NECİP F. BAHADIR | YORUM
Aslında her biri ayrı yazı konusu… Ama ‘sıcak gündem’ izin verirse… Ertelenen, ötelenen nice yazı uçup gitti. Bugün 3 ilginç, tuhaf ve aykırı sesi dikkatlerinize sunacağım. Hepsinin odağında da Erdoğan veya AKP var. Parti ile Erdoğan bütünleşti. AKP parti olmaktan çıktı. Erdoğan’ın ‘aile kurumuna’ dönüştü. Onun için AKP deyince Erdoğan, Erdoğan deyince AKP’yi anlamak lazım. Üç ses uzaklardan veya karşı taraftan değil, Erdoğan’ın yaşadığı ve güç aldığı mahalleden yükseldi. Maalesef çok az insan duydu…
İlk ses Numan Kurtulmuş’tan… Haberi okuduğumda inanamadım. 15 yıl öncesine ait olduğunu sandım. Ve, “Birileri şuna AKP’de siyaset yaptığını söylesin…” diye mırıldandım.
Kurtulmuş’un HAS Parti günlerine… Hani ‘İçimizde gizli AKP’liler var…’ diye dert yandığı zamanlara… Günün sonunda kendisi AKP’nin kapısına çaldı, Erdoğan da kendisini ‘Karun’ diye suçlamasına aldırmadan ‘buyur’ etti. Hiç değilse Kurtulmuş’tan bir ‘siyasi tevbe’ isteseydi. Kurtulmuş partisini bıraktı, birlikte yola çıktıklarını sattı, ‘kesin batacak’ dediği AKP gemisine atlayıverdi!
Ve siyasetin gördüğü en omurgasız isimlerden biri oldu. Bugün Meclis Başkanı…
Sağda solda koltuğunun fiyakasını çıkarmakla meşgul. İki gün önce dedi ki; “Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) ne anlama geldiğini görmeden İsrail’in bu saldırgan hedeflerini anlamak mümkün değildir. Eğer Ortadoğu’da siyaset yapıyorsanız Büyük Ortadoğu Projesi’nin bütün teferruatını da çok iyi anlamak durumundasınız…”
Bu sözleri söylerken ‘ayık değil miydi acaba’ diye soracağım ama o kadar düştüğünü sanmıyorum.
AKP’de siyaset yapan birisi nasıl böyle konuşabilir? BOP’un Eş Başkanı’nın Erdoğan olduğunu bilmiyor mu? Sözün gideceği adresin Erdoğan olacağından şüphesi mi var? Bir sürç-i lisan mı? Siyasetçinin dili sık sürçer. Yoksa AKP’lilik canına tak etti de bir isyan çıkışı mı bu? Erdoğan sonrası için kendisine yeni yol mu açmaya çalışıyor? Geçmişte, “İsrail en büyük kazanımlarını AKP döneminde elde etti!” demişliği de var. Eğer BOP, Kurtulmuş’un söylediği gibi ‘felaket’ bir şeyse Erdoğan da bu felaketin en önemli aktörlerinden biri…
İsrail’i anlamak için Erdoğan’ın politikalarını da anlamak lazım. Kurtulmuş haklı olabilir. Bozuk saatte günde iki defa doğruyu göstermiyor mu? İsrail söz konusu olunca söz ile eylem arasında farklar olduğunu akıl ve vicdan sahibi olan kolaylıkla tespit edebilir. AKP İsrail ile ticareti bile tam anlamıyla kesmedi, kesemedi. İsrail’in can damarı petrol boruları Anadolu’dan geçiyor. Vanası Erdoğan’ın elinde… Bugüne kadar bir şey yapabildi mi? Sadece retorik… Söz ve slogan…
Merak ediyorum Erdoğan, Kurtulmuş’un sözlerini duydu mu? Herhalde danışmanlarından biri, “Böyle bir şey var!” demiş ve haberdar etmiştir. Bakalım Kurtulmuş o sözleri yutacak mı yoksa isyan bayrağını mı çekecek? Sözünün hakkını vereceğini pek sanmıyorum. Koltuk ve kırmızı plakadan geçecek kadar onur ve asalet taşıdığına ihtimal vermem. Rahmetli Erbakan’ı tabiriyle “Tuz gölüne düştü, tuz oldu.”
“Ne uçması, batıyoruz!”
Diğer ses Abdurrahman Dilipak’tan geldi. Bir sosyal medya mesajı paylaştı. “Tutarsız ve dengesiz çıkışlarıyla bilinen Dilipak’ı fazla ciddiye almamak lazım!” diyebilirsiniz. Ama ben onu hiç sıradan bir kişi olarak görmedim, ‘belli trafiklerin adamı’… Mahalle bunu iyi bilir. Erdoğan’la arası iyiydi. Vaktiyle ayda bir kez oturup konuşurlardı. Danışmanı gibiydi. Sonra aralarına soğukluk girdi. Erdoğan’ın kaybettiğini gördü, gemiyi terk etti. Sandık açısından söylemiyorum, Erdoğan davayı kaybetti.
Dilipak isim vermedi, ‘Erdoğan’ demedi veya ‘diyemedi’, AKP’yi açık hedef yapmadı. Mesajının her kelimesinde AKP ve Erdoğan’a ima yoluyla da olsa salvolar vardı. Öyle basit atışlar değil, AKP surlarında gedik açacak türden… Yine çok az kişinin dikkatini çekti. Benim de radarıma takıldı. Hemen ajandama not ettim. Orada kaybolup gitmesini istemedim.
Birlikte okuyalım; “Siyasette kemik erimesi var… Kan kaybı var… Kas kaybı var… Güven kaybı var… Herkesin gözü dışarıda / ötekilerde olup-bitende olunca kendi evlerinde yaşanan çöküşü görmüyor ya da görmek istemiyor… Liderlerin karizması çöktü. Ekonomik kriz, artan vergiler ve cezalar, adaletsizlik ve ailelerin dağılmasına sebep olan süreç toplumda politik aidiyet duygusunun sorgulanmasına sebep oldu. ‘Uçuyoruz’ diye algı yönetimi de işe yaramıyor artık. Batıyoruz, çöküyoruz endişesi dalga dalga yayılıyor…”
İma falan değil düpedüz Erdoğan eleştirisi bu… “Ne uçması, batıyoruz, çöküyoruz!” derken haksız mı? Değil elbette. Bunun Dilipak gibi bir isimden yani AKP mahallesinden gelmesi ilginç…
“Etrafını seni putlaştıranlar sardı!”
Son sesin sahibi Ali Rıza Demircan… Zaman zaman itirazları olsa da Erdoğan’a biat etmiş biri. Trol veya tipik bir ‘AKperest’ değil. Sanki gerçeğin farkında gibi… Satır aralarında AKP’den yana dertli olduğunu hissetmemek mümkün değil. ‘Mirathaber’ diye bir sitede yazıyor. Oğlu AKP’de siyaset yaptı. Sonra ‘atanmış diplomata’ dönüştü. Demircan köşesinde ‘Cumhurbaşkanımıza Devlet Başkanı Muaviye üzerinden hatırlatmalar’ başlığıyla bir yazı yazdı. Üç yıl önceki yazısını yeniden yayınlamakta ‘fayda gördü’. Demek ki yazı güncelliğini koruyor.
Demircan’ın satırlarında Erdoğan’a açık ve örtülü ciddi ‘uyarı ve ikazlar’ var. “Ali Rıza Demircan yetmiş sekizinde, sen de yetmişine dayandın…’ diye başlamış. Her ikisi 3 yaş daha aldı. Menzile biraz daha yaklaştı. Azrail’in nefesini duyacak çizginin eşiğindeler. Şu cümlelerin muhatabı Erdoğan; “Etrafını, seni yarı putlaştıran yalaka ve kibirli olup beklentileri bitmez muhteris modern dilencilerin çevirdiğini biliyorum. Kasımpaşalı ve kulluğunu bilen bir gemici çocuğu olduğunu unutma… Aman aklımızı başımıza alalım da insanların katında değil, emirleri ve yasaklarına uyarak Rabbimizin katında büyümeye çalışalım. Ölüm kapımızı çalıp nedamet hıçkırıklarına boğulmadan Rabbimize sığınalım…”
‘Yalaka ve kibirli etrafını’ seçen kendisi değil mi? Gemici çocuğu olduğunu çoktan unuttu. Demircan da farkında ki yazısını tekrar yayınlamakta ‘fayda’ görmekte. Semerini dövmek kabilinden de olsa ‘tespit ve uyarı’ yerinde…
Devam ediyor Demircan; “Uzun dönemlerdir seküler/laik bir düzen içinde yaşayan, çok büyük çoğunluğu da Rabbine isyana bürünmüş bir halka Cumhurbaşkanı oldun. Yardıma muhtaçsın. Gücümüz ölçüsünde bağlı kalmakla yükümlü olduğumuz İslami çizgimizi yitirirsek aldığın yirmi yedi milyon oy da, Putin de, AB de, savunma sanayii ile atılan dev adımlar da, cumhuriyet ittifakı da, seni çevreleyen egemen laik Kamalist düzen de ve hatta ‘kızına kendisini Allah’ın azabından kurtaramayacağını’ bildiren Peygamberimiz de beni ve seni kurtaramaz. Aman, Rabbimizin rızık maaşlarını muntazaman ödediği ateist ve deist kullara bile adaletli ol… Şahsına karşı yapılanlara da affedici ol…!”
Özetleyerek paylaştım…
Muaviye eksik kalmasın; “Güvenilir belgeye göre, Muaviye’ye ölüm geldiğinde şöylece yürek sızısıyla kavrulur: “Keşke ben Mekke’nin bir köyü olan Zi Tuva’da basit hayat yaşayan bir Kureyşli olsaydım. Keşke bu yönetim işine hiç mi hiç bulaşmasaydım…”
Geçti artık son pişmanlık fayda vermez. Tevbe kapısı açık elbette… Erdoğan’ın o kapıyı çalmadan önce hakkına, hukukuna girdiklerinden af dilemesi gerekir. Demircan keşke daha açık şekilde bunu da söyleseydi!
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































