SAMER’in hazırladığı Meclis raporuna dönük sanal medya paylaşımlarına dair analizde, raporun tartışmayı kapatan değil; beklentilerin, güvensizliklerin ve siyasal temsil meselelerinin daha görünür hale geldiği yeni bir kamusal müzakere alanı ürettiği belirtildi
SAMER Saha Araştırmaları Merkezi, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun sunulmasından önce ve sonra X’te yapılan paylaşımların analizini yaptı. Raporun kamuoyuna sunulmasından önceki paylaşımlarda öne çıkan temel duygunun güvensizlik olduğu kaydedildi.
Temkinli yaklaşım
Analizde, “Özellikle sürecin gerçek bir çözüm iradesi taşımadığı, devletin geçmiş deneyimler nedeniyle samimiyet sorunu ürettiği ve yaşananların oyalama ya da zamana yayma stratejisinin parçası olduğu yönündeki ifadeler yoğunluk kazanmaktadır. Bu söylem evreninde barış tartışmasının, umutla birlikte ilerleyen fakat temkinli bir mesafe barındıran bir ruh hali içerisinde kurulduğu görülmektedir” diye kaydedildi.
“Ortada süreç yok”, “Kaç bahar geçti”, “Aynı senaryo” ifadelerine işaret edilerek, “Güncel tartışmanın yalnızca bugünkü gelişmelerle değil, güçlü bir tarihsel hafıza ile okunduğunu göstermektedir. Bu söylem, bireysel bir karamsarlıktan ziyade kolektif deneyimlere dayanan yapısal bir temkinliliğe işaret etmektedir. Sanal medya kullanıcıları, sürecin söylemsel düzeyde var olmasının yeterli olmadığını, meşruiyetin ancak somut ve geri döndürülemez adımlarla kurulabileceğini ima etmektedir” denildi.
Eşitlik ve adalet talebi
Barışın yalnızca çatışmanın sona ermesiyle sınırlı bir hedef olarak değil, kültürel varoluşun ve kolektif statünün güvence altına alınması ile birlikte ele alındığına dikkati çekilen analizde, “Sanal medya paylaşımları, kimlik meselesinin çözülmediği bir barış söyleminin Kürt kamuoyu açısından eksik ve kırılgan algılanabileceğine işaret etmektedir” diye belirtildi.
Ayrıca adalet ve eşitlik talebinin öne çıktığının altı çizilerek, “Rapor öncesi tweetlerde barış söylemi çoğu zaman doğrudan hukuki beklentiler üzerinden anlamlandırılmaktadır. Genel af talepleri, umut hakkı tartışmaları ve Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmasına ilişkin vurgular bu çerçevede belirginleşmektedir. Tweetlerde sıkça karşılaşılan ‘Barış kimin için, adalet kimin için?’ sorgulaması, barış kavramının soyut bir uzlaşı ideali olarak değil, eşitlikçi bir hukuki düzenleme beklentisiyle birlikte düşünüldüğünü ortaya koymaktadır. Bu bağlamda adalet, barışın tamamlayıcı değil, kurucu unsuru olarak konumlanmaktadır” denildi.
‘Terör dili terk edilmeli’
Rapor sonrası yapılan paylaşımlara dair bölümünde, “Meselenin ‘terör’ diliyle tanımlanmasının terk edilmesi, anayasal-yasal güvence (vatandaşlık tanımı, kimliğin tanınması, hakların hukuki temeli), adalet/yüzleşme (faili meçhuller, Cumartesi
Anneleri gibi başlıkların net biçimde ele alınması), hukuki eşitlik ve kolektif adalet (umut hakkı/af tartışmasının tekil figürlere indirgenmemesi) ve uygulanabilirlik (takvim, mekanizma, yaptırım) olarak yoğunlaşıyor” vurgusu öne çıktı.
Beklentilere dair gerekçeler
Söz konusu beklentilere dair 3 gerekçe ise şöyle sıralandı:
- Metnin genel çerçevesinin hâlâ ‘terör/terörsüzlük’ söylemiyle ilerlediği ve bu dilin Kürt meselesinin kök nedenlerini görünmezleştirdiği düşünülüyor;
- ‘Üniter devlet” vurgusu ve ‘muğlak/tavsiye’ tonunun, Kürtler açısından somut statü/hak güvencesi üretmediği, hatta geri çekilebilir bir niyet beyanı gibi durduğu ifade ediliyor.
- Aktörlere dönük ciddi bir samimiyet ve temsil krizi: rapor sonrası tweetlerde özellikle DEM Parti üzerinden yoğunlaşan bir tartışma alanı açmaktadır. Paylaşımlarda dikkat çeken temel vurgu, DEM milletvekillerinin Kürtleri temsil ettiklerini ifade etmelerine karşın, Kürt tabanında bu temsiliyetin duygusal ve siyasal düzlemde yeterince karşılık bulmadığı yönündedir.”
Ayrıca şunlar belirtildi: “Tweet dilinde sıkça rastlanan eleştiri, sürecin geniş toplumsal katılımdan ziyade birkaç siyasal aktör arasında yürütülen kapalı bir müzakere görüntüsü verdiği algısına dayanmaktadır. Bu çerçevede Kürt kullanıcılar, kendilerini sürecin öznesi değil, daha çok dışarıdan izleyicisi konumunda hissettiklerini ima etmektedir.”
Analizde, şu tespitlere yer verildi:
- Sürecin tabana yeterince anlatılmadığı, müzakere içeriğinin şeffaf olmadığı ve Kürt toplumunun doğrudan söz kurabileceği kanalların sınırlı kaldığı yönünde bir eleştiri hattı öne çıkmaktadır. Bu durum, temsil ilişkisinde klasik siyasal yetkilendirmeden farklı olarak, katılım ve dahil edilme beklentisinin belirleyici olduğunu göstermektedir. Tweetlerde ‘biz nerede duruyoruz?’, ‘kimin adına konuşuluyor?’ türündeki ifadeler, temsiliyetin yalnızca kurumsal değil, aynı zamanda algısal bir mesele olduğunu ortaya koymaktadır.
- Bazı paylaşımlarda DEM’in süreç içerisindeki konumlanışı sorgulanmakta; partinin bağımsız bir siyasal irade mi ortaya koyduğu yoksa daha güçlü aktörler arasında sınırlı bir hareket alanına mı sıkıştığı tartışılmaktadır. Bu söylem, doğrudan partiye yönelik bir reddiyeden ziyade, Kürt seçmenin siyasal özne olma arzusunun yansıması olarak okunabilir. Temsilin yeterli görülmemesi, çoğu zaman DEM’e yönelik ideolojik bir mesafeden değil; Kürt toplumunun kendi taleplerinin müzakere masasında ne ölçüde belirleyici olduğu konusundaki belirsizlikten beslenmektedir.
- Sürecin genel mimarisine yönelen eleştirilerde görünmektedir. Tweetlerde sıkça karşılaşılan yaklaşım, barış ve çözüm gibi tarihsel ağırlığı olan başlıkların dar bir siyasal çerçevede ele alınmasının, Kürt toplumunda dışlanmışlık ve edilgenlik hissi ürettiği yönündedir. Sürecin birkaç aktör arasında şekillendiği algısı, temsiliyete dair güvensizliği artırmakta; bu da raporun içerik tartışmalarını aşarak doğrudan siyasal meşruiyet meselesine bağlanmaktadır.”
Milliyetçi paylaşımlar
Milliyetçi tabandan yapılan paylaşımlar için de şunlar belirtildi: “Türk tabanına atfedilebilecek paylaşımlar incelendiğinde, söylem yapısının belirgin biçimde güvenlik, devlet ve birlik ekseninde sabitlendiği görülmektedir. Tartışmalar çoğu zaman rapor metninin içeriğinden ziyade sürecin potansiyel sonuçları ve devletin bütünlüğü çerçevesinde şekillenmektedir. En baskın tema, sürecin doğrudan bölünme endişesi üzerinden okunmasıdır. Bu söylemde raporun somut maddeleri ikinci planda kalmakta; tartışma daha çok ‘Bu adım nereye evrilir?’ sorusu etrafında kurulmaktadır. Metinde yer almamasına rağmen ‘Kürdistan’ vurgusunun güçlü biçimde dolaşıma girmesi, söylemin metne değil, kolektif siyasi algıya yaslandığını göstermektedir. Bu çerçevede süreç sıklıkla taviz, geri çekilme ya da riskli yumuşama olarak kodlanmaktadır.
Bir diğer belirgin söylem hattı, ‘Zaten eşit haklar var’ yaklaşımıdır. Bu perspektifte sorun yapısal bir mesele olarak değil, daha çok söylemsel ya da politik olarak üretilmiş bir tartışma şeklinde değerlendirilmektedir. Dolayısıyla rapor; gerekli bir çözüm belgesi olmaktan ziyade gereksiz girişim, yapay gündem ya da politik abartı biçiminde konumlandırılmaktadır.”
Sonuç
Raporun sonuç bölümünde, şu değerlendirmeye yer verildi:
“Rapor öncesi ve sonrası tweetler birlikte değerlendirildiğinde, sanal medya söyleminin barış fikrine kategorik bir karşıtlıktan ziyade, güçlü bir temkinlilik ve koşullu kabul çerçevesi ürettiği görülmektedir. Rapor öncesi dönemde güvensizlik, tarihsel hafıza ve geçmiş deneyimlerle beslenen yapısal bir kuşku biçiminde ortaya çıkarken; rapor sonrası dönemde bu kuşku daha somut başlıklara yönelmiş, metnin dili, içeriği ve aktörlerin konumlanışı üzerinden derinleşmiştir.
Tweetler, Kürt kamuoyunun temel beklentisinin yalnızca bir rapor metni değil; güvenlik merkezli söylemin aşılması, hak temelli bir demokratikleşme hattının açılması, adalet ve yüzleşme mekanizmalarının netleşmesi ve sürecin toplumsal katılım zeminine oturtulması olduğunu göstermektedir. Buna karşılık raporun algılanışı, belirsizlik, muğlaklık ve geri çekilebilirlik kaygıları etrafında şekillenmiş; özellikle temsil ve samimiyet tartışmaları sürecin meşruiyetini belirleyen kritik bir unsur haline gelmiştir.
Genel olarak sanal medya söylemi, barış ihtimalinin bütünüyle reddedilmediğini; ancak barışın Kürt kamuoyu nezdinde somutluk, eşitlik, adalet ve dahil edilme ilkeleriyle birlikte anlam kazandığını ortaya koymaktadır. Bu çerçevede rapor, tartışmayı kapatan değil; beklentilerin, güvensizliklerin ve siyasal temsil meselelerinin daha görünür hale geldiği yeni bir kamusal müzakere alanı üretmiştir.”
Kaynak: MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





![Tr724 [Haber Merkezi]](https://serbestgorus.com/wp-content/uploads/2026/02/Altin-ve-gumuste-sert-dusus-Acele-etmeden-kaldiracsiz-ve-bilgiye-360x180.jpg)































