Meclis Genel Kurulu İran gündemli toplandı. Oturumun açılış konuşmasında konuşan Kurtulmuş, ‘Kardeşi kardeşe kırdırmaya, bölgedeki halkları karşı karşıya getirmeye ve ülkeleri içeriden zayıflatmaya dönük hiçbir girişime de izin verilmeyecektir’ dedi
Meclis Genel Kurulu, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında İran gündemli toplandı. Basına kapalı şekilde gerçekleşecek kurulda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Savunma Bakanı Yaşar Güler aktarım yapacak. Bakanların yanı sıra Meclis’te grubu bulunan siyasi partiler de 20’şer dakika konuşacak.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) adına Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli 10’ar dakika konuşacak.
Oturumun açılış konuşmasında konuşan Kurtulmuş, yaşananların sistemin hukukla değil kuvvetle tanımlandığını gösterdiğini belirterek şunları söyledi:
“Bir başka ifadeyle, dünya siyaseti giderek orman kanunlarının belirleyici olduğu bir zamana doğru sürüklenmektedir. Uzun yıllar boyunca dünya kamuoyuna kurallara dayalı uluslararası düzen olarak savunulan çerçevenin bugün ciddi bir meşruiyet ve işlev kaybına uğradığı görülmektedir. Bugün yaşanan gelişmeler geçici bir kriz olarak asla değerlendirilemez. Uluslararası sistem ağır bir çözülme sürecine girmiştir. Böylesi zamanlarda en ağır bedel her zaman olduğu gibi siviller tarafından ödenmektedir. Mevcut tablo parçalar halinde değil bütünlük içerisinde değerlendirilmelidir. Böyle dönemlerde konuşmak vicdani bir sorumluluktur.”
Uluslararası kurumların etkisi kalmadı
Dünya genelinde hukukun ve kuralların işletilmesi görevini üstlenmiş kurumların tesirlerinin kalmadığını belirten Kurtulmuş, “Kurumlar vardır fakat tesirleri neredeyse sıfıra inmiştir. Kurallar vardır fakat güçlüğe karşı işletilememektedir. Kavramlar vardır içleri boşaltılmıştır. Bu sebeple bugün yaşanan gelişmeler geçici bir kriz olarak asla değerlendirilemez. Açıkça ifade etmek gerekir ki Uluslararası Sistem niteliği ve işleyişi bakımından ağır bir çözülme sürecine girmiştir. Hukukun yerine kuvvetin, ilkenin yerine keyfiliğin, müşterek vicdanın yerini stratejik hesapların aldığı ortam oluşmaktadır. Böylesi zamanlarda en ağır bedel her zaman olduğu gibi siviller tarafından ödenmektedir. Gazze’de devam eden katliamların, açlığın, kuşatmanın ve sistematik yıkımın yol açtığı insani felaket tüm ağırlığıyla sürerken şimdi İran’da hayatını kaybeden sivillerin acısı ile Lübnan’da derinleşen kayıplar büyük trajedinin yeni halkaları olarak önümüzde durmaktadır. Gazze’de toprağa düşen masumların acısıyla, İran’da hayatını kaybeden insanların acısı arasında bir fark yoktur. Her biri aynı hoyratlığın, pervasızlığın ve hukuk tanımaz zihniyetin birbirine eklenen neticeleridir. Gazze’de çocukların acısına İran’da okulda katledilen çocukların acısı eklenmiştir” diye konuştu.
‘Uluslararası sistem ağır bir çözülme sürecinde’
Ortadoğu’ya ilişkin yapılan değerlendirmelerin parçalı değil bütünlük içerisinde yapılması gerektiğini ifade eden Kurtulmuş devamla şunları söyledi:
“Gazze’de yaşananları Suriye’den, Suriye’de yaşananları İran’dan bağımsız, İran’da yaşananları Lübnan’dan kopuk, Lübnan’daki sarsıntıyı da Yemen’den, Somali’den ve hatta bölgesel güvenlik denkleminden ayrı değerlendirmek mümkün değildir. Bizim medeniyet birikimimiz, tarih şuurumuz ve millet vasfımız zulüm karşısında sözü eğip bükmeyi değil, hakkı açık biçimde ifade etmeyi gerekli kılar. Uluslararası sistem ağır bir çözülme sürecinde. Enerji güvenliğinden ticaret yollarına göç hareketlerine kadar pek çok başlıkta yeni kırılmaların yaşanması kaçınılmaz hale gelecektir. Ateşin büyümesi onu uzaktan izleyenleri de içine çeker. Gazze’de yaşanan insanlık dışı tablo sıradan bir askeri operasyon yahu güvenlik tedbiri olarak izah edilemeyecek seviyeye çoktan ulaşmıştır. Sivil hayatı doğrudan hedef alan, açlığı bir baskı aracına dönüştüren, insani yardımı engelleyen ve tüm bunları güvenlik gerekçeleriyle perdelemeye çalışan anlayış, insanlığın müşterek hukuk ve vicdan zeminini tahrip etmiştir.
Saldırılar derhal durdurulmalıdır
Saldırıların derhal durdurulması bugün herkes için bir zorunluluktur. Türkiye’nin ortaya koyduğu diplomasi trafiğini bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Diplomasi yürürlükteyken saldırının gerçekleşmesi niyetin barış değil yıkım olduğunun açık bir göstergesidir. Siyasi tutarsızlığın ötesinde ciddi bir ahlaki sıkıntının olduğunun da altını çizmek isterim. Ofis ortamında dini çağrışımlı dualar eşliğinde savaş siyasetine destek verilmesi aklı ve hukuku geri plana iten çok tehlikeli bir istikameti göstermektedir. Bölgesel istikrarı savurunuz. Saldırıların biran önce sona ermesini temenni ediyoruz. Çatışmaların gölgesinde endişeyle yaşan tüm halklara geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bugün İsrail yönetiminin izlediği saldırgan çizginin bölgesel gerilimin en belirleyici unsuru olduğu açıktır. Muhataplarıyla konuşabilen, riskleri görebilen, savaşı normalleştirmeyen ve bölgede sükuneti tesis etmeye çalışan tutumumuz ülkemizin çözüme en önemli stratejik katkılarından biridir. Sayın Cumhurbaşkanımızın ve devlet kurumlarımızın sürdürdüğü yoğun diplomatik temaslar bu çerçevede son derece anlamlı ve kıymetlidir.
Sürecin kamate uğratılmasına izin verilmeyecek
Burada özellikle ifade etmek isterim ki, bölgemizde yaşanan her sarsıntının terör örgütleri ve vekalet unsurları eliyle yeni bir istikrarsızlık zeminine dönüştürülmesine ve ‘terörsüz Türkiye’ sürecinin akamete uğratılmasına da asla müsaade edilmeyecektir. Kardeşi kardeşe kırdırmaya, bölgedeki halkları karşı karşıya getirmeye ve ülkeleri içeriden zayıflatmaya dönük hiçbir girişime de izin verilmeyecektir. Hem kendi güvenliğimiz hem de bölgemizin huzuru bakımından bu tür hesapların karşısında durmaya devam edeceğiz. Diplomatik altyapımız ve bölgesel temaslarımızla hadiseleri çok boyutlu biçimde değerlendirirken gereken tedbirleri zamanında alan ve barışı savunurken caydırıcılığı da muhafaza eden bir ülke olarak hareket etmeye devam edeceğiz.
Müzakere vursu
Ayrıca hepimiz biliyoruz ki son dönemde İran’a saldırılar için ortaya atılan gerekçelerin önemli bir bölümü, dünya kamuoyunun hafızasında canlı hatıraları gündeme getirmektedir. Nükleer silah tehdidi bahanesiyle yürütülen provokasyon, daha önce başka coğrafyalarda da kullanılmış, sonrasında algı operasyonlarının bir sonucu olduğu ortaya çıkmıştı. Irak örneği hala hafızalarımızdadır. Kitle imha silahları iddiasıyla başlatılan müdahalenin nasıl büyük bir yıkım, parçalanma ve istikrarsızlık ürettiği bugün herkesin malumudur. Dolayısıyla bir ülkeye yönelik güç kullanımını meşrulaştırmak için bu tür söylemlerin tekrar devreye sokulması, uluslararası toplumu ikna etmekten ziyade geçmişin yanlışlarını yeniden üretmektedir. Oysa gerçek bir müzakere zemini kurulduğunda denetim, şeffaflık ve karşılıklı güven artırıcı adımlar silahlardan arındırma yönünde ilerleme sağlanması bakımından fevkalade önemlidir. İşte diplomasi bunun için vardır. İşte bugün dünya kamuoyunun görmesi gereken temel mesele de budur. Diplomasi yürürlükteyken saldırının devreye sokulması niyetin barış değil yıkım olduğunun açık bir göstergesidir. Böyle bir yaklaşım bundan sonra kurulacak her türlü müzakere zemininin güvenilirliğini de zedelemektedir. Bugün uluslararası sistemde yaşanan aşınma, fiili çatışmalarla da sınırlı değildir.”
Kaynak: MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































