Hakkındaki ‘tapu’ ve ‘yargıdaki çeteleşme’ iddiaları nedeniyle zor günler geçiren Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, Hizmet Hareketi’ne yönelik ‘yeni operasyon’ hazırlığında olduklarını söylemesi ‘soykırım’ hukukunun itirafı olarak yorumlandı. Zira Adalet Bakanlığı koltuğunda oturan Gürlek’in açıklamaları yargıyı doğrudan yönlendirdiğini net olarak ortaya koyuyor. Akın Gürlek’in açıklamalarını okuduğunuzda, soruşturmaların bağımsız savcılarca ve delile göre değil, yürütmenin siyasi iradesiyle hazırlandığını anlıyorsunuz.
KHK’lı Cumhuriyet Savcısı Dr. Hasan Dursun da tam bu noktaya dikkat çekiyor. Dursun, “(Gürlek’in açıklamaları) Siyasi operasyonların delil bazlı olarak yerel adli makamlarca değil, merkezi bir “kirli” yapı tarafından soykırım amaçlı ve toplumsal mühendislik tabanlı yapıldığının ikrarı olmuş. Adalet Bakanlığı’nın yürütülen adli soruşturmalar bağlamında hiçbir yetkisi, görevi yoktur olamaz.” diyor.
Tapuları ve yargıdaki çeteleşme iddialarını cevaplayamayan Akın Gürlek, yine ‘f.tö’ ipine sarıldı. Kendisi gibi kirli ilişkileriyle gündemde olan Hürriyet’in tetikçi yazarlarından Nedim Şener’e konuşan Gürlek, “Bilindiği gibi FETÖ sürekli kendisini güncelleyen bir örgüt ve bu konuda önemli tespitlerimiz ve olgunlaşma aşamasına gelen operasyon hazırlıklarımız var. Gerek yeni eleman kazanma faaliyetleri gerek finansal yapılanması yakından takip ediliyor.” ifadelerini kullandı.
Akın Gürlek, uydurdukları örgütün güncel yapılanmasını yakından takip ettiklerini anlatıyor. Bakanlık, savcılıklar, güvenlik birimleri ve kolluk kuvvetleri olarak hareket ettiklerini söylüyor, “Tüm savcılıklarımız teyakkuz halinde.” diyor ve ekliyor: “Olgunlaşma aşamasına gelen operasyon hazırlıklarımız var.”
Ülkenin adalet bakanı, soruşturma ve operasyon sürecini bizzat siyasi iktidarın diliyle sahipleniyor.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160 ve 161. maddelerinin açık hükmü gereği, soruşturma yapmak, yetkili ve görevli savcıların tekelindedir. Adlî Kolluk Yönetmeliği çok net: Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda yürütülür. Adli kolluk da savcının emirlerini yerine getirir. Yani ceza soruşturmasının merkezinde siyasi makam değil, Cumhuriyet savcısı vardır.
Bu yüzden bir adalet bakanının “Operasyon hazırlığımız var!” demesi, hukuki işleyiş bakımından şu soruyu doğuruyorr: Bu operasyonun sahibi kim? Savcı mı, yürütme mi? Akın Gürlek’in açklamasına göre bu oprasyonların sabihi yürütme organı yani hükümet! Yargı makamlarının da hükümetin talimatlarını yerine getirdiği anlaşlıyor…
Akın Gürlek’in kullandığı, “Operasyon hazırlığımız var. Savcılıklarımız teyakkuz halinde!” gibi ifadeler yürütmenin soruşturma makamıyla özdeşleştiğini gösteriyor.
Peki Akın Gürlek’in açıklamaları ne anlama geliyor?
Öncelikle savcı ve hakimlerin ‘bağımsız’ karar almadığı, siyasi erkin talimatlarıyla hareket ettikleri en yetkili ağızdan netleşmiş oldu. Operasyonların hukuki değil siyasi olduğu da bizzat ülkenin Adalet Bakanı tarafından itiraf edildi. Çünkü soruşturma ve operasyon yetkisinin savcıda olması gerekirken, bakanın açıklamları bu sürecin yürütme tarafından yönlendirildiği net olarak ortaya koyuyor. Operasyonların siyasi olmasının doğal sonucu olarak hedef alınan kesim peşinen suçlu ilan ediliyor. Zira amaç ‘soruşturma’ yaparak ‘gerçeğe ulaşmak’ değil; bir kesimi mahkum etmek…
Adalet Bakanı’nın “Operasyon hazırlığımız var!” sözleri, hukuk devleti açısından ciddi bir tartışma aslında. Ceza soruşturmalarının savcılar eliyle ve delile dayalı biçimde yürütülmesi gerekirken, bakanın “Bakanlık, savcılıklarımız, güvenlik birimleri ve kolluk kuvvetleri olarak” ifadesi, yürütme ile yargı arasındaki sınırın kalktığını gösteriyor. Daha açık bir ifadeyle yargı, yürütmenin ’emir eri’ haline getirilmiş…
KHK’lı Cumhuriyet Savcısı Dr. Hasan Dursun da konuyla ilgili bir paylaşım yaptı. “Siyasi operasyonların delil bazlı olarak yerel adli makamlarca değil, merkezi bir “kirli” yapı tarafından soykırım amaçlı ve toplumsal mühendislik tabanlı yapıldığının ikrarı olmuş.” diyen Dursun, şu ifadeleri kullandı: “Adalet Bakanlığı’nın yürütülen adli soruşturmalar bağlamında hiçbir yetkisi, görevi yoktur olamaz. Tabi bu mevcut yasalara göre geçerli. Ancak Saray Rejimi’nin görünmez mevzuata göre işleyen Şahsımın Hukuku var. Şahsımın Hukuku’na göre Sn. Gürlek, mevcut rejimin “Celladı” olarak istediği operasyonu yapabilir, hükümleri kurabilir. Onu sınırlayan ne Anayasa ve ne de görünürde yasalar var. Tek sınırı kendi korkuları, kişisel hedefleri ve hırsları. Tabi bir de Saray’ın çizdiği belirli sınırlar var.”
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































