SALİH HOŞOĞLU | YORUM
Türkçe’nin yüz akı, devrimizin son mütefekkirlerden Ahmet Turan Alkan vefat etti ve arkasından farklı kesimlerden hayıflanmalar, övgüler ve üzüntü ifadeleri yükseldi. A. Turan Alkan Türkiye’nin belki de son dönemde yetiştirdiği en usta kalemlerden biriydi ancak sadece bu değildi. Aynı zamanda özgün bir mütefekkir ve münevverdi.
Ömrünün son 10 yılında maruz kaldığı muameleler Türkiye için bir utanç olarak tarihe geçti. Türkiye, benzeri diğer ülkeler gibi, kendi değerlerini çiğneme ve biçme konusunda bizi hiç şaşırtmadı. İşte böyle bir değer olan A. Turan Alkan doğduğu topraklara ve kendi insanlarına küskün vefat etti. Kendisine Allah’tan rahmet dilerim.
Sanırım 2008 yılı sonlarıydı, Irak-Kürdistan Bölgesinin başkenti Erbil’de icra edilen bir toplantıya katılmıştı ve orada kendisi ile tanışmıştık. Bir akşam yemeğinde başka birkaç gazeteci ile birlikte misafirimiz olmuştu. Kendisi tam bir beyefendi ve nezaket abidesi idi. Bu ayırıcı vasıfları kısa bir görüşmede bile fazlasıyla tebeyyün ediyordu.
Ahmet Turan Alkan üstadımıza yaşatılanlardan dolayı tek kelimeyle utanç duyuyorum. Kim adına biliyor musunuz? Özellikle dindarlık iddiasında olanlar adına, muhafazakarlar adına, Ülkücü geçmişi olanlar ve hala Ülkücülük iddiasında olanlar adına ve özellikle İslamcılar adına. Bu utanç özellikle bu cenahın utancıdır dostlar.
Fotoğraflar, Nedim Hazar’ın kişisel YouTube hesabında paylaştığı ‘Ahmet Turan ALkan’ videosundan alınmıştır…
Kendimizi kandırmayalım, bizim cenahın, yani kara Türklerin, köyden, çevreden gelenlerin ayıbıdır. Gecekondudan başında takkesiyle gelip paraya ve güce kavuşunca içinden bir gulyabani çıkan, güce tapan, fikri, özgürlüğü, düşünceyi ve sanatı sadece kendine hizmet ediyorsa saygın bulan bir güruhun arkasına düşmüş olan hakikatsiz dindarların ayıbıdır bu.
Aralarından çıkıp gene onları istismar eden bir kısım yalancı ve talancı siyaset bezirganlarına kanıp gerçekten muhafazakar olanları terk edenlerin ayıbı. Terk etmekle kalmayıp bu yalanlara ve talanlara destek olanların ayıbı.
Ahmet Turan Alkan neyi temsil ediyordu sorusuna tek cümle ile cevap vermek zor. Zaman Gazetesi’nin yazarlarının her birerleri Türkiye’nin fikir coğrafyasının bir parçasını temsil ediyordu. Bir anlamda onlar Türkiye’nin ortak aklı ve ortak vicdanı idiler. Bu akıl ve vicdanın billurlaşmış hali idi o gazete.
Bu yazarların bazıları doğrudan Hizmet Hareketi içinde yetişmişti ama A. Turan Alkan gibi çok sayıda yazar başka kökenlerden, başka düşünce ve fikir fideliklerinden yetişmiş ve gelmiş değerlerdi. Onların her birerlerinin ne büyük değerler/kıymetler/kametler olduğunu Zaman ve refikleri susturulunca düşünce coğrafyamızın çoraklaşmasından ve ortalığın bir kısım fikir cücelerine ve müptezel şarlatanlara kalmasından anlayabilirsiniz.
Zaman Gazetesi yazarlarının ekserisi Anadolu İrfanı denilen olgunun mücessem haliydiler diyebiliriz. Her birerleri farklı toplum kesimlerinin sağduyusunu ve vicdanının yansımasıydı. A. Turan Alkan dünyada ve Türkiye’de barışın ve birlikte yaşamanın tohumlarını eken bu oluşuma dindar Ülkücü kökenden gelip katılanları veya destek olanları temsil ediyordu.
Onun gibi geçmişte Ülkücü çevrede bulunan yüzbinlerce gönüllü bu Hizmet’e sahip çıkmıştı. O aslında muhtemelen eskiden de çok benzer ideallere sahipti ama o ideallerine bu çatı altında daha iyi hizmet edebileceğini gördüğü için buraya gelmişti.
Ahmet Turan Alkan ve diğer bütün Zaman yazarları mutlaka susturulmalıydı, zira onlar hakikatin birer dili ve sembolü idiler. Daha önceki bir yazıda diktatörlerin hangi tür muhalifler istediğini 1984 romanı üzerinden irdelemiştim. Baskıcı rejimler kahraman olacak muhalif istemez ve muhaliflerini kahramanlaştırarak yok etmekten kaçınmaya çalışırlar.
Romanda diktatörlüğün temsilcisi O’brien’in ifade ettiği, “Ne kadar gizli ve güçsüz olursa olsun, yanlış bir düşüncenin dünyanın herhangi bir yerinde var olması bizim için kabul edilemez!” prensibinden dolayı bütün Zaman yazarları satın alınmaya çalışıldı. Satın alınamazsa baskıyla ve daha olmazsa zulümle biat ettirilmek istendi. En azından bir bağlılık bildirimi yapmaları için her şey yapıldı.
Ahmet Turan Alkan dindar muhafazakar çevreden gelmesi hasebiyle muktedirler için çok önemli bir kalemdi ve iktidar tabanında da çok dikkate alınmaktaydı. O bütün baskılara rağmen geri adım atmamış ve iktidarın istediği biatı yapmadığı için ciddi sağlık problemlerine ve ilerlemiş yaşına rağmen hapsedildi, kamuoyu önünde linçe maruz kaldı ve bağlılık bildirimi yapmaya zorlandı.
Hassas kişiliğinden dolayı bu karalamalar, iftiralar ve hapishane sürecinin onu ziyadesiyle etkilediği anlaşılıyor. Elbette sağlığının hapiste kalmaya müsait olmadığını biliyorlardı ama onun susturulması ve mümkünse devşirilmesi onlar için hayati öneme sahipti. Onu taciz etmek için çok şey yapıldığını ve etki faktörü yüksek bir kişi olduğu için sadece kendisi değil ailesi de ciddi endişe ettiğini düşünüyorum.
Şahsen onun adına yazılan ve sevenlerini üzen açıklamaları okuyunca kendisi hakkındaki hüsnü zannım eksilmedi ve hakkında olumsuz bir düşünceye kapılmadım. Zira biliyordum ki tutsaklar adına yapılan veya onların yaptığı beyanlara ihtiyatla yaklaşmak gerekir. O açıklamaları okuyunca anladım ki A. Turan Alkan çok ağır baskı altındadır ve bu yazıları imzalamak zorunda kalmıştır. Eğer kendisi hakikaten Hizmet’e tavır almış ve iktidarı onaylamış olsaydı öyle kıytırık bir-iki yazı yazmaz, çıkar ekranlarda bunu açıkça anlatırdı. Bunun ötesinde yandaş medyada ona köşeler tahsis ederlerdi, o da programdan programa koşturur, ekranlarda boy gösterirdi.
Ahmet Turan Alkan’ın vefatı sonrasındaki tepkileri de oldukça ibretlik buldum. Elbette gerçek dostları üzüntülerini ve yapılan zulümlere olan tepkilerini ifade ettiler. Ancak muhafazakar kesimin önemli bir kısmı vefatını haber bile yapmadılar. Ahmet Turan Alkan onlar için yok hükmündeymiş anlaşılan. Bunu iktidar cenahından olan korkularından mı, bu zulümlere destek verdikleri için utançlarından mı yoksa kıskançlık ve düşmanlıklarından mı yaptılar bilemiyoruz.
Bir kısım kişiler de Alkan’ın yaşadıkları ve vefatı üzerinden Hizmet’e saldırmaya çalıştılar. Zalime tepki veremeyip mazluma “Ama sen de…” diye çıkışmak ne kadar ilkesiz bir davranış, değil mi? En azından bu yapılanların yanlışlığını ifade etmeleri insanlığın en alt düzeyi olmalı diye düşünüyorum.
Ailesine sabır ve hepimize baş sağlığı diliyorum. Hayatta olan değerlerimize sahip çıkalım lütfen…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































