Romanlar, Dünya Romanlar Günü’nü bu yıl da ayrımcılığın tanınması, nefret suçlarına karşı yasal güvence ve karar mekanizmalarına gerçek katılım talebiyle karşılıyor. Roman örgütleri, sembolik adımlar değil somut, kapsayıcı politikalar hayata geçirilmesini istiyor.
8 Nisan Dünya Romanlar Günü’nde Romani Godi’den Nazar Zengi ile konuştuk:
8 Nisan, bizim için yalnızca bir kutlama günü değil; hak, eşitlik ve adalet taleplerimizi daha güçlü, daha görünür ve daha örgütlü bir şekilde dile getirdiğimiz bir gündür
Duygu Kıt
Dünyada en çok ayrımcılığa ve şiddete maruz kalan halklardan Romanlar, Dünya Romanlar Günü’nü hala bir kutlama değil hak ve görünürlük mücadelesi talepleri ile karşılıyor. 8 Nisan 1971 tarihinde Londra’da toplanan Birinci Uluslararası Roman Kongresi, bu tarihin Dünya Romanlar Günü olarak kutlanmasına karar vermesinin üzerinden elli beş yıl geçti. O tarihten evvel ya da bugüne değin Romanlar dünya genelinde birçok sorunla karşılaşsa da Türkiye gibi birçok milliyet, kimlik, inanç ve cinsiyetin sistematik olarak yok sayıldığı topraklarda çok katmanlı bir ayrımcılığın içinde yaşamaya devam ediyor. Dünya Romanlar Günü vesilesiyle Roman Hafıza Çalışmaları Derneği’nden (Romani Godi) Nazar Zengi ile bu yıl Romanlar Günü’nü hangi talepler ve koşullar içinde karşılayacaklarını konuştuk.

‘Hâlâ haklarımızı arıyoruz’
Romani Godi üyesi Nazar Zengi en temel taleplerinin, Romanların Türkiye’de maruz kaldığı çok katmanlı ayrımcılığın açık biçimde tanınması ve buna karşı somut, bağlayıcı ve sürdürülebilir politikaların hayata geçirilmesi olduğunu belirtti. Nazar Zengi şunları söyledi:
“8 Nisan, bizim için yalnızca bir kutlama günü değil; aynı zamanda hak, eşitlik ve adalet taleplerimizi daha güçlü, daha görünür ve daha örgütlü bir şekilde dile getirdiğimiz bir gündür. Eğitimden barınmaya, istihdamdan sağlığa kadar pek çok alanda yapısal eşitsizlikler devam ediyor ve bu eşitsizlikler özellikle Roman gençlerin geleceğini doğrudan etkiliyor. Bugün Roman gençliği; eğitimden kopuş, güvencesiz işlere sıkışma, kamusal alanda dışlanma ve karar alma süreçlerinden uzak tutulma gibi çok yönlü engellerle karşı karşıya. Oysa biz Roman gençlerin yalnızca “desteklenmesi gereken bir grup” olarak değil, politik özne ve değişimin aktif aktörleri olarak tanınmasını istiyoruz.”
‘Romanlar hakkında değil, Romanlarla’
“Artık ‘iyileştirme’ söylemlerinin ötesine geçilmesi gerekiyor.” diye belirten Zengi hak temelli, kapsayıcı ve katılımcı politikaların geliştirilmesinin özellikle genç Romanlar için şart olduğunun altını çizdi. Nazar Zengi şunları söyledi:
“Romanların, özellikle de gençlerin karar alma mekanizmalarına doğrudan ve etkin biçimde dâhil edilmesi şart. Bizim temel vurgumuz net: Romanlar hakkında değil, Romanlarla birlikte -Roman gençlerle ve kadınlarla birlikte- politika yapılmalıdır. Özellikle genç Romanların kimlikleriyle kamusal alanda var olması zorlaştırılıyor. Gençler ya görünmez kalmaya zorlanıyor ya da önyargılarla mücadele etmek zorunda bırakılıyor. Eğitimde erken okul terkleri, istihdamda güvencesizlik ve kayıt dışılık gibi sorunlar hâlâ kronik. Bir diğer kritik risk ise nefret söylemi ve nefret suçlarının yeterince tanınmaması ve cezalandırılmaması. Türkiye’de hâlâ kapsamlı bir nefret suçları yasasının olmaması, Romanlar da dâhil olmak üzere pek çok topluluğu korumasız bırakıyor. Bu durum, özellikle gençler için güvenli yaşam alanlarını daraltıyor.”

‘Somut ve kapsayıcı politikalar şart’
Nazar Zengi bu yıl 8 Nisan’a, dayanışmayı büyüten, kendi sözünü kuran ve hak mücadelesini kararlılıkla sürdüren bir topluluğun parçası olarak girdiklerinin vurgusunu yaparak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün Roman gençlerin örgütlenme, söz üretme ve kamusal alanda görünür olma çabası, bugün en dönüştürücü güçlerden biri. Gençler yalnızca geleceğin değil, bugünün de öznesi; hak talep eden, karar süreçlerine dâhil olmak isteyen ve değişimi mümkün kılan aktörler. Bu nedenle bu yılki vurgumuz, görünürlükle sınırlı kalmayan; katılımı esas alan, hesap verebilirliği talep eden ve somut politika değişikliklerini zorlayan bir yaklaşım. Roman gençlerin ve toplulukların karar alma mekanizmalarında gerçek ve etkili biçimde yer almadığı hiçbir süreç kapsayıcı değildir. Artık sembolik kutlamaların ötesine geçilmesi gerektiğini söylüyoruz. 8 Nisan, yalnızca kültürel bir gün değil; devletin, yerel yönetimlerin ve tüm karar vericilerin Romanlara karşı sorumluluklarını hatırlaması ve bu sorumlulukları somut, kapsayıcı ve katılımcı politikalarla yerine getirmesi gereken bir gündür.”
‘Kadın ve LGBTİ+ eşitliği şart’
Roman kadınların ve LGBTİ+ bireylerin çoğu zaman kimlik görünürlüğün dışında kaldığını ya da deneyimlerinin yeterince dikkate alınmadan temsil edildiğinin eleştirisini yapan Nazar Zengi, “8 Nisan’ı yalnızca bir kimlik kutlaması değil; kesişimsel bir eşitlik mücadelesini büyüttüğümüz bir gün olarak görüyoruz.” dedi. Nazar Zengi görünürlükte herkes için eşitlik ihtiyacını şöyle anlattı:
“Roman kadınlar, hem etnik kimlikleri hem de toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle çok katmanlı eşitsizliklerle karşı karşıya. Eğitimden kopuş, erken yaşta evlilikler, güvencesiz ve kayıt dışı emek gibi sorunlar hâlâ yaygın. Bu nedenle Roman kadınların yalnızca ‘desteklenen’ konumda değil, karar alan, yöneten ve söz kuran aktörler olarak güçlenmesi gerekiyor. Roman genç kadınların kamusal alanda daha fazla yer alması, kendi sözlerini kurabilecekleri alanların açılması ve katılım mekanizmalarının güçlendirilmesi en temel taleplerimizden biri. Roman LGBTİ+ bireyler açısından ise durum daha da görünmez. Hem toplum genelinde hem de zaman zaman kendi toplulukları içinde ayrımcılığa maruz kalabiliyorlar. Bu da onları daha kırılgan ve izole hale getiriyor. Bu çeşitliliğin içinde Roman LGBTİ+ bireylerin deneyimleri tanınmadan, kapsayıcı ve adil bir eşitlikten söz etmek mümkün değildir. Roman kimliği tekil değil, çoğul ve çeşitlidir. Çünkü Roman kadınların, gençlerin ve LGBTİ+ bireylerin güçlenmediği bir yerde, hiçbirimiz tam anlamıyla eşit değiliz.”
‘Barış herkes için olmalı’
27 Şubat 2025 tarihinden bu yana yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne de değinen ve “Barışın gerçek anlamda kurulabilmesi için, tarihsel olarak dışlanmış ve ötekileştirilmiş tüm kimliklerin sürece dâhil edilmesi gerekir.” diyen Nazar Zengi değerlendirmelerini şöyle paylaştı:
“Barış süreçleri yalnızca silahların susmasıyla değil; adaletin, eşitliğin ve hakların güvence altına alınmasıyla anlam kazanır. Romanlar, Domlar, Lomlar ve Abdallar; etnik, sınıfsal(sosyoekonomik) ve kültürel düzeyde çok katmanlı ayrımcılığa maruz kalıyor. Bu nedenle barışın kapsayıcı olabilmesi için bu çoklu eşitsizliklerin tanınması ve giderilmesi şart. Aynı zamanda barış süreçlerinin yalnızca belirli aktörler arasında yürütülen dar bir çerçevede değil, gençlerin, kadınların ve farklı toplumsal kesimlerin aktif katılımıyla şekillenmesi gerekiyor. Roman gençlerin bu süreçlerde söz sahibi olması, barışın toplumsallaşması açısından kritik bir öneme sahip. Bizim beklentimiz; barışın herkes için, eşit yurttaşlık temelinde, kapsayıcı ve katılımcı bir şekilde inşa edilmesidir. Aksi halde, dışarıda bırakılan her kesim için eşitsizlikler yeniden üretilecektir.”
‘Eşit yurttaşlık zedeleniyor’
Nazar Zengi: Bugün en büyük sorunlardan biri, Romanlara yönelik ayrımcılığın hâlâ görünmez kılınması ve gündelik hayatın “normal” bir parçası gibi kabul edilmesidir. Kamusal söylemde Romanlar çoğu zaman stereotiplerle temsil ediliyor; bu da hem toplumsal önyargıları yeniden üretiyor hem de eşit yurttaşlık hakkını zedeliyor.
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































