MAHMUT AKPINAR | YORUM
Teknoloji, modern hayatın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Uçaklar, akıllı telefonlar, internet ve hızlı ulaşım araçları sayesinde bireyler eskiden hayal dahi edilemeyen rahatlıklara kavuştu. Artık insanoğlu kısa sürede kıtalar arası seyahat edebiliyor, çeşitli bilgilere anında erişebiliyor, sevdikleriyle (sesli, görüntülü) kolayca iletişim kurabiliyor.
Bu yenilikler, bireyin hareket alanını genişletti ve günlük yaşamı kolaylaştırdı. Ancak teknolojinin gelişimi bünyesinde çeşitli tehditler ve çelişkiler de barındırıyor. Bir yönüyle teknoloji “insanı özgürleştiriyor” gibi görünse de öte yandan bireyleri her yönüyle gözetim ve denetime açık hale getiriyor. Artık her bir bireyin her adımını kaydetmek, arşivlemek, izlemek, analiz etmek mümkün. Hepimizin özel hayatı, mahrem alanı, özgürlükleri üzerinde karanlık bir gölge gibi teknolojinin denetimi var.
Gelişen teknolojiyle birlikte, bu teknolojiyi kimlerin kullandığı, kimin verilerin ne kadarını nasıl aldığı, nasıl sakladığı, kimlerle paylaştığı, data analizlerinin kimler tarafından ve nasıl kullanıldığı önem kazanıyor. Dolayısıyla data güvenliği öne çıkıyor.
Sıradan bireyleri, tüketicileri, toplumu, çocukları, aileyi teknolojiyi üretip dataları kullanan güçlere, art niyetli yapılara ve organizasyonlara karşı nasıl koruyacağız?
Bireysel ve örgütlü dijital suçlar karşısında çoğu birey tehlikenin farkında dahi değil. Ortalama bir vatandaşın her geçen gün artan karmaşık ve anlaşılmaz teknolojik regülasyonları okuyup anlaması, kendini koruyacak tedbirler alması imkânsız. Konunun uzmanları dahi bilgi kirliliği karşısında acze düşüyor.
Bireyler devletler karşısında da özgürlük alanlarını, mahremiyetini, muhalefet etme kabiliyetini yitiriyor. Devletler, özellikle hukuksuz rejimler teknoloji sayesinde vatandaşlarının he anını, her hareketini kayıt ve analiz edebiliyor. Güç kullanma tekelini elinde bulunduran devletler, teknolojinin sunduğu imkanlarla her vatandaşa ait anlık ve ayrıntılı verilerle insanlık tarihinde görülmedik muazzam kontrol mekanizmasına sahipler.
Erdoğan rejimi gibi otoriter yönetimler (X, YouTube, Facebook..) gibi global şirketlere baskı yaparak kolayca muhalifleri sansürleyip, kamuoyunu manipüle edebiliyor. Birey artık devlet karşısında çok daha savunmasız ve korunmasız.
Teknolojinin bireysel özgürlük alanını denetlenebilir kılıp, devletleri güçlendirmesi, maliyetli ve karmaşık teknolojilerin devletler ve büyük kurumlar tarafından finanse edilebilmesinden kaynaklanıyor. Bireyler veya küçük şirketler, bu devasa yatırımlara sahip olamıyor. Devletler ise muazzam kaynaklarıyla dijital gözetim altyapılarını kuruyorlar. Edward Snowden’ın 2013’te ifşa ettiği NSA programları (PRISM, XKeyscore gibi), ABD hükümetinin milyonlarca insanın iletişim metadatasını topladığını gösterdi. Bu ifşalar, kitlesel gözetimin (mass surveillance) demokrasiyi nasıl tehdit ettiğini ortaya koydu ve dünya çapında gizlilik tartışmalarını alevlendirdi. Snowden’ın açıklamaları, hükümetlerin internet özgürlüğünü ve temel hakları yok eden bir “devasa gözetim makinesi” inşa ettiğini vurguluyordu.
Günümüzde bu durum daha da ileri gitti. Pegasus gibi spyware’ler, NSO Group tarafından geliştirilen ve hükümetlere satılan araçlar, sıfır tıklama (zero-click) saldırılarıyla telefonlara sızabiliyor. Bu yazılımlar, kamerayı, mikrofonu, mesajları ve konum verilerini gizlice kaydediyor. Pegasus, gazeteciler, insan hakları savunucuları, muhalifler ve hatta devlet başkanlarının yakınlarını hedef aldı.
Çin’de ise “sosyal kredi sistemi” ve yüz tanıma teknolojisiyle entegre milyonlarca CCTV kamerası, bireylerin davranışlarını puanlıyor ve muhalifleri ezercesine denetliyor. Küresel olarak 2024 itibarıyla bir milyardan fazla CCTV kamerası aktif durumda; bu sayı, akıllı şehir projeleriyle hızla artıyor. Video gözetim pazarı 2025’te 60 milyar doları aştı ve AI entegrasyonuyla daha da sofistike hale geliyor.
Köroğlu, “Ferman padişahınsa, dağlar bizimdir!” diyerek Bolu Beyi’nin zulmünden dağlara sığınmıştı. Gelişen teknoloji ve denetim ağları artık “dağlara sığınmak” gibi romantik kaçış yollarını dahi imkânsız kılıyor. Uydu görüntüleme, drone’lar, hücresel izleme ve AI destekli veri analizi sayesinde dağlarda bile bireyler tespit edilebiliyor, takip edilebiliyor ve gerekirse ortadan kaldırılabiliyor.
Devletler, bu araçlarla muhalifleri daha etkili ve düşük maliyetle denetleyebiliyor. Örneğin, otoriter rejimlerde dissident’lerin (muhaliflerin) telefonları hack’lenerek susturuluyor; demokratik ülkelerde bile “ulusal güvenlik” gerekçesiyle benzer araçlar kullanılıyor.
Teknolojinin bu ikili doğası, bireysel alışkanlıkları da esir alıyor. Sosyal medya algoritmaları, kullanıcı davranışlarını izleyerek bağımlılık yaratıyor ve bireyin kendi iradesini sınırlıyor. Büyük veri (Big Data) ve öngörücü analitikler, bireylerin gelecekteki eylemlerini tahmin ederek manipüle ediyor. Bu, Foucault’nun “panoptikon” kavramını dijital çağa taşıyor: Sürekli izlenme hissi, bireyleri oto-sansüre zorluyor ve özgür düşünceyi daraltıyor.
Bilimsel çalışmalar da bu tabloyu doğruluyor. Gözetim teknolojilerinin yayılması, ifade özgürlüğünü ve katılımı kısıtlıyor. Pew Research gibi kurumların raporları, teknolojinin demokrasiyi zayıflattığını gösteriyor: Gizlilik erozyonu, bireylerin kendini ifade etmekten çekinmesine yol açıyor.
Amnesty International ve Human Rights Watch, Pegasus’un muhalifleri susturmak için kullanıldığını belgelerken, bu araçların insan haklarını sistematik olarak ihlal ettiğini belirtiyor.
Sonuç olarak, teknoloji özgürlüğü artıran bir araç olmaktan çıkıp, devletlerin tahakküm aracına dönüşüyor. Dijital ağlar küresel ölçekte bireyi kuşatıyor. İletişim, silah ve gözetim teknolojilerini birlikte ve koordineli kullanabilen devletler muazzam ve korkutucu güçlere ulaşıyor. Bireysel özgürlükler, mahrem alan bu sofistike denetim karşısında günden güne eriyor.
Bu paradoksu aşmak için uluslararası düzenlemeler, şeffaflık ve bireysel farkındalık şart. Aksi takdirde, teknoloji özgürlüğün değil, tahakkümün aracı haline gelecek. Bireylerin mahremiyeti ve muhalif seslerin korunması, modern demokrasinin en büyük sınavı olmaya devam ediyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































