Kayıp yakınlarının üç kentte yaptığı eylemlerde Mehdi Akdeniz, Metin Can, Hasan Kaya ve Cüneyt Aydınlar için adalet istendi
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve kayıp yakınları Amed, Êlih (Batman) ve Colemêrg’te (Hakkari) düzenledikleri eylemlerde kayıpların bulunarak faillerinin yargılanmasını talep etti.
Amed
İHD Amed Şubesi ve kayıp yakınları “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” şiarıyla düzenledikleri eylemlerini 888’inci haftasında da sürdürdü. Rezan (Bağlar) ilçesi Koşuyolu Parkı İnsan Hakları Anıtı önünde yapılan eyleme çok sayıda kişi katıldı.
Bu haftaki eylemde Amed’in Pasûr (Kulp) ilçesinde 20 Şubat 1994’te gözaltına alınan ve kendisinden haber alınamayan Mehmet Mehdi Akdeniz’in hikayesi okundu. Mehmet Mehdi Akdeniz’in hikayesini İHD Amed Kayıp Komisyonu üyesi Berfin Elçi okudu. Okunan hikaye şöyle:
“Kayıp Mehmet Mehdi Akdeniz’in annesi Mevlüde Akdeniz’in anlatım ve beyanlarına göre; 20 Şubat 1994 tarihinde saat 14.30 sıralarında Kulp İlçe Jandarma Komutanlığı’na bağlı askerler tarafından, Akdeniz ailesinin ikamet ettiği Amed ili Pasûr ilçesi Kerra köyüne tahminen 200 civarında asker tarafından baskın düzenlenir. Askerlerin bir kısmı köyün çevresinde beklerken, diğer bir kısmı da köyün içerisinde girer. Askerler köylülerden yiyecek ister. Köy yakma ve boşaltma olaylarının yoğun yaşandığı yıllar olması nedeniyle, köylüler korktukları için askerlerin isteklerine uymak zorunda kalır. Bu nedenle askerlerin istekleri yerine getirilir. Baskın esnasında hanelerde bulunan insanlar, askerler tarafından dışarıya çıkmaya zorlanır. 22 yaşındaki Mehmet Mehdi Akdeniz de köye bağlı Gerger (Sesveren) mezrası camisinde bulunduğu sırada alınıp köye getirilir.
‘Kalabalıktan uzaklaştırılır’
Askerler, kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapılmaksızın tüm köylüleri köy meydanında toplar. Evler askerlerce ateşe verilir. Bir asker, elindeki kâğıttan 6 kişinin ismini okur. İsimleri okunan 18 yaşındaki İrfan Akdeniz, 22 yaşındaki Mehmet Mehdi Akdeniz, 22 yaşındaki Ziya Çiçek, 35 yaşındaki Faik Akdeniz, 35 yaşındaki Mehmet Şirin Allahverdi, 40 yaşındaki Halit Akdeniz tüm köylülerin gözlerin önünde askerler tarafından şiddete maruz kalır. Daha sonra köydeki evlerinden birinin arkasına götürülerek kalabalıktan uzaklaştırılırlar. Köy baskınından iki saat sonra askerler 6 kişiye de yanlarına alarak bir buçuk kilometre mesafede olan komşu bir mezra da bulunan araçlara binerek ilçeye gider.
Gözaltına alınan 6 kişiden Halit, İrfan, Mehmet Şirin ve Ziya 18 gün sonra serbest bırakılır. Gözaltında bulundukları sırada aileleri başka köylere göç ettikleri için, serbest bırakılan 4 kişi ailelerinin göç ettikleri köylere gider. Ancak Ziya Çiçek, serbest bırakıldığında askere gönderilir.
‘Bir daha haber alınamaz’
Gözaltına çıkan kişiler, 5 gün boyunca Mehmet Mehdi Akdeniz ile Kulp İlçe Jandarma Komutanlığı’nda birlikte tutulduklarını ve kendilerine yoğun bir şekilde işkence ve kötü muamelede bulunulduğunu anlatırlar ve 5 gün sonra Silvan İlçe Jandarma Komuntanlığı’na götürülen Mehmet Mehdi Akdeniz’i bir daha görmediklerini belirtirler. 6 Kişiden Faik Akdeniz ise tutuklanarak Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevine götürülür. Tanık beyanına göre; Silvan İlçe Jandarma Komutanlığı’nda tutulan Mehmet Mehdi Akdeniz, bir hafta tutulduktan sonra Diyarbakır İl Jandarma Komuntanlığı’na götürülür.
Yine tanık beyanına göre; Mehmet Mehdi Akdeniz Diyarbakır İl Jandarma Komuntanlığı’nda gözaltında kaybedilen Kuddusi Adıgüzel ve Mirza Ateş ile birlikte görülür. Bu tarihten sonra Mehmet Mehdi Akdeniz hakkında bir daha haber alınamaz.
‘AİHM’den ihlal kararı alınır’
Ailesi, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne çeşitli zamanlarda başvurularda bulunur. Verilen dilekçelere genellikle yazılı yanıt verilmez. Ancak 11 Mayıs 1994 tarihinde dilekçelerinden birine verilen yazılı yanıtta ‘Gözetim kayıtlarımızın tetkikinde ismine rastlanılmamıştır’ denir. Onlarca insanın gözü önünde gözaltına alınmasına rağmen gözaltına alındığı reddedilir. Akdeniz ailesinin bundan sonraki tüm başvuruları sonuçsuz kalır. İç hukukta bir sonuca varamayan Akdeniz ailesi AİHM’e başvurur ve ihlal kararı alır.”
Êlih
Êlih’te ise İHD ve kayıp yakınlarının eylemi, 724’üncü haftasında Gülistan Caddesi’nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde sürdürüldü. Bu haftaki eylemde, 32 yıl önce gece evlerinden kaçırılarak katledilen İHD Xarpêt Şube Başkanı Av. Metin Can ve kurucu üye Dr. Hasan Kaya’nın akıbeti soruldu.
Can ve Kaya’nın kaybedilme hikayesini İHD yöneticisi Hüseyin Elçi okudu. Can ve Kaya’nın kaybedilme hikâyesi şöyle:
“21 Şubat 1993 tarihinde JİTEM tarafından Av. Metin Can ile Dr. Hasan Kaya Elâzığ il merkezindeki evinden kaçırıldı. Kaçırılışlarından bir gün sonra araçları Elâzığ Vartatil (Yazıkonak) beldesinde bir besici ahırı yakınlarında bulundu. Sonradan bu ahır içinde Metin Can ve Hasan Kaya’ya vahşice işkenceler yapıldığı anlaşıldı. Arabanın bulunmasıyla, en başta yakın akrabaları ve dostları olmak üzere, halk tarafından SHP Elâzığ il binasında açlık ve ölüm orucu eylemi başlattılar. Ayrıca, bazı siyasi partiler, sendikalar, İHD ile birçok demokratik sivil toplum kuruluşları da bu ölüm ve açlık orucu eylemlerine gerekli desteği vermek için yoğun katılım sağladı.
‘Ailelerine işkence sesleri dinletildi’
Bir taraftan bu eylemler devam ederken, diğer taraftan da Metin Can ve Hasan Kaya’yı kontraların elinden kurtarmak umuduyla, dönemin İç İşleri Bakanı ve Aydın Milletvekili İsmet Sezginle görüşmek üzere, Metin Can’ın doktor eşi Fatma Can İHD tarafından oluşturulan bir heyet ile birlikte Ankara’ya gitti. Bakan heyet temsilcilerini kabul ederek, heyette bulunan Doktor Fatma Can’a ‘Siz hiç endişe etmeyiniz aldığımız duyuma göre eşiniz bir-iki gün içinde evine dönecektir’ sözleriyle güvence verdi. Bu sözler üzerine heyet Elazığ’a geri döndü. JİTEM heyetle ve halkla alay edercesine, eylemin yapıldığı ve halkın kitlesel olarak bulunduğu SHP il binasının önündeki elektrik direğine bir poşet içinde Metin Can’ın ayakkabılarını astı. JİTEM bununla da yetinmeyerek, Metin Can ve Hasan Kaya’nın evlerine telefon açarak ailelerine işkence seslerini dinletti.
‘Failler hakkında soruşturma açıldı’
Demokratik sivil toplum kuruluşlarının ve halkın tüm çabalarına rağmen, 26 Şubat 1993 tarihinde Dêrsim yakınlarında ve jandarma karakoluna çok yakın bir mesafede olan Dinar köprüsünün altında cenazeleri bulundu. Olayın yaşandığı tarihte Elazığ’dan Dêrsim yakınlarındaki Dinar köprüsüne kadar en az beş kontrol noktası bulunmaktaydı. Metin’in o zaman anne karnında olan bebeği babasını hiç göremedi. JİTEM’in eski sorumlusu Ahmet Cem Ersever olaydan birkaç ay sonra Aydınlık gazetesine yaptığı itirafta, Metin Can ve Hasan Kaya’nın öldürülmesine karışan iki kişinin ismini ve adresini vermesine rağmen failler hakkında hiçbir soruşturma yapılmadı.”
Colemêrg
Colemêrgîn Gever (Yüksekova) ilçesindeki eylem 214’ncü haftasında devam etti. Bu haftaki eylemde 20 Şubat 1994’te kaybedilen Cüneyt Aydınlar’ın akıbeti soruldu. Açıklamayı İHD Colemêrg Şubesi Eşbaşkanı Ozan Akbaş okudu.
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi olan Cüneyt Aydınlar’ın, 20 Şubat 1994 tarihinde saat 13.00 sıralarında Bakırköy’de gözaltına alındığını hatırlatan Ozan Akbaş, “Burada polisler tarafından gözaltına alınarak Gayrettepe Siyasi Şube’ye götürüldü. Burada yedi gün kayıt dışı gözaltında tutulduktan sonra, 27 Şubat 1994 tarihinde gözaltı kaydı yapıldı. Ancak aynı operasyon kapsamında gözaltına alınan 14 kişi mahkemeye sevk edildiklerinde, aralarında Cüneyt yoktu. İstanbul Emniyeti, Cüneyt’i soran ailesine ve İnsan Hakları Derneği avukatlarına, ‘28 Şubat 1994 tarihinde yer göstermeye götürdük, elimizden kaçıp kayıplara karıştı’ cevabını verdi. Cüneyt’ten bir daha haber alınamadı. Ailenin ve İHD’nin başvurduğu yetkili merciler, Cüneyt Aydınlar’ın gözaltında kaybedilmesi ile ilgili hemen, etkin ve tarafsız bir soruşturma süreci başlatmadı. Cüneyt’in kaybedilmesini önlemek ve sonrasında onu kaybedenleri cezalandırılmak için, kendi yetkileri dahilindeki gerekli önlemleri almadı” dedi.
Kaynak: MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***




































