İLKER DOĞAN | HABER-YORUM
İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği’nin, gazeteci Alican Uludağ’ı tutuklama kararında yer alan ifadeler, dosyada hangi somut fiillerin “suç” sayıldığı ve hangi delillere dayanıldığı tartışmasını yeniden alevlendirdi. Mahkemenin tutuklama kararında yer alan gerekçeleri okuduğunuzda aslında sosyal medyanın varlığının ‘suç’ sayıldığını görüyorsunuz… Bir başka absürt ifade ise Uludağ’ın polslerce gözaltına alınmasının ‘kaçma şüphesine’ gerekçe olarak gösterilmesi… Rejim bu tutuklama kararıyla tüm medya mahallesine net bir mesaj veriyor aslında: “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!”
Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek 19 Şubat’ta gözaltına alınan gazeteci DW Türkçe’nin Ankara muhabiri Alican Uludağ, 20 Şubat’ta ‘Cumhurbaşkanına alenen hakaret’ ve ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak’ suçlamasıyla tutuklandı. Uludağ’a savcılık sorgusunda son 1 yılda yaptığı sosyal medya paylaşımlarının sorulduğu öğrenildi. İStanbul Cumhuriyet Başsavcalığı tarafından yapılan açıklamay agöre Alican Uludağ hakkındaki soruşturmanın ‘resen’ başlatılmış; yani bir şikayet yok!
Alican Uludağ’ın avukatı Abbas Yalçın da bu noktaya dikkat çekiyor: “Tutuklamaya sevk yazısında suç tarihi 19 Şubat 2026 olarak gösteriliyor. Bu doğru değil. Dosya içeriğinden anlıyoruz ki ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasına dayanak yapılan paylaşımların tamamı 2025 yılına ait. En yakını yaklaşık dört ay önce atılmış, bazıları bir yıl öncesine dayanıyor. Bir yıl boyunca Cumhurbaşkanının avukatları tarafından herhangi bir şikâyette bulunulmamış. Ankara’daki savcılıklar da bu paylaşımlar nedeniyle bir soruşturma açmamış. Buna rağmen İstanbul’da ve üstelik bir terör savcısı tarafından re’sen soruşturma başlatılıyor.”
“Sosyal medyayı kullanmayın” diyememişler!
Mahkemenin görünürdeki gerekçesi ‘Cumhurbaşkanına hakaret ve halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak’ ancak Alican Uludağ bu konuda farklı düşünüyor. Mahkeme ifadesinde şunları söylüyor: “Ankara’da Akın Gürlek’e ilişkin bir temizlik yapılmak isteniyor. Benzer birçok operasyona karşı yorumlarını ve eleştirilerini dile getireceği için ‘Alican’ı uzaklaştırmamız lazım Ankara’dan!’ denilerek bu dosya uyduruldu. Suç işlendiği iddiasıyla ilgisi yoktur bu soruşturmanın; ‘Ankara’da yeni adalet bakanımız rahat etsin, basın toplantılarında soru sorma ihtimali var, tutuklayalım susturalım’ diye yapılıyor.”
Alican Uludağ’a göre tutuklanmasının sebebi ‘yol temizliği!’ Rejim, yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in ‘daha rahat’ çalışması için güzergah temizliği yapıyor.
İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği’nin tutuklama kararında yer alan gerekçeler de gazeteci Alican Uludağ’ı doğrular nitelikte. Tutuklama kararına yapılan gerekçelere baktığınızda, savcılığın aslında ‘sosyal medyada paylaşım yapmayı’ suç saydığını görüyorsunuz…
Mahkeme tutanağında yer alan ifadelere göre tutuklama kararının gerekçeleri şöyle sıralanıyor: Paylaşımların farklı tarihlerde yapılması ve X (Twitter) üzerinden herkese açık şekilde paylaşılması suçun ağırlaştırıcı unsuru olarak görülüyor. Bir gazetecinin kolluk marifetiyle yakalanmış olması, mahkeme tarafından potansiyel bir kaçma şüphesi olarak yorumlanıyor. Delillerin yani sosyayl medya paylaşımlarının(!) henüz tam toplanmadığı ve şüphelinin tanıklar üzerinde baskı kurabileceği iddia ediliyor. Bütün bunlar sıralandıktan sonra ‘adli kontrol hükümlerinin bu aşamada yetersiz kalacağı’ belirtilerek tutuklama kararı veriliyor… (Karar metni aşağıda)
Alican Uludağ hakkında verilen tutuklama kararında yer alan ifadeler, hukuk tekniği ve mantık ilkeleri açısından ciddi soru işaretleri barındırıyor. Mahkemenin gerekçelendirme biçimi, hukuki bir dayanaktan ziyade basın faaliyetini cezalandırma eğilimi taşıyor. Esasında bu tutuklama kararıyla yapılmak istenen bir gözdağı… Rejim, bu absürt tutuklama kararıyla diğer muhalif gazetecilere mesaj veriyor; “Sakın ola sosyal medyada Erdoğan ya da iktidarla ilgili eleştirel haber ya da yorum yapmayın. Şikayete bile gerek yok, ben gereğini yapar, resen soruşturma açar ve uyduruk gerekçelerle sizi de kodese tıkarım!”
Öncelikle, kararda geçen “paylaşımların herkese açık şekilde X (Twitter) platformunda yapılmış olması” ifadesi, suçun alenen işlendiğine dair bir kanıt gibi sunuluyor. Sosyal medya platformlarının varlık sebebi zaten bilginin ve düşüncenin halka açık şekilde paylaşılması! Gazetecilik mesleği doğası gereği kamusal bir faaliyettir; dolayısıyla “paylaşımın herkese açık olması” üzerinden bir suçlama inşa etmek, fiilen halka açık platformlarda eleştiri yapmayı yasaklamak anlamına geliyor…
Somut delile gerek yok; niyet okuyorlar!
Benzer şekilde, “paylaşımların belirlenemeyen sayıda kişiye ulaştığı” tespiti, hukuki bir ölçütten yoksundur. Bir içeriğin kaç kişiye ulaştığının belirsizliği, tutuklama gibi ağır bir tedbirin gerekçesi olamaz. Eğer bir ifade suç teşkil ediyorsa, bunun 10 kişiye mi yoksa 10 bin kişiye mi ulaştığı neden önemli? Suç varsa vardır, yoksa yoktur! “Belirlenemeyen sayı” gibi muğlak ifadelerle bir gazetecinin/bir insanın özgürlüğünden mahrum bırakılması, yargının somut veri yerine niyet okumaya yöneldiğini göstermektedir.
En dikkat çekici gerekçelerden biri de “şüphelinin kolluk marifetiyle yakalanması sebebiyle kaçma şüphesinin bulunması” iddiası. Hukuk sisteminde bir kişinin polis tarafından gözaltına alınmış olması, o kişinin kaçmaya çalıştığı anlamına gelmez; bu sadece gözaltı prosedürünün uygulandığını gösterir.
Adresi belli olan, mesleği ve kimliği kamuoyunca bilinen bir gazetecinin, sadece emniyet güçlerince getirilmiş olmasını “kaçma şüphesi”ne delil saymak, CMK’daki tutuklama şartlarını kasten genişletmektir. Bu mantık yürütüldüğünde, hakkında gözaltı kararı verilen her vatandaş otomatik olarak “kaçma şüphelisi” ilan edilebilir ki bu durum adil yargılanma hakkının açık bir ihlali anlamına geliyor… Rejim açtığı yolun farkında mı?
Alican Uludağ hakkında verilen bu tutuklama kararı ifade özgürlüğünün özünü zedeleyen, dijital çağın gerçekleriyle bağdaşmayan ve hukuki kavramları zorlayarak bir gazeteciyi susturmayı amaçlayan bir “cezalandırma” pratiğine dönüşmüştür. Ve burada sorun sadece Alican Uludağ değildir. Rejim, bütün gazetecilere net bir mesaj veriyor: “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!”
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































