Arkeoloji dünyası, Roma Cumhuriyeti’nin temellerini sarsan İkinci Pön Savaşı’na dair ezber bozan bir keşifle çalkalanıyor. İspanya’nın Cordoba kentindeki Colina de los Quemados bölgesinde yürütülen kazılarda, antik metinlerde sıkça bahsedilen ancak bugüne kadar Batı Avrupa topraklarında fiziksel varlığına rastlanmayan Kartaca savaş fillerine ait bir ayak bileği kemiği saptandı. M.Ö. 3. yüzyıla tarihlenen bu buluntu, efsanevi komutan Hannibal’ın İber Yarımadası üzerinden başlattığı büyük yürüyüşün en somut belgesi olarak nitelendiriliyor.

ROMA SAFLARINDA KORKU SALAN STRATEJİ: PSİKOLOJİK SAVAŞ
Araştırmanın başyazarı ve Madrid Özerk Üniversitesi arkeologlarından Fernando Quesada-Sanz, bu devasa canlıların antik savaş meydanlarındaki rolüne dikkat çekiyor. Savaş fillerinin sadece fiziksel bir güç değil, aynı zamanda “psikolojik birer silah” olduğunu belirten Quesada-Sanz, fillerin daha önce böyle bir canlıyla karşılaşmamış olan Roma askerleri üzerinde dehşet uyandırdığını ifade ediyor. Süvari birliklerine karşı üstünlük sağlayan ve piyade hatlarını darmadağın eden bu “canlı tanklar”, aynı zamanda kuşatmalarda düşman tahkimatlarını yarmak için birer öncü kuvvet olarak kullanılıyordu.
SAVAŞ MEYDANINDAN KALMA MÜHİMMATLAR KEŞFİ GÜÇLENDİRİYOR
Keşfi sadece bir kemik parçasından ibaret olmaktan çıkaran asıl unsur, bulunduğu bağlam olarak öne çıkıyor. Arkeologlar, fil kemiğinin hemen yanında antik dönem topçu birliklerine ait 12 adet küresel taş gülle ve çok sayıda ok ucu saptadı. Uzmanlar, bu askeri mühimmatların varlığının, filin bölgedeki varlığının tesadüfi olmadığını ve doğrudan İkinci Pön Savaşı sırasındaki bir askeri çatışmayla ilişkili olduğunu savunuyor. Bu durum, antik tarihçilerin Hannibal’ın İtalya seferine çıkmadan önce İber Yarımadası’nda bıraktığını iddia ettiği 21 filden birine ait olma ihtimalini de kuvvetlendiriyor.

EFSANEDEN GERÇEĞE: BİLİM TARİHİN BOŞLUKLARINI DOLDURUYOR
Hannibal’ın 37 fil ile Alpler’i aşma hikayesi binlerce yıldır insanların hayal gücünü süsleyen bir efsane olarak anlatılıyordu. Cardiff Üniversitesi’nden antik tarih uzmanı Eve MacDonald, arkeolojik kayıtların tarihsel anlatıları doğrulamadaki önemine değinerek, “Bu küçük kemik parçası, bizi antik dünyanın en sıra dışı askeri öykülerinden birine bir adım daha yaklaştırıyor” değerlendirmesinde bulundu. Batı Avrupa topraklarında ilk kez belgelenen bu fiziksel kanıt, müze depolarında bekleyen eski kazı örneklerinin yeniden incelenmesi ve gelecekteki saha çalışmalarında çok daha dikkatli olunması gerektiğine dair bilim dünyasına bir çağrı niteliği taşıyor.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































