ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM
Uzun yıllardır Washington’da yaşayan ve sayısız okul saldırısı haberi görmüş-yapmış biri olarak, benzer görüntüleri Türkiye’de göreceğim aklıma gelmezdi. Ama oldu! Üstelik çok sarsıcı şekilde. Henüz çocuk yaştaki bir saldırganın arkadaşlarını katletmesi… Korku içindeki öğrencilerin pencerelerden atlaması… Bunlar bir ülkenin, hepimizin hafızasına kazınan sahneler.
Washington’da yıllardır şu tartışma yapılıyor: Okul saldırıları bir toplumda ne zaman “olağan” hale gelir? Cevap basit: Devlet, erken uyarı mekanizmalarını çökerttiğinde. Türkiye’de olan tam olarak bu: Sistemin çökmesi ve çürümesi.
Kahramanmaraş’ta 9 kişinin hayatını kaybettiği saldırının faili 14 yaşında. Babası polis, annesi öğretmen. Ekonomik bir yoksunluk da yok. Öğretmeni anlatıyor: “Sınıfta ama yok. Dersle bağı kopmuş. İçe kapanmış, yalnızlaşmış.”
Son günlerde gelen diğer haberler de aynı tabloyu işaret ediyor: Yine okul, yine şiddet. Bunlar münferit değil. Bunlar, yıllardır biriken ihmallerin ötesinde, bilinçli tercihlerle bozulan bir sistemin sonucu.
ÜLKE BU NOKTAYA DÜŞMEDİ, DÜŞÜRÜLDÜ
İktidar her krizde aynı savunmayı yapıyor; “Bu tür olaylar her yerde var.” Ama bu söylem doğru değil. Amerika’da bu sorun yıllardır tartışılıyor çünkü sistem bunu üretmiş durumda. Türkiye’de ise sistem son yıllarda bu yöne doğru itildi. Bugün yaşananlar kaçınılmaz değildi. Adım adım hazırlandı.
Bir çocuk sınıfta kopuyorsa, bunun bir hikâyesi vardır. O hikâyeyi okuyacak kişi öğretmendir. Bugün o öğretmenler yok. KHK’larla on binlerce deneyimli öğretmen sistem dışına itildi. Resmi verilere göre 9 yılda neredeyse 28 bin öğretmen, hukuksuz KHK’larla ihraç edildi… Bu sadece bir tasfiye değil, eğitim sisteminin sinir uçlarının koparılmasıydı. O öğretmenler öğrenciyi tanır, sorunu sezer, gerektiğinde aileye ulaşırdı. Bugün bu refleks yok.
Kahramanmaraş saldırısının faili de daha 14 yaşında bir çocuktu… Babası eski emniyet mensubu Uğur Mersinli tutuklandı. Peki bu çocuk bu hale nasıl geldi? Öğretmenleri, ailesi bu çocuk bu hale gelene kadar hiç mi fark etmedi?
Yerine ne geldi? Liyakata göre değil, sadakate göre seçilmiş, çoğu zaman mesleki yeterliliği tartışmalı kadrolar. Sınıfta varlar ama çocukla bağ kuramıyorlar. Bu boşluk artık gizlenemiyor.
KHK ile ihraç edilen öğretmenlerin eksikliği okullarda her gün daha fazla hissediliyor. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ise bu tablo karşısında eğitim kalitesini konuşmuyor. Laiklik tartışması açıyor, tarikatlarla protokol imzalıyor. Sistem ideolojik gündemlerle oyalanıyorken çocuklar yalnızlaşıyor.
SİLAH HER YERDE, DEVLET YOK
Türkiye’de silah bulmak zor değil. Zor olan silahsız kalmak. Rakamlar çarpıcı: 2020’de 54 bin olan silah suç dosyası, 2025’te 227 bine çıkıyor. 2026’da on binlerce ruhsatsız silah yakalanıyor. On binlerce kişi yargılanıyor. Yakalanmayanlar ise bilinmiyor. Asıl soru şu: Bu kadar silah nasıl dolaşıma giriyor?
El konulan silahların akıbeti, ruhsat süreçleri, ilişkiler ağı… Hiçbiri şeffaf değil. Şeffaf olmayan her alan aynı şeyi işaret ediyor: İlişki, rant ve ayrıcalık. Sonuç açık: Silah sıradanlaştı, şiddet normalleşti.
ADALET SİSTEMİ “DEVAM ET” DİYOR
Bir ülkede ceza caydırıcı değilse, suç oranı artar. Türkiye’de ceza sistemi açık biçimde caydırıcı değil. HAGB, iyi hal indirimi, erken tahliye… Birbirini tamamlayan bir cezasızlık zinciri. Verilen mesaj net; “Yaparsan da kurtulursun.”
Silahla yaralama olaylarının artması tesadüf değil. ‘Ayağından vurmak’ neredeyse sıradan bir şiddet biçimine dönüştü. İnternette bunun pazarı var. Telegram’da açık açık konuşuluyor. Devlet ise sadece izliyor.
Muhalefet aylar öncesinden uyardı: “Okullarda güvenlik açığı var. Ne yaptınız?”
Dört ayrı soru önergesi verildi. Cevap yok! Önergeler reddedildi. Bu noktadan sonra “ihmal” demek yeterli değil. Bu, bilinçli bir kayıtsızlık. Her krizden sonra hükümet aynı refleksi gösteriyor: Sosyal medya suçlanır, diziler hedef alınır, TikTok tartışılır. Bunlar kolay. Zor olan şu soruları sormak: Eğitim neden çöktü? Adalet neden işlemiyor? Silah neden bu kadar yaygın?
Bu soruların cevabı tek yerde düğümleniyor: Siyasi tercih. Bugün Türkiye’de tablo açık: Okullar güvenli değil. Gençler öfkeli ve yalnız. Silah erişilebilir. Cezalar yetersiz. Bu dört başlık bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo bellidir: Kaos.
Washington’da buna “devlet kapasitesinin aşınması” deniyor. Türkiye artık o aşamaya girmiş durumda.
“ASIM’IN NESLİ” DEDİLER AMA…
İktidar yıllardır “Nesil yetiştiriyoruz” diyor. “Asım’ın nesli” söylemiyle tüm devlet imkânları seferber edildi. Ortaya çıkan tablo ise bambaşka: Öfkeli, yalnız ve silaha ve suça yakın bir gençlik. Bu tabloyu sosyal medya açıklamaz. Diziler açıklamaz. Bilgisayar oyunları izah etmez. Bu tabloyu siyaset açıklar.
Sorumluluk nettir. Bu yaşananların sorumlusu Erdoğan ve AKP hükümetidir. Şimdi asıl soru şu: Bu düzeni kuranlar, bu çocukların hesabını verecek mi? Soruyu şöyle de sormak mümkün; seçmen bunun hesabını soracak mı?
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***




































