MAHMUT AKPINAR | YORUM
Demokrasilerin kalbi parlamentolardır. Parlamento halkın iradesini yansıtan, yürütmenin, yargının keyfiliğini denetleyen en kritik kurumdur. Parlamento gemideki makine dairesi, buhar kazanı gibidir. Orası sağlıklı çalışıyor ve görevlerini yapıyorsa devlet ve kurumları verimli ve demokratik olarak çalışır. Parlamenterler bağımsızlığını koruyorsa liderlere hesap sorabilir; aksi durumda halk iradesi güç kaybeder ve zamanla işlevsizleşir.
Yıllarca hepimiz İlk Meclis’in yokluklar, yoksulluklar içinde nasıl kurulduğunu, halkın fedakarlıklarıyla milli mücadeleyi nasıl kazandığını ve ‘Gazi Meclis’ ünvanını aldığını öğrendik. İkinci Meclis’le birlikte katılımcı, demokratik hüviyetini kaybetse de ülke olarak varlığımızı TBMM’ye borçluyuz. Bu nedenle, “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir!” cümlesi Türkiye Cumhuriyeti’nin mottosudur, TBMM’ye girince sizi karşılar.
Jeffrey Epstein dosyalarının açıklanma süreci, parlamentoların önemini bir kez daha gösterdi. İki meclisli ABD Kongresi’nin sistemdeki kirlenme ve yozlaşmaya rağmen dosyaları yayınlatmak için verdiği mücadele, içeriklerin gölgesinde kaldı. Türkiye’de benzer yüzlerce araştırma ve soru önergesinin TBMM’de reddedilmesini, Meclis’in etkisizleştirilmesini, liderlere bağımlılığını görmemize neden oldu.
Epstein dosyaları, 2000’lerden beri süren soruşturmaların milyonlarca sayfa belgesini kapsıyordu: FBI kayıtları, mağdur ifadeleri, fotoğraflar, videolar ve ünlü isimlerle bağlantılar… 2024’te bazı mahkeme belgeleri kısmen açılmış olsa da asıl sonuç 2025’te Kongre’nin devreye girmesiyle yaşandı. Temsilciler Meclisi’nde birisi Demokrat diğeri Cumhuriyetçi iki parlamenterin öncülüğünde hazırlanan Epstein Files Transparency Act (H.R.4405), Adalet Bakanlığı’na (DOJ) Epstein ile ilgili tüm sınıflandırılmamış belgeleri, iletişimleri ve soruşturma materyallerini arama yapılabilir ve indirilebilir formatta yayınlama zorunluluğu getirdi. Yasa, 30 gün içinde tam şeffaflık talep ediyor ve Kongre’ye unredacted (düzenlenmemiş) isim listesi verilmesini zorunlu kılıyordu.
Başkan Trump başlangıçta yasaya karşı çıktı; hatta bazı Cumhuriyetçi müttefiklerini lobi yaparak engellemeye çalıştı. Ancak Kongre’de iki partinin birden sunduğu discharge petition (zorunlu oylama talebi) itirazlara rağmen oylandı. 18 Kasım 2025’te Temsilciler Meclisi 427-1 oyla yasayı kabul etti. Senato oybirliğiyle onayladı. Trump, yasayı imzalamak zorunda kaldı. ABD parlamenterleri halkın şeffaflık talebini önceleyerek gerçeklerin ortaya çıkmasını sağladı.
Adalet Bakanlığı, Aralık 2025’te ilk dökümanları yayınladı, ancak asıl büyük ifşaat Ocak 2026’da oldu: 3 milyondan fazla sayfa belge, 2.000’den fazla video ve 180.000 görüntü kamuoyuna açıldı. Toplamda 3.5 milyona yaklaşan materyal, Epstein’in bağlantılarını (Trump, Clinton, Musk, Gates gibi isimler dahil) detaylandırdı, Kongre denetim görevini yaptı, şeffaflığı sağladı. Kongre üyeleri sansürleri sorguladı, ek inceleme talep etti ve Adalet Bakanlığını da (DOJ) denetledi. Bu süreçte Adalet Bakanlığı bağımsızlığını korudu; medya belgeleri analiz edip halka ulaştırdı.
Epstein dosyaları elbette ABD’deki insani, ahlaki yozlaşmayı gösteriyor. Ancak bugün bu dosyalara ulaşabiliyor, karanlıkta kalacak pek çok suçtan, çürümeden haberdar olabiliyorsak, bunu Kongre’nin denetleme gücüne borçluyuz. Dosyaların ifşa edilmesinde, çıkar gruplarının çatışmasından, zamanlamadan vb bahsedilebilir. Ama günün sonunda yaşanan süreç, demokrasilerde sağlıklı işleyen parlamentoların vazgeçilmez olduğunu bir daha kanıtladı. Teorik olarak, Montesquieu’nün güçler ayrılığı ve Madison’ın Federalist Papers’taki “fren ve denge” mekanizması ABD’de işledi. Eğer bazı ülkelerde olduğu üzere Parlamento lidere/liderlere bağımlı olsaydı, dosyalar örtbas edilir, muhtemelen gizli kalırdı.
TBMM çok partili sisteme geçildikten sonra (olağanüstü dönemler hariç) istenilen düzeyde olmasa da siyasette ana aktör oldu, tıkanıklıkları açtı. Halkın genel çıkarları konusunda çoğu zaman tavrını gösterdi, irade ortaya koydu. Birinci Dünya Savaşı sonrası İstanbul Hükümeti’nin imzaladığı Sevr Antlaşması’nı reddetmesi bunların ilkiydi. TSK’nın ABD yanında Irak’a girmesini oylayan 1 Mart Tezkeresi’ne “hayır” demesi (2003) bir diğeriydi. Keza 2007 yılında Kemalist yargının 367 krizi ile yasama ve yürütme üzerinde baskı kurma çabasını TBMM erken seçim kararı alarak boşa çıkardı.
Ancak 2017 Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle TBMM tamamen yürütmenin tahakkümüne sokuldu, güçler ayrılığı resmen ve fiilen bitirildi. Artık kanun teklifleri sınırlı tartışmayla geçiyor, soru önergeleri cevapsız kalıyor, denetim mekanizmaları işletilmiyor. Meclis, onay mekanizmasına dönüştürüldü. İki dönem kuralı ihlal edildi ve fiilen ‘Tek Adam’ rejimi kuruldu. Erdoğan’ın devlet ve kurumlar üzerindeki gücü arttıkça kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü, ifade hürriyeti.. yok oldu. Ama en önemlisi TBMM etkisizleştirildi.
Epstein dosyaları ABD’de Kongre’nin hala çok etkili ve işlevsel olduğunu, denetim görevini yaptığını da gösterdi. Kongre (ABD Parlamentosu) inisiyatif aldı ve çok güçlü elitlerin içinde olduğu karanlık ve kirli bir olayı aydınlattı, halkına karşı görevini yaptı. Elbette süreçle, yöntemlerle ilgili tartışılacak noktalar olabilir. Ancak günün sonunda Kongre ABD’de nihai kararı verenin kendisi olduğunu, kararlarının herkesi bağladığını gösterdi.
Milletvekillerimize hakaret etmek istemem, ancak şu anda TBMM çatısı altında milletvekili olmanın ekonomik ve statü avantajlarının tadını çıkaran, talimata göre oy kullanan birbirine benzer 600 kişi var. (Sınırlı sayıdaki müstesna vekili tenzih ederim!)
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (madde 80): “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün milleti temsil ederler” der. Bu madde parti disiplinine, lider tahakkümüne, bölgesel çıkarlara rağmen, her vekilin vicdanına, ülkenin ve toplumun çıkarlarına göre irade kullanması gerektiğini söyler. Eğer milli çıkarlara, anayasaya rağmen lidere boyun eğiyorsa iradesini ve temsil niteliğini yitirmiş demektir. Böyle bir parlamentonun Kuzey Kore meclisinden farkı kalmaz.
Demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ilk ve vazgeçilmez şartı güçlü, itibarlı ve etkili bir parlamentodur. Bu yoksa, demokrasi kağıt üzerinde kalır, halkın iradesi umursanmaz, milli çıkarlar yok sayılır. AKP’liler bugünlerde “Gördünüz mü ABD nasıl yozlaşmış?” diye kendilerine pay çıkarma peşindeler ama hepimiz biliyoruz ki Epstein sürecindeki gibi şeffaf, etkili bir süreç Türkiye’de hayal dahi edilemez.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































