Ortadoğu’daki ABD–İsrail–İran savaşı, cephe hattını aşıp enerji akışı, ticaret yolları ve küresel dengeler üzerinden yürüyen çok katmanlı bir krize dönüştü.
Avrupa, Hürmüz bağımlılığı ve Ukrayna yorgunluğu nedeniyle savaşa girmeden krizi yönetmeye çalışıyor. ABD beklediği koalisyonu kuramıyor; Rusya ve Çin ise çatışmaya girmeden boşluklardan stratejik kazanç devşiriyor. İran savaşı yayarak el yükseltirken, Washington için hedef “hızlı zafer” değil, maliyeti kontrol edip çıkış yolu bulmak oluyor.
AHMET KEMAL GENÇ | İNCELEME
Ortadoğu’da ABD–İsrail–İran hattında yaşanan savaş, klasik anlamda bir bölgesel çatışma olmaktan çıktı. Bu savaş, askeri cephelerin çok ötesine taştı; enerji hatları, ticaret yolları ve küresel güç dengeleri üzerinden yürüyen çok katmanlı bir sistem krizine dönüşüyor. Bugün sahada patlayan her füze, aslında sadece bir hedefi değil, aynı zamanda mevcut dünya düzeninin sınırlarını da test ediyor. Bu nedenle mesele, kimin askeri olarak üstün olduğu değil; hangi aktörün bu krizi kendi lehine çevirebildiği.
Avrupa’nın sessiz mesafesi: Kontrollü kaçınma stratejisi
Avrupa ve özellikle İngiltere, tarihsel olarak ABD’nin askeri operasyonlarında en yakın ortakları oldu. Ancak bu savaşta alışılmış reflekslerin dışında bir tablo ortaya çıktı. NATO çatısı altındaki müttefikler, bu kez doğrudan askeri angajmandan bilinçli şekilde uzak duruyor. Bunun arkasında üç temel jeopolitik gerçeklik var.
Birincisi, Hürmüz Boğazı üzerinden geçen enerji akışına olan kritik bağımlılık. Bu hattın kesintiye uğraması, Avrupa ekonomileri için zincirleme bir kriz anlamına geliyor.
İkincisi, Ukrayna savaşı sonrası oluşan askeri ve ekonomik yorgunluk. Avrupa, hâlihazırda bir savaşın maliyetini taşırken ikinci bir cepheyi göze alamıyor.
Üçüncüsü ise stratejik özerklik arayışı. Avrupa başkentlerinde artık açıkça şu soru soruluyor: “Bu savaş Batı’nın ortak savaşı mı, yoksa Washington’un tercihi mi?”
Diğer bir konu Trump’ın NATO ve AB ile ilgili küçümseyen tavırları. Bu nedenle Avrupa’nın mevcut stratejisi net: Krizi yönetmek, ancak savaşın parçası olmamak.
İngiltere ise bu denklemin ortasında, ABD ile bağlarını koparmadan ama doğrudan savaşa da girmeden denge kurmaya çalışan “zoraki müttefik” konumunda. İspanya ve Fransa üslerini ABD ye kapattı.
ABD’nin stratejik sıkışması: İttifaklar yetmiyor
Bu savaşın en kritik sonuçlarından biri, ABD’nin ittifak sisteminin sınırlarıyla yüzleşmesi oldu. Washington, beklediği ölçekte bir uluslararası koalisyon oluşturamadı. Bu durum, sadece diplomatik bir zafiyet değil; aynı zamanda küresel liderlik kapasitesine dair ciddi bir sorgulama anlamına geliyor. Kürtler bile ABD’ye çok temkinli yaklaşıyor bunda süphesiz Trump ve ABD’nin tutarsız politikaları sebep oluyor.
Donald Trump yönetiminin söylem dalgalanmaları da bu sıkışmışlığın yansıması. Sert askeri tehditler ile ani geri çekilme sinyalleri arasındaki gidip gelmeler, bir stratejik plandan çok bir çıkış arayışını işaret ediyor.
Bu noktada birçok Ortadoğu analistinin ortak tespiti şu: ABD ilk kez büyük bir çatışmada yön veren değil, yön arayan aktör konumuna düştü.
Rusya’nın hesabı: Krizi yönetmeden kazanmak
Rusya, bu savaşta doğrudan taraf olmadan en fazla stratejik kazanç elde eden aktörlerden biri konumunda. Rusya’nın yaklaşımı klasik bir “bekle ve kazan” stratejisi. ABD’nin dikkatinin Ortadoğu’ya kayması, Rusya’ya Ukrayna cephesinde manevra alanı açıyor. Aynı zamanda enerji fiyatlarındaki yükseliş, Rus ekonomisine doğrudan katkı sağlıyor.
Diplomatik düzlemde ise Rusya kendisini dengeleyici bir güç olarak konumlandırıyor; Batı karşıtı blokta yer alırken doğrudan çatışmaya girmiyor. Savaşa dahil olmadan, savaşın sonuçlarını şekillendirmek.
Çin’in stratejisi: Sadece izle…
Çin bu krizde en az konuşan ama en fazla hesap yapan aktör. Çin için bu savaş üç kritik başlık üzerinden okunuyor:
- Enerji güvenliği: İran petrolü Çin için hayati önemde
- Küresel rekabet: ABD’nin Ortadoğu’ya odaklanması, Çin’e Asya-Pasifik’te alan açıyor
- Diplomatik rol: Çin, kendisini alternatif küresel düzenin “arabulucu gücü” olarak konumlandırıyor
Daha önce İran ile Suudi Arabistan arasında sağlanan normalleşme, bu stratejinin somut örneği oldu. Çin savaş istemez. Çünkü savaş, ticareti bozar. Ama krizleri yönetir. Çünkü krizler güç dengelerini değiştirir.
Ortadoğu analistlerinin ortak tezi
Bölgeyi yakından takip eden Türk, Arap ve uluslararası analistler, farklı perspektiflere sahip olsalar da üç temel noktada birleşiyor…
Birincisi: Bu savaş artık askeri bir çatışma değil, sistemik bir mücadeleye dönüştü. Enerji hatları, ticaret yolları ve küresel finans dengeleri savaşın yeni cepheleri haline geliyor.
İkincisi: İran stratejiyi genişletiyor. El yükseltiyor. Klasik savunma yerine savaşı yayma, vekil güçler, ekonomik baskı ve enerji kontrolü üzerinden çok katmanlı bir mücadele yürütüyor.
Buradan güçlenerek çıkan bir İran, yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte daha sert ve özgüvenli bir pozisyon alır. Bu senaryoda Hürmüz Boğazı’nı fiilen millileştirerek, tüm ambargo ve yaptırımlara karşı stratejik bir koz olarak devreye sokabilir.
Üçüncüsü: ABD hızlı zafer planını kaybetti. Artık mesele kazanmak değil, maliyeti kontrol ederek savaştan çıkabilmek.
Küresel güçler ve savaşın merkezi
Küresel güçler açısından bakıldığında bu savaşın en derin etkisi, dünya güç dengelerinde ortaya çıkmaktadır. ABD’nin hareket alanının giderek sınırlanması, Avrupa’nın daha temkinli ve mesafeli duruşu, Rusya’nın fırsatları değerlendirme çabası ve Çin’in uzun vadeli, sabırlı stratejisi aynı gerçeğe işaret ediyor: Dünya artık tek kutuplu değil.
Ortaya çıkan yeni sistemde rekabet, doğrudan büyük savaşlar yerine; krizler, vekil aktörler ve ekonomik araçlar üzerinden yürütülmektedir. Bu durum, küresel düzenin çok kutuplu bir yapıya dönüştüğünü gösteriyor.
Bugün savaşın coğrafi merkezi Ortadoğu olabilir; ancak asıl karar merkezleri çok daha geniş bir alana yayılmış durumdadır. Londra’da ekonomik hesaplar yapılırken, Moskova’da stratejik fırsatlar değerlendiriliyor, Pekin’de ise uzun vadeli güç planları oluşturuluyor.
Bu nedenle savaşın sonucu yalnızca sahadaki askeri gelişmelerle değil, küresel güçlerin nasıl konumlandığı ve bu süreci nasıl yönettiğiyle belirliyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***


































![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/04/Muhittin-Bocekten-‘adaylik-parasi-cikisi-1-kurus-verdiysem-serefsizim-ispatlamayan-350x250.jpg)


