Uluslararası gezici insan hakları projesi ‘Sessiz Çığlıklar Sergisi’, Şubat 2026’da Avustralya kıtasına taşınarak Melbourne ve Sydney’de iki ayrı programla ziyaretçilerle buluştu. Serginin 40. durağı 10 Şubat’ta Melbourne’deki Serenity Community Centre’da, 41. programı ise 12 Şubat’ta Sydney’de Customs House’da gerçekleştirildi.
Melbourne programının sunuculuğunu, SBS’in ilk ana haber sunucusu ve Avustralya’nın deneyimli yayıncılarından George Donikian üstlenirken, etkinlik Advocates for Dignity (AFD) ve Advocates of Silenced Turkey (AST) ev sahipliğinde düzenlendi. Sydney’deki programın ev sahipliğini ise AFD Başkanı Mehmet Saral yaptı; organizasyon AFD, Galaxy Foundation ve AST iş birliğiyle gerçekleştirildi.
Her iki şehirde de uluslararası festivallerden ödülle dönen “Metamorfoz: Türkiye’de Kadınların Özgürlük Mücadelesi” belgeseli gösterildi. Belgesel ve sergi birlikte, insan hakları ihlallerine karşı hafıza ve vicdan çağrısı niteliğinde bir bütünlük oluşturdu. Şehir şehir dolaşarak her durakta yeniden kurulan sergi, farklı coğrafyalarda kamusal hafızayı canlı tutmayı ve kolektif bir bilinç oluşturmayı amaçlıyor.
Hak ihlallerini temsil eden kişisel hatıralar
Avustralya programları kapsamında, hak ihlallerini simgeleyen 30’dan fazla kişisel hatıra fiziksel olarak kıtalar arası taşındı. Sabit bir mekâna bağlı olmayan sergi, her şehirde yeniden kurulan uluslararası bir hafıza çalışması olarak yaşanmışlıkların somut tanıklıklarını yeni kamusal alanlara ulaştırıyor.
Sergide yer alan nesneler arasında Diyarbakır Barosu eski Başkanı Tahir Elçi’nin en sevdiği kravatı, gazeteci Mehmet Baransu’nun cezaevinde yalnızca bir hafta dinlemesine izin verilen radyosu, annesi tutuklu olduğu için kardeşlerine bakmak zorunda kalan ve 15 yaşında hayatını kaybeden Sümeyra Gelir’in namaz kılarken giydiği hırkası, ihraç hâkim Ayşegül Göç Dilber’in hâkimlik cübbesi ile cezaevinde dünyaya gelen ve yoğun bakımda anne sütü alamadığı için ölümden dönen bir bebeğe verilen biberon, emzik ve dişlik gibi eşyalar yer aldı. Bu hatıralar, her biri ayrı bir insan hikâyesini temsil ederek ziyaretçilerle buluştu.
Melbourne programı: Akademi ve sivil toplumdan katılım
Melbourne’de düzenlenen etkinlik, akademisyenleri, insan hakları savunucularını ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirdi. George Donikian sergiyi “sessiz bırakılmış çığlıkların kamusal hafızaya taşınması” olarak nitelendirerek insan haklarının sınırları aşan bir sorumluluk olduğunu vurguladı.
AFD Genel Direktörü Abdul Celil Gelim, insan haklarının ayrıcalık değil doğuştan gelen bir değer olduğunu belirtti ve hukukun üstünlüğünün aşındığı toplumlarda sıradan insanların ağır bedeller ödediğine dikkat çekti.
Yaklaşık 20 ay cezaevinde kalan ilahiyatçı Prof. Dr. İsmail Albayrak, konuşmasında adalet kavramını teolojik bir perspektiften ele alarak “Devletin dini adalettir” ifadesini hatırlattı; adalet ortadan kalktığında keyfîliğin normalleştiğini söyledi.
La Trobe Üniversitesi’nden Dr. Leighann Spencer, Türkiye bağlamındaki insan hakları çalışmalarını yaklaşık on yıldır sürdürdüğünü belirterek sergideki kişisel hatıralarla yüz yüze gelmenin akademik araştırmalardan çok daha derin bir etki bıraktığını ifade etti. Monash Üniversitesi Emeritus Profesörü Prof. Marko Pavlyshyn ise konuşmasını dayanışma kavramı üzerine kurarak farklı coğrafyalardaki baskı deneyimleri arasındaki benzerliklere dikkat çekti.
Charles Sturt Üniversitesi’nden Dr. Ömer Atilla Ergi, cezaevinde hayatını kaybedenleri ve Meriç Nehri’nde yaşamını yitiren aileleri anarak adalet olmadan barışın mümkün olmayacağını söyledi. RMIT Üniversitesi hukuk öğrencisi Aleyna Altınörs göç, kimlik ve aidiyet temalarını işlediği sözlü şiir performansı sundu. Program, Doç. Dr. Salih Yücel’in insan onurunun inanç ve kimlikten bağımsız evrensel bir değer olduğunu vurgulayan konuşmasıyla sona erdi.
Sydney programı: Dayanışma ve diyalog vurgusu
Sydney’de Customs House’da gerçekleştirilen programda konuşan AFD Başkanı Mehmet Saral, serginin yalnızca geçmişi hatırlatmak için değil, mağdurlarla dayanışma göstermek amacıyla düzenlendiğini belirterek “Her hak ihlali bir insan hikâyesidir.” dedi.
Sivil toplum çalışmalarıyla tanınan Jim Mein, artan otoriter eğilimler karşısında çok kültürlü toplumların birlikte yaşama iradesini koruması gerektiğini ifade etti. Prof. Clive Pearson ise serginin Avustralya’ya taşınmasının kültürler arası diyalog açısından uzun vadeli önem taşıdığını dile getirdi.
Belgesel ve tanıklıklar: Hafızayı canlı tutma çabası
Sessiz Çığlıklar Sergisi Koordinatörü ve belgesel yönetmeni Aslıhan Kas, konuşmalarında devlet baskısının yalnızca siyasi değil, bireyin gündelik hayatını ve iç dünyasını şekillendiren bir gerçeklik olduğunu vurguladı. Metamorfoz belgeseli üzerinden kadınların deneyimlerine değinen Kas, anlatılan hikâyelerin yalnızca mağduriyet değil, aynı zamanda onurlu bir direniş örneği olduğunu ifade etti. Kas ayrıca ağır hasta mahpusların tanıklıklarını içeren yeni bir belgesel projesinin tamamlanmak üzere olduğunu açıkladı.
Serginin kurucu ortağı ve kurulum koordinatörü Myra Karaca ise hak ihlallerinin psikolojik boyutuna dikkat çekerek baskının yalnız sayılarla değil, insanların iç dünyasında yaşadığını belirtti.
Genç gönüllülerden destek
Her iki programda toplam 60 üniversite öğrencisi gönüllü olarak organizasyonda aktif rol aldı. Etkinlikler konuşmaların ardından plaket takdimi ve gönüllülere verilen sertifikalarla sona erdi.
Sessiz Çığlıklar Sergisi, Avustralya’daki 40. ve 41. programlarıyla kamusal hafızaya yeni bir durak eklerken, yolculuğunu sürdürdüğü her şehirde aynı çağrıyı yineliyor: Adalet, hafıza ve insan onuru unutulmamalıdır.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































