M. NEDİM HAZAR | YORUM
Gazeteciliğin kadim klişelerindendir; “Tabuta son çivi çakıldı!”
Bir medya mensubu meslek hayatında bu başlığı en az onlarca kez yazar, bu bir kaderdir esasen.
Her hukuk ihlalinde, özgürlük kısıtlamasında, baskı mekanizmasının bir yeni çeşidi görüldüğünde yazmayı pek severiz. Her ne kadar İslam kültüründe tabuta çivi çakılmasa da, batıdan bize ithal nadir kabul görmüş metaforlardandır.
Sadece 15 Temmuz’dan beri bizatihi fakir belki on kez yazmıştır bunu. Bu yazıda bu tabut metaforundan uzun uzadıya bahsedeceğim ama önce bir hikaye anlatmak istiyorum size.
Yıllar yıllar önce bahtsız bir babanın kötü huylu bir oğlu vardır.
Oğlan hırçın, oğlan çabuk kızar, oğlan muazzam kavgacı. Ağzından kem söz düşmez, insanları kırmaktan çekinmez, dostlukları bir dakikada bitirir. Baba ne yapsa oğlunu düzeltememenin verdiği çaresizlik ne yapacağını düşünür. Sonunda bir bilge kişiye danışır. Yaşlı bilge ona yarım metrekare çapında bir tahta ve bolca çivi verir.
Ve der ki; “Oğluna bundan sonra bir kural olduğunu söyle. Arkadaşlarıyla tartışıp, her kavga ettiğinde, kötü sözler söylediğinde, birini incittiğinde, bu tahtaya bir çivi çaksın!”
Adam yaşlı bilgenin ne yapmak istediğini tam olarak anlamasa da öğüdü tutar ve oğlundan söz alır.
Manzara korkutucudur, çünkü delikanlı daha ilk gün tahtaya 33 çivi çakar. İkinci gün bakar ki bu gidişle tahtada yer kalmayacak, daha az kalp kırmaya, maraza çıkarmaya çalışır ve 25’te kalır çivi sayısı. Üçüncü gün bu sayı 12 olur. Baba oğlanın bu kadar hızlı kendisini kontrol altına almasına hayret eder. Ve bir süre sonra, oğlu artık tahtaya çivi çakmamaya başlar.
Koşup gelir: “Baba, ben artık arkadaşlarımla iyi geçiniyorum. Hiç kavga etmiyorum. Hiç çivi çakmadım bir aydır!” der.
Baba, tedavinin işe yaradığını müjdelemek için yaşlı bilgeye koşar. Ancak bilge, “Daha bitmedi!” der ve ikinci aşamayı anlatır: “Arkadaşlarınla iyi geçindiği, kimseyle tartışmadığı, kimseyi incitmediğin her gün için tahtadan bir çivi çıkaracak!”
Baba yine tam olarak anlamasa da vardır bir hikmeti düşüncesiyle bu ikinci aşamayı da oğluna uygulatır.
Birkaç ay sonra son çiviyi de çıkarmış halde babasına getirir tahtayı. Babası bu kez oğlunu yanına alarak yaşlı bilgenin yanına giderler.
Yaşlı adam sanki onları beklemektedir. Delikanlının elinde çivi delikleriyle dolu tahtayı görünce başını memnun manada sallar.
“Ama” der, “Çivileri sökmüşsün, tebrik ederim. Lakin tahtada kaç tane delik var gördün mü? Eskisi gibi olmayacak asla!”
Baba oğul şaşkın şaşkın birbirlerine bakarlar. Bilge devam eder; “Her delik, senin öfkeli anlarında söylediğin kötü sözler, arkadaşlarını incittiğin zamanlar. Çiviler söküldü evet ama tahtada bir sürü çivi yarası var. Bu delikler kendiliğinden kapanmaz, ancak affettirebilirsen kendini belki kapanırlar! Arkadaşların seni affetmiş olabilirler—ama yaraları henüz iyileşmemiş. Bu deliklerin kapanması çok uzun sürecek. Bazı deliklerin hiç kapanmayacağını da bil.”
Türkiye gibi toplumlar, insan ruhunu delik deşik yapıyor bir şekilde. Hepimizde çivi yaraları var. Kimimiz kevgire dönmüş durumdayız.
Dönelim tabut bahsimize. Evet, tabuta çivi çakılıyor habire ama yer kalmadı artık tabutta. Öyle ki, artık çiviyi çivinin üzerine çakıyor birileri. Artık senede değil, ayda bile değil, neredeyse her hafta bir çivi çakıyor muktedirler.
Abartmıyorum her yıl yüzlerle ifade edilecek çivi çakmayı bir adet haline getirmiş durumdalar. Hop bir çivi hukuka, bir çivi üniversiteye, bir çivi sivil toplumlara, bir çivi Kürtlere, bir çivi belediyeler, bir çivi Cemaat’e, bir çivi CHP’ye ila ahir…
Ülke çividen müteşekkil tabuta dönüştü.
Ve açıkçası yaşlı bilgeleri de yok ki, bu çivilerin sökülmesi gerektiğini söylesin. Olsa neye yarar hem! Hazreti Mevlana günümüzde yaşasa, “Hele gel bakalım, ne demekmiş ne olursan ol gel!” diye Silivri’ye tıkarlardı emin olun.
Vesselam.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































