• Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter
Serbest Görüş
  • Haberler
    • All
    • Bilim ve Teknolji
    • Dünya
    • Ekonomi
    • Kültür - Sanat
    • Politika
    • Spor
    • Yaşam
    Donald Trump, Zohran Mamdani ile Görüştü

    Donald Trump, Zohran Mamdani ile Görüştü

    Samsunspor, Konferans Ligi’nde Son 16 Turunda

    Samsunspor, Konferans Ligi’nde Son 16 Turunda

    Giysilerde kar beyazı etkisi: Beyaz çamaşırları ilk günkü gibi bembeyaz yapmanın 10 etkili ve doğal yolu

    Giysilerde kar beyazı etkisi: Beyaz çamaşırları ilk günkü gibi bembeyaz yapmanın 10 etkili ve doğal yolu

    İnsan yüzü ve kimliğinin telifle korunması; Avrupa radikal bir çözüme gidiyor

    İnsan yüzü ve kimliğinin telifle korunması; Avrupa radikal bir çözüme gidiyor

    A18 Pro işlemcili MacBook’un olası fiyatına yönelik çarpıcı tahmin

    A18 Pro işlemcili MacBook’un olası fiyatına yönelik çarpıcı tahmin

    SURİYE | Şam yönetimi ve Dürziler arasında tutuklu takası yapıldı

    SURİYE | Şam yönetimi ve Dürziler arasında tutuklu takası yapıldı

    Trending Tags

  • İnsan Hakları
    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    ‘Mansur Yavaş her şart altında aday’

    Adliye binalarımız güzel ama adalet var mı?

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt'taki Mitinge Neden Katılmadı?

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt’taki Mitinge Neden Katılmadı?

    Trending Tags

  • 15 Temmuz
    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

  • Kürt Meselesi
    Tutuklu gazeteci Alican Uludağ için Sincan Cezaevi’ne sevk kararı

    Tutuklu gazeteci Alican Uludağ için Sincan Cezaevi’ne sevk kararı

    Musatafa Karasu: Süreç bundan sonra daha sorumlu bir yaklaşımla ilerlemeli

    Musatafa Karasu: Süreç bundan sonra daha sorumlu bir yaklaşımla ilerlemeli

    Gazetecilerin tutuklanmasına basın meslek örgütlerinden ortak tepki

    Gazetecilerin tutuklanmasına basın meslek örgütlerinden ortak tepki

    Katledilen Aktaş ile Yavuzel anıldı: Hakikatler susmayacak

    Katledilen Aktaş ile Yavuzel anıldı: Hakikatler susmayacak

    Agos ve Evrensel okumak, Ermeni ve Alevileri övmek disiplin cezasına gerekçe yapıldı

    Agos ve Evrensel okumak, Ermeni ve Alevileri övmek disiplin cezasına gerekçe yapıldı

    EMEP Dêrsim İl Başkanı Tekin’i yaralayan polis yargılanacak

    EMEP Dêrsim İl Başkanı Tekin’i yaralayan polis yargılanacak

    Trending Tags

  • Görüş & Analiz
    Necip F. Bahadır

    Erdoğan’ın ‘algılama’ sorunu; yaşı 72, peki işi?

    Fenerbahçe’nin kaybı 2 puandan çok öte

    Fenerbahçe’nin kaybı 2 puandan çok öte

    Trump’ın masasındaki dört senaryo

    Trump’ın masasındaki dört senaryo

    Sebepler çökünce mümin ne yapar?

    Sebepler çökünce mümin ne yapar?

    M. Ahmet Karabay

    Bir Ramazan sayıklaması…

    Hızır ile İlyas arasında: Epstein tartışmaları gölgesinde ‘Baal’ ve şeytani sembolizm

    Hızır ile İlyas arasında: Epstein tartışmaları gölgesinde ‘Baal’ ve şeytani sembolizm

No Result
View All Result
  • Haberler
    • All
    • Bilim ve Teknolji
    • Dünya
    • Ekonomi
    • Kültür - Sanat
    • Politika
    • Spor
    • Yaşam
    Donald Trump, Zohran Mamdani ile Görüştü

    Donald Trump, Zohran Mamdani ile Görüştü

    Samsunspor, Konferans Ligi’nde Son 16 Turunda

    Samsunspor, Konferans Ligi’nde Son 16 Turunda

    Giysilerde kar beyazı etkisi: Beyaz çamaşırları ilk günkü gibi bembeyaz yapmanın 10 etkili ve doğal yolu

    Giysilerde kar beyazı etkisi: Beyaz çamaşırları ilk günkü gibi bembeyaz yapmanın 10 etkili ve doğal yolu

    İnsan yüzü ve kimliğinin telifle korunması; Avrupa radikal bir çözüme gidiyor

    İnsan yüzü ve kimliğinin telifle korunması; Avrupa radikal bir çözüme gidiyor

    A18 Pro işlemcili MacBook’un olası fiyatına yönelik çarpıcı tahmin

    A18 Pro işlemcili MacBook’un olası fiyatına yönelik çarpıcı tahmin

    SURİYE | Şam yönetimi ve Dürziler arasında tutuklu takası yapıldı

    SURİYE | Şam yönetimi ve Dürziler arasında tutuklu takası yapıldı

    Trending Tags

  • İnsan Hakları
    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    ‘Mansur Yavaş her şart altında aday’

    Adliye binalarımız güzel ama adalet var mı?

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt'taki Mitinge Neden Katılmadı?

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt’taki Mitinge Neden Katılmadı?

    Trending Tags

  • 15 Temmuz
    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

  • Kürt Meselesi
    Tutuklu gazeteci Alican Uludağ için Sincan Cezaevi’ne sevk kararı

    Tutuklu gazeteci Alican Uludağ için Sincan Cezaevi’ne sevk kararı

    Musatafa Karasu: Süreç bundan sonra daha sorumlu bir yaklaşımla ilerlemeli

    Musatafa Karasu: Süreç bundan sonra daha sorumlu bir yaklaşımla ilerlemeli

    Gazetecilerin tutuklanmasına basın meslek örgütlerinden ortak tepki

    Gazetecilerin tutuklanmasına basın meslek örgütlerinden ortak tepki

    Katledilen Aktaş ile Yavuzel anıldı: Hakikatler susmayacak

    Katledilen Aktaş ile Yavuzel anıldı: Hakikatler susmayacak

    Agos ve Evrensel okumak, Ermeni ve Alevileri övmek disiplin cezasına gerekçe yapıldı

    Agos ve Evrensel okumak, Ermeni ve Alevileri övmek disiplin cezasına gerekçe yapıldı

    EMEP Dêrsim İl Başkanı Tekin’i yaralayan polis yargılanacak

    EMEP Dêrsim İl Başkanı Tekin’i yaralayan polis yargılanacak

    Trending Tags

  • Görüş & Analiz
    Necip F. Bahadır

    Erdoğan’ın ‘algılama’ sorunu; yaşı 72, peki işi?

    Fenerbahçe’nin kaybı 2 puandan çok öte

    Fenerbahçe’nin kaybı 2 puandan çok öte

    Trump’ın masasındaki dört senaryo

    Trump’ın masasındaki dört senaryo

    Sebepler çökünce mümin ne yapar?

    Sebepler çökünce mümin ne yapar?

    M. Ahmet Karabay

    Bir Ramazan sayıklaması…

    Hızır ile İlyas arasında: Epstein tartışmaları gölgesinde ‘Baal’ ve şeytani sembolizm

    Hızır ile İlyas arasında: Epstein tartışmaları gölgesinde ‘Baal’ ve şeytani sembolizm

No Result
View All Result
Serbest Görüş
No Result
View All Result
Home Kürt Meselesi

Musatafa Karasu: Süreç bundan sonra daha sorumlu bir yaklaşımla ilerlemeli

SG by SG
27 Şubat 2026
in Kürt Meselesi
0
Musatafa Karasu: Süreç bundan sonra daha sorumlu bir yaklaşımla ilerlemeli


Musatafa Karasu, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat Çağrısı’nın yıl dönümünde gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Karasu, ‘Önder Apo’nun çağrısı karşısında Türkiye siyasetinin yeterince adım atmadığını görüyoruz. Sabırlı olduk, ama sürecin bundan sonra daha sorumlu bir yaklaşımla ilerlemesi gerekiyor’ dedi

KCK Yürütme Konseyi üyesi Musatafa Karasu, gündemdeki gelişmelere dair Medya Haber TV’de yayınlanan özel programda değerlendirmelerde bulundu. Karasu, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’taki Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yıl dönümü, Meclis Komisyonu raporu gibi konulara dair değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmasına Abdullah Öcalan’a yönelik uygulanan uluslararası komployu kınayarak başlayan Karasu, komplonun 28 yıldır Abdullah Öcalan’ı esaret altına aldığını kaydetti. Karasu, “Önder Apo esaret altına alındıktan sonra da Kürt halkının varlığı ve özgürlük mücadelesi açısından önemli bir duruş ortaya koydu. Önemli bir çalışma yürüttü. ‘Zindana düştüm, esaret altına alındım’ diye mücadelesini bırakan, yoğunlaşmasını bırakan bir Önderlik gerçeği olmadı. Aksine, ‘Ben neden zindanlara düştüm? Neden esaret altına alındım?’ sorusunun cevabını bulmaya çalıştı. Bu sorunun cevabını bulurken, bununla ilgili yoğunlaşmasını yaparken, Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamı nasıl sağlanır üzerinde de önemli bir yoğunlaşma içine girdi. Bu yönüyle Önder Apo için bu 28 yıl büyük bir düşünce yoğunlaşması. Sadece Kürt halkı açısından değil, Ortadoğu halkları ve insanlık açısından özgür ve demokratik yaşam nasıl sağlanır konularında büyük bir araştırma yoğunlaşmayla önemli sonuçlara ulaştı” şeklinde konuştu.

Abdullah Öcalan’ın bunu 2004 yılında “”kadın özgürlükçü, ekolojik, demokratik toplum paradigması” olarak ortaya koyduğunu belirten Karasu, “Devletçi olmayan bir sosyalizm anlayışı, yine kadın özgürlüğüne dayalı sosyalizm anlayışı ve kapitalizmin, reel sosyalizmin, doğayı tahrip eden, endüstriyalizmin karşı Eko-endüstri yaklaşımıyla yeni bir yaşam felsefesi, doğrultusu ortaya koydu. Bu yoğunlaşmalarını süreklileştirdi. Bu süreç içinde yine İmralı’da esaret altına alındıktan sonra ateşkes ilan etti. Çatışmasızlık oldu. Önemli bir süre bu çatışmasızlık yaşandı. Daha sonra savaş yeniden başladı. Çünkü Önder Apo’nun çağrıları, ateşkes, Türk Devleti tarafından karşılık bulmayınca 2004, 1 Haziran’ında yeniden bir gerilla mücadelesi ortaya çıktı. Sonradan tekrar 2006’da yeni bir ateşkes yapıldı. Çatışmasızlık ortamı yaratıldı. Bu süreçte görüşmeler oldu. Bu görüşmeler de aslında önemli tartışmalar, belli sonuçlar da ortaya çıkardı. Ancak yine AKP iktidarının doğru yaklaşmaması sonucu, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra AKP iktidarı savaş kararı aldı. Ve o günden bugüne- Önder Apo’nun 27 Şubat Çağrısına- kadar 10 yıldan fazla süren sert bir çatışma ve savaş ortamı oldu”  dedi.

 Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a yaptığı çağrıya dikkat çeken Karasu, “Önder Apo da buna karşılık, ‘Ben çatışma ortamını ve Kürt sorunu hukuki ve siyasi zemine taşıyabilirim. Böyle bir gücüm var’ dedi. Daha sonra da 27 Şubat 2025’te Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı yaptı. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı kısaydı ama çok önemli başlıkları içeriyordu. Çatışmaların, tarihsel nedenlerini ortaya koyuyordu. Bizim mücadelemizin neden başladığını, hangi terslikler, hangi eksikler karşı bu mücadele başlatıldı. Yani devletin inkar, baskısı karşısında böyle bir mücadeleye yöneldiğini ortaya koydu. Bu süreçte işte real sosyalizmin etkisinde kalma ve bunun yarattığı olumsuzluklar olduğunu ama gelinen aşamada artık sorunların çatışmayla, silahlı mücadeleyle çözme yerine; demokratik çözümün en doğru yöntem olduğunu ortaya koydu. Bu yönüyle Türkiye’nin demokratikleşmesi çerçevesinde bir çözüm çağrısı oldu. Arayışı ortaya koydu. Ve bunun için de Önderlik, PKK’nin feshini istedi ve silahlı mücadelenin durdurulması çağrısı yaptı. Bunun üzerine partimiz 12’nci Kongresi’ni topladı, Önder Apo’nun çağrısına cevap verdi: PKK feshedildi, silahlı mücadele durduruldu. Bu çok önemli bir adımdı. Şimdi böyle söylüyoruz ama bunu kimse aklına getiremezdi. Hiç kimse de bunu yapamazdı. Önder Apo bu çağrıyı yapınca, ‘Ben bu sorumluluğu üstleniyorum’ dedi” ifadelerini kullandı.

Fesih yeni mücadele süreci

Karasu, konuşmasına şöyle devam etti:

“Biz de tabii ki 5-7 Mayıs arasındaki kongrede şu kararı aldık; Evet, PKK’yi feshediyoruz, silahlı mücadeleyi durduruyoruz. Bundan sonraki süreci Önder Apo yönetmeli. Baş müzakerecimiz odur, onun yürütmesinde bu sürecin ilerleyebileceğini karar altını aldık. Bu tabii önemli bir karardı. Bu partinin kuruluşu Önder Apo tarafından gerçekleştirilmişti. Bugüne kadar da doğrultusunu Önder Apo vermişti. Hepimiz de Önder Apo’nun ideolojisi, çizgisi, politikası doğrultusunda mücadelemizi yürütmüştük. Bu yönüyle de fesih sonrası yeni mücadele döneminin de Önder Apo’nun tarafından yürütülmesi kararını aldık. Çünkü bu fesihte yeni bir mücadele süreciydi. Yeni bir döneme girdik. Bir nevi Apocu çizgi yeni bir döneme girdi. Tabii çok önemli bir süreçti. Biz bu konuda gerçekten önemli adımlar attık. Bese arkadaş öncülüğünde 30 arkadaş silahları yaktı. Yine Sabri arkadaş ülkeden gelen güçlerle bir toplantı yaptı. Gerillaların Türkiye çıkışının gerçekleştiğini ortaya koydu. Zaten o günden bugüne tek bir silah patlamadı. Tam bir çatışmasızlık ortamı, aslında fiili olarak barış ortamı gerçekleşti. Bu önemli. Bu Türkiye’yi de, herkesi de rahatlattı. Aslında böyle bir adımın böyle bir sürecin ne kadar değerli olduğunu bu barış ortamı ve onun ortaya çıkardığı etkilerde görebiliriz. Bu hem Türkiye açısından rahatlatıcı oldu hem Kürt halkı açısından rahatlatıcı oldu. Fakat çok ciddi bir sorun Önder Apo’nun çağrısı ama bu çağrıya Türk Devleti’nin yeterince cevap verdiğini söyleyemeyiz. Böyle bir ciddi adım atılmışsa, PKK gibi 50 yıldır mücadele eden bir örgüt kendini feshediyorsa, yine 45 yıldır süren gerilla mücadelesi sonlandırıldıysa, buna tabii ki değer vermek gerekiyordu. Kürt sorunu, bu sorun çok önemli bir sorundu ama buna gerekli yaklaşım gösterilemedi.

Bu bir buçuk yıldır çok önemli adımlar atılabilirdi 

Şunu söylemek istiyorum; Bu bir buçuk yıldır çok önemli adımlar atılabilirdi. Önder Öcalan’ın çağrısı karşısında hem siyaset kurumu önemli adımlar atabilirdi, önemli yasalar çıkarabilirdi ve böylelikle toplumun da desteğini alabilirdi. Bu yönüyle Türkiye’de daha rahatlardı. Ortadoğu açısından da çok önemli sonuçlar ortaya çıkardı. Bu bakımdan böyle bir çağrının, böyle bir sürecin önemine, ciddiyetine denk bir yaklaşım gösterildiğini söyleyemeyiz. Bu yetersiz bir yaklaşımdır. Türk Devleti, Türkiye’deki siyaset eğer bu adımlarda ciddiyse, Türkiye’nin barışı ciddi bir konuysa, Türkiye’nin demokratikleşmesi ciddi konuysa o zaman daha farklı bir yaklaşım içinde olması gerekirdi, daha farklı bir tutum içinde olması gerekiyordu. Ama biz bunu göremedik. Tabii ki yumuşayan bir ortam var. Bazen olumlu söylemlerde, ifadelerde de bulunuyor. Fakat bazen de çok sert, örneğin Ömer Çelik gibi, işte Dışişleri Bakanı gibileri gerçekten yani sürecin karakterine uymayan, hatta süreci sabote eden yaklaşımlar gösteriyorlar. Biz hep sabırlı davrandık. Önder Apo’da sabırlı davrandı ve bu süreç bugünlere geldi. Umarız süreç bundan sonra, bugüne kadar gösterilen yetersiz yaklaşımlar aşılarak daha sorumlu yaklaşım ortaya konulur.”

Komisyon raporu 

Kürt sorununun çözümü bağlamında Meclis’te kurulan komisyonun sunduğu rapora dair ise Karasu, şunları söyledi: “Bir buçuk yıldır bu sürece denk bir adım atılmadı. Ona denk bir yaklaşım gösterilip süreç ilerletilemedi. Yani bu yaklaşımlarla ilgili. Aslında raporun kendisi de biraz böyle. Evet, hem bazı işte değerlendirmeler yapılmış. İşte demokratikleşmeden söz ediliyor. ‘Artık sadece güvenlikle bu olmaz’ deniyor. İşte bazı yasaların çıkması gerekir. En ilginci de şimdiye kadar kendilerinin yaptıkları olumsuzlukların, hukuksuzlukların aşılması gerektiğini söylüyorlar. Yani, ‘Hukuk devleti olsun, bu hukuksuzluklar aşılsın’ deniyor. Yani bu da tabii raporun gerçekten çelişkisi mi diyelim, ne diyelim? Gerçekten çok ilginç. Herkes de bunu tabii şaşkınlıkla karşıladı. ‘O zaman buyurun, yapın. Eliniz tutan mı var?’ biçimde değerlendirmeler oldu. Şimdi rapor ciddi eksikler, yetersizlikler taşıyor. Yani bu sorun öyle terör sorunu falan değil. Bu Kürt sorunudur. Bunu kendileri de biliyor, dünya da biliyor, herkes de biliyor. Şimdi böyle ciddi bir konuya ciddi yaklaşmak lazım. Bir kere adını koymak lazım. Bir kararsızlık, bir tereddüt, bir ikircilik; yani kararlı bir duruş yok.

Eksiklikler giderilmezse o rapor herhangi bir sonuç ortaya çıkarmaz

Tamam bir süreç geliştirilmek isteniyor. Diyorlar, ‘Bu terörist Türkiye yaratalım, bu işten kurtulalım’ diyorlar. Peki nasıl kurtaracaklar? İsmini, adını koymadan doğru çözümler bulunamaz. Doğru kararlar alınamaz. Bu bakımdan gerçekten de bu rapor böyle olmamalıydı. Kürt sonu varlığı kabul edilmeliydi. Şimdi önceden birçok rapor var. CHP’nin raporu var, Kürt sonunu kabul etmiş. Başkaları var, Kürt sonunu kabul etmiş. Süleyman Demirel’de ‘Kürt realitesini tanıyorum’ demiş. Yani bu yönüyle geçmişten beri bu konunun Kürt sorunu olduğunu söyleyen o kadar başbakan var, meclis başkanları var. Bunlar rağmen tabii ki söylenmesi, bu ciddi bir durumdur. Bunun mutlaka aşılması gerekiyor. Yine bu sorun terör sorunu değil. Bu açıdan biz böyle rapora tabii ki eleştirel yaklaştık yani. Bu eksiklikler giderilmezse, o yetersizlikler aşılmazsa, o rapor herhangi bir sonuç ortaya çıkarmaz. İşte deniliyor ya, ‘Raporda bazı olumlu söylemler, belirtiler var.’ Ancak bu eksikler aşılırsa o zaman o söylemler anlam kazanır, belirtilenlerin bir sonucu olur. Yoksa bu belirttiğimiz ad koymama, ‘terör’ deme gibi yaklaştırmalardan kurtulma olmazsa -belki 50 defa demokratikleşmeden söz edilmiş- o zaman o demokratikleşme gerçekleşmez. Çünkü şimdiye kadar onlarca yıldır, hatta 100 yıldır Kürtler yararlanır, Kürtler faydalanır, Kürt sorunun önü açılır diye demokratikleşmeden kaçınılmıştır.

Kürt sorunu çözümsüz kalamaz 

Türkiye’nin demokratikleşmemesinin nedeni Kürt sorunudur. Çünkü demokratikleşme adımları atıldığında, ister istemez Kürt sorunu çözümünde de adımlar atacaklar. Hem demokratikleşme yapacaksın hem ‘demokratım, demokratikleşme var’ diyeceksiniz hem de ‘Kürt sorunu böyle kalamaz. Kürt sorunu çözümsüz kalamaz.’ Bu nedenle Zaten Türkiye’de gerçek demokrasi yoktur, olmamıştır. Şimdiye kadar gerçek demokrasi yoktur. Nedeni Kürt sonunun çözümsüz kalmasıdır. Bu yönlü tabii ki bunları eleştireceğiz. Evet meclisin böyle bir komisyon kurması, insanları çağırıp konuşması önemli. Çünkü çağırdığı insanlar hep Kürt sorunuyla ilgili insanlar. Kürt sorununun yarattığı sonuçlar tartışılmıştır. Bilmem 150 mi, 170 mi kişi ve kurumla konuşulmuş. Ve bu yönüyle hem böyle bir komisyon kurulacak, hem çağrılacak hem de sonradan komisyon böyle nasıl yani? ‘Şu nedir? Bu nasıl tepki gösterir?’ Yani böyle olmaz yani. Hükümet, devlet açık ağrılığını koyması gerekiyor. Koyarsa toplumsal destek alır. Öyle İYİ Parti’nin, şunun, bunun hiç söylemleri bir anlam ifade etmez.

Bu süreç bir oyalama süreci olmasın

Biz İYİ Parti’nin muhalefeti nedeniyle bu rapor böyle muğlak kalmış diye düşünmüyoruz. Bizzat yazanlar, bizzat iktidar kafası muğlak olduğu için, net olmadığı için, tutarlı, kararlı bir irade ortaya koymadığı için; ister istemez raporda böyle çıkmıştır. Bu bakımdan biz raporu yetersiz, eksik görüyoruz. Bu bakımdan raporun düzeltilmesini istiyoruz. Raporda şöyle şöyle bir düzeltme olmalı, değişmeli diyoruz. Yoksa niye rapor yazıldı? demiyoruz. Komisyon kurulması da önemli, rapor yazılması da önemli. Demokratikleşmeden bahsediliyor. Bu sorunun sadece güvenlikle çözülmeyeceği söyleniyor. Bunlar tabii ki önemli ama yine de bütünlüklü, doğru çözüme götürecek bir rapor olmalı. Yoksa kararsız olur, sonuç vermez. Bu da böyle olursa o zaman bir oyalama aracı dışında bir anlam taşımaz. Biz bu süreç bir oyalama süreci olmasın diyoruz. Bu süreç geçmişteki süreçler gibi olumsuz sonuçlanmasın diyoruz. Bu nedenle de daha net, açık bir tutum konulmasını istiyoruz. Eleştirilerimiz bu yönlüydü. Tabii ki bundan sonra da bu yönlü eleştirilerimiz olacaktır.”

 Devlet Bahçeli’nin çağrısı

Karasu, raporda Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanmasına dair bir yaklaşımı görüp görmediğine dair soruya ise şu yanıtları verdi:

“Devlet Bahçeli çağrı yaptı. ‘Gel örgütünü feshet, umut hakkından yararlan’ dedi. Şimdi böyle ciddi bir sorun. Bu Kürt sorunu. Kürt halkı, ‘Baş müzakerecim’ diyor. Biz, Kürt özgürlük hareketiyiz. Onlarca yıldır süren gerilla mücadelesinden sorumluyuz. Böyle bir hareketiz. Biz de bu kadar büyük bir hareket olarak, onlarca yıldır mücadele veren bir hareket olarak; Önder Apo’yu başmüzakereci ilan etmişiz. Şimdi bizim durumumuz tartışılıyor. Baş müzakerecimiz de Önder Apo. Peki nasıl çözülecek? Örgüt sorunu nasıl çözülecek? Tabii ki Önder Apo’yla müzakere edilerek, tartışarak çözülür. Bu yönüyle hem böyle büyük bir sorun olacak hem de büyük bir sorunun muhatabı olan Önder Apo’yla süreç ciddi resmi bir muhataplıkla ilerlemeyecek. Bu olmaz yani.

Süreci muhatabından doğrudan öğrenmek istiyorlar

Evet, İmralı’ya bazı devlet yetkilileri gidiyor, görüşüyorlar. Ama bu yetmez. Önder Apo’nun düşüncelerini açıkça kamuoyuna belirtmesi gerekiyor. Siyasi partilere belirtmesi gerekiyor. Çünkü çeşitli siyasi partiler bu süreç konusunda kuşkular dile getiriyor. Onlar bu sürecin ne olduğunu doğrudan Önder Apo’nun ağzından öğrenebilirler. Çeşitli sivil toplum örgütleri, demokratik kurumlar var. Bunlar da bu süreci muhatabından doğrudan öğrenmek istiyorlar ne yapılmak istediğini. Gazeteciler öğrenmek istiyor. Bu yönüyle Önder Apo’nun özgür, çalışır hale gelmesi gerekiyor. Devlet Bahçeli şunu söyledi. ‘Yurt dışına çıkma dışında her yerde serbest kalabilir’ dedi. Yani serbest kalacağını söyledi. Sadece yurt dışına çıkamayacağını belirtti. Şimdi yine Devlet Bahçeli, Önder Apo’nun siyasi konumunun netleşmesini söylüyor. Bunu belirtmesi iyi de fakat bu da daha önceki Devlet Bahçeli’nin söylemlerinin gerisinde bir söylem. Çünkü daha önce özgür, çalışır olacağını, her yere gidebileceğini, sadece yurt dışına çıkamayacağını söylemişti.

Süreç ilerleyecek mi?

Şimdi kritik nokta bu; Süreç ilerleyecek mi? İlerlemeyecek mi? Bu Önder Apo’ya yaklaşımla belli olacak. Muhataba doğru yaklaşılmıyorsa demek ki sorun çözülmek istenmiyor. Eğer sorun çözülmek isteniyorsa tabii ki baş müzakereci ile görüşülmesi lazım. Bu konuda raporda da ciddi bir yaklaşım yok. Belirtiğiniz gibi hala ‘terörizm’ kavramı kullanılıyor. Böyle olmaz yani. Evet, çatışma çözümleri vardır. Her yerde çatışmalar olmuştur. Sonunda oturup, çözmüşlerdir. Birbirlerini böyle suçlayarak çözülmez. Evet, savaş, ölümler, kayıplar olmuştur. Bizden de olmuştur, askerden de olmuştur. Savaş içinde kabul edilmeyecek olaylar da olmuştur. Zaten bu nedenle sorunu çözmek istiyoruz. Bu yönüyle Önder Apo’ya gerçekten doğru yaklaşılması gerekiyor. Hemen gecikmeden durumunun netleşmesi gerekiyor. Yani Önder Apo’nun bir müzakereci, muhatap olarak kabul edilmesi gerekiyor. Bunun için meclisin, siyasetçilerin karar alması gerekiyor. Şimdi tamam fiil olarak kabul ediliyor ama fiil olarak kabul etmek yetmez. Yarın birisi kalkar, ‘Hiçbir değeri yok’ der. Çünkü resmiyet yok, meclisin, bakanlar kurulunun kararı yok. Bu bakımdan Önder Apo’nun durumunun kesinlikle netleşmesi gerekir. Önder Apo kesinlikle özgür çalışır hale gelmesi gerekiyor. Herkesle görüşmesi, konuşması gerekiyor. Düşüncelerini yansıtması gerekiyor. Önder Apo basınla, siyasi parti liderleriyle konuşmak istiyor. Onların heyetleriyle görüşmek istiyor. Toplumla görüşmek istiyor. Türkiye halkıyla temas etmek istiyor. İşte sürekli şehit ve gazi ailelerine diyor. Önder Apo onlarla da görüşmek ister. Çünkü şehit, gazi sadece Türkiye tarafında olmadı ki. Kürt halkından o kadar şehit var, o kadar gazi var. Dünyada görülmemiş düzeyde insanlar zindanlara atılmış, işkence görmüş, zulüm görmüş. Şimdi bunlar görülmeyecek. Kürt halkına yapılmayan kalmadı. Bu açıdan soruna böyle sadece duygusal yaklaşırsak olmaz.

Bahçeli konuşmasında belirtti, o zaman gereğini yerine getirmeli

Evet bu gerçekler var. Önder Apo, ‘Hakikatleri Araştırma Kurumu kuralım’ dedi. ‘Kim suçlu kim suçsuz araştırılsın’ dedi. Bu yönüyle o tür demagojilere, söylemlere başvurmadan Önder Apo’ya karşı bir saygı, saygılı duruş gerekir. Kardeşleşme nasıl olacak yani? Önder Apo’ya doğru yaklaşmadan kardeşleşme nasıl olacak? Önder Apo’ya doğru yaklaşmadan çözüm nasıl olacak? Halkımız Önder Apo’ya, ne dediğine bakıyor. Biz ona bakıyoruz. Bütün Kürtler ona bakıyor. Bize karşı olan Kürtler bile ona bakıyor. Bu devlet nasıl yaklaşacak? Bu açıdan bu durumun gerçekten kısa sürede netleşmesi gerekiyor. Devlet Bahçeli konuşmasında belirtti. O zaman gereğini yerine getirmesi gerekiyor. Bu durumun sonlandırılması gerekiyor. Artık bu durum böyle yürüyemez. Sorun şöyle değil yani; yeni bir cezaevine girmesi değil. Yeni bir cezaevine koyma. Öyle olmaz. Cezaevi değil, siyasi statüyle özgür kalan, özgür kılan bir yasayla, kararla Önder Apo’nun konumunun netleşmesi, yeni bir dönemin başlaması gerekiyor.”

 Sorunların kaynağının doğru tespit edilmesi gerekiyor

Sorunların kaynağının doğru tespit edilmesi gerektiğini dile getiren Karasu, “Zaten önemli bir sorun da, sorunların kaynağını doğru ortaya koyamamaktır. Şimdi Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı, Kürtlerle birlikte verildi. Birinci mecliste Kürtler vardı. Eğer Kürtlerin desteği olmasaydı, doğu cephesi, Kürtler sağlam durmasaydı; o kurtuluş savaşı verilemezdi. Ne oldu? 23’ten sonra, Lozan Antlaşması’ndan sonra Kürtler inkar edildi, Kürt varlığı yok sayıldı. Halbuki Kürtler bin yıl burada Türklerle birlikte iç içe yaşadılar. Bu bakımdan sorunun kaynağı bu inkarcılıktır. Bir toplum inkar edilirse tabii ki itiraz edecek. Ya bundan daha doğal sonuç olamaz yani. Bu kadar milyonlarca Kürt varlığı var, ‘Yok, sen Türksün’ diyor. Tabii ki itiraz edecek. Burada yanlışlık itiraz eden de mi, Yoksa Kürt’ü inkar eden de mi? Bu açıktır. Sadece Kürtlere karşı değil ki. İnançlı insanlara da yönelik politika yanlıştı. İşte batının laiklik anlayışını çok böyle katı kullanması. Yani bir dinsel özgürlük değil de, inançlar üzerinde baskı olması da rahatsızlık yarattı. Şimdi AKP iktidarı öyle demiyor mu? ‘Geçmişte inançlı insanlara böyle yaklaşıldı’ denilmiyor mu? O zaman onların itirazları mı haksız, yoksa devletin politikası mı yanlıştı? Şimdi devlet yanlış politika izliyor. Kürtlere yanlış politika izliyor, inançlara yanlış yaklaşıyor, sosyalistlere karşı baskı politikası izliyor. Antidemokratik bir şey var. Ondan sonra demokrasi isteyenleri suçla. Bu bakımdan tabii o yaklaşım yanlış. O durumdan kurtulması gerekiyor. Öyle 100 yıllık yaşanan sorunların kaynağı Kürtlerin itirazları değildir. Kürtlerin rahatsızlıkları değildir. Evet, Kürtler tepki duymuş, itiraz etmişlerdir. Bu itirazı niye yarattın? Neden itiraz edildi? Bunun üzerinde yoğunlaşmak lazım. Bu bakımdan yani belirttiğiniz soru çok açık. Böyle kalkıp bu baskı, zulüm, inkarcı düzeni Kürtlere bağlamak, mücadele edenlere bağlamak yanlıştır. Bu bakımdan devlet kendini sorgulamalı. Bu yönüyle devlet de kendini sorgulamadan geçirmeli. Bizim de eksiklerimiz, yanlışlıklarımız vardır. Biz kendimizi her zaman sorguluyoruz. Devlet de sorgulamalı. Almanya’da bilmem nerede Yahudilere karşı yanlış politika izlediler. Özür dilediler yani. Bu bakımdan evet sorunun kaynağını doğru tespit etmek lazım. İtiraz edenleri değil de; itiraza neden olan, itirazı yaratan yanlış politikaları, uygulamaları ortaya koymak gerekiyor” şeklinde konuştu.

 PKK’nin fesih ve silah bırakma kararı net bir iradeyi gösteriyor 

Karasu, PKK’nin fesih ve silah bırakma kararına karşı Meclis raporunda örgütün silahlı mücadeleyi sonlandırmasına neden ısrarla vurgu yapıldığı yönündeki soruya ise şu yanıtı verdi: “Bu konuda da bir kafa karışıklığı, netsizlik var. Biz örgütü feshettik, silahlı mücadeleyi durdurduk. Silahları bırakıp, Türkiye’ye dönme iradesini de ortaya koyduk. Bese (Hozat) arkadaşın 30 arkadaşla silah yakması neydi? ‘Demokratik, özgür siyaset yapma, örgütlenme imkanı olsun, dönelim’ denildi. Şöyle değil yani; ‘Tasfiye olacağız, buharlaşacağız.’ Öyle yok, biz dönüşmek istiyoruz. Silahlı mücadeleyi bırakmak istiyoruz. Eski örgüt anlayışını bırakmak istiyoruz. Demokratik siyaset anlayışı, demokratik örgüt ve siyaset anlayışıyla mücadele etmek istiyoruz. Bu konuda netiz, kararlıyız. Eskiye dönme gibi bir yaklaşımımız yok. Ama Türk devletinin de bir yaklaşım ortaya koyması lazım. Bizim bu adımlarımıza cevap vermesi lazım. Gelelim, gerillalar gelsin. Ne olacak yani? Demokratik siyaset yapabilecekler mi? Ya da Kürt sonunda bir değişiklik olacak mı? Yoksa geldi, ‘Kürt, özgürlük mücadelesi’ dedi, zindana mı atılacak? PKK’yi feshettik. Üzerimizde baskı var. Örgütü feshettik. Niye örgütsüz duruyoruz? Zaten şu anda üzerimizdeki en önemli baskı; ‘10 yıllardır bu özgürlük mücadelesine öncülük eden partimiz niye feshedildi? Feshedilmeden de bu süreç yürütülebilirdi’ gibi söylemler de var. Ama Önder Apo fesih çağrısı yaptı. Biz de doğru gördük. Çünkü feshederek çözüm irademizi net koymak istedik. Ya bunun anlaşılması lazım.

Bu bakımdan sürekli bu kadar adım atmamıza rağmen hala ‘Şunu yapsınlar, bunu yapsınlar.’ Tamam yapalım da ne için yapacağız? İşte raporda denmiyor mu, ‘Geçmişte sadece güvenlikçi politikalar izlendi, demokratikleşme yoktu, demokratikleşme, demokratik adımlar gerekir.’ Bunları sıralamışlar. Demek ki bunlar olmalı. Bunlar olsun ki bir daha itirazlar ortaya çıkmasın. Mücadele yöntemleri farklılaşmasın. Bu bakımdan biz örgütü feshettik. Silahlı mücadeleyi durdurduk. Bu konuda bir taktik değil, teorik olarak buna inandık. Paradigma, strateji değiştirdik. Yani bu bakımdan bu durumun anlaşılması, buna göre böyle sorunu yokuşa süren, gerekçeler yaratan bir duruma düşmeden gerçekten demokratik çözümü sağlayacak, demokratik siyaset ortamını, çözümü yaratacak, artık silahlıların ve silahlı mücadelenin gerekli olmadığı, eski örgüt anlayışlarının gerekli olmadığı ortamın Türkiye tarafından yaratılması gerekiyor. Biz buna hazırız. O zaman ortamını Türkiye yaratacak yani. Bu Türkiye’nin elinde, bunun ortamını yaratmak Türkiye’nin elinde.”

 Demokrasi temel bir hak, şartlara bağlanamaz

Rapora işaret edilerek, “Demokrasi şartlara bağlanabilir mi?” yönünde sorulan soruya dair konuşan Karasu, “Şimdi siz bu soruyu sorunca aklıma cezaevi geldi. Cezaevinde tabii baskılar vardı. Gazete verilmiyordu, ziyaretçilerimiz görüştürülmüyordu, açık işkence yapılıyordu. Biz eylemlere başvuruyorduk, ölüm orucuna giriyorduk. Tabii tartışmalar oluyordu. Cezaevi yönetimine, gelenlere, ‘İnsan haklarının pazarlığı mı olur? İşkence yapmamanın pazarlığı mı olur? Gazete vermenin pazarlığı mı olur?’ diyorduk. Bunlar temel haklardır. Biz sizden fazla bir şey istemeyiz. Bizi cezaevinden bırakın da demiyoruz. Ama bunlar temel haklardır. Gerçekten demokratikleşme konusunda, ‘Şu olursa demokratikleşme olur.’ O zaman sen demokratik zihniyette değilsin. Demokratikleşme yaparak sorunlara çözüm bulacaksın. Demokratikleşme her türlü sorunun çözümüdür. Her türlü olumsuzluğu gideren bir yol ve yöntemdir. Bu bakımdan gerçekten, ‘Şöyle olursa demokratik adımlar atılır’ gibi raporda yer alan söylemler, raporun talihsizliğidir. Gerçekten raporu yazanlara yakışmamış diyelim. Çünkü belli ki bir entelektüel dil, birikim var. Öyle sıradan kişi yazmamış. Ama o entelektüel birikim, o kadar entelektüel şeyden bahsetmiş, demokrasi, özgürlükten bahsetmiş. Ondan sonra kalkmış ‘Demokratik haklar şu olursa yapılır’ gibi şeyler deniyor. Kimin için yapıyorsun? Sen kendi halkın için yapmayacak mısın yani? Sen demokrasi kimin için yapıyorsun? Demokrasi bütün halk için. Demokrasizlikten sadece Kürtler zarar görmüyor ki. Bütün Türkiye halkları zarar görüyor. Türkiye toplumu, insanı zarar görüyor. Bu açıdan tabii ki demokratikleşmeyi öyle diyelim şuna buna bağlamak doğru değil.

Rapor hukuksuzlukları dile getiriyor ama eksikler bilinçli konmuş

Bir de çok tartışılır şeyler var. ‘AİHM kararlar uygulansın. Kayyumlar olmasın. Anayasa Mahkemesi olsun. Hukuk devleti olsun.’ Şimdi evet, hukuk devletini ortadan kaldıran bu iktidar oldu. Hukuku hiçe saydı. Şimdi, ‘Anayasa Mahkemesi’ne uyulsun’ diyor. Devlet Bahçeli diyordu, ‘Kapatın o Anayasa Mahkemesi’ni.’ Çünkü şundan oluyordu. Kürt sorunu, Kürt soykırımı normal hukuklarla çözülemez. Türkiye’de en gerici yasalar var, yetmiyor yani. Çünkü meşru yasalarla, açık anayasalarla Kürt soykırımı gerçekleştiremiyor. Bunun için gayri yasal yöntemlerle Kürt soykırımı yaratılmak isteniyor ya da yasal kurumlar biraz varlık gösterince o zaman istediklerini yürütemeyince, ‘Anayasa Mahkemesi de olmasın, şu mahkemede olmasın, şu kurumda olmasın’ diyor. Nedeni odur. Soykırım öyle normal, gerici yasalarla da yürütülemez. En kötü anayasayla bile tam sürdürülemez. O nedenle de her türlü anayasa, yasa dışı uygulamalar yapılıyordu. Şimdi rapor bu hukuksuzlukların giderilmesini istiyor. İyidir, giderilsin. Yani o yönüyle raporun o demokrasi, hukuksuzluklar, çoğulculuk söylemlerine bakınca bir bakış var yani. Ama o bakış, o değerlendirme bir sonuç vermezse, demogojiden ibaret bir şey olmaz. Ya da bir özel savaş olur. Ya da oyalama yöntemi olur. Tabii eleştirdiğimiz konular, eksikler ve yetersizlikler var. Kürt sorunundan bahsetmiyor, terörden bahsediyor. Önemli ciddi yetersizlikler var. Bunlar aşılırsa o zaman bir şeyler yapılabilir ama yapılmıyorsa zaten o yetersizlikler, eksiklikler çok bilinçli konmuştur. Adım atmamak için konmuştur. Bundan sonraki olumsuz şeylere zemin sunmak ya da Kürt sorunun çözümünün, demokratikleşmenin önünü gerçek anlamdan açmamak için konulmuştur deriz. Bu yönüyle raporda demokratikleşmenin olmadığı geçmiş döneme yönelik bir yönüyle itiraf var. Umarız onlar aşılır.”

Rojava’daki son gelişmelere dair

Rojava’daki son gelişmelere dair de konuşan Karasu, “Rojava, Kuzey Doğu Suriye’ye yönelik saldırılar aslında demokratikleşmeye, demokrasiye yönelik saldırılardı. Demokratikleşmeye tahammülsüzlüktü. Demokratik sistemi istemiyordu. Demokrasi karşıtlarının saldırısıdır. Çünkü Rojava’yla, Kuzey Doğu Suriye’yle ile yan yana yaşamak demek, demokratikleşmek demek. Demokratikleşirse yaşanabilir. Bu bakımdan saldırılar oldu. Uluslararası güçlerde çıkarları gereği desteklediler. Şimdi de yine risk, tehlike var. Çünkü Rojava tarihin en önemli demokratik devrimlerin yaşandığı bir coğrafya. Kadın özgürlüğü var, diğer haklara saygı var. Tam bir kurumlaşmamış ama demokratik zihniyet ve anlayış var. Şimdi Şam o durumda mı? Ne anayasası demokratik, ne uygulamaları demokratik. Bu yönüyle hala mevcut Şam hükümetiyle Rojava’nın yönetiminin anlayışları tabii örtüşmüyor. Rojava’da bir demokrasi var, demokratik yaklaşım var, özgürlükler var. Şam öyle değil. Şimdi nasıl olacak? Bu bakımdan sorun devam ediyor. Yani gerilim noktaları sürüyor. Gerilim noktalarının olmasının nedeni demokratik olanla demokratik olmayanın, demokrasi karşıtlığının çatışmasıdır. Mevcut Şam yönetimi ile Rojava’nın çatışması demokrasiyle demokrasi karşıtlığı çatışmasıdır. Özgürlükçü yaşamla, özgürlükçü anlayışla otoriter anlayış çatışmasıdır. Bu bakımdan gerilim sürüyor. Tabii biz somut olarak neler yaşanıyor tam bilmiyoruz ama yani gerilimin doğal olduğunu görüyoruz. Bir yönüyle bu gerilim süreç içinde, mücadele içinde mi yürüyor yoksa bu çelişki bir savaşla mı çözümlenmek istenecek? Onu zaman gösterecek. Tabii ki Rojava’daki güçler, Kürt halkı, demokrasi güçleri bu sorunun belli bir demokratik mücadele içinde, yasal demokratik mücadele içinde çözülmesini istiyor. Süreç içinde çözmek istiyorlar. Şimdi tabii Şam hükümeti böyle bir mücadeleye dayanan, demokratik bir mücadeleye dayanan bir yaklaşım içinde mi olacak yoksa, ‘Ben kabul etmem. Benim dediğim gibi olacak’ diyerek, sert bir yaklaşım içinde mi olacak? Önümüzdeki süreç biraz da böyle.

Rojava kazanımlarının dört parçada ortak sahiplenilmesi gerekiyor

Tabii şu anda bir çatışmasızlık var. Görüşmeler, ilişkiler de var, sürüyor. Yani sorunların çatışmayla, savaşla değil de; tartışmayla çözme yaklaşımı var, öyle gözüküyor. Ama rejimin karakterini insan dikkate alınca her zaman kuşkuyla yaklaşıyor. Çünkü hala Kobanê’de kuşatma var. Kobanê’de kuşatma kaldırılmamış. Bir de Kobanê etrafındaki kuşatmanın biraz arttırıldığı, bu yönlü hareketlilik olduğu söyleniyor. Bu açıdan hem Rojava halkının hem de dünyadaki tüm Kürt halkının, Kürdistan’ın dört parçasındaki halkın Rojava’yı sahiplenme konusunda ayakta olması lazım. Bu konuda bir gevşeklik içine girmemesi gerekiyor. Yani Kürtlerin her parça için duyarlı olması gerekiyor. Rojava’da mı? Rojava’ya sahiplenmek gerekiyor. Başur’da, Bakur’da, Rojhılat’ta saldırılara karşı ortak tutum koymak gerekiyor. Bu yönüyle Rojava’ya sahiplenme önemliydi. Önemli bir etki yarattı. Bu duyarlılığın artırılması gerekiyor. Rojava’daki halkın da duyarlı olması gerekiyor. Direnişsiz, mücadelesiz kimse Ortadoğu’da Kürtlere hak vermez. Bunu bilecekler. Bu coğrafyada Kürtlerin pozisyonu, konumu bunu gerektiriyor. Bu bakımdan tabii ki sorunları demokrasi yolunda, demokratikleşme, müzakere yolunda çözmeleri uygundur. Bu çabalar uygundur ama gerçeklikleri de göz ardı etmeden her türlü saldırıya karşı da halkın hazırlıklı olması lazım. Kürdistan’ın dört parçasında halkının hazırlıklı olunması lazım. Bu yönüyle Rojava’daki Kürt halkının kazanımlarının bütün dört parçada Kürt halkının ortak tutumuyla ve mücadeleyle korunması gerekiyor.”

‘Yaklaşan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne dair’

Yaklaşan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne dair söz kuran Karasu, şöyle konuştu:

“Şu açıktır; sosyalistler eskiden de kadın özgürlük sorununa önem vermişlerdi. Ama şunu kabul etmek gerekir ki, Önder Apo’nun ortaya koyduğu kadar kadın özgürlüğü, kadın sorunu derinliğine şimdiye kadar ortaya konulmamıştır. Bu çok önemlidir. Kadın şu anda günümüzde insanlığın özgürlük ve demokrasi mücadelesinde en enerjik, öncü güç olacak bir toplumsal kesimdir, cinstir. Hele kapitalizmin insanlığı bu kadar bitirdiği günümüzde gerçekten toplum, toplumsal yaşam dibe vurmuştur. Özgürlük, demokrasi her yönüyle büyük tehlikededir. Buna karşı bu tehlikeyi en iyi gören de kadınlardır. Çünkü tarih boyu baskıyı en yoğun yaşadıkları için özgürlüksüzlüğü, demokratiksizliği yaşamlarında derince hissettikleri için, kapitalizmin bu özgürlüğe ve demokrasiye saldırısına karşı, bunun ne anlama geldiğini, kendileri için ne anlama geldiğini en iyi anlayan, derinliğine kavrayan kadınlardır. Bu bakımdan kadın konusu, kadın özgürlük konusu en temel devrimci konudur, devrimci tutumdur. Ya da devrimcilerin üzerinde durması gereken konudur. Kadının pozisyonu, en radikal devrimcilik yapan, en köklü devrimcilik yapacak, en köklü özgürlükçülüğü yapacak konumdadır. Kadın özgürlüğü böyle erkek egemen sistemde reform sağlanarak tam gerçekleştirilemez. Kadın özgürlüğü erkek egemen sistemde devrimci bir dönüşümle gerçekleşebilir. Çünkü şimdiye kadarki bütün sistemler erkek egemenliklidir. Bugün de bütün sistemler erkek egemenliklidir. Erkek damgasını taşıyor. Bu bakımdan kadınlar da bunu değiştirmek için mücadele ediyor. Bunun bilincine hiçbir dönemde olmadığı kadar vardılar. Şu anda kadınlar kendi konumlarının bilincine vardılar. Bu onlarda büyük bir özgürlük, demokratikleşme enerjisi ortaya çıkarıyor. Çünkü köleliği, despotizmi derin yaşamışlar. İlk köleler, sömürgeler bu derinliği hissettikleri an büyük devrimci tabii enerji ortaya çıkarıyorlar. Şu anda insanlığın en devrimci sınıfı, tabakası kadınlardır. Bu kesin yani.

Kadın özgürlük çizgisi mücadelede belirleyici rol oynuyor 

Bu yönüyle kadın özgürlük çizgisini, kadınların enerjisini mücadeleye katmadan ya da bu mücadelede kadın enerjisini çok etkili hale getirmeden kapitalist moderniteye karşı, her türlü despotizme karşı, demokrasi ve özgürlük düşmanlarına karşı güçlü mücadele verilemez. Bu bakımdan her türlü despotizmi ortadan kaldıracak, baskıyı zulmü ortadan kaldıracak etken kadın özgürlük duruşunun, kadının özgürlükçü anlayışının mücadeleye katılması, mücadelenin en güçlü parçası haline getirilmesi gerekiyor. Bu çok önemli. Bu yönüyle kadın sorunu konusu gerçekten de insanlığın geleceğini ilgilendiriyor. İnsanlık geleceğinde özgür ve demokratik olmak istiyorsa, kadın özgürlük sorunu ciddiye almalı, bunun üzerinde yoğun durmalı ve buna bütün kesimlerin, erkeklerin katılması gerekiyor yani. Erkekler de bugün köledir. Neyin kölesidir? Erkek egemenliğinin kölesidirler. Erkeklerde egemenlik kompleksi var. Bu çok kötü bir şeydir. Hemen hemen bütün erkeklere sinmiştir egemenlik kompleksi, kendilerini farklı görüyorlar, egemen görüyorlar. Kadına karşı duruşta egemen yaklaşıyorlar. Bu bakımdan kadın özgürlüğü en başta da erkekleri bu kompleksten, bu kölelikten kurtaracak. Bu zincirlerden kurtaracak bir mücadeledir. Erkeklerin de bunun farkına varması gerekiyor. Tüm erkeklikleri yaratan o erkek egemenlikli anlayıştır. O kırılmadan erkekler devrimci de olsalar, demokrat da olsalar o geriliklerinden kurtulamazlar. Sadece, ‘Ben devrimciyim, sosyalistim, demokratım’ demek yetmiyor. Bu ancak kadın özgürlük çizgisi temelinde o erkek egemenliği içinden atan, o egemenlik kompleksini içinden atarsa o zaman devrimci, özgürlükçü, demokrat olabilir. Bu bakımdan bu gerçekliğin gerçekten derinliğine kavranması gerekiyor. Bu ne kadar kavranıyor? Evet, ‘Kadın özgürlüğü’ deniyor, kadın özgürlüğünden söz ediliyor ama bizlerde ortaya çıkardığı o kompleksi, o egemenlik anlayışını yeterince tabii ortaya koymuyor. Görmüyoruz yani. Bunu böyle belirtmek lazım.

8 Mart çok güçlü olmalı, Newroz’un ön günü olmalı 

Bu bakımdan bu 8 Mart’ta bu kadın özgürlük çizgisinin, Önderliğin ortaya koyduğu çizginin önemini daha fazla anlamamız lazım. Daha fazla derinleşmemiz lazım. Önderliğin en temel çalışmasıdır. Önderlik her türlü kötülüğü, her türlü geriliği, her türlü yetersizliği burada çözümleyerek sonuca götürmek istiyor. Burada çözümlenmeyen hiçbir konu çözümlenemez. Her konunun kadınla ilgisi çözümlendikçe diğer konular çözümlenir. Buna Kürt halkının üzerinde uygulanan soykırım sistemi de dahil. Bunları çözmek için de kadın özgürlüğünü derinlemesine anlamak, erkek egemenliğinin o yarattığı gericiliği anlamak, onu çözmede tabii kadın özgürlük enerjisini de doğru kullanmak önemlidir. Bu yönle bu 8 Mart çok güçlü olmalı, bütün toplum katılmalı ve tabii bizim açımızdan da Newroz’un ön günü olmalı. Biz 8 Mart’larda Newroz’u görmeliyiz. Newroz’da nasıl bir patlama yapacağımızı görmeliyiz.

Rojava’da kadınlar öncü, özgürlük mücadelesinin temelidir

Nitekim Rojava’da sahiplenme eylemlerinde kadınlar öncüydü. Yani bu çok önemlidir. Önder Apo son görüşmelerinde, ‘PKK özgürlük hareketi yürüyorsa, bunu yürüten kadınlardır. Kadın özgürlük çizgisi, kadın özgürlük anlayışı olmasaydı bu hareket yürümezdi’ -cümleler tam böyle değil ama bu yönlü değerlendirmeler yapıyor. Yani kendisinin yürüttüğü özgürlük mücadelesinin de kadın özgürlük anlayışı ortaya konulduğu için, erkek egemenlikli sistem belli düzeyde çözüldüğü için, bu örgüte biraz yansıtıldığı için ya da kadın özgürlük çizgisi kadınlar da bu duruşu ortaya çıkardığı için mücadelenin bugünlere bu noktaya geldiğini söylüyor. Bunu görelim. Bu bakımdan bütün Kürt toplumu kadın özgürlük çizgisine değer versin, anlam versin. Özgürlükten, Kürt halkının özgürlüğünden, anadilden söz ediliyor, öz yönetimden söz ediliyor. Bunların hepsine güçlü biçimde ulaşmak, güçlü sahiplenmek için kadın özgürlük çizgisinin derinini anlamak ve orada özgürlükte derinleşmek, demokratikleşmede, inançta, mücadelede derinleşmek gerekiyor. Mücadelede derinleşme yaratan, militanlığı yaratacak, kararlı mücadele gücünü ortaya çıkaracak da bu kadın özgürlük çizgisini doğru anlamaktan geçer. Kadın özgürlük çizgisini doğru anlayanlar militan olurlar, yenilmez olurlar. Hiçbir zorluk karşısında kaçmazlar, zorlukların üzerine yürürler. Bu bakımdan bütün halkımız 8 Mart’ta kadın özgürlük anlayışıyla kendisini yenilemeli, yıkamalı. Bütün erkekler de kadın özgürlük ruhuyla kendilerini yıkalamalı, temizlemeli, o erkek egemenlik anlayışından kurtulmalıdır. Bu temelde ben Kürt kadınları başta olmak üzere Ortadoğu ve dünya kadınlarının 8 Mart’ını kutluyorum. Onların mücadelesinin hepimizi özgürlüğe kavuşturacağına inanıyorum.”

Kaynak: MA

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

ShareTweet
Previous Post

Giysilerde kar beyazı etkisi: Beyaz çamaşırları ilk günkü gibi bembeyaz yapmanın 10 etkili ve doğal yolu

Next Post

Samsunspor, Konferans Ligi’nde Son 16 Turunda

Related Posts

Tutuklu gazeteci Alican Uludağ için Sincan Cezaevi’ne sevk kararı
Kürt Meselesi

Tutuklu gazeteci Alican Uludağ için Sincan Cezaevi’ne sevk kararı

27 Şubat 2026
Gazetecilerin tutuklanmasına basın meslek örgütlerinden ortak tepki
Kürt Meselesi

Gazetecilerin tutuklanmasına basın meslek örgütlerinden ortak tepki

26 Şubat 2026
Katledilen Aktaş ile Yavuzel anıldı: Hakikatler susmayacak
Kürt Meselesi

Katledilen Aktaş ile Yavuzel anıldı: Hakikatler susmayacak

26 Şubat 2026
Agos ve Evrensel okumak, Ermeni ve Alevileri övmek disiplin cezasına gerekçe yapıldı
Kürt Meselesi

Agos ve Evrensel okumak, Ermeni ve Alevileri övmek disiplin cezasına gerekçe yapıldı

26 Şubat 2026
EMEP Dêrsim İl Başkanı Tekin’i yaralayan polis yargılanacak
Kürt Meselesi

EMEP Dêrsim İl Başkanı Tekin’i yaralayan polis yargılanacak

26 Şubat 2026
Bakırhan: Kayyım uygulamaları bu ülkenin utancıdır, halkın iradesi iade edilmeli
Kürt Meselesi

Bakırhan: Kayyım uygulamaları bu ülkenin utancıdır, halkın iradesi iade edilmeli

26 Şubat 2026
Next Post
Samsunspor, Konferans Ligi’nde Son 16 Turunda

Samsunspor, Konferans Ligi’nde Son 16 Turunda

  • Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter

No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter