Çocukları suça sürükleyen nedenler komisyon gündeminde ancak uzmanlar çözümün cezai yaptırımlar değil çocukları koruyacak mekanizmaları güçlendirmek olduğunu vurguluyor
Duygu Kıt
19 Kasım 2025 tarihinde çocukların suça sürüklenmesine yol açan nedenlere karşı önleyici mekanizmalar geliştirilmesi amacıyla kurulan ve 22 üyeden oluşan TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu çalışmaları kapsamında şimdiye kadar Gençlik ve Spor Bakanlığı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) temsilcilerini dinledi. Fakat ilgili sivil toplum ve meslek örgütlerinin çok sınırlı dinlenmesi veya hiç dinlenmemesi tartışmalara sebep oldu. Komisyon tarafından en son dinlenen Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili Pınar Akdoğan ise çocuk suçlarından indirimin kaldırılmasını, para cezası içeren bazı suçların da aileye kesilmesini önerdi. Komisyon çalışmaları ve kamuoyunda devam eden ‘suça sürüklenen çocuklar’ tartışması sürerken, Sosyal Hizmet Uzmanı Dr. Emrah Kırımsoy ve Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) Çocuk Hakları ve Hafızası Komisyonu üyesi avukat Veysel Demirkaya ile çocuk koruma siteminin bugüne nasıl geldiğini ve yürürlükteki durumu konuştuk.

Sosyal Hizmet Uzmanı Dr. Emrah Kırımsoy “suça sürüklenen çocuk” gündeminin çocuk koruma sistemine dair kamusal sorumluluğun yerine getirilmemesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
“Türkiye, 18 yaşına kadar her çocuğun yaşama, gelişme ve katılım hakkını güvence altına almayı ve çocuğun yüksek yararını gözetmeyi taahhüt ettiği halde bütüncül bir koruma sistemi yok” diyen Dr. Emrah Kırımsoy şu değerlendirmede bulundu:
“İşlemeyen bir çocuk koruma sistemimiz var, bu yüzden de sorunlar büyüyor. Sorunların kök nedenlerini görmek ve çözmekten ziyade hem sisteme yama yapmaya hem de çocukları cezalandırma yaklaşımına gidiyoruz. Bu nedenle bir paradigma değişikliğine ihtiyaç var. Günümüzde her alandan şiddet kültürü artarak yaygınlaşıyor. Çocukların kendilerini gerçekleştirebilecekleri alanlar azalıyor. Yoksulluk, yoksunluk, eğitimden kopma, psikososyal destek hizmetlerine erişememe, çeteler ve çeteleşme gibi çocukları doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen pek çok denklem var. Bunların üzerine olan bitenin tüm sorumluluğunu çocuklara atıyoruz. Türkiye’de çocukların gerek bir suça maruz kalarak ‘mağdur’ olmaları gerekse kanunla ihtilaf haline gelerek ‘suça sürükleniyor’ olması kader, fıtrat veya istisna değil. Zamanında alınmayan önlemlerin, ihmallerin ve ihlallerin sonucu.”
‘Bakanlık kayıtsız’
Dr. Emrah Kırımsoy, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın en önemli muhatap olmasına karşın etkili ve bütüncül bir yaklaşım sergileyememesini eleştirerek önerilerini şöyle sıraladı:
“Çocuk adalet sistemi ile yetişkin adalet sistemi birbirinden farklıdır. Yetişkin adalet sisteminde ne yaptı, ne kadar ceza alacak soruları sorulur. Çocuk adalet sisteminde ise ne oldu, neden oldu, bir daha olmaması için ne yapmalıyız soruları sorulur. Peki, hal buyken ne yapmamız gerekiyor? Öncelikle tüm çocukların kendilerini iyi ve güvende hissedebilecekleri, barış içerisinde toplumsal bir yaşam için nelerin değişmesi gerektiğini düşünmeye başlamalıyız. Bir çocuğun herhangi bir suça maruz kalmaması veya suçla ilişkilenmemesi için koruyucu ve destekleyici tedbirlerin etkili olmasını sağlamalıyız. Eğitim sisteminden sağlığa, psikolojik destekten sosyal hizmetlerin güçlendirilmesine, rehberlik hizmetlerinin geliştirilmesinden eğitim olanakları dışında kalan zamanların değerlendirilmesine, şiddet kültürünü meşrulaştıran medyadan bireysel silahlanma sorununa gibi birçok alanda çalışma şart.”
‘Hapis değil onarıcı adalet’
Dr. Emrah Kırımsoy, TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu’na uzanan süreç ve geçmiş düzenlemelere ilişkin şöyle bir hatırlatma yaptı:
“2005’ten önce 2253 sayılı yasada gözetim delegeliği isminde bir sistem vardı. 2005’te Çocuk Koruma Kanunu ile ilişkili olarak biraz daha evirildi, denetimli serbestlik sistemi geliştirildi. Ancak her ikisinde de birebir bağlantı ve bağ kuran bir süreç yapılandırılamadı. Bunun yanı sıra çocuklar için ceza ve infaz kurumlarının sayıları ve kapasiteleri arttırıldı. Ki çocuk kurumlarının bulunmadığı illerde yetişkinler için oluşturulan kurumlara yerleştiriliyorlar. Ve istatistikler gösteriyor ki Çocuk Koruma Kanunu yürürlüğe girdikten bu yana çocukların adalet sistemine girişlerinde azalma olmadı. Aksine artıyor. Bu yüzden şu anda göz önünde bulundurmamız gereken yegâne şey, çocukların içinde bulunmaya zorlandıkları şiddet kültürü ortadan kalkmadıkça ve çocukların adalet sistemine girmelerine neden olan yapısal sorunlar ele alınmadıkça bu işin büyüyeceği gerçeğidir. Çocuklara sadece dosya şeklinde bakarsak yapılabilecekleri baştan kaybetmiş oluyoruz.”
‘Yaklaşım için dil değişmeli’

ÖHD Çocuk Hakları ve Hafızası Komisyonu’ndan avukat Veysel Demirkaya da suça sürüklenen çocuk kavramındaki suç kelimesi ile çocuk kelimesinin birlikte anılmasının doğru olmadığına dikkat çekti. Demirkaya şunları söyledi:
“Bir çocuğun hukuk düzeninin dışına çıkmış olan bir hareketi özce ve bireysel olarak ondan kaynaklanmamaktadır. Çocuk, çevresel faktörler dediğimiz ekonomik, politik, aile, eğitim gibi çocuğun gelişiminde önemli rol oynayan faktörler sebebiyle yaptığı fiil ile hukuk düzeninin dışına çıkmış oluyor. Bu nedenle uluslararası literatüründe çocuk hakları temelli yaklaşmış olduğu bakış açısıyla ele alacak olursak ‘suça sürüklenen çocuk’ kavramı yerine ‘kanunla ihtilaf bulunan çocuk’ kavramının kullanılması daha doğru olacaktır. Uluslararası literatürün bu gelişimine ve yenilenmesine rağmen Türkiye’de bu tartışmaların gerisine düşmek son derece kuşku verici.”
‘Yargılama ve infaz süreçlerini takipteyiz’
Adalet Bakanı’nın yakın zamanda vermiş olduğu bir demeçte çocuklar ile birlikte çocukların ailesinin de cezalandırılması şeklinde bir önermeyi dile getirdiğini hatırlatan Veysel Demirkaya, sözlerine şöyle devam etti:
“Çocuğun ve ailesinin cezalandırarak çocuk korunamayacak çocuğun gelişimi de sağlıklı bir hal almayacaktır. Toplumda daha güvenli bir hal içerisinde olmayacaktır. Bu nedenle çocuğu hukuk düzeninin dışına iten sebeplerin ortadan kaldırılması gerekir. Bu en başta çocuk haklarının korunmasını önceleyen politikalar üretilerek ve eğitim ile toplum daha bilinçli bir hale getirilerek sağlanabilir. Biz çocuğun temel haklarını önceleyen ve gelişimine zarar vermeyecek politikaların üretilmesini, çocuğun kanunla ihtilaflı hale gelmesinin engellenmesini, kanunla ihtilaflı hale gelmiş olan bir çocuğun ise infazının yine çocuğun gelişimine ve haklarına zeval vermeyecek şekilde düzenlenmesini ve pratikte uygulanmasını savunuyoruz. Komisyon olarak çocukların yargılanma pratikleri ve infaz süreçlerini takip etmeye, hukuka aykırılıklar tespit ettiğimizde de gerekli başvuruları yapmaya devam edeceğiz.”
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***



![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/04/Muhittin-Bocekten-‘adaylik-parasi-cikisi-1-kurus-verdiysem-serefsizim-ispatlamayan-360x180.jpg)

































