MEHMET KARAMAN | YORUM
Askeri organizasyonları sivil yapılardan ayıran yegane unsur, asırların imbiğinden süzülmüş olan “emir-komuta zinciri” ve bu zincirin harcı olan silah arkadaşlığı duygusudur. Türk siyasi tarihi, kışlanın siyasete müdahale ettiği pek çok kırılma anına sahne olmuştur. Ancak 27 Mayıs 1960 ve 15 Temmuz 2016 kesitleri, TSK’nın kurumsal genetiğinde birbirine taban tabana zıt iki büyük hiyerarşik “intihar” senaryosunu temsil eder.
27 Mayıs; hiyerarşinin aşağıdan yukarıya, yani alt rütbeli bir cuntanın ihtirasıyla parçalanmasıdır. Çoğunluğu albay ve binbaşılardan oluşan Milli Birlik Komitesi (MBK), emir-komuta zincirini hiçe sayarak yönetime el koymuştur. Bu marazın ayak sesleri aslında 1958’deki Samet Kuşçu’nun darbe ihbarıyla sivil iradeye ulaşmış, ancak dönemin hükümeti tehlikeyi doğru okuyamayarak ihbarcıyı tutuklamıştır. Bu cezasızlık kışladaki virüsü büyütmüş; darbe sabahı, anayasal düzene sadık kalan Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun kendi alt rütbelileri tarafından hakaretlerle derdest edilmiştir.
MBK, iktidarını sağlamlaştırmak amacıyla Naomi Klein’ın kuramsallaştırdığı “toplumsal yapıyı sıfırlama” eylemini ilk kez kışlada test etmiştir. “Orduyu gençleştirme” kılıfı altında 235 general ve 5 bine yakın nitelikli subay bir gecede ordudan sökülmüştür. Tarihe ‘EMİNSULAR vakası’ olarak geçen bu süreç, TSK’nın kurumsal yapısına uygulanan ilk büyük genetik tasfiyedir.
Dönemin YAŞ Üyesi Akın Öztürk’ün kendisinin ve mahkemede dinlenen diğer sanık ifadelerine göre Akın Öztürk’ün darbeden haberi bile yok. Darbe girişiminden kızının evinde, torunuyla oynarken haberdar oluyor. Bu gerçek HTS ve kamera kayıtlarıyla sabit. Akıncı Üssü’ne ise Akar ve Ünal’ın talimatıyla darbecileri ‘ikna etmek’ için gidiyor.
Bu operasyonla TSK’nın Kore Savaşı ve II. Dünya Savaşı risklerini yönetmiş entelektüel kadroları ile asırlık ocak kültürü felç edilmiştir. Ancak hiyerarşi bir kez bozulunca kışlada istikrar kalmamış; bu tasfiyeden güç devşiren Albay Talat Aydemir ve ekibi, 1962 ve 1963’te bu kez darbecilere karşı iki kez daha darbe girişiminde bulunmuştur. 27 Mayıs, orduyu siyasetin üstünde anayasal bir “vesayet odağı” haline getirirken, silah arkadaşlığını “erken davrananın kazandığı” bir klikler savaşına indirgemiştir.
Taktik Pusu ve KHK Rejimi: Hiyerarşinin İçeriden Çökertilmesi
15 Temmuz 2016 gecesi yaşananlar ise, 27 Mayıs’ın aksine, hiyerarşinin dışarıdan kırılmasını değil, bizzat kurumsal yapının en tepesindeki irade eliyle içeriden çökertilmesini temsil eder. Bu kesit, sivil iktidar ile derin devlet bileşenlerinin TSK’nın otonom omurgasını tasfiye etmek için kurguladığı devasa bir “taktik pusu ve imha operasyonu” olarak okunmalıdır.
27 Mayıs’ta Erdelhun’un sergilediği kurumsal sadakat, 15 Temmuz’da Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar üzerinden tam tersi bir manipülasyona dönüşmüştür. Kalkışma istihbaratı masada olmasına rağmen, kışlalara ordunun hareketini kilitleyecek kesin bir emir-komuta talimatı verilmemiştir. Sırf bu kasıtlı sessizlik bile, alt rütbedeki binlerce subayın, kursiyerin ve askeri öğrencinin “Emir-komuta zinciri içinde hareket ediyoruz” illüzyonuna inandırılarak bir imha çemberine sürüklenmesini sağlamıştır.
Amaç darbeyi engellemek değil; orduya yapılacak devasa tasfiye operasyonunun toplumsal şok ve meşruiyet zeminini yaratmaktır. İbn-i Haldun’un “Mülke dokunan asabiye bozulur!” düsturu gereği, gücü tamamen tekelleştirmek ve ülke rantına çökmek isteyen sivil asabiye, önündeki son engel olan TSK’yı biat ettirmek adına bu krizi altın tepside bulmuştur.
15 Temmuz sonrası süreçte insanlık suçları işlendi… Barış Dedebağı da faillerden biri… Yaptığı işkenceleri itiraf etti… Zaten yaptıkları kamera kayıtlarıyla sabit olan isimlerden…
15 Temmuz sonrasında devreye sokulan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) rejimi, EMİNSULAR tasfiyesini fersah fersah aşan derin bir genetik tasfiyeye dönüşmüştür. Binlerce kurmay subay, pilot ve teknisyen bir gecede “terörist” ilan edilerek ihraç edilmiş; asırlık askeri okullar ve hastaneler kapatılmıştır. Orduda cephe arkadaşlığı, yerini “kim kimin adamı?” korkusuna ve kalıcı bir güvensizlik virüsüne bırakmıştır.
Kurumsal Vahşet ve Kopan Asker-Millet-Devlet Bağı
KHK rejiminin kışla ruhunda yarattığı asıl tehlikeli yarılma, TSK personelinin devletin diğer kurumlarına (polis, yargı, siyaset) karşı maruz bırakıldığı o derin, telafisi imkansız “bilenmişlik” duygusudur. Mesleki ahlakının merkezine onur ve şerefi koymuş bir askeri elit, 15 Temmuz sonrasındaki tasfiyelerde devletin diğer memurlarından (polis ve savcılardan) daha önce Türk tarihinde eşine rastlanmamış bir haysiyet cellatlığı görmüştür.
Gözaltı merkezlerinde ve cezaevlerinde uygulanan ağır fiziki işkenceler, copla tecavüz gibi insanlık dışı sapkınlıklar, kadın subaylara ve asker eşlerine yönelik sistematik cinsel tacizler ve bu süreçte hamile kalıp cezaevinde çocuk doğurmak zorunda kalan kadınların trajedisi, askeriyenin kurumsal hafızasına silinmez birer kan davası gibi kazınmıştır.
Asker, canını adadığı vatan toprağında, devletin polisi tarafından işkenceye uğratılırken; yargı koridorlarında “düşman hukukuyla” haysiyetsizce mahkum edilmiştir. Gururu çiğnenen askerin sivil devlete bakışı, artık ideolojik bir üstünlük değil, bir “hayatta kalma” refleksidir. Asker, sivil iradenin ve halkın kendisini en ufak siyasi rüzgarda harcayabileceğini yaşayarak öğrenmiş; kurumsal askeri akıl yerini sinmişlik ve biat psikolojisine bırakmıştır.
Mevcut iktidar düzeninin bu ülkenin geleceğine bırakacağı en büyük tahribat; ne ekonomik iflas ne de çöken bürokrasidir. Bu rejimin nihai günahı, bu toprakları asırlardır harç gibi bir arada tutan “Asker-Devlet” ve “Asker-Millet” bağını kökünden koparmış olmasıdır.
15 Temmuz tuzağı ve KHK vahşetiyle asker devletine küstürülmüş; halk ise yoğun propaganda ve sokak linçleriyle kendi ordusuna yabancılaştırılmıştır. Ordusu devletine bilenmiş, milleti ordusuna şüpheyle bakan bir Türkiye, İbn-i Haldunyen anlamda toplumsal ortak beka ülküsünü (asabiyesini) tamamen yitirmiştir. Sivil iradenin kışlayı “ehlileştirme” adına kazandığını sandığı bu zafer, aslında asırlık bir devlet mekanizmasının kendi kendini içeriden tasfiye ettiği trajik bir intihar senaryosudur.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































