ERSAN KIRLI | BRÜKSEL TR724
Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu’nda, Belçika merkezli Solidarity With OTHERS ve Fransa merkezli ASSEDEL insan hakları kurumlarının organize ettiği ‘İstanbul Sözleşmesi’nin 15. Yılı: Kadın Haklarına Olan Bağlılığımızı Yenilemek’ isimli panel düzenlendi.
Panelde; kadın haklarının mevcut durumu, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri, sözleşmenin uygulanmasındaki eksikler ve bazı ülkelerdeki geri çekilme/onaylamama süreçleriyle beraber sözleşmeden geri çekilen Türkiye’deki kadın hakkı ihlalleri, kadına yönelik psikolojik şiddet, devlet şiddeti ve hapishanelerde kadınların yaşadığı hak ihlalleri konuşuldu.
Ayrıca, şiddetin neden hâlâ yeterince önlenemediği, mağdurların karşılaştığı ayrımcılık, düşük raporlama oranları ve kurumların yetersiz kaldığı noktalar da panelde gündeme geldi. Panelde politika yapıcılar, hukukçular, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum temsilcileri yer aldı.
Panele ev sahipliği de yapan Hollandalı Avrupa Parlamentosu Milletvekili Anna Strolenberg’in yanısıra Lüksemburg AP vekili Marc Angel, Avrupa Komisyonu Adalet Genel Müdürlüğünden bir yetkili Lisa Collste, BM Kadınlara ve Kızlara Yönelik Şiddet Özel Raportörü Reem Alsalem ve Stockholm Center for Freedom ve Radboud Üniversitesi’nden Dr. Merve Reyhan Kayıkçı konuşmacılar arasında yer aldı.
Avrupa Parlamentosu Üyesi Strolenberg, “Beni özellikle endişelendiren, genç erkeklerin kadınlara bakış açısını değiştirme eğilimi.” dedi. Yapılan araştırmalara göre Z kuşağı erkeklerinin %31–33’ü, bir eşin kocasına itaat etmesi gerektiğini düşünüyor. Benzer şekilde %33’ü, önemli aile kararlarında son sözün kocaya ait olması gerektiğini savunuyor.
Marc Angel, ise sivil toplum kuruluşları ve akademinin kadına karşı şiddetin engellenmesinde önemli bir yer tuttuğuna değindi. Strolenberg ise kadına karşı şiddetle mücadelede siyasi ve finansal desteğin yeterli olmadığını ifade etti: “Barınaklardan sivil topluma kadar harekete geçmeye istekli insanlarda bir eksiklik yok. Onların eksikliği, istikrarlı bir finansman ve siyasi destek.”
İsveçli Lisa Collste, İsveç’in dünyada cinsiyet eşitliliği konusunda en önde gelen ülkelerden olmasına rağmen kadına şiddet ve kadın cinayetlerinin hala ciddi bir problem olduğunu, AB genelinde de hala haftada 18 kadının ‘kadın cinayetlerine’ kurban gittiğini söyledi. Kadınların sanılanın aksine dışarıda değil en çok kendi evlerinde, mutfaklarında, yatak odasında öldürüldüğünü belirtti.
Tüm bu gerçeklerle birlikte AB’nin son yıllardaki politikalara değinen Collste,“Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadelede yaygın olarak altın standart olarak kabul edilen ilkelere bağlı kalarak, AB kararlı ve övgüye değer bir adım atmıştır.” ifadelerini kullandı.
Dr. Merve Reyhan Kayıkçı ise yaptığı sunumda Türkiye’nin 2021 yılında bir kararname ile İstanbul sözleşmesinden çekildiğini belirterek ülkede artış gösteren kadın cinayetleri, kadına karşı şiddet ve aile içi şiddete dikkat çekti. Kayıkçı, kadın cinayetlerinin politik gerçekliğine vurgu yaparak emniyet, yargı ve meclisteki siyasetçilerin gerekli adımları atmakta isteksiz ve yetersiz kaldığını ifade etti. Kadın cinayetlerindeki cezasızlık algısı ve caydırıcılığın olmamasını eleştirdi.
Kayıkçı, “Mahkemede ‘kışkırtma’ olarak adlandırılan şey, uygulamada kadınlara yönelik şiddetin gerekçesi haline geliyor. Bu eşik tehlikeli derecede düşükken, kadınlar için sonuçları ise yıkıcı derecede ağır.” şeklinde konuştu.
BM Kadınlara ve Kızlara Yönelik Şiddet Özel Raportörü Reem Alsalem, İstanbul Sözleşmesi’nin 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısında imzaya açılmasından kaynaklı bu ismi aldığını hatırlattı. Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni imzalayan ve onaylayan ilk ülke olan Türkiye’nin 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanlığı kararı ile sözleşmeden çekilmesini çok üzücü olarak niteledi.
Alsalem, “Sözleşme, sağladığı korumaları zayıflatmayı veya ortadan kaldırmayı amaçlayan sürekli siyasi ve yasal baskılarla karşı karşıya bulunmaktadır. Bu tür eylemler, uluslararası insan hakları hukuku kapsamında ciddi bir gerileme riski oluşturmaktadır.” ifadelerini kullandı ve İstanbul Sözleşmesinin her ülkenin mültecileri de kapsayacak şekilde uygulamasının önemine vurgu yaptı.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































