NECİP F. BAHADIR | YORUM
Gündem öylesine yoğun ki… Zorlanıyorum, en az beş yazı konusu var. Birini tercih edersem diğerlerine yazık olacak. ‘Ortaya karışık’ yapsam okuyucu burun kıvıracak. “Daldan dala atladın, yordun beni!” diyecek. Bayram da geldi. Sizi bilemem ama benim en kolay Ramazanlarımdan biri oldu. Su gibi aktı gitti. Hakkını verebildim mi? Maalesef çok az… Bir bayram sabahına fakir ve yoksul ülkemin nasıl uyandığını yazmak da vardı. Neyse… Kafam karışık. Parmaklar klavyede nereye doğru basarsa artık…
Akaryakıtta seri zamlar başlıyor!
Akaryakıta tüm zamanların en büyük zammı kapıda… Motorin 5 lira 70 kuruş birden zamlanacakmış. Yanlış duymadınız, tek seferlik bu! Neden? Çünkü ardı ardına gelen zamlardan sonra motorinde eşel mobil için kullanılabilecek ÖTV kalmamış! Bundan sonra gelecek zamların tümü pompaya yansıyacak. Hükümetin ÖTV’den kısmen feragat ettiği ‘eşel mobil’ sistemi devre dışı kalacak.
Eskiden o çok küçümsenen zamanlarda benzinde en küçük artış kıyameti koparırdı. Toplum daha duyarlıydı. Sert tepki verirdi. Hükümetler seçimden önce zam yapmamaya özen gösterirdi. Rahmetli Özal’ın, “Ben seçimden önce zam yapacak kadar enayi değilim.” sözü tarihe geçti. Demirel’in, “Zamları kucağımızda bulduk…” çıkışı da…
Şimdi her hafta zam… Hortum vatandaşın cebinde…
Seçim planları alt üst!
İran savaşı AKP’nin seçim planlarını alt üst etmiş. Bir kulis yazısında gördüm, ismini vermeyen AKPli kurmay, “Ne yapacağımızı bilmiyoruz, tam açmaza girdik!” demiş: “Erken seçim AKP için mecburiyettir. Eğer Erdoğan’ın aday olmasını istiyorsak başka çaremiz yok. Takvimle ekonomi arasına sıkıştık. Seçim kazandıracak göstergeler 2027 sonbaharı veya 2028’in baharına yetişmezse ne yapacağımızın yanıtı yok”
Evdeki hesabı çarşıya uydurmak kolay değil. AKP krizle geldi, krizle gidecek galiba…
Altaylı’nın tümörü cezaevinde büyümüş
Silivri’den yeni çıkan gazeteci Fatih Altaylı ameliyat oldu. Üç yılda neredeyse hiç büyümeyen beynindeki tümör hapishanede büyümüş…
Silivri’nin etkisi mi? “Olabilir!” diyor Altaylı. Aileden, dostlardan ve özgürlükten yoksun geçen günlerin insanda ‘hasar bırakmaması’ mümkün mü? Erdoğan, Altaylı’yı aramış ve ‘geçmiş olsun!’ dileklerinde bulunmuş iyi mi?
Fatih Altaylı neden hapse atıldı? Erdoğan şikayetçi olduğu için… Avukatları davanın takipçisiydi. Erdoğan’ın araması mı tuhaf yoksa, Altaylı’nın telefona çıkması mı? “Sebebi sensin!” diyebilseydi keşke… Buna ‘celladına gülümsemek’ denir.
Bakalım o fotoğrafın arkasına ne yazacak Altaylı? “Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar / Ben yaşarken koptu tufan…” diyebilecek mi? Ben ikisini de yadırgıyorum, Erdoğan’ın ‘hangi yüzle’ aradığını merak ediyorum. ‘Bir özür araması’ olsa neyse… Mümkün mü bu? Erdoğan gibi biri hatasını kabul eder mi? Günahlarıyla yüzleşebilir mi? Altaylı’nın ise ‘telefona cevap’ vermesini anlamakta zorlanıyorum.
Tabii işin ucunda tekrar Silivri’ye dönme riski var. Ne yapsın garip? Operasyon sonrası kısa süreli de olsa ‘bir hafıza kaybı’ da söz konusuymuş. Altaylı’yı eleştirmek doğru olmaz. Acaba ailesi bu aramadan hoşnut kaldı mı?
Mossad, İran’ı içeriden çökertti
İran savaşı görmezden gelinebilir mi? Savaşın gölgesinde bayramın tadı olur mu? Çocuklar, masumlar ölüyor azizim. Üst düzey devlet adamlarını hedef alan savaşı ben ilk kez hatırlıyorum. İran’ın öne çıkan her yetkilisi öldürüldü. Tahran yönetimi başındaki isimleri koruyamadı. Demek ki içerisi delik deşik… Mossad İran’ı içeriden çökertti. Bugünden belli oldu, bu savaşın kazananı olmayacak. Günümüz savaşlarının karakteri olsa gerek. ‘Büyük kaybedeni ve daha büyük kaybedeni’ olacak.
Herkesin kaybettiği bir savaş… Kimisi sahada kimisi vicdanlarda yitip gidecek.
Amerikalı Senatör Chris Van Hollen’in şu sözleri kulaklarımda çınlayıp duruyor: “Netanyahu daha önce ABD’yi o savaşa sürükleyecek kadar aptal bir başkan bulamamıştı. Ve şimdi Donald Trump bunu yaptı. İşin sonunun nereye varacağına dair hiçbir fikirleri yok…”
Trump’ın çaresizliği iki hafta sonra tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı. Yalnız kaldı, Trump ve Netanyahu ikilisi… Erdoğan’ın dışında yanlarına yaklaşan yok. Ümmetin liderliği İspanya Başkanı Pedro Sanchez’e düştü. Sanchez Avrupa’nın ve insanlığın vicdanı oldu. Onu Fransa, İngiltere, İtalya ve Almanya gibi ülkeler izledi. Cesaret de bulaşıcıymış. Avrupa, ‘kucağına düşen’ Trump’a ‘hayır’ diyebildi.
Akın Gürlek’in mal varlığı!
Ve ‘mal varlığı’ kavgası… ‘Zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış’ Ama bu öyle değil. O malın nasıl elde edildiği, nasıl zenginleştiği… Çene ne kadar yorulsa da konuşmaya değer. Akın Gürlek herhalde cumhuriyet tarihinin en çok tartışılan yargı mensuplarından biri… Hem hazırladığı ‘dosyalar’ hem de kamuoyuna yaptığı açıklamalarla manşetlere çıktı.
İmamoğlu ve arkadaşlarına dönük operasyonun altında onun imzası var. Bir ara Bakan Yardımcılığı da yaptı. Siyasi makama atladı. Sonra tekrar İstanbul’a ‘başsavcı’ olarak döndü.
Olmaz. Hiçbir ülke hukukun bu denli politikleşmesini kabullenmez. Başta toplum isyan eder. AKP Türkiyesinde şaşırmak yok, her şey mümkün… Günün sonunda Akın Gürlek Bakan da oldu.
Koltuğuna oturur oturmaz kırmızı plakaya atladı, memleketine gitti. Üst düzey devlet görevi yapmış birinden böylesine ‘ergen tavır’ beklemezdim. Ezilmişliğin bir sonucu olmalı…
Özel hayatını bir gazeteciye anlatmış. Fakir bir aileden geliyormuş. Çocuk yaşlarda babasıyla birlikte ‘pazarlarda’ çalışmış. Okul yıllarında ders notlarını satarak harçlığını çıkarmış. Artistliğe de merakı varmış. Ekmek Teknesi’nde oynamış. Heredot Cevdet’in ‘kahve cemaatindenmiş’. Hasan Kaçan’ın “Büyüksün Baba!” diyerek alkışlayanlardan biri oymuş.
Bu kadar fakir ve yoksul hayatın içinden gelen birisi ne kadar zenginleşebilir? Eşi de çalışsa normal şartlarda ‘emlak zengini’ olabilir mi? Onun gibi şanslı bir başka kul var mı? Pazarcılık yapan bir bürokrat hatırlıyorum, başını sokacak bir eve ancak sahip olabildi. O da borç harç içinde…
Akın Gürlek, CHP lideri Özel’e cevap verirken “O kadar çok değil… Algı operasyonu!” dedi. Dördüne sahip çıktı. Bu da fazla… Sorsan ‘Mülk Allah’ın…’ der ama tapuları koyacak yer bulamaz. O ‘yargı borsalarının’ hangi havuzlara aktığını bilmeyen yok. Bugün bakmayın konuşulmadığına… Her şey vaktini bekler. En tepeye herkes işin içinde…
Özgür Özel pes etmedi, Gürlek’i belgeyle yalanladı ve köşeye sıkıştırdı. ‘Yok’ dediği mülkün taksit senetleri sosyal medyada dolaşıma girdi. Özel’in, belgelere nasıl ulaştığı ayrı tartışma konusu… Yargı mensubunun da siyaset adamının da ‘mal varlığı’ toplumu yakından ilgilendirir. Evet, Gürlek’in tapuları izaha muhtaç…
Ticarete yatkınlığı olduğu ‘ders notlarını’ satmasından belli… Yargı görevi ticarete engel değil mi? Normal bir ülkede Adalet gibi hassas bir bakanlık koltuğuna oturan birisi hakkında bu iddiaların yüzde 1’i gündeme gelse o gün istifa eder. Ve bir daha da insan içine çıkamaz.
AKP iktidarı ahlakı öldürdü, vicdanı katletti, insafı yok etti ve ‘Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz insan tipleri’ üretti. O kadar çoklar ki… Eskiden hiç değilse ‘kuldan utanma’ vardı. AKP’li Özlem Zengin “Evet, utanmıyoruz… Gurur duyuyoruz!” diye itiraf edebildi. Bu AKP ve Özlem Zengin gibi ‘utanmazlar’ Akın Gürlek’in mal varlığıyla da gurur duyar.
Şu cümleler Akın Gürlek’e ait; “Babam bir defa aramıştı, camiye gitmiş, oradakiler ‘senin oğlan şöyle böyle’ falan demiş. Ben etkilenmiyorum ama ailem etkileniyor”
Babası aradığında ‘mal varlığı’ halkın çenesini yormaya başlamamıştı. Bu zenginliğe acaba babası ne der? ‘Helalinden kazandığına’ gönül rahatlığıyla inanabilir mi? Camideki arkadaşlarını oğlunun mallarını savunabilir mi?
Zor ve müşkül bir hal… Abdülhamit Gül’ün babasının, oğlunun Ankara’nın bilmem neresinde satın aldığı villasını görünce, “Bu işte bir sıkıntı var, helal parayla olmaz!” dediğini duymuştum.
Babalara da yazık…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































