MAHMUT AKPINAR | YORUM
Tarih, Yahudilerin yükselen güçlerin yanında, düşenlerin uzağında durduğunu defalarca gösterdi. Endülüs’te Müslümanlarla ‘altın çağ’ yaşayan Yahudiler, 1492’de kovulunca Osmanlı’ya sığındı. İstanbul, İzmir, Selanik’te tüccar olarak kök saldılar; Osmanlı ticaretinde, siyasetinde etkili oldular.
Osmanlı zayıflayınca Avrupa’ya, İngiltere’ye, İkinci Dünya Savaşını müteakip ABD’ye yöneldiler. Bugün ABD’de İsrail’dekine yakın Yahudi nüfus yaşıyor. Ama nüfuslarının çok ötesinde bu süper gücün ekonomisinde, siyasetinde, sinemada, medyada ve stratejik alanlarda etkililer.
Bu tesadüf değil; bir strateji. Yahudiler hep sürgünler, zulümler gördükleri için sermayelerini ve kendilerini kolay taşınabilir kılmışlardır. Hayatta kalma, savunma güdüsüyle dönemin en güçlü devletinde konumlanmışlardır. Düşen güçten uzaklaşıp yeni güce doğru imkanlarını ve insanlarını taşıma Yahudiler için tarih içinde oluşmuş bir davranış kalıbına (pattern) dönüşmüştür.
Bu mekanizma hâlâ çalışıyor mu? Netanyahu ve İsrail, İran’a soktuğu ABD’nin çöküşü hızlandırıyor mu?
ABD-İsrail saldırıları – “Epic Fury” operasyonu, bir ayı aşkın süredir devam ediyor. İran’ın konvansiyonel vuruş kabiliyeti büyük ölçüde yok edildi ama rejim hâlâ ayakta, diz çökmüş değil.
Fatura ağır: Petrol fiyatları fırladı, küresel ekonomi sarsıldı, ABD’nin askeri yükü katlandı. Trump bu bataktan sıyrılmanın yollarını arıyor zira iç kamuoyunda ciddi eleştirilere muhatap. Bir çıkış yolu bulamazsa yaklaşan seçime yaralı ve dezavantajlı girecek. Böyle devam ederse İran macerası sadece Trump’ın siyasi kariyerine hasar vermeyecek, ABD’nin global güç denkleminden düşüşünü hızlandırıp, rakibi Çin’in arayı açmasını sonuç verecek.
ABD, İran’a “Büyük İsrail” hayali için mi sokuldu yoksa içinde başka hesaplar mı var bilemiyoruz. Siyonist politikalar izleyen Netanyahu dünya Epstein dosyalarını konuşuyorken, İran tavizlere/barışa ikna olmuşken Trump’ı İran’a saldırttı. ABD diplomatları ve istihbarat birimleri böyle bir savaşı gerekli ve mantıklı bulmazken Netanyahu ve çevresindeki İsrail lobisi Trump’ı ikna eti ve ABD’yi bir maceraya soktu. NATO üyeleri, Avrupalı müttefikleri ve bölgedeki proxileri ısrarlı talebine rağmen Trump’a destek olmadı, zira hiçbiri bu savaşı onaylamadı, gerekli ve mantıklı bulmadı.
ABD, savaşla bir mesafe alamadığı gibi bölgedeki müttefiklerini de koruyamadı, patronajını sorgulanır hale getirdi. Şimdilerde hem global anlamda hem müttefikleri nezdinde ciddi güven krizi yaşıyor. Savaş öncesine nazaran dünyayı domine etme ve yönlendirme kabiliyeti azaldı. Savaş uzadıkça zaman Çin lehine ABD aleyhine işliyor. ABD bataklığa saplanırken Pekin stratejik bir sabırla bekliyor. Çünkü ABD’nin düşüşünün, kaybının otomatik olarak kendi hanesine yazıldığının farkında.
Şu çok açık ki ABD global aktör olarak etkisini yitirirken Çin yükseliyor. Bu durumda Yahudilerin tarihi pattern gereği Çin’e yönelmesi ve orada ağırlığını artırmayı hedeflemesi gerekiyor. Çin kapalı bir rejim ve dikkate değer Yahudi nüfusa sahip değil. Ama 1979’dan beri Çin reformlarında Sefarad kökenli Yahudi aileler (Sassoon’lar, Kadoorie’ler vd) oldukça etkililer. Shanghai’nin finans merkezi olmasında payları büyük.
Ayrıca yatırımlarını Çi̇n’e kaydıran Avrupa ve ABD merkezli̇ bazı fi̇rmalar böyle bi̇r strateji̇yle hareket edi̇yor olabi̇li̇r. Bu durumda, gerçekleştirilmesi çok da rasyonel olmayan “Büyük İsrail” gibi ezoterik, Kabbalistik hedefleri bir yana koyarsanız, İran savaşı mevcut global patronun çöküşünü hızlandırıp yenisini öne çıkaran bir sonuç doğuruyor. Böyle bir hedef ve strateji var mı bilemiyoruz ancak eğer bir yerlerde böyle bir karar varsa bu binlerce yıllık Yahudi diasporasının refleksleriyle örtüşüyor.
Pattern basit: Düşen güçten uzaklaş, yeniye yatırım yap…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































