Sick of Myself (2022), Rüya Senaryo’dan (2023) sonra Norveçli yönetmen Kristoffer Borgli zekice yaklaşımıyla romantik komedi türünü altüst ediyor. Drama sıradan bir romantik komedi değil, şaşırtıcı, kafa karıştırıcı, alışılmışın dışında bir anti romantik komedi.
Meslektaşı Ruben Östlund gibi (Kare, Hüzün Üçgeni) kışkırtıcı Borgli izleyiciyi rahatsız ederken aynı zamanda son derece eğlenceli kalmayı amaçlayan felsefe, sosyal konularla dolu bir film gerçekleştirmiş. Düğün yaklaştıkça sanat tarihi doktorası yapmış olan Charlie varsayımlar, sitemler, yanılgılarla dolu bir ortamın içine düşer. Düğünlerinden birkaç gün önce edebiyat dünyasında çalışan Louisianalı Emma ile Charlie yakın arkadaşlarıyla şarap içerken zil zurna sarhoş olurlar. Dördü de saygın, uygar insanlardır. Alkolün de etkisiyle sohbet, Hayatında en kötü şey neydi sorusuna gelir. Emma yaptığı en kötü şeyi itiraf edince herkes donup kalır ve maskeler düşmeye başlar. Charlie yutkunur, evleneceği kişiyi iyi ya da kötü yönleriyle gerçekten tanıyıp tanımadığını merak eder, insan düşüncelerinden dolayı suçlanabilir mi?

Büyük itiraf sahnesi romantizmin gerçekten farklı bir yöne evrildiği, atmosferin değiştiği bir noktadır. Yönetmenin karakterleri ulaşılamayan, gerçekçi olmayan hedeflerin peşinde koşarlar, tanınma, şöhret olma arzusuyla hareket ederler (Sick of Myself, Rüya Senaryo), kendilerini yok eden davranışlar sergiler, eylemlerinin yanlış olduklarını bilmelerine karşın devam ederler.
BAŞKALARININ YARGISI
Trajedi ve komedi iç içedir, kahkahalar atılır, aniden son derece ciddi olunur. Aşırı duygusallık yoktur, kara mizah vardır. Mükemmel karakter hiç yoktur. Charlie’de Robert Pattinson çok gergin, aldatılmış, korkak biridir. Emma’da Zendaya ölçülü, etkileyicidir. Onlarla aynı görüşte olmasanız bile empati duyarsınız. Ne olursa olsun Emma’yla Charlie ayrılmazlar, sürekli birbirlerini sevmeye çalışırlar. İnsan olarak gelişirler, ilişkilerinin önemini öğrenirler. Emma kırılgandır, sürekli olarak sevilmeyi, kabul edilmeyi bekleyen küçük bir kız gibidir. Çekimden önce yönetmen oyuncularına Bob &Carol&Ted&Alice (Paul Mazursky/Garip Çiftler, 1969), Bir Tutku (Ingmar Bergman/1969), Benny’nin Videosu (Michael Haneke/ 1992), Piyano Öğretmeni (Michael Haneke/2001), Melankoli (Lars Von Trier/ 2011) filmlerini izletmiş.
“Bir ilişkinin başlangıcındaki sıcaklığı, coşkuyu, heyecanı göstermek, izleyicinin karakterlerle aynı yolculuğu deneyimlemesini istedim. Her şey neredeyse mükemmel görünüyor ta ki öyle olmayana kadar. Evlilik kurumu eskisi kadar değerli olmasa da sembolik bir değeri var. Evliliğin kapitalist yüzüne gelince çok miktarda para gerek, kutsal bir ritüelin içinde para tuzağı” der Borgli.
Düğünde çekilen fotoğrafların, konuşmaların yapaylığını, insanların karmaşık duygularını yönetmen alabildiğine yansıtır. Filmin kilit sahneleri itiraf ve düğün sekanslarıdır. Modern zamanları, modern karakterlerin zayıf yönlerini, sosyal medyayı aşırı kullanan insanların narsizmini alaycı, hicivli şekilde eleştiren sinemacı; ABD’yi, şiddeti, başkalarının yargısının ağırlığını, sevgiyi, bağlılığı, güveni sorgular.
“Sevgi için neleri kabullenmeye hazırız, birini sevmek için onu tanımamız mı gerek” sorularını sorar, “Ahlak öznel bir duygudur, insan kendi ahlakını kendi oluşturur” der.
Kristoffer Borgli’nin yönettiği, senaryosunu yazdığı, Zendaya, Robert Pattinson, Alana Haim, Mamoudou Athie, Hailey Gates’in oynadığı Drama gösterime girdi. Ingmar Bergman’ın öğrencileri Kristoffer Borgli, Rüben Ostlund, Joachim Trier (Manevi Değer) ustalarının izinden İsveç ve Norveç sinemasını dünyaya yetkin filmlerle tanıtmayı sürdürüyorlar.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***




































