoksa, hiç kimse için yoktur

No Result
View All Result
Serbest Görüş
No Result
View All Result
Home Kürt Meselesi

Çiğdem Doğu: Süreç halkın, kadınların katıldığı bir süreç olarak işlemek zorunda

SG by SG
3 Haziran 2026
in Kürt Meselesi
0
Çiğdem Doğu: Süreç halkın, kadınların katıldığı bir süreç olarak işlemek zorunda


Abdullah Öcalan’ın yaklaşımlarını esas alarak Barış ve Demokratik Toplum sürecini geliştirmeye çalıştıklarını söyleyen KJK Yürütme Konseyi Üyesi Çiğdem Doğu, ‘Savaş şu an durmuş durumda ama biz mücadele eden politik bir gücüz. Mücadelemiz sürüyor’ dedi

Medya Haber televizyonunda yayınlanan özel programa katılan KJK Yürütme Konseyi Üyesi Çiğdem Doğu, gündeme ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

Barış ve Demokratik Toplum sürecinin geldiği aşamaya ilişkin konuşan Çiğdem Doğu, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın süreci ilerletmek için çaba sarf ettiğini vurguladı. Bu konuda AKP iktidarında ciddi yetersizlikler olduğunun altını çizen Doğu, sürecin sağlıklı bir şekilde devam etmesi için özellikle kadınlara ve gençlere önemli bir rol düştüğünü ifade etti.

Böyle bir süreçte CHP başta olmak üzere muhalefet güçlerine yönelik saldırıların kabul edilemez olduğunu belirten Çiğdem Doğu, iktidarın bu saldırılarına karşı ortak bir tutum sergilenmesi gerektiğine dikkat çekti. Kürt halkının ve Türkiye halklarının bu anlamda ortak tutum sergilemesinin sürecin gidişatı açısından da önemli olduğuna değinen Çiğdem Doğu, CHP’ye dönük böyle bir yaklaşımın sergilenmesinin iktidarın bu süreci ne kadar samimi ele aldığına dair şüpheleri büyüttüğünü kaydetti.

Suriye’de devam eden entegrasyon sürecinde HTŞ hükümeti tarafından YPJ’nin statüsünün kabul edilmemesine tepki gösteren Çiğdem Doğu, “YPJ kendi aslında statüsünü yaratmıştır, kendi kimliğini yaratmıştır. Fiili olarak ortaya çıkan böyle bir irade vardır. Bunu geriletmek, bunu yok saymak Suriye hükümetinin haddine değildir. Onlar bunun kararını veremezler. Rojava sınırları içerisinde YPJ’nin bunun mücadelesini vermesi çok önemli bir şey. Ama Ortadoğu’daki kadınlar olarak, hem Kürdistan’ın tüm parçalarındaki Kürt kadınlar hem Ortadoğu kadınları hem de dünya kadınları olarak tabii ki YPJ’yi yalnız bırakmamamız gerekir. YPJ nasıl kızgın savaş içerisinde bütün kadınlar adına bir mücadele verdiyse ve o anlamda bütün kadınların onurlu kimliğini ortaya koyduysa, elbette şimdi de bütün dünya kadınları YPJ’yi kendi onuru olarak, kendi kimliği olarak, kendi varlığı olarak görmeli ve sahip çıkmalı” diye konuştu.

KJK Yürütme Konseyi Üyesi Çiğdem Doğu’nun değerlendirmeleri şu şekilde:

  • Barış ve Demokratik Toplum süreci devam ediyor. Duraksadığına, tıkandığına ya da yavaş ilerlediğine dair eleştiriler, yorumlar çok gelişti. Bu süreçte iktidarın da yol haritası olduğu söylendi. Yedi maddelik bir yol haritası da yayınlandı. Siz sürecin geldiği aşamayı, gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sorunuza cevap vermeden önce bulunduğu koşullar, zorlu koşullar içerisinde direnerek aslında çözüm üretmeye çalışan, sonuna kadar çözüm için elinden gelen çabayı en yoğun ve olağanüstü bir biçimde geliştiren Önder Apo’yu sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.

Süreçle ilgili çok tartışmalar var. Bizler de değerlendirmelerde bulunduk. En son iki ayın ardından Önder Apo ile görüşmeler de yapıldı. Önderlik de bu görüşmelerde tıkanan süreci açmak açısından yoğunlaşmalarını ifade etti. Aslında sürecin gidişatı açısından baktığınızda bir tıkanma vardı. Şu an açısından Önderlik ile görüşme oldu. Ondan sonra Devlet Bahçeli’nin belirttiği bazı hususlar oldu. Sonra iktidar cephesi tarafından dile getirilen hususlar oldu. Daha çok iyi niyet beyanı mı diyelim? Bu süreci tıkatmak istemiyoruz mealinde okunabilecek, süreç tıkanmamıştır, süreç devam ediyor ve benzeri değerlendirmeler ve iyi niyet beyanları söz konusu oldu.

Ama realiteye baktığımız zaman bu iyi niyet beyanlarının dışında henüz hâlâ somut bir adım ortada yoktur. Şüphesiz bunlar da önemsizdir demiyorum. Bunlar da önemlidir süreci ilerletmek, geliştirmek açısından. Olumsuz, tersi bir yaklaşım içerisinde olmamanın tabii ki bir anlamı var ama çözmek için yeter mi diye sorarsak; 100 yıllık bir Kürt ve Türk halkları arasında yaşanan çözümsüzlük, savaş gerçekliği, buna karşı bir barış gerçekliğini, kardeşlik hukukunu ortaya koymak açısından yeterli midir diye sorulsa, tabii ki yeterli değildir. Önemli olan bundan sonrası açısından bir eşiğe gelinmişti zaten. Bir eşiğe gelinmişti, tam da o eşiğe gelindiğinde bir duraksama ve giderek de bir tıkanma durumu ortaya çıkmıştı. Önder Apo zaten şeyi söylüyor, bulunduğu koşullar içerisinde gerçekten Önderlik çok muazzam bir çaba gösteriyor ki bunu da bir direniş olarak ele almak lazım. Direniş gerçekliğinin bir de böyle bir yanı var.

Barış açısından, çözümün gelişmesi açısından bu kadar kısıtlı koşullar içerisinde, aslında tecrit koşulları içerisinde muazzam bir barış emeği, barış enerjisini ortaya çıkarmaya çalışıyor. Umut ilkesini bir biçimde ortaya çıkarmaya çalışıyor. Bu tabii ki çok önemli. Sürecin ilerlemesi açısından daha nasıl adımlar atmak gerekir, neler yapmak gerekir; bu yönlü gerçekten Önderlik çok kafa patlatıyor. “Bazı geceler ben uyuyamıyorum” diyor; o kadar yoğun bir duyarlılıkla, sorumlulukla ele aldığı bir gerçeklik. Bu kadar ağır ve zorlu bir sorun, bu böyle çok düz bir yolda gider gibi gitmez ilerlemez. Bu diyalektiği de şüphesiz biliyoruz, bunun bilincindeyiz. Fakat bu kadar zorlu bir yol, bu zorlu yolun ilerleyişini sağlamak açısından da anlayış çok önemli.

Bu işi toplumsallaştırmak çok önemli. Barış dediğimiz şey, öyle sadece üstte bir kesimin kararıyla gerçekleşebilecek bir şey değildir. Bu kesinlikle halkların, halkın, kadınların özellikle de fiili olarak içinde olduğu, iradesini ortaya koyduğu, katıldığı bir süreç olarak işlemek zorunda.

Sosyolojik olarak da mesela bu sürecin gidişatına baktığımızda, mesela burada bir katılamama durumu var aslında. Süreç o anlamda bütün kesimlerin kendisini katabildiği, görüşlerini ortaya koyabildiği, hatta mesela bir karar düzeyinde, politika yapma düzeyinde katılım gösterebildiği bir düzeyde değil. Bu bizce bu sürecin en zayıf yanını teşkil ediyor. Çok büyük bir zayıflığı ifade ediyor. Bununla birlikte özellikle iktidar cephesinden baktığımız zaman, iktidar da bu süreci alabildiğine bölgesel konjonktürle ele alma durumu, dünyadaki gelişmeler, alabildiğine böyle pragmatik sürecin gidişatına bakarak gönderme durumu. Bu da sığlaştıran, süreci sığ ele alan, pragmatist ele alan, kendi çıkarlarına göre barışı aslında kendi parti çıkarlarına göre durumu ele alan ve ona göre süreçleri değerlendiren bir yaklaşımı söz konusu.

Burada şunu da belirtmek gerekiyor aslında. Önder Apo, DEM Parti heyetiyle yaptığı son görüşmede şu değerlendirmede de bulunmuştu; ‘Büyük bir öfkeyle yüklü toplumları büyük düşünce ve büyük etik değerler olmadan dönüştürmek mümkün değildir. Toplum hayatın her düzeyinde etik, siyasal, hukuksal ve ekonomik açılardan büyük bir sıkışma yaşıyor. Bunun için süreçte acele etmek gerekiyor.’ Burada Önder Apo’nun aslında şu kaygılarını dile getirmek gerekiyor. Önder Apo daha önceki değerlendirmelerinde de “parti aklını aşmış bir devlet aklına ihtiyaç var’ demişti. Önder Apo da aslında bu yaklaşımını görebiliyoruz. Önder Apo toplumsal kaygılarla yaklaşıyor. Siz de değerlendirmenizde ifade ettiniz. Bazı geceler uyuyamadığını belirtiyor. Aslında bunun en büyük sebebi de bu galiba. O parti aklını aşıp devlet aklına ya da toplum aklına ulaşabilmek.

Tabii ki bu çok önemli bir nokta. Bu kadar hep belki söylüyoruz ama ne kadar söylesek belki de az kalır. Çok ağırlaşmış bir sorunsallıkla karşı karşıyayız. Türkiye çok ciddi bir şekilde demokrasinin olmadığı bir durumla karşı karşıya. Bu insanların direkt ekonomik hayatını, sosyal yaşamını etkiliyor. Aile içindeki yaşamı etkiliyor. Her şeyi etkiliyor. Ekolojiyi etkiliyor. Birçok şeyi etkileyen bir düzeye gelmiş durumda.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk gelişiminden günümüze kadar bu Kürt sorununu çözememesi gerçekliği bir yönetim biçimini ortaya çıkarmış. Bir iktidar şekillenmesine yol açmış. Bir anayasa şekillenmesine yol açmış. Kürtsüz veya Kürt iradesini görmeyen gerçeklik öyle bir yere sıkışmış, ki o sıkıştığı yerde birazcık demokratik açılım yapsa, birazcık halkların mücadelesi, işçilerin mücadelesi gelişse -sadece ulusal mücadele açısından demiyorum- birazcık kadınların mücadelesi gelişse muazzam bir şey olur. Mesela Türkiye tarihinde ne zaman ki birazcık böyle demokratik halkların mücadelesi gelişmeye başlamış, ardından mutlaka darbeler gelmiş.

Neden? Çünkü Türkiye Cumhuriyeti ve anayasası iktidarı tamamen Kürdü yasa dışı bırakan, Kürdü kimlik dışı bırakan bir şeye göre şekillenmiş ve bu bir antidemokratik şekillenişe yol açmış. Kürt bir demokrasi mücadelesi ve adımı bir bakıyorsun ki orada şeye yol açıyor. Dolayısıyla bu kadar ağır bir problem karşısında, sorun karşısında ve her yere de sirayet etmiş bir gerçeklik karşısında böyle güncel politikalarla yaklaşmak bu sorunun tabii ki çözümüne hizmet etmez. O nedenle Önderliğin yaklaşımının değerini gerektiği kadar anlamayan bir iktidar mı diyelim devlet aklı mı, bir devlet gerçekliği mi diyelim; Türkiye kamuoyu açısından da gerçekten yeterince bu aklın değeri bizce görülmüyor. Çünkü burada sorunu hem Kürtler açısından çözmeye çalışan ama sadece Kürtler açısından sorunu çözmüyor. Bütün halklar açısından aslında sorunu demokratikleşme işte, herkes için demokrasi. Herkes için demokrasi, evet Kürtler için de demokrasi.

Kürtler de mesela bu anayasanın dışında kalmasın. Kürtler de demokratik yaşam gerçekliği içerisinde kendi kimlikleriyle kendilerini ifadelendirsin. Ve bütün halklar da böyle. Bu tabii ki dar milliyetçilik değil de bu mikro milliyetçilik deniliyor. Çeşitli tabirler de kullanılır. İşte herkesin kendi kimliğiyle kendisini ifadelendirmesi mutlaka parça parçaya bölünmeyi ifade etmez. Tam tersine. Bu kadar demokratik ve geniş ufuklu bir devlet sistemi, bir yönetim sistemi ortada varsa, bu aslında herkesin de canı gönülden katıldığı bir yönetim anlayışıdır, bir yaşam gerçekliğidir. Şimdi Önderlik bunu alabildiğine geliştirmeye çalışıyor.

Burada sürecin tıkandığı yerden aşmak açısından nasıl bir aklı devreye koymak lazım? Sizin dediğiniz gibi işte orada bir sosyolojik akıl var. Orada bir politik akıl var. Orada tarihsel bir akıl var. Sadece günlük yaşamın şeyine sıkıştırılmış değil. Bir tarihsel ufuk mu diyelim, tarihsel perspektif mi; bununla ele alan bir yaklaşım var. Bunun değerinin anlaşılması şu açıdan çok önemli.

Önderliğin yaklaşımlarını esas alarak süreci ilerletmeye çalışıyoruz

Bunu ne kadar hızla kavrarsa devlet, toplumlar, demokratik güçler, devrimci güçler hızlı bir biçimde kavranırsa o kadar aslında çözümün toplumsal iradesi ortaya çıkacaktır. Çözümün toplumsal iradesi ortaya çıktıkça da elbette ki o zaman işte diyelim ki çok pragmatik yaklaşmak isteyen, farklı çıkarları olan, farklı çıkarlarına göre süreci şekillendirmek isteyen güçler de istedikleri gibi hareket edemezler. Bu bir politik mücadeledir. Diyelim ki savaş durmuş durumda. Evet, biz mesela belli kararlar da aldık örgütsel olarak. Savaş durmuş durumda ama elbette ki biz mücadele eden bir gücüz. Mücadele ediyoruz. Tabii ki politik bir gücüz bu anlamda da. Elbette ki mesela nerede yanlış varsa işte diyelim ki iktidar güçleri açısından da böyle hani sürece yayan, oyalayan işte dediğim gibi hele bakalım bölgede ne oluyor, ne bitiyor, bu sürecin böyle oyalayarak daha da nasıl götürebiliriz biçimindeki bir yaklaşım tabii ki kabul edilemez. Ama öte yandan hani sorunu sadece iktidar gücüyle ifade etsek o da yeterli olmuyor. Çünkü dediğim gibi, bu işin bir de muhalefet yanı var, bir de bu işin sivil toplum yanı var. En geniş toplumsal kesimler dediğimiz.

Burada o cepheye baktığımızda da, bu sorunu çözmek açısından ve genel anlamda Türkiye’yi demokratikleştirme, Cumhuriyeti demokratikleştirme açısından o toplumsal iradeyi ortaya koyma, bunun örgütlülüğünü geliştirme, bunun gündemlerini yaratma boyutuyla baktığımızda tabii ki çok ciddi bir yetersizlik ve zayıflık var. Şimdi bizce en önemli yan da budur. Burayı daha fazla güçlendirmemiz gerekiyor ki, burada da en öncü rol oynaması gereken güç de tabii ki kadınlar ve gençlerdir. Bu cepheden de bu süreci iyi örmek, iyi tartışmak, gündemler oluşturmak ve o politik iradeyi ortaya koymak çok önemlidir.

Bu açıdan başa dönersek, öyle çok somut adımlar atılmış, çok gelişmeler olmuş diyebileceğimiz bir durumda değiliz. Ama böyle süreci de ilerletmek isteyen Önderliğin de böyle bir iradesi ve çabası vardır. Biz de tabii ki Önderliğin yaklaşımlarını esas alarak geliştirmeye çalışıyoruz. Diğerleri biraz böyle iyi niyet beyanları olarak değerlendirilebilir.

  • Siz de bu sürecin demokratik adımlarla beraber ilerletilmesi gerektiğinden de bahsettiniz aslında. Abdullah Öcalan’ın statüsünün tartışıldığı, bunun yasal bir güvence altına alınmasının tartışıldığı ya da halk aslında devletten demokratik adımların atılmasını beklerken CHP’nin 38. kurultayı iptal edildi ve mutlak butlan kararı alındı. Bunu süreç açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Çünkü bu insanlarda büyük bir umutsuzluk da yaratıyor. Bir yandan devletin atması gereken adımlar ve diğer taraftan demokrasinin önüne böyle set çekilmesi. Bunu süreç açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca CHP bundan sonra neler yapabilir? Çünkü şu değerlendirme de çok yapıldı. Tüm bunlar aslında CHP’nin Barış ve Demokratik Toplum sürecine aktif olarak katılmaması için de örülmüş, planlanmış bir süreç. Fakat CHP bu süreçten çıkabilmek için ne yapabilir? Sadece kendi iç sorunlarıyla mı ilgilenmeye devam edecek? Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin çok ciddi bir demokrasi sorunu var. Demokrasisizlik var. Tabii böyle trajik bağlantılar da var. Belki de Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk partisidir değil mi? İlk partisi CHP, Atatürk’ün de kurduğu bir parti konumundadır. Ve aslında CHP’nin politikalarıyla da şekillenen antidemokratik bir Cumhuriyet gerçekliği var. İlk başından itibaren böyle ilerledi, bugüne kadar da geldi. Şimdi tabii CHP bu gerçeklikle karşı karşıya geldi. Gelmiş olduğumuz durumda baktığımız zaman demek ki şöyle bir şey; bir yerde bir antidemokratik gerçeklik varsa kimse şunu dememeli, bu beni ilgilendirmiyor, bu beni bağlamaz dememeli. Yüzyılı geçen bir süre içerisinde CHP’nin iktidar olduğu dönemler oldu, olmadığı dönemler oldu. Ama büyük oranda anti-Kürt devletin anti-Kürt anayasanın yine bu biçimde şekillenmesinde rol oynayan bir parti olarak Cumhuriyet’in bu biçimde şekillenmesine önemli bir payı ve katkısı vardır.

Yıllarca mesela Kürtlere, halklara, işçilere, köylülere, kadınlara ezilen bütün kesimlere dönük tabii ki devletin çok ciddi saldırıları olduğu, antidemokratik yaklaşımları olduğu bunlar herkes tarafından bilinen hususlardır. Çokça da tarih kitaplarında bunlar da yazılır. Güncel olarak da zaten bunlarla da karşı karşıya geliyoruz. Şimdi CHP toptan bu sonuçlarla karşı karşıya geldi AKP iktidarı döneminde. Gerçekten de böyle hiçbir yerde görülmedik bir biçimde, çoğu gerçekten belki de ulus devletlerin, devletlerin kendi hukuklarını böyle tamamen çiğneme temelinde, tamamen ayaklar altına alma temelinde, hem ahlaki hem de hukuki tamamen böyle antidemokratik, aslında diktatöryal bir yaklaşımla bir partinin kendi iç dengelerine müdahale etme. Şu olabilir; mesela diyelim ki çeşitli kademelerde insanların yaşadığı sorunlar olabilir, farklı durumlar olabilir, bunlar tabii ki kendi partileri tarafından da değerlendirilebilir, hukuk da bunları değerlendirebilir. Ama mesela burada görülüyor ki çok ciddi içe dönük bir müdahale var aslında. Bu tabii ki kabul edilemez bir durum ve bir de şöyle sürecin gidişatı açısından, Barış ve Demokratik Toplum sürecinin ilerlemesi ve gidişatı açısından da baktığımıza elbette ki kabul edilemez. Bu sürecin gidişatını pozitif bir etki yaratma temelinde değil de tamamen negatif bir etki yaratma biçiminde bir etkisi var. Bu anlamda kabul edilemez bir durum. Hem bir partiye yaklaşım açısından doğru değildir ve antidemokratiktir, hem de işte biz bir demokratik süreci geliştirmek istiyoruz, bir barış sürecini geliştirmek istiyoruz. Tam da böyle bir süreci geliştirmeye çalışırken bir partiye, üstelik de bu parti Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kuruluş partisidir, ilk kurucu partisidir. Böyle bir partiye tabii ki böyle bir saldırının gerçekleşmesi doğru değildir, antidemokratiktir ve sürecin gidişatı açısından da elbette ki kaygılara, şüphelere yol açıyor. Kürt cephesi açısından da baktığımızda hani Kürt sosyolojisi de diyebiliriz, buradan da baktığımızda hani sürekli zaten başından itibaren halkımızın hep kuşkuları vardı.

CHP’ye yönelik saldırılara karşı ortak tutum sergilemek önemli

Gerçekten AKP şimdiye kadar hep böyle oyalayıcı yaklaştı. Hep yapacağım edeceğim dedi ama yapmadı. Kürt halkında ve Türkiye devrimci demokratik kamuoyunda böyle tarihsel bir hafıza da var. O nedenle zaten hep kuşkulu bakılan bir şey var. Tabii ki biz Hareket olarak da bir yandan bu süreci geliştirmek istedik ama bir yandan da hep böyle kuşkulu yanlar var. Buna göre de ele alan bir tutumumuz oldu. Şimdi bütün bunların üzerinden tam da süreç yeni bir eşiğe gelmişken, bir yandan da iyi niyet beyanları var işte. Süreç tıkanmamıştır, ilerliyor, iyi ilerliyor vs. böyle de sözler de kullanıldı. Yine Devlet Bahçeli’nin bazı işte açıklamaları oldu. Koordinatörlük konusunda hani eleştirilerimiz olmakla birlikte. Hani o da diyelim ki o biçimde bir tutumunu ortaya koydu.

Bütün bunlarla birlikte baktığımızda CHP’ye yönelik böyle bir tutum ortaya çıktı. Dolayısıyla madem ki mesela bir demokratik süreç geliştirilmek isteniyor, madem ki işte barış diyorsak; herkesle barış… Başta Kürt sorununu çözme ve Kürtlerle barışmak ama bir bütün toplumsal bir barış. Böyle bir sürecin içerisinde CHP’ye dönük böyle bir yaklaşımın sergilenmesi tabii ki iktidarın bu süreci ne kadar samimi ele aldığına dair şüpheleri büyüten bir yaklaşım oluyor. Dolayısıyla bir de CHP’nin kendi iç dinamikleri açısından da gelişim süreci açısından da şu önemli bir husus. Başında Kürt olgusu, Kürt gerçekliği karşısında anti-Kürt bir pozisyon içerisindeyken, geldiğimiz süreç içerisinde bunu aşma yaklaşımını ortaya koyması, buna dair ipuçlarını vermesi. Tümden aştı denilemez ama CHP’nin bu biçimde bir yaklaşım sergilemesi tabii ki çok çok önemliydi. Bunun daha fazla ilerletilmesi ve genişlemesi Kürt halkıyla birlikte hareket edebilen, bu konuda barışı sadece devletle, iktidarla, iktidar güçleriyle değil; aynı zamanda Türkiye’nin bu kadar köklü bir partisi var, bu biçimde bu süreci muhalefetle de işte CHP başta olmak üzere birlikte yürütebilmek de çok çok önemliydi. Ama böyle bir müdahalenin yapılması, bu anlamda orayı da zayıflatıyor.

Muhalif güçleri zayıflatan, toplumsal diğer güçleri de zayıflatan bir tabii ki olumsuz rol oynuyor. Buna karşı da doğru ve ortak bir mücadelenin verilmesi daha fazla böyle dünyada örneği görülmemiş bir biçimde gerçekten bir partinin binasına böyle balyozlarla girilerek bir müdahalenin gerçekleştirilmesi, tabii ki iç kanat açısından da çok çirkin ve kabul edilmeyecek bir durum. Bunun cevabını, inanıyorum ki zaten CHP’nin kendi tabanı verecektir. Ama diğer boyutuyla demokratik güçlerin de tabii ki kabul etmemesi gereken, ortak bir mücadele boyutuyla Kürt ve Türkiye halklarının her boyutta ortak mücadelesini geliştirmenin yollarını aramak, bunları geliştirmek, bu konuda dayanışma içerisinde olmak bu süreç açısından önemlidir. CHP’ye karşı yapılan bu saldırı karşısında da o ortak tutumunu sergilemek, bu sürecin gidişatı açısından da önemlidir. Ama genel demokratikleşme boyutu da çok önemli bir yere sahiptir.

  • Bu saldırıları sadece iktidarın bir partiye yönelik saldırıları olarak mı ele almak ya da iktidarın yaklaşımı olarak mı görmek gerekiyor? Çünkü daha öncesinden Tom Barrack’ın açıklamaları vardı. Yine en son Antalya’da bir forumda yapmış olduğu açıklama vardı. Ortadoğu için ne düşündükleri, nasıl bir dizayn düşündüklerine dair açıklamaları vardı. Diktatöryal rejimleri destekleyen açıklamalardı aslında. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda bunun sadece AKP yaklaşımı, iktidar yaklaşımı olduğunu ya da bunu aşan bir yaklaşımı olduğunu aslında tüm Ortadoğu’ya uygulanmak isteyen bir planın parçası olduğunu söylemek doğru olur mu?

Evet. Çok somut verilere dayanarak bilgi deniliyor ya; çok somut bilgilere dayanarak değil ama  sizin de belirttiğiniz bazı göstergeler, yaklaşımlar var. Hani bir de mevcut kapitalist sistemin gelmiş olduğu bir düzey var. Dünya çapında gelmiş olduğu bir düzey. Onu Önderlik bir ara vahşi kapitalizm olarak da isimlendirdi. Şimdi bu kapitalizm böyle küreselleşen kapitalizm, emperyal güçler, aslında o eskinin ulus devlet gerçekliği sistemi, onun parti yapılanmasıdır, onun iktidar şekillenmesidir, onu da giderek aşıyor. Çünkü o küreselleşen sermaye ve kapital gerçekliğin önünde bir engel teşkil ettiği için, onu bir şekilde törpüleme, aşma, aşındırma, yıpratma ve benzeri… Biz ulus devlet gerçekliğini doğru bulduğumuz için söylemiyorum ama mevcut realitede mevcut kapitalist güçler içerisinde de böyle bir çelişki durumu var. Dolayısıyla gelmiş olduğumuz düzeyde özellikle işte Gazze Savaşı ile birlikte de başlayan Ortadoğu’ya çok ciddi bir müdahale gerçekliği var. Mevcut durumda İran’a karşı savaş ve aslında bir şekilde kaynayan bir durumda Ortadoğu.

Bütün bunlarla birlikte, elbette bir geçmişin o ulus devlet hukukunu, statüsünü, yönetim anlayışlarını, parti gerçekliklerini hani kendine göre tam demokrasi demesek de, -tırnak içinde- bir hukuk ve demokratik şeyi belli sınırları vardı. Belli çizgileri ve sınırları olan bir realitesi vardı. Aslında bakıyoruz ki, mevcut küreselleşen kapitalist sistem onu da aşmaya çalışıyor. Var olan o eski gerçekliği de aşmaya çalışan bir yaklaşımı var. Tabii şöyle de yorumlanabilir. Direkt onlar böyle yönlendiriyor biçiminde demesek bile bir konsept belirleniyor Ortadoğu ülkelerinde. Özellikle Türkiye’nin tabii ki belirleyici bir konumu, pozisyonu var. Buralarda bazı şeyler deneyimleniyor. Bir laboratuvar gibi de düşünürsek; sadece Türkiye açısından demiyorum, Ortadoğu geneli açısından da bazı şeyler deneyimleniyor. Bilemiyorum tabii çok belki bütün dünya tarihine o kadar hâkim değiliz fakat bilebildiğimiz kadarıyla bir parti bu biçimde mesela kendi partinin hani kurultayına kadar kendi iç dengelerine kadar bir müdahale tarzı görülmemiş bir şey.

Hani bir partiyi kapatabilirsin, bu da istisnadır mesela. Antidemokratik bir uygulama olarak görülür.  Türkiye’de bu konuda özellikle Kürt iradesini temsil eden partiler, bununla çokça karşı karşıya gelmiş aslında. Ama bir de her partinin bir sosyolojik gerçekliği vardır; bir konferansını yapar, kurultayını yapar, seçimler yapar, şunu seçer bunu seçmez. Bunlar o partinin kendi sosyolojik gerçekliği içerisinde kendi tabanında olup biten şeylerdir. Oraya hastır. Şimdi ama buraya kadar müdahale eden bir gerçeklik, bilebildiğim kadarıyla yeni bir durumdur. Diyelim ki o bir muhalefet güçtür. Diyelim ki demokratik bir sistem var ise onun muhalefeti de olacak, karşıt görüşlüsü de olacak. Tabii ki bir toplumlar gerçekliği var, farklı düşünenler var. Dolayısıyla bunlar kendisi seçecek. Şunu seçecek, bunu seçecek ama o seçecek. O onun iradesidir. Ama buraya kadar işte benim karşımda muhalefet edecek kişiyi de ben belirlerim diyen yaklaşım da AKP’ye nasip oldu herhalde.

AKP’ye nasip oldu ama dediğiniz gibi bu sadece Erdoğan’ın aklı, sadece AKP aklı demek de belki yetersiz kalabilir. Somut bilgilerle belki böyle destekleyemeyiz ama yorumlar olarak baktığımız zaman burada antidemokratizmin bu kadar derinleştiği bir sistem gerçekliğine doğru gidiyor. Kapitalist modernite buraya doğru belki daha da ötesine de gidebilecek durumlarla da karşı karşıya gelebiliriz. Bu nedenle bu çok tehlikeli bir şey. Sadece bu süreç açısından, sadece CHP açısından, sadece Türkiye açısından değil aslında bir bütün Ortadoğu halkları açısından da tehlikeli bir şey. Bir bütün dünyayı bekleyen bir yeni bir model var işte. Yeni dediğim, tabii ki olumsuz anlamdadır. Olumsuz anlamda kapitalist modernitenin sunduğu, ortaya çıkartmak istediği bir model var. Bunun ön işaretleri olarak da insan ele alabilir. Bu açıdan da tabii ki tehlikelidir, bunun önünde mutlaka durmak gerekiyor.

  • Abdullah Öcalan, daha önceki değerlendirmelerinde de hep demokrasiyi öne çıkardı. Fakat bu son başlayan sürece baktığımız zaman hemen hemen bütün görüşme sonrasında heyetin aktardıklarında demokrasi vurgusu öne çıktı. Bu Cumhuriyet’in demokratikleşmesinden aslında bahsetti sürekli bu vurguyu öne çıkardı. Şimdi sizin de ifade ettiğiniz gibi balyozlarla demokrasiyi getirmeye çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bu mevcut durumda demokrasiyi nasıl koruyabiliriz? Halk olarak, toplum olarak, Kürtler olarak nasıl demokrasinin güvencesi olabiliriz? Çünkü mevcut iktidarın, mevcut devletin demokrasiyi getirmeyeceği ya da demokrasiyi genişleteceği, koruyacağı bir durum yok göründüğü kadarıyla. Fakat halk bunun nasıl geliştiricisi olabilir, neler yapabilir bu anlamda?

Burada çok ciddi bir paradigmasal değişime ihtiyaç var. Başta onu söylemek lazım. Çünkü sadece Türkiye Cumhuriyeti ile başlayan bir süreç değil, böyle bir devlet geleneği var, devletçi bir kültür var. Özellikle de topluma sindirilmiş, yedirilmiş. Baskıyla, katliamla, bunu ben sadece Kürt halkı açısından söylemiyorum. Genel anlamda bu coğrafyada, Anadolu coğrafyasında böyle uzunca yıllara dayanan, binlerce yıllara dayanan bir devlet geleneği var, Türk devlet geleneği var. Bu devlet geleneği iktidarı öyle şekillendiriyor ki, herkes biraz hep iktidara bakan pozisyondadır. Hep böyle devlete bakan pozisyondadır. Bu mesela çok ciddi bir demokrasisizliği ifade ediyor. Bence oradan başlamak lazım. Halkların kendi gücünü tanıması, demokrasi benim irademden geçer, demokrasi benim karar gücü olmamdan geçer diyen bir kültürün ortaya çıkması lazım. Burada tabii ki devleti tümden inkar eden, devlet gerçekliğini yok sayan, o da mesela ayrı bir uç oluyor. Böyle bir realite var ama bu realite ile nasıl demokratik bir denge ile birlikte yaşayabiliriz? Bu çok önemli bir nokta.

Şimdi mesela bizim coğrafyamız, özellikle Ortadoğu toplumlarında hep bu var. Bu kültürden çok uzak. Mesela şimdi demokrasi deyince ilk akla gelen şey nedir? İşte diyelim ki zamanında seçimlerin yapılması, oy sandıklarının kurulması, seçimlerde gidip insanların işte istediği partiye rahatlıkla oy veriyor olup olmaması vs. Mesela bu demokrasi deyince ilk yerden mesela bu işte temsili demokrasi deniliyor buna zaten. Devletle bağdaştırarak devlete göndereceği temsilcilerini seçmesi. Bununla sınırlı kalan bir durum. Ama onun ötesinde mesela bu devlet senin ekonomini belirliyor. Bu devlet senin yaşamını belirliyor. Bu devlet senin sağlığını belirliyor. Bu devlet mesela senin çocuğunun nasıl okuduğunu ona verdiği aklı belirliyor aslında. Çocuğuna bir akıl veriyor. Böyle nasıl desek yaşamın bütün detaylarına inerek mesela belirleyici bir pozisyon kazanmış bir devlet gerçekliği var. Şimdi mesela anti demokrasi zaten burada başlıyor. Ama diyelim ki o toplum da ona teslim etmiş. Aile de çocuğunu devlete teslim etmiş bu biçimiyle. Sağlığını devlete teslim etmiş. Eğitimini devlete teslim etmiş. Şimdi bu ne kadar demokratik?

Bir yol yapacak mesela, kendi mahallesinin yoludur; bunu devlete teslim etmiş. Yahut da işte bugün Kürdistan’da da var, Türkiye’de de var. Son süreçlerde mesela binlerce yıldır o halk o coğrafyada o güzelim coğrafyada güzelce yaşamış. Şimdi birden bazı şirketler geliyor oraya, kendi maden şirketini konduruyor. Karar verici odur. Devlet ona onay vermiş. Şirket de gelmiş, onun yaşam alanına girmiş, yerleşmeye çalışıyor ve kirletmeye çalışıyor ve zehirlemeye çalışıyor. Bu kadar yaşamın her yerine müdahale eden merkezi bir devlet sistemi yönetim biçimi söz konusu. Burada mesela demokrasi yok. Demokrasi o zaman nerede ortaya çıkar? Yerelleşerek. Yereldeki toplumun kendi iradesini ortaya koyması, yereldeki toplumun kendi kabullerini ortaya koyması, kendi retlerini ortaya koyması. Ben burada maden istemiyorum diyebilmesi mesela. Bunun için günlerce evet eylemini gerçekleştirebilmesi mesela son süreçte gerçekten bu anlamda çok olumlu eylemler de oldu. Hani ben sadece bu açıdan da demiyorum.

Bir devlet gerçekliği bir de yerel demokrasi gerçekliği var

Mesela örneğin o gün Bilgi Üniversitesi kapatıldı, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle bir gün kapatıldı. Birkaç gün sonra tekrardan açıldı. Öğrenciler, profesörler, demokratik kesimler bir direnç gösterdi. Bir hak mücadelesi içerisine girdi ve tekrar üniversiteyi açtılar. Mesela bu çok önemli bir şey. Onu devletin iradesine bırakmadı. Mesela bu demokratik bir mücadele ve kazanımdır. Bunlar çok önemli.

İşte bunu eğitim alanından tutalım sağlık alanında… Mesela insan sağlığına müdahale eden ve kendine göre kararlar alan değil mi? Ve politikalarını tamamen devlet belirliyor. Niye toplum kendi yerelinde sağlık politikasını kendisi belirlemesin? Bu daha iyi bir şey değil midir? Bu devletin de  yükünü hafifleten bir gerçeklik değil midir? Toplum da kendi yerelinde, mesela Marmara bölgesindeki insanlar… En genel anlamda bölgesel gerçeklik olarak söylüyorum. İşte diyelim ki Kürt halkının yaşadığı bir coğrafya var. Oradaki insanlar mesela kendi yerelinde bunu yapabilirler. Bir Karadeniz’in kendine has bir bölgesel yerel gerçekliği var. Bir Akdeniz öyledir. Hani bunlar artırılabilir de eksiltilebilir de, hiç sorun değil. Ama önemli olan yerel demokrasinin gelişmesi. O yerel demokraside toplumun mesela politika üretmesi, karar alıcı olması. Bunun sınırları da bellidir. Bir merkezi devlet vardır, bir de yerel demokrasi gerçekliği vardır. İşte Önderlik buna demokratik toplum diyor zaten. Demokratik toplum dediğimiz mesela o da kendisinin kendi yaşamını ilgilendiren hususlarla ilgili diyelim ki belli düzeylerde karar alıcıdır, uygulayıcıdır. Belli düzeylerde, bunlar anayasa tarafından da zaten belirlenir sınırları, belli düzeylerde anayasada belirlenir. Merkezi devletin rolü nedir, neleri yapacak, nereye kadar yapacak? Bunlar Türkiye halkları tarafından, Kürt halkı tarafından, kadınlar tarafından, kadınlar açısından da mesela bunlar çok önemli hususlardır. Kadınlar mesela diyelim ki kendileriyle ilgili kararları nasıl alacak? Bu da demokrasinin çok önemli bir yanıdır.

Şimdiye kadar devletler karar almış. Şimdiye kadar erkekler hep kadınlar için karar alıcı olmuş. Aileden başlamış, okuldan işte diyelim ki evlenmiş, evliliği içerisinde böyle. Bütün bir hayatı hep böyle erkeklerin karar alıcılığıyla mesela gelişmiş. Burada da mesela muazzam bir antidemokratik yaşam gerçekliği var. Dolayısıyla kadınların da hani bütün buralarda karar alıcı olması, özellikle de kendisiyle ilgili hususlarda karar alıcı olması. Bunların hepsi mesela demokrasinin temel taşlarını oluşturur. Bu yüzden de süreç açısından hep bunu değerlendiriyoruz. Süreç açısından da baktığımızda sürecin gelişiminde mesela halkların iradesi, tartışması, barış iradesini ortaya koyması özellikle de anaların bu konuda, ister barış anaları olsun, barış anaları bir örgütlülük içerisinde, isterse de o örgütlülük içerisinde değil ama bir anadır. Her ananın bir iradesi vardır tabii ki. Çocuklarıyla bağlantılı, çocuklarının geleceğiyle bağlantılı olarak bir iradesi vardır. Dolayısıyla bütün bunların da bir demokratik kanala akması, bir irade gücü. Niye mesela analar bir karar gücü olmasın değil mi? Kendi çocuklarının geleceğiyle ilgili, barışla ilgili en başta karar verici olması gereken kişiler analardır.

Mesela bunların her birinin özgürlükler, farklılıklar, bütün bunların bir politik güce ulaşması, ortak karar veren bir pozisyonda olması, yerelden bütün bunların mesela birbiriyle örülerek büyütülmesi tabii ki çok önemli olacaktır. Türkiye’de olmayan, aslında birçok devlette de yok ama Türkiye’de bu daha aşırı merkezi bir noktadadır. Bunun mesela aşılması kesinlikle buradan. O zaman biz kaderimizi sadece iktidara teslim etmeyeceğiz. O zaman biz kaderimizi sadece devlete teslim etmeyeceğiz, işte deyin ki bir kesim olumlu yaklaşıyor, bir kesim olumsuz yaklaşıyor. O zaman biz kaderimizi işte bu olumlu, olumsuz bunlara teslim etmeyeceğiz. Neden? Toplumun bir iradesi vardır. Halkın bir iradesi vardır. O belirleyici bir pozisyon kazanacaktır.

Yerel yönetimlerin ve yerel demokrasinin aslında gelişmesi demokrasinin teminatı olur diyebiliriz o zaman.

Tabii, kesinlikle böyledir. Bununla bağlantılı güncelde de şunu da şöyle bağlayabiliriz. Hani biraz önce CHP sorusu da soruldu. Daha öncesinden HDP’nin, DEM Parti’nin belediyelerine kayyum atanmıştı zaten. Buradan başlayarak ilerleyen bir saldırı süreci vardı yerel demokrasiye dönük olarak. Geçen yıldan bu yana CHP’nin belediyelerine dönük yapılan saldırılar var. Buradan da baktığımızda aslında merkezi yönetimin yerel demokrasiye, yerel iradeye yönelik çok yönlü saldırıları var. Bazılarını satın alıyor, bazılarına kayyum atıyor, bazılarını direkt AKP’ye, parti değiştirerek oranın üyesi haline gelmeye başlıyor. Birçok yol yöntemle aslında yerelin iradesine müdahale eden bir tutum var.

İnançsızlık da yaratılmaya çalışılıyor aslında. İnsanlar hep biz seçime gidiyoruz fakat seçimden sonra devlet kimi istiyorsa onu iktidara getiriyor, onu yönetime getiriyor şeklinde bir yaklaşım açığa çıkıyor. Ve bu halkta hem seçimlere hem de demokrasiye olan inancı da büyük oranda zedeliyor.

Tabii toplumun iradesini kırıyor aslında. Toplumun seçme ve seçilme iradesini kıran bir yaklaşım. Temsili demokrasiyi orayla sınırlı ele almayalım ama bu da çok önemli bir şey. Oradaki iradeyi de sen bu biçimde kırarsan, zaten o temsili dediğin demokrasi de ortada kalmıyor. Ama onu da aşan tabii ki bir yerel demokratik kültürün de oluşması önemli.

  • Değerlendirmeleriniz arasında aslında devletin bir politika olarak uyguladığı JES projelerine ve maden şirketlerinin projelerine de değindiniz. Son zamanlarda özellikle Kürdistan’da büyük bir artış yaşandı. Kürt halkı daha öncesinden savaşın sıcak devam ettiği süreçlerde sürekli ormanların yakılmasından, Kürdistan dağlarının, köylerin yakılmasından muzdaripti, şikayetçiydi. Fakat böyle bir süreç başladı. Bu süreçte de JES projeleri ve şirketler, maden şirketleri bir rant projelerine başladılar. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca buna karşı müthiş de bir direniş var tabii ki de onu da görmek gerekiyor. Hem bu direnişi hem de bu saldırıları nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Dediğiniz gibi mesela savaş sürecinde ormanlar yakılıyordu bilinçli bir şekilde. Ormanlar yakılıyordu, ağaçlar kesiliyordu. Şimdi ağaç kesimi süreci hâlâ da devam ediyor. Bu biçimde bir Kürdistan doğasına dönük bir saldırı ve savaş vardı aslında. Savaş fiili olarak durmuş. Savaş eski biçimiyle durmuş ama yeni biçimde devam ediyor. Şimdi o yüzden mesela belki de savaş kavramını da gerçekten yeniden tartışmak gerekiyor. Mesela diyelim ki bir maden ocağının bir doğaya verdiği zararı insan savaştan ayrı değerlendirebilir mi? Savaşın verdiği zarardan, onun yarattığı düzeyden insan farklı olarak ele alabilir mi? O altın madenleridir, bilmem işte o JES projeleridir. Türlü türlü projeler var. Şirketlerin böyle halklara karşı doğaya karşı bir savaş niteliğinde aslında saldırdığı bir gerçeklik var. O yüzden savaş bir biçimde devam ediyor da diyebilir insan. Farklı bir biçimiyle. O yüzden buna karşı da bir barış mücadelesi yürütmek lazım. Çünkü doğaya karşı savaşın geri dönüşü de yok. Geri dönüşü gerçekten de yok. Sürekli diyelim ki işte bütün dünya çapında tartışılıyor bütün bunlar.

Kapitalizmin mesela doğaya verdiği zarar, insanın bu kadar tüketici bir varlık haline gelmesinin yaratmış olduğu sonuçlar. Bunlar hani çokça değerlendirdiğimiz hususlar tekrarlamak istemiyorum ama muazzam bir açgözlülük var. Bu açgözlülük böyle dediğim gibi işte geçmişteki o işte karşı karşıya cepheden savaş şeyi silahlarla yürüyen savaş gerçekliği durmuş ama mesela burada belki de o savaştan daha fazla zarar veren bir savaş durumu var. Biçimi değişmiş ama farklı biçimde bir ekolojik savaş var aslında. Ekolojik kırım var. Bu kavramlar çok önemli. Asla sıradan öyle normal ele alınacak bir biçimde ele alınmamalı. Çünkü gerçekten doğaya verdiği zarar zaten birinci suçtur. Ama bir de bunun etrafında oradaki toplumun yaşamına çok büyük bir zarar veriyor. O toplumun sağlığına çok ciddi bir zarar veriyor. O toplumun geleceğine dönük çok ciddi zararlar veriyor. Mesela düşündüğümüz zaman en basitinden insanların soluduğu hava, içtiği su, üzerinde yürüdüğü toprak, ne bileyim tarım yapıyor değil mi? Bütün bunların hepsi zehirleniyor zaten. Giderek insan bu üretim kültürünü ortadan kaldırıyor.

İkincisi orada bir sosyalite var, bir toplumsal yaşam var, sosyal yaşam var. Hani komün demesek bile ama komünaliteye yakın daha dayanışmacı bir yaşam gerçekliği var. Ne yapıyor? Bunu ortadan kaldırıyor. Ve giderek bu süreklileştikçe süreklileştikçe zaten insanlar yaşayamaz hale geliyor. Soluk alamaz hale geliyor. Tarım yapamaz hale geliyor. Hayvanlarını otlatamaz hale geliyor. İnsanlar sağlıklı yaşayamaz hale geliyor. Stres artıyor. Velhasıl artık ne oluyor? Mesela kendi topraklarından göçmek zorunda kalıyorlar. İşsiz kalıyorlar, aç kalıyorlar, hasta düşüyorlar, yaşayamaz hale geliyorlar. Hayvanlar yine öyle, o ortam içerisinde yaşayan bütün canlılar açısından mesela çok ciddi tabii ki sorunlar ortaya çıkıyor. Kırım. Şimdi dolayısıyla hem doğanın yaşamına karşı ama hem de toplumun yaşamına karşı çok ciddi bir şey. O nedenle bunu da biz bir soykırım politikası olarak da Kürdistan’da uygulanan bu saldırıların hepsini soykırım politikasının bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Bunun için de savaş niteliğindedir. Silahla öldürmüyor ama zehirle öldürüyor. Silahla mesela diyelim ki göç ettirmiyor, eskiden köyleri yakıyorlardı. İşte diyelim ki baskıyla, zulümle, her türlü işkenceyle insanlar göç etmek zorunda kalıyorlardı. Bu sefer böyle yapmıyor ama işte bunlar yoluyla bunu yapıyor.

Ekolojik mücadele demokrasinin çok ciddi bir yanını temsil eder

Bunun mesela soykırımdan ne farkı var? O yüzden hem Kürt halkına hem de genel anlamda tabii ki Türkiye halklarına karşı uygulanan böylesi politikalar çok yoğundur. O zaman buradaki o kırım politikalarını görmek ona dönük olarak da çok ciddi politika oluşturmamız gerekiyor. Ekolojik politikaların ortaya konulması çok önemlidir. Tabii ki bu anlamda dediğiniz gibi ortaya çıkan direnişler var. Gimgim’da mesela çok önemli direnişler oldu. Çeşitli yerlerde mesela buna dönük eylemler oldu, Dersim’de oldu. Farklı şehirlerde eylemsellikler oldu. Ciddi bir duyarlılık böyle günbegün ortaya çıkıyor. Çok anlamlıdır. Çok önemlidir. Bu anlamda bu direnişin zaten hem süreklileşmesi hem de derinleşmesi lazım. Bütün bir toplum şu kesim bu kesim demeden mesela diyelim ki örnek orada bir maden şirketi yapılıyor.

O maden şirketinin verdiği zarar, zehirlenme sadece örneğin işte diyelim ki örnek olarak söylüyorum, sadece CHP’lilere zarar vermiyor. Sadece DEM Partililere zarar vermiyor. AKP’lilerin orada yaşayan insanlar mesela AKP’lidir AKP’ye oy veriyor. Onlara da zarar veriyor. Onlara da etkiliyor. Şuna zarar vereyim buna zarar vermeyeyim diye ayırt ettiği bir şey yoktur. Pusulası yoktur. Dolayısıyla ekolojik sorunlar ve ekolojik yıkım karşısında gerçekten herkesin el birliğiyle bir mücadele etmesi gerekiyor. Burada da siz parti aklını aşmak dediniz. Çözüm süreci açısından da bu çok önemli bir şeydi. Çözüm sürecinin, çözümün gelişmesi açısından nasıl parti aklını aşmak gerekiyorsa ekolojik kırımı, ekolojik saldırıları aşmak açısından da parti aklını aşmak gerekiyor. Hiç bu AKP’liymiş bu bilmem neymiş demeden o toplumdaki bütün kesimlerin böyle el birliği içerisine girmesi lazım. Bu bence çok önemli bir şey. Buradan yola çıkarak da mesela o şirketim oraya zarar vermesini, senin yaşamına zarar vermesini engellemek gerekiyor.

O doğaya, o hayvanlara zarar vermesine izin vermemek lazım. Bu bence çok önemli. Bu da neyi gerektirir? Bu ekolojik bir politikayı, aslında demokratik ekolojik bir politikayı gerektirir. Bu mesela çok önemli. Demokrasinin de mesela çok önemli yanlarından birisidir. Bu açıdan da baktığımızda ekolojik mücadele de demokrasinin çok ciddi bir yanını teşkil eder böyle de. Bunları daha fazla geliştirmek lazım. Bu eylem yelpazesini daha genişletmek gerekiyor. Buna katılan kesimleri çok zenginleştirmek gerekiyor. Bu anlamda birbirine güvenmek gerekiyor. Ne kadar dayanışma, birlik olunursa bilelim ki orada o zaman bu kapitalist şirketler böyle maddi çıkarlarla şeye zarar vermek isteyen, doğaya, insana, topluma, yaşamımıza, geleceğimize zarar vermek isteyen kesimleri biz durdurabiliriz. Biz onları engelleyebiliriz. Buna gücümüz vardır.

  • Nöbet eylemleri aslında gerçekleşti bu JES projelerine karşı yine maden şirketlerine karşı. Şunu da söyleyebilir miyiz aslında bir komün örgütlenmesi oluştu. O direnenlerin yaşamlarına baktığımızda birlikte oturup kalkmaları, örgütlülük, birlikte yemek yemeleri, birlikte bir direniş sergilediler ve aslında bunun etrafında bir ekoloji komünü oluştu denilebilir mi?

Bazen bazı kavramları çok karmaşıklaştıran bir realite var. Komün dediğimiz şey de o kadar sadedir aslında. O kadar yaşamımızın içerisindedir. Önderliğimiz komün örgütlenmesini uzunca yıllardan beri zaten savunmalarda da ortaya koymuştu. Politik bir strateji olarak da ortaya koymuştu. Bu son görüşmelerle birlikte bir buçuk yıldan itibaren de daha odaklı bir biçimde komünler komünü, komün örgütlülüğünü ifade ediyor. Bu açıdan baktığımızda bir eleştiri olarak da mı söylesek? Toplumda; mesela Kürt toplumunda, Anadolu toplumunda, Ortadoğu toplumlarında mutlaka bir komünal öz vardır. Bu zaten binlerce yıldır bu toprakların bir kök hücresidir. Bugün biz toplum olarak da hâlâ da insan olarak da yaşayabiliyorsak, bu komün kültürünün bizde kalmış olan kalıntılarına borçluyuz tabii ki. Şimdi dolayısıyla siz örnek olarak orayı verdiniz, o dediğinize ben katılıyorum. Orası aslında doğallığında bir ekoloji komünü oldu.

Ama bunun için çok farklı bir şey mi yapıldı? Yeni bir icat, yeni bir keşif mi yapıldı? Hayır. Ne yapıldı? Bir dayanışma ortamı yaratıldı. Bir mekanda birleşen bir amaç, bir hedef doğrultusunda bir insan grubu birleşiyor. Bir şeye karşı bir mücadele gerçekleşiyor ama sadece mücadele değil. Orada o mücadelesini yaparken bir yaşamı da var, süre giden bir yaşamı var. Yemeğini yapıyor, çayını yapıyor, pratik işler var, onları yapıyor. Onu yaparken mesela diyoruz ki sen bu işi yap, sen bu işi yap, gel bu işi birlikte yapalım. On kişi yapalım, beş kişi yapalım derken burada bir de birlikte karar vererek bunları yapıyorlar. Bunların hepsi bir komün yaşamıdır, bir komündür. Bunu mesela daha profesyonel bir düzeye getirelim. Diyelim ki orada o insanların, bir araya gelen insanların şeyi politik bir duruştur zaten. Ama onu mesela diyelim ki bir de karar gücüne ulaştırsınlar değil mi? Toplantılarını yapsınlar, o toplantılarda karar alsınlar, planlama çıkarsınlar. Bu planlamaya göre mesela şöyle yapalım, böyle yapalım, buna göre iş bölümünü gerçekleştirsinler.

Yerel demokrasi budur, o kadar konular birbirine bağlantılı ki. Komün budur aslında, komün budur. Yerel demokrasi denilen budur, demokratik toplum dediğimiz budur. Hiç böyle orada burada aramaya, hiç yapamayacağımız bir şeyi, ya acaba ne yapalım, ne edelim diye böyle yana yana aramaya gerek yok. Gerçekten tam da yanı başımızda, tam da içimizde, tam da hani vicdanlı, ahlak sahibi olan toplumlar ve insan gerçekliği Ortadoğu’da bitmemiştir. Kürdistan’da bitmemiştir, Anadolu’da bitmemiştir. Bunlar böyle gerçekten çok diri bir biçimde yaşıyor. Biz bunu görüyoruz, mücadele eden insanlarda da görüyoruz. Böyle kendi halinde yaşayan toplumlar var, onlarda da görüyoruz. Çok tertemiz diyorlar ya, temiz Anadolu çocuğu. Gerçekten mesela sen Anadolu’nun böyle birçok köyüne git ya da diyelim ki şehirlerin böyle gecekondu mahalleleri, hani böyle fakir yerlerine gidelim, o ahlak, vicdan yaşıyordur. Ama ne eksiktir? Bunu demokrasiyle bütünleştirmek, bunu komün örgütlenmesiyle bilinçli bir biçimde birleştirmek, bunun örgütlülüğünü yaratmak eksiktir.

O yüzden ekolojik mücadelede açısından söylediniz, bu çok önemli bir örnek. Aslında deneyim ifade ediyor. Bence bu deneyim içerisinde olan, işte ekolojik komün olarak da ifade edebileceğimiz, oradaki insanların bunu mesela her düzeyde geliştirmesini ben çok önemli görüyorum. Bunu daha fazla kamuoyuyla paylaşabilirler bu deneyimi orada ortaya çıkan. Mesela bir Gezi direnişi oldu değil mi? O Gezi direnişinde de bir dönem Taksim Meydanı’nda öyle ortak bir deneyim ortaya çıktı. Ortak yaşam, komün yaşam deneyimi ortaya çıktı. Bunlar niye öyle dönem dönem ortaya çıksın? Bunu biz böyle dönemsel değil de yaşamımızın bir süren gerçekliğine dönüştürelim. Her an yaşadığımız bir örgütlenme biçimi olsun. Hep böyle yaşayalım. Ailemizin içinde böyle yaşayalım değil mi? Aşiretimizin içinde böyle yaşayalım. Mahallemizde mesela böyle yaşayalım. Belediyelerde bunu yapalım. Önderlik hep söylüyor, belediye komündür. Belediye Avrupa topraklarına komün kültürü şöyle diyelim, komün kültürünün Avrupa coğrafyasına, Avrupa topraklarına ulaştığında adı belediye oluyor. Ama aslında yerel demokrasidir. Yerelin kendi kendine karar alabildiği komün gerçekliği olarak ifade edilebilir.

  • Yerelin güçlendirilmesinden, yerel demokrasiden bahsettik. Tabii ki öz savunma da bunun en büyük kollarından biri, en önemli kollarından da biri özellikle kadınlar açısından. Suriye’de demokratik entegrasyonun tartışıldığı, uygulamaya başlandığı bir süreci yaşıyoruz. Fakat YPJ’nin statüsü tartışmalı, kabul edilmiyor. YPJ kendisi de bir hamle başlattı hepimiz YPJ’liyiz adıyla. Siz KJK olarak da hamleyi desteklediğinize dair kamuoyuna yazılı bir açıklama yapmıştınız. Buna dönük neler söyleyebilirsiniz?

Bir önceki konularla bağlantılı bir biçimde giderek YPJ’yi cevaplandırayım. Suriye açısından da Rojava’da tabii ki çok ciddi bir öz yönetim deneyimi ortaya çıktı. Rêveberiya Xweser biçiminde yaklaşık 14-15 yıl boyunca halk kendi kendini yönetti, yürüttü. Devlet olmadan bir halk kendi yaşamını nasıl idare eder, nasıl yürütür, yönlendirir? Aslında gerçekten bunun muazzam bir laboratuvarı olduğu, deneyimi olduğu, birikimi olduğu bu. Kadınlar açısından da böyledir. Bu bir bütün toplum açısından da böyle. Gerçekten o deneyim çok önemlidir. Tabii belli bir aşamaya geldikten sonra, Ocak ayında da yapılan anlaşmalarla birlikte entegrasyon dediğimiz süreç hayata geçiyor, adım adım geçiyor. Tabii biz böyle gelişmelere de baktığımız zaman aslında strateji demokratik entegrasyondur. Devletin demokratikleşmesi, Cumhuriyet’in demokratikleşmesi, yerel toplumun da buna entegre olması. Rêveberiya Xweser, öz yönetim dediğimiz, Rojava’da ortaya çıkan halkın iradesinin buna demokratik temelde entegre olması, yaklaşım esas da budur. Fakat ortaya çıkan entegrasyonda tabii ki problemler gözüküyor. Bunlar yansıyor.

Suriye devleti bulduğu her fırsatta, basına yansıyan, basında da değerlendirilen, oradaki yetkililer tarafından da değerlendirilen hususlar, tartışma başlangıçta farklıdır, planlamalar farklıdır, ortaklaşılan hususlar farklıdır. Fakat pratikleşme aşamasına geçildiğinde bakıyoruz ki orada devlet böyle kendi merkezi ağırlığını ortaya koyan ve aslında o demokratik toplumun, oradaki toplumun iradesini, kadınların iradesini aşındıran, buradan aslında bulduğu fırsatları kendi çıkarlarına göre kullanmak isteyen bir tutum içerisinde olduğu görülüyor. Bu çok tehlikeli tabii ki. Bu yaklaşım en başta aslında Şara Hükümeti’nin kendisini çökertir. Bunu söyleyelim. Çünkü Esad Hükümeti niye çöktü gitti? Bunun bir nedeni var. Bunun bir sosyolojik nedeni var, bir tarihsel nedeni var. Yönetim biçimiyle alakalı olan bir nedeni var. Önderliğimiz aslında sol Baas gitti, sağ Baas geldi. Sakallı Baasçılar geldi. Bu Baas çizgisinin bir devamıdır. Biz mesela böyle de okuyoruz bu yaklaşımları. Şimdi bu Baas çizgisinin kendisi iflas etti. Bunu Esad rejiminin gidişiyle zaten görmüştük.

Bunu bu biçimiyle devam ettiren, HTŞ çizgisi, biraz daha radikal İslamcı çizgi dediğimiz şeyle devam ettirmeye çalışan bir gerçeklik var. Bunun da tutunamayacağı açıktır. Şu an iktidarda olabilirler. Dış güçlerden destek alıyor olabilirler. Bölgedeki dengelerden faydalanıyor olabilirler. Ama burası burası Ortadoğu. Gerçekten taşlar yerli yerine oturmamış. Ortada 60 milyonluk bir Kürt dinamiği var. Bu dinamiğin çok önemli bir bölümü de Rojava devrimi, Rojava gerçekliği içerisinde kendisini ifade etmiş bir dinamik ki bu dinamiğin öncüsü de diyebileceğimiz bir pozisyon içerisinde. Dolayısıyla tabii ki Şara Hükümeti böyle yapmamalı. Böyle basitleştirici, oradaki demokratik toplum iradesini boşa çıkartan, hani dilden tutalım, kültürden tutalım, kadın boyutuna kadar tekrar böyle devlet hakimiyetini kurma temelinde bir yaklaşım içerisine girmemeli. Tam tersine demokratik entegrasyon temelinde ele alması tabii ki Şara Hükümeti’nin kendi geleceği açısından da önemli olacaktır. Eğer ki bir geleceği olacaksa bu gelecek ancak kendisini demokratikleştirmesi temelinde olabilir. Halklara demokratik yaklaşması temelinde olabilir. Başka bir geleceği de yoktur.

YPJ’yi yok saymak Suriye hükümetinin haddi değildir

Bir de bunun mesela çok önemli bir yanı kadın boyutudur. Özellikle de YPJ boyutudur. YPJ sadece Rojava’da bulunan Kürt kadınlarının öz savunma örgütü değildir. Muazzam bir evrensel güç olmuştur. Kendisini muazzam bir evrensel güç haline getirmiştir. Aslında dünya halkları Rojava’yı Kobanê’den tutalım, Qamişlo’dan tutalım, Minbic’ten, Rakka’dan, orada bir devrim DAİŞ’e karşı bir mücadele gerçekliği ve orada ortaya çıkan bir devrim gerçekliği oldu. En çok da mesela YPJ ile bu devrim görünür hale geldi. YPJ gerçekliği ile neden? İşte kadın devrimciliği, kadın savaşçılığı, DAİŞ gibi mesela bu kadar vahşi bir çete örgütüne karşı cesaretle mücadele eden. Aslında gülerek diyelim ki ölüme giden bir kadın savaşçı gerçekliğini ifade etti YPJ. Böyle bir miras üzerinden yükseldi, bir kimlik haline geldi. Bu bütün dünya kadınlarının bir öz savunma kimliği olarak ortaya çıkar. Bütün Ortadoğu kadınlarının öz savunma gerçekliği olarak, kimliği olarak kendisini ifadelendirir. O yüzden tabii ki YPJ’nin demokratik entegrasyonda iradesinin tanınmaması, görülmemesi tabii ki asla kabul edilemez. Bunu hiçbir kadın kabul etmez.

YPJ kendi aslında statüsünü yaratmıştır, kendi kimliğini yaratmıştır. Fiili olarak ortaya çıkan böyle bir irade vardır. Bunu geriletmek, bunu yok saymak Suriye hükümetinin haddine değildir. Suriye hükümetinin haddine değildir. Onlar mesela bunun kararını veremezler tabii ki. Rojava sınırları içerisinde YPJ’nin bunun mücadelesini vermesi çok önemli bir şey. YPJ bunun iradesini zaten ortaya koyuyor, değerlendiriyor, bunun mücadelesini veriyor, yürütüyor. Ama Ortadoğu’daki kadınlar olarak, hem Kürdistan’ın tüm parçalarındaki Kürt kadınlar olarak, hem Ortadoğu kadınları olarak, hem de dünya kadınları olarak tabii ki YPJ’yi yalnız bırakmamamız gerekir. YPJ nasıl kızgın savaş içerisinde bütün kadınlar adına bir mücadele verdiyse ve o anlamda bütün kadınların onurlu kimliğini ifade ettiyse, ortaya koyduysa elbette ki şimdi de bütün dünya kadınlarının onu kendi onuru olarak, kendi kimliği olarak, kendi varlığı olarak görmeli ve sahip çıkmalı. Çünkü varlığın devamı gerçekten savunmadan geçer. Savunmasız bir varlık yoktur dünyada. Bu kadın açısından da geçerli. Dolayısıyla YPJ’nin başlatmış olduğu bu kampanyaya bütün kadınların çok aktif bir biçimde katılması, bütün Kürt kadınlarının en başta çok aktif bir biçimde katılması, sahiplenmesi ve bulundukları bütün coğrafyalarda diğer kadınları da buna katabilmesi, dahil edebilmesi tabii ki çok çok önemlidir.

  • Bizim bu süreçteki kadın mücadelesinde kazanmış olduğumuz bu mevziyi sonuna kadar sahiplenmemiz ve onun şöyle diyeyim yeni bir devlet şekillenirken, devlet demokratik bir temelde şekillenirken kadınların savunma statüsünü ortaya çıkarma anlamında. Bugün YPJ’dir ama yarın öbür gün Türkiye olabilir, yarın öbür gün Almanya olabilir, yarın öbür gün başka bir ülke olabilir ama kadınların kendisini korumaya aldığı özel bir statünün anayasalarda, yasalarda mutlaka ortaya konulması lazım. Bu çok önemli bir şey. İşte bunun ilk adımlarını biz YPJ ile birlikte atabiliriz. Suriye yeniden şekillenirken YPJ’yi ne kadar sahiplenirsek, ne kadar politik öz savunma olgusu olarak, kimliği olarak sahiplenirsek ve bütün kadın mücadelelerine mal edebilirsek elbette ki devletin kendisi içerisinde de, anayasanın kendisi içerisinde de çok önemli bir değişim dinamiğini yaratabiliriz. Bu açıdan önemlidir. Sorduğunuz soru vesilesiyle de bütün dünya kadınlarını, bütün Kürt kadınlarını, bütün Ortadoğu kadınlarını YPJ’yi böyle çok güçlü bir biçimde sahiplenmeye ve mutlaka bu konuda savunma statüsünü kazanıncaya kadar bu mücadeleyi büyütmeye çağırıyorum.
  • Son olarak sizin belirtmek istediğiniz bir şey varsa sözü size bırakalım.

Haziran ayına girerken, Haziran ayı da aslında kadın fedai şehitler ayıdır. Biz böyle de ele alıyoruz. Gûlan arkadaş, Sema Yüce arkadaş, Zilan arkadaş şahsında, fedai eylemler gerçekleştiren kadın şehitlerimiz şahsında Haziran ayını bu biçimde ele alıyoruz. Tabii ki fedai gerçekliğini sadece bir savaş gerçekliği olarak ele almıyoruz. Fedailik bir aslında komünal yaşam biçimidir. Komünalliktir. Doğru yaşamdır. Özgürlüğe aşık olmaktır. Böyle de ele alıyoruz. Bu anlamda önümüzdeki süreci bu fedai şehitlerimizin yol göstericiliğinde, onların öncülüğünde bu biçimde yeniden kendimizi ele almak, kadın mücadelemizi bu anlamda daha güçlendirmek ve toplumdaki dönüşüm mücadelesini bu temelde Zilan’ın anlamlı yaşam çizgisi, Sema Yüce’nin mücadele çizgisi, heval Gûlan’ın mücadele çizgisi, bunlarla birlikte kadın özgürlük mücadelesini gerçekten güçlendiren, başlatmış olduğumuz bir hamle vardı, şimdi kadın zamanıdır.

Bu perspektifle şimdi kadın zamanıdır hamlemizi, tam da işte fedai şehitlerimizin özgürlükçü çizgisiyle daha da güçlendiren eylem, etkinlikler, anmalar bu temelde daha da anlamlandıran bir sürece dönüştürelim. Önümüzdeki süreci bu temelde de ele alalım ve bu büyük şehitlerimize böyle layık olabilelim. Bu vesileyle ben şehitlerimizi, Haziran şehitlerimizi de minnetle anıyorum. Bu temelde hem toplumsal mücadelemizde hem bir bütün mücadelemizde onları en güçlü bir biçimde yaşatmanın mücadelesini büyütelim diyorum.

HABER MERKEZİ

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

ShareTweet
Previous Post

Yarım bıraktığınız her şey enerjinizi gizlice emiyor…

Next Post

Mali rapor vehameti gözler önüne serdi; TCDD’nin 2025 zararı 35,5 milyar TL

Related Posts

Sağlık emekçileri bir günde 500’ü aşkın hastaya bakıyor
Kürt Meselesi

Sağlık emekçileri bir günde 500’ü aşkın hastaya bakıyor

3 Haziran 2026
9 yıldır kızlarının cenazesini arıyor: Bir mezarları olsun
Kürt Meselesi

9 yıldır kızlarının cenazesini arıyor: Bir mezarları olsun

3 Haziran 2026
TMMOB panelinde ekoloji ve kadın mücadelesi tartışıldı
Kürt Meselesi

TMMOB panelinde ekoloji ve kadın mücadelesi tartışıldı

3 Haziran 2026
31 yıllık tutsak Erhan Kaya cezaevi önünde karşılandı
Kürt Meselesi

31 yıllık tutsak Erhan Kaya cezaevi önünde karşılandı

3 Haziran 2026
İşte nüfus belgesi: Ali’yi bırakın
Kürt Meselesi

İşte nüfus belgesi: Ali’yi bırakın

3 Haziran 2026
Gelenek ile modern arasında bir öykü
Kürt Meselesi

Gelenek ile modern arasında bir öykü

3 Haziran 2026
Next Post
TR724 HABER

Mali rapor vehameti gözler önüne serdi; TCDD’nin 2025 zararı 35,5 milyar TL

  • Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter

No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter