Amed Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu, açılış konuşmalarıyla başladı. Veysi Aktaş, yaptığı konuşmada Kürt meselesinin inkar politikalarıyla derinleştiğini belirterek, çözümün hukuk, demokrasi ve özgürlük temelinde ‘eşit ve ortak yaşamın inşası’ ile mümkün olabileceğini söyledi. Aktaş, tecridin sürmesinin demokratik müzakereyi zedelediğini ifade etti
Amed Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu, açılış konuşmalarıyla başladı. Belediyenin Ali Emiri Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen açılışa, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ile İmralı Sekretaryası üyesi Veysi Aktaş’ın yanı sıra çok sayıda davetli, siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.
Bakırhan: Onurlu bir barışın yolu Amed’den geçer
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, forumun kritik bir aşamada yapıldığını belirterek, barışın emek, akıl, cesaret isteyen büyük bir inşa süreci olduğuna dikkat çekti. Bakırhan, forumdaki başlıkların her birinin barışın birer parçası olduğunu kaydetti. Amed’in sıradan bir şehir olmadığını vurgulayan Bakırhan şöyle konuştu:
“Bir kenti kent yapan onun itirazıdır, vicdanıdır, tarihi yüktür. Birçok siyasetçi buradan önemli mesajlar verdi. Onurlu bir barışın, kalıcı bir çözümün yolu Amed’den geçer. Pek çok siyasi bilmecenin anahtarı, Amed’in iradesindedir. Bu Ankara’nın çözüm perspektifiyle buluştuğu an, bölgedeki en karmaşık sorunlarını çözecek perspektife ulaşır. Amed, Türkiye, bu coğrafyada yaşayan bütün halklar ve inançlar bunu hakkediyor. Bu şehir acıyı, sabrı, direnmeyi fazlasıyla biliyor. Ama bugün bunu birlikte tartışmamız gerekiyor. Acı, sabır ve direnişi çok biriktirdik. Artık bunları taşınmakla yetinmeyeceğiz, dönüştüreceğiz. Direnerek kazandıklarımızı, Demokratik Toplum ve Barış Süreci’nin harcı olarak inşa edeceğiz. Bu nedenle 5 gün boyunca söylenecekler temenni değildir, Türkiye’nin geleceğine yapılmış güçlü bir çağrı olarak görülmelidir.”
‘Asıl tehlike hakları yok saymaktır’
Kadeş Anlaşması’na işaret eden Bakırhan devamında şunları söyledi:
“Kadeş Antlaşması çok önemli. Çünkü neden barış olmalıdır sorusunun cevabı oradadır. Kadeş savaşın hiçbir şeyi çözmediğin, iki halkın geleceğinin bir birini tanıması üzerine kurulacağını kanıtlamıştır. Kadeş’i çiviyle yazdılar. Bizlerde bu yüzyılda aynı barışı hukukla, akılla, sağduyuyla yazabiliriz. Yeter ki savaşın çözmediğini barışın çözebildiğine inanalım. Cumhuriyetin en güçlü sözlerinden biri, ‘Yurtta sulh, cihanda sulhtur.’ Bu söz bize içeride de huzuru, adaleti, ve eşitliği kurma sorumluluğu yükler. Yurtta sulh ancak yurtta hukuk v eşitlikle mümkündür. Savaştan uzak durmak, toplumu yıkımdan korumak kazandıran bir cesarettir. Bir devlet toplumun hakikatine sırt çeviremez. Asıl tehlike hakları yok saymaktır. Bugün Türkiye’nin gerçek siyasi pergele ihtiyacı var. Bu pergel yerel demokrasiyi, adaleti, özgürlüğü birlikte çizmelidir. Mesele bir tarafın kazanıp, diğerinin kaybettiği, birinin dışarıda bırakıldığı, diğerinin bununla gurur duyduğu bir mesele değildir. Mesele her dilin kimliğin onurunu koruyan bir çözüm örtüsü kurmaktır. O örtünün ucunun bu ülkede yaşayan bütün renklere tutturan o yüce ortak aklın adıdır. Barışın yolunun hizmetkarı olmaktan onur duyarız. Gece gündüz barış için ter döküyoruz, çalışmalar yürütüyoruz. İnandığımız hakikatin peşinden gitmeye devam edeceğiz.”
Yüksekdağ, Demirtaş ve Mızraklı’dan mesaj
Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve eski Amed Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı, tutsak bulundukları cezaevlerinden foruma mesaj gönderdi.
Yüksekdağ: Barış ve özgürlük iradesi yerelden büyüyecek
Forumda emeği geçen herkese teşekkür eden Figen Yüksekdağ’ın mesajı şu şekilde:
“Şüphesiz varlığımızı tanımlayan politik coğrafyada, etkileşim içinde olduğumuz bölge ve dünyada yaşanan değişim sancısı, bizleri her yönüyle sorumluluk üstlenmeye, çözüm ve seçenek üretmeye yönlendiriyor. Türkiye, Kürdistan ve bölge gerçekliğini savaş, sömürü, kadın kırımı, doğa tahribatı, kışkırtılmış gerici şovenist düşmanlıklar ve güçlünün zayıfı ezdiği, hakkını gasp ettiği bir zemin üzerine kuranlar karşısında seçenek üretecek olan, şüphesiz ki halklarımız ve onun demokratik bilinç kuşanmış örgütlülüğüdür. ‘Herkes için, hep birlikte toplumsal barış ve özgürlük’ derken, canavarlar kuşatması altındaki yerel ve bölgesel habitat için eksen değiştirme, eksen belirleme amacına da işaret ediyoruz. Böyle bir amaca, iradeye ve sergilenecek her tür çabaya ne kadar ihtiyaç duyulduğu ortada.
Türkiye’den, Amed’den, Rojava’ya, Filistin’e, İran’a kadar halkların, kadınların, bütün kurtuluş özlemi taşıyanların barış ve özgürlük adına birleştiği bir hakikat, çağın kaderini belirleyecektir. Bu asla uzak bir hayal değildir; hepimize oturduğumuz mahalle, gittiğimiz okul, çalıştığımız tarla, fabrika, işyeri; katıldığımız miting-eylem, yattığımız zindan kadar yakındır. Bütün toplumsal yaşam, üretim ve etkileşim alanlarında barış ve özgürlük kavramlarının yükselen değerine dönüşmesi, yeni bir toplumsal örgütlenmeye ve sözleşmeye pratik zemin sunması mümkündür, gereklidir.
Gerçekleştirdiğiniz forumun, Türkiye halkları açısından hayati önem taşıyan bir süreçte, barışın toplumsallaşması çabalarına büyük katkı yapacağına inanıyorum. Toplumsallığın yerellikle eş anlamlı olduğunu düşünürsek, bu katkının anlamı daha öne çıkacaktır. Barış, özgürlük, demokrasi farkındalığının toplumun ana yaşam damarlarından kılcal damarlarına kadar yayılma iradesi temelden, yani yerelden büyüyecektir.
Etkinliğinizin, Sayın Başkan Öcalan tarafından başlatılan Barış ve Demokratik Toplum Süreci ve iradesini sahiplenen, güçlendiren bir verim ortaya çıkaracağına inanıyorum. Zira böylesi bir verim yükseltme etkinliğine çok ihtiyaç var. Umudu, yeni başlangıçları ve kurucu misyonu örgütlemek elbette kolay değildir. Ama her tür zorluk karşısındaki başarı deneyimlerimiz, rehberimiz ve güvencemizdir. Hepinize saygılarımı, sevgilerimi sunuyor; özlemle dayanışmayla selamlıyorum.”
Demirtaş ve Mızraklı: Onurlu barış arayışına katkı sunacağınıza inanıyoruz
Demirtaş ile Mızraklı’nın mesajı ise şu şekilde:
“Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu adıyla düzenlediğiniz anlamlı ve değerli buluşmanın başarılı geçmesini temenni ediyor, emeği gelen herkesi kutluyor, teşekkürlerimizi sunuyoruz. Yaşanan derin siyasal ve toplumsal çöküşten çıkışa ışık tutacak, yol gösterecek kıymetli tartışmalarla onurlu barış arayışına da büyük katkılar sunacağınıza olan inançla hepinize içten selam, sevgilerimizi gönderiyor, özgür yarınlarda bir arada olabilmeyi diliyoruz.”
Serra Bucak: Barışa katkı sunmayı önemsiyoruz
Amed Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Serra Bucak, belediye olarak toplumsal barışa katkı sunmayı çok önemsediklerini belirterek, bu noktada kendilerine destek verenlere teşekkür etti. Atanan kayyımlara dikkat çeken Serra Bucak, “Bizler barış sürecine atanmış olan kayyımların geri çekilmesi olarak da bakıyoruz. Bunun bir an önce gerçekleşmesini talep ediyoruz” dedi.
Barış Annesi Havva Kıran: En büyük acıları anneler çekiyor
Barış Annesi Havva Kıran, en büyük acıları annelerin çektiğine dikkat çekti. Annelerin çocuklarını yitirdiğini, kaybettiğini belirten Havva Kıran, “En büyük acıları onlar görüyor, ancak onlar barışa cevap olabilir, kanın önüne geçebilir” dedi. Savaşın, çatışmanın, kanın önüne geçmek için kapı kapı gezdiklerini, barışın sembolü olan beyaz tülbentlerini ortaya attıklarını dile getiren Havva Kıran, buna karşı kendilerine cevap olunmadığını belirtti.
Duhok Valisi Ali Tatar: Kürdistan Bölgesi olarak desteğimizi sürdüreceğiz
Ardından söz alan Duhok Valisi Ali Tatar, “Leyla Kasım’ın şehit edilmesinin üzerinden 52 yıl geçti. Kaderimiz hep şehadet ve bombalanmak oldu. Bu topraklar üzerinde barış ve diyalog gereklidir. Barış süreci şu an gündemdedir. Kürdistan bölgesi, barış ve toplumun savunucusu olmaya her zaman devam edecektir. Birçok ülkede eğitim sistemi, demokrasi sistemi değildir. Siyasi ve kültürel alanda bir barış inşa etmeliyiz. Tekrar ediyorum; Kürdistan Bölgesi olarak barışa olan desteğimizi her zaman sürdüreceğiz. Barış için birbirimize tahammülümüz de olmalı. Tüm annelerimiz haklıdır ve morallerini asla bozmamalılar. Barış için kararımızdan vazgeçmemeliyiz. Bizler bin yıldır bu topraklarda yaşayan kardeşleriz. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne ve tüm katılımcılara teşekkür ediyoruz” şeklinde konuştu. Sonrasında Halepçe Valisi Nuxşe Nasih’in görüntülü gönderdiği mesajı da dinlenildi.
Özgür Özel: Birbirimizin yarasını kendi yaramız bilmeye ihtiyacımız var
CHP Genel Başkanı Özgür Özel de foruma mesaj gönderdi. Özel’in mesajı şu şekilde:
“Hepinizin gözlemlediği üzere, partimiz ağır siyasi saldırılarla sınanıyor. Biz bu sınavı, sizlerin de çok iyi bildiği bir yöntemle, demokratik direnişle veriyoruz, vereceğiz. Kendi hakkımızı savunurken de başkasının gadre uğramasına göz yummayacağız.
‘Önce üzerimizdeki baskı bitsin, sonra Kürt meselesini düşünürüz’ diye bir kolaycılığa, ‘hele iktidara gelelim, her şeyi çözeriz’ ertelemeciliğine girmeden tarihin doğru tarafında durmaya, kalıcı barış için sorumluluk almaya devam edeceğiz. Bugün Kürt meselesinin bu kadar derinleşmesinin de; demokraside, adalette ve ekonomide yaşadığımız çoklu krizlerin de sorumlusu şüphesiz bu baskıcı ve otoriter iktidardır. Biz, kendi çevresinden başka Türkiye’de kimseye nefes aldırmayan bu iktidarı değiştirmeye kararlıyız. Bunun için Kürt’ün Türk’e, Türk’ün Kürt’e ihtiyacı var.
Daha iyi bir geleceği mümkün kılmak için, birbirimizin yarasını kendi yaramız bilmeye ihtiyacımız var. Bunun için elimizi taşın altına koymaktan geri durmayacağız. Çünkü bu ülkenin bütün çocukları, gençleri, kadınları, Kürdü, Türkü, tüm yurttaşları, korkmadan yaşayacağı, umutla büyüyeceği bir Türkiye’yi hak ediyor. Bu duygularla, Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu’nun ülkemizin demokratik geleceğine güçlü katkılar sunmasını diliyor; organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ediyor, sizleri sevgiyle, dayanışma duygularımla selamlıyorum.”
Aktaş: Asıl mesele, farklılıkları yok sayarak tekil kimlikler dayatmaktan vazgeçmek
Veysi Aktaş, Kürt meselesi Ortadoğu’nun en önemli meselelerinden olduğuna dikkat çekerek, özelde son 100 yılda, Kürt meselesiyle ilgili olan devletler, sorunun varlığını kabul etmek yerine bastırma ve imha politikaları yürüttüğünü belirtti. Veysi Aktaş, “Bu politikalar esasta Kürtlere karşı inkar ve ayrımcılığın dayatılması olmaktadır. Özcesi Kürt kimliğini inkar etmek, Kürtleri hukuk-dışına itmek, temel bir strateji halini almıştır. Bu nedenle sorunu çözmek için hünsel bir dönüşüme; inkarın terk edilerek hukuk, demokrasi ve özgürlük temelinde ortak bir yaşamın nasıl inşa edilebileceğinin ortaya konulmasına ihtiyaç vardır” şeklinde konuştu. Aktaş, inkar politikalarının Türkiye’de neden olduğu krizlere dikkat çekerek, “Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en büyük, en zorlu ve en temel sorunu olan Kürt meselesi, hukuk başta olmak üzere, demokrasi ve özgürlük ilkeleri temelinde çözülebilir” dedi.
Kürt sorunu halkların, esasta da Kürtlerin ve Türklerin birbirine karşı önyargı veya nefretlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmadığını dile getiren Aktaş, “Sorun esas olarak inkarcı ve imhacı bir aklın, bu coğrafyadaki halkların varlığını ve kimliğini reddedip devlet zoruyla homojen ve tekçi bir kimlik dayatmasının sonucu olarak ortaya çıkmıştır. ‘Özgün koşullarımız var, hassasiyetlerimiz var’ bahanesiyle çözümü ertelemek tarihi fırsatı ıskalamak, halklarımızı açlığa, yoksulluğa ve işsizliğe mahkum etmek anlamına gelmektedir. Asıl mesele farklılıkların yok edilmesi üzerinden tekil kimlikleri dayatmaya son verilerek, farklı kimliklere sahip insanların bir arada yaşamalarının yollarını üretmektir” diye belirtti.
‘Demokratik toplum paradigması, çözüm için ihtiyaç duyulan yaklaşımdır’
Toplumsal tarihsel meselelerin çözümü için yeni paradigmasal yaklaşımların gerekli olduğuna dikkat çeken Aktaş, “Barış ve paradigmann demokratik toplum paradigması bu sorunun çözümü için ihtiyaç duyulan yeni paradigmanın kendisini ifade etmektedir. Uzun yıllara yayılan çatışmaların toplum üzerindeki sosyo-politik etkileri doğru anlaşılmalıdır; bugün topluma hâkim olan özellikle devlete ve kurumlara karşı büyüyen güvensizlik durumu, bununla ilgilidir” dedi.
Artık Kürt meselesinin dar güvenlik anlayışından çıkarılarak, “eşit-özgür-yurttaşlık, hukukta varlık-kimlik- kabulü, yerel demokrasi, yerel katılım ve demokratik anayasa temelinde” ele alınıp, çözüm üretilmesinin zamanının geldiğine vurgu yapan Aktaş, “Bu amaçla hakikat ve adaleti sağlayacak onarım mekanizmaları ve yapısal dönüşümün sağlanması hedefi önemli olmaktadır. Elbette sorunun kalıcı çözümü için gerekli olan şey, tek sefere mahsus bir siyasi hamle değildir, aksine aşamalı şekilde demokratik ve özgürlükçü bir dönüşüm programıdır” diye belirtti. .
‘Tecrit devam ettikçe demokratik müzakere zedelenir’
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde, taraflardan birinin devlet, diğerinin ise Kürtlerin başmüzakerecisi, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olduğunu belirten Aktaş, “Bu süreçte gücün değil aklın hâkim olması için, bazı önemli, gerekli ve ciddi adımların atılması gerekmektedir. Bu adımların başında da Sayın Öcalan’ın statüsünün belirlenmesi gelmektedir. Çünkü müzakere masasında eşit ve demokratik şartlar oluşturulmadan, sorunun ‘barış içinde birlikte yaşama’ temelinde bir mutabakatla çözümü mümkün olamaz. Tarafların demokratik müzakere yöntemiyle sorunu çözme kararlaşmaları olmasına rağmen bir taraf her türlü imkan ve olanağa sahipken diğer bir tarafın ise, halen ısrarla tecrit koşullarında olması bu sorunun çözümüne ne kadar katkı sunabilir? Bu tür bir asimetri, demokratik müzakereyi ciddi şekilde zedeler ve çözüm olasılığını azaltır. Tarafların tarihsel bir toplumsal sorunu çözmek için müzakereye karar vermesi olumlu bir adımdır. Ancak bir tarafın ‘her türlü imkân ve olanağa’ sahipken, diğer tarafın tecrit koşullarında olması, müzakereyi güçlü ile zayıf diyaloğuna dönüştürür. Umarız Sayın Abdullah Öcalan’ın statüsü, Sayın Devlet Bahçeli’nin de belirttiği çözüme kavuşur” şeklinde konuştu.
Ayrıntılar geliyor…
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































