ADEM YAVUZ ARSLAN | ANALİZ
Herkesin gözü İran savaşı ve çöken ateşkes görüşmelerindeyken Avrupa’da tarihi bir gelişme yaşandı. Macaristan da bir dönem kapandı. Avrupa’nın “seçimli otoriterlik” vitrini olarak sunulan Viktor Orban artık yok. 16 yıllık iktidar, sandıkta dağıldı.
Dahası bu sadece bir seçim yenilgisi değil. Bir modelin çöküşü.
Çünkü Orban, sadece Macaristan’ı yönetmiyordu. Aynı zamanda bir siyasi tarzı temsil ediyordu; medyayı kontrol et, seçim sistemini ayarla, milliyetçiliği körükle, Batı’yla kavga ederek içeride tabanı konsolide et… Bu formül uzun süre işe yaradı.
Bu modeli en yakından takip eden liderlerden biri de Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dı. Gerçi o mu Erdoğan’ı yoksa Erdoğan mı Orban’ı takip ediyordu tartışmalı ama net olan bir şey var; her ikisi de Putin’den çok şey öğrendi.
Şimdi o model çöktü.
İçeriden gelen darbe: Sistemi kuranlar sistemi yıktı
Seçimi kazanan isim sıradan bir muhalif değil: Péter Magyar. Yani sistemin dışından gelen biri değil. Tam tersine, Orban’ın kurduğu yapının içinden çıkmış bir figür, eski bir Fidesz mensubu olan Péter Magyar.
Magyar’ın liderliğindeki Tisza hareketi yalnızca seçimi kazanmakla kalmadı, parlamentoda güçlü bir çoğunluk elde ederek Orban döneminde kurulan siyasi düzeni değiştirebilecek bir konuma ulaştı. Bu sonuç bize şunu söylüyor: Bu tür rejimler dışarıdan değil, içeriden çözülüyor.
Magyar, klasik muhalefetin hatasına düşmedi. “Anti-Orban” olmakla yetinmedi. Muhafazakâr seçmene de seslendi. Ama aynı zamanda yolsuzluk, ekonomik çöküş ve adaletsizlik üzerinden geniş bir toplumsal öfkeyi mobilize etti. Sonuç? Sistem çöktü.
JD Vance detayı: Dış destek ters tepti
Seçimin belki de en çarpıcı detaylarından biri şu: ABD Başkan Yardımcısı JD Vance açık açık Orban’a destek verdi. Normalde bu tür desteklerin iktidarı güçlendirmesi beklenir. Ama olmadı.
Tam tersine, seçmen bunu bir zayıflık işareti olarak okudu. “Demek ki dış destek olmadan ayakta kalamıyor.” algısı oluştu.
Sonuçta bu destek Orban’a oy kazandırmadı, kaybettirdi. Bu detay Ankara’da not edilmiştir.
Ekonomi çökerse, propaganda yetmez
Orban yıllarca neyle ayakta kaldı? Ekonomik istikrar görüntüsüyle. Ama o da çöktü. Enflasyon yükseldi, hayat pahalandı, orta sınıf eridi. Ve en kritik eşik geçildi: İnsanlar artık cebine bakmaya başladı. İşte bu noktada hiçbir propaganda işe yaramıyor.
Bu tablo Türkiye’ye yabancı mı? Hayır. Bugün Türkiye’de de aynı soru soruluyor: Ekonomi bu haldeyken siyasi sadakat nereye kadar gider? Süleyman Demirel’in meşhur “Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur!” sözü sadece yerelde değil evrensel de de kanıtlanmış oldu.
Batı ile kavga: İçeride kazanç, dışarıda fatura
Orban’ın bir diğer stratejisi neydi? Avrupa Birliği ile sürekli gerilim. Orban’ın bu taktiği içeride işe yaradı. Ama dışarıda faturası ağır oldu. AB fonları kesildi, yatırım ortamı bozuldu. Kısa vadede siyasi kazanç, uzun vadede ekonomik çöküş getirdi.
Türkiye de benzer bir çizgide gidiyor. Washington–Brüksel hattında daralan manevra alanı artık daha net hissediliyor.
Medya kontrolü dönemi bitiyor
Orban medyayı büyük ölçüde kontrol ediyordu. Ama bu da yetmedi. Çünkü dünya değişti. Sosyal medya, alternatif yayıncılık, diaspora etkisi… Bilgi artık tek merkezden kontrol edilemiyor.
Türkiye’de de aynı süreç yaşanıyor. Geleneksel medya kontrolü, seçmeni kontrol etmeye yetmiyor. Özellikle genç seçmen… Artık başka bir dünyada yaşıyor.
Muhalefet ders çıkardı: İdeoloji değil, sonuç önemli
Macar muhalefeti yıllarca kaybetti. Ama bu seçimde farklı bir şey yaptı. İdeolojiyi ikinci plana itti.
Kazanmayı merkeze koydu. Bu çok kritik bir değişim. Türkiye için de ders açık: Seçim kazanmak için herkesin aynı düşünmesi gerekmiyor.
Aynı hedefte buluşması yeterli. Macaristan’dan gelen seçim sonuçları Türkiye muhalifeti için çok şey ifade ediyor. Özgür Özel başta olmak üzere muhalif hareketler bu dersten istifade eder mi bilmiyorum ama görmek isteyenler için yol çok belli.
Asıl mesele: Orban değil, model çöktü
Bugün Budapeşte’de olan biteni sadece “Orban kaybetti!” diye okumak eksik olur. Asıl çöküş, Orban’ın kurduğu modelde.
Kontrollü demokrasi, ayarlanmış seçim sistemi, baskılanmış medya…Bunların hiçbiri ekonomik gerçekliği yenemedi. En önemlisi, bu model artık eskisi kadar “kazandıran” bir model değil.
Peki Erdoğan neden bu sonucu ciddiye almak zorunda?
Bu sorunun cevabı basit. Çünkü benzer sistemler benzer kırılganlıklar üretir. Türkiye ile Macaristan birebir aynı değil, evet. Ama dinamikler çok benzer: Ekonomik baskı artıyor, dış politika alanı daralıyor, medya kontrolü etkisini kaybediyor, seçmen davranışı değişiyor.
Washington’da artık Orban bir “başarı hikâyesi” olarak anlatılmıyor. Bir “uyarı dosyası” olarak okunuyor. Daha da önemlisi, aynı cümle giderek daha fazla Türkiye için kuruluyor.
Bu bir kehanet değil, ama açık bir sinyal
Budapeşte’de olanlar Ankara’nın yarını demek değil. Ama güçlü bir işaret. Çünkü şunu net biçimde gösterdi: Ekonomi çökerse, sistem de çözülür. Orban bunu yaşadı.
Şimdi herkes aynı soruyu soruyor: Erdoğan bu süreci yönetebilecek mi? Yoksa bir “model” daha mı tarihe karışacak? Bu sorunun cevabı tamamen muhalefetin Macaristan seçimlerini nasıl değerlendirdiğine bağlı olacak.
Peki bu mümkün mü ?
New York Belediye Başkanlığı seçimlerini Mamdani olağanüstü bir başarıyla kazandığı zaman ‘Türk muhalefetinin Mamdani’den alması gereken dersler var’ demiş, belki okurlar diye ayrıntılı analizini yapmıştım.
Özgür Özel kendi paralel evreninde takılmayı tercih ettiğine göre okumamışlar bile…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































